LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te kefil ifadesini içeren 48 kelime bulundu...

aval

  • Bir ticaret senedine yazılan kefillik. Böyle bir kefalete girişen kimse. (Fransızca)

azin / âzin

  • Kefil. Birinin yerine kefalet eden.
  • Kapıcı, perdeci.
  • İzin veren.

damin

  • Kefil olan, tazminat veren. Ödeyen.

ezin

  • Kefil.

garir / garîr

  • Kefil.
  • Güzel ahlâk.
  • Durumdan veya işten anlamıyan.

hamale

  • Bir mala kefil olma.

hamil / hamîl

  • Kefil.
  • Başka yerden getirilen oğlan.

hicr

  • Men etmek; akıl ve bâliğ olmamış çocuk, deli, bunak, sefih yâni malını kötü yere harcayan ve borçlu gibi kimseleri, tasarruf-i kavlîsinden yâni alış-veriş, kirâlama, havâle, kefillik, emânet ve rehin alıp-verme, hibe gibi işlerin tasarruflarından men' etme.
  • Dostluğu bırakmak, dargın

hükm-i zımni / hükm-i zımnî

  • Fık: Zımnen vaki olan hüküm. (Bir kimse diğer bir kimse aleyhine; "Benim filân şahıs zimmetinde sâbit olacak şu kadar lira alacağıma onun emriyle kefil olmuş idin" diye dâva ve o kimse kefâleti ikrar ve borcu inkâr etmekle müddei, borcu isbat ederek hâkim dahi hükmetse bu hüküm kefil aleyhine sarâhe

ikfal

  • Kefil gösterme, tekellüf ettirme.

inan şirketi / inân şirketi

  • Ortakların birbirine vekil olup, kefil olmadıkları şirket.

istikfal

  • (Kefâlet. den) Kefil olma, kefilliği kabul etme.

kabil

  • Gibi, türlü, biraz evvel, az önce. Aşikâr. İleri gelen. Kabul eden.
  • Sınıf, nevi, soy.
  • Kefil.
  • Birbirine muhalif kavimden üç beş kişi.

kafil / kâfil

  • Birinin yerine ödemeyi kabul eden. Kefil olan.
  • Kefil olan.

kefalet / kefâlet / كفالت

  • Kefillik. Bir kimse kendine âid bir işi yapamadığı veya borcunu ödeyemediği takdirde, yerine onun işini göreceğini kabul etmek.
  • Birine kefil olmak. İşini üzerine almak.
  • Bir şeye kefil olma, mesuliyeti üzerine alma.
  • Kefillik. Kefîl olmak. Bir kimsenin, borcunu ödememesi, taahhüdünü (verdiği sözü) yerine getirmemesi hâlinde onun yerine borcu ödemeği, sözü yerine getirme mes'ûliyetini (sorumluluğunu) alacaklıya karşı üzerine almak.
  • Kefillik.
  • Kefillik. (Arapça)

kefalet-bit-teslim

  • Bir malın teslimine kefil olma.

kefalet-i bil-mal

  • Fık: Bir mal için kefil olma.

kefalet-i binnefs

  • Birinin şahsına kefil olma.

kefalet-i muvakkata

  • Geçici bir zaman için kefil olma.

kefalet-i nakdiye

  • Bir hususu te'min için depozite yatırmak suretiyle kefil olma.

kefaleten

  • Kefil olarak. Kefillik suretiyle.

kefaletname

  • Kefillik kâğıdı, kefalet senedi. (Farsça)

kefil / kefîl / كفيل

  • Başkasına âit bir işi veya borcu üzerine alan, sorumluluğunu yüklenen kimse. Kefîle, dâmin de denir.
  • Kefil, kefalet eden. (Arapça)

kefil bi-t-teslim

  • Bir malın teslimine kefil olan kimse.

kefl

  • Okşamak.
  • Kefil olmak.
  • Yaramaz gönüllü olan.

kiyane

  • Kefâlet, kefil olma.

mekful

  • (Kefâlet. den) Kefil olmuş veya kefil olunmuş.

mekful-ün anh

  • Kendisine kefillik edilen kimse.

mükafele / mükâfele

  • Karşılıklı olarak birbirine kefil olma.

mükafil / mükâfil

  • Karşılıklı kefillerden herbiri.

mütekeffil

  • Kefil olan, tekeffül eden. Başkasının işini üzerine alan.
  • Kefilliği üstlenen, garantör.
  • Kefil olan.

mütekeffilane / mütekeffilâne

  • Kefil olarak. (Farsça)

mütekeffilin / mütekeffilîn

  • (Tekili: Mütekeffil) Mütekeffiller. Tekeffül edenler, kefil olanlar.

mütekkeffil

  • Kefil olan.

nekib

  • (Çoğulu: Nukabâ) Halkın iyisi.
  • Kâhya.
  • Kefil.
  • Müfettiş, kontrolcü.

sabir

  • (Çoğulu: Sıber) Kefil.
  • Yağmursuz beyaz bulut.

tazammun / تضمن

  • İhtiva etmek. İçine almak. İçinde başka şeyleri havi olmak. Muhit olmak.
  • Tazmini kabul etmek. Kefil olmak.
  • Man: Lâfzın, mevzuu olduğu mânanın cüz'üne delâlet etmesi.
  • Başka şeyler arasında bir şeyi daha içine alma.
  • Kefil olma.
  • İçinde bulundurma. (Arapça)
  • Kefil olma. (Arapça)
  • Tazammun etmek: (Arapça)
  • İçinde bulundurmak. (Arapça)
  • Kefil olmak. (Arapça)

tazmin

  • Kefil olmak.
  • Zarar verdiği kimsenin zarar ve ziyanını ödemek.
  • Edb: Başkasına ait bir mısra veya beyti intihâl ve tevârüd olmaksızın kendi şiirine alma san'atı.
  • Bir şeyi bir şeye dâhil etmek.
  • Zararı ödetmek.

te'minat / te'minât

  • (Tekili: Te'min) İnandırmak ve emniyet vermek için veya muhtemel zararı ödemek için verilen söz veya para, gösterilen kefil.

tekafül / tekâfül

  • Dayanışma, kefilleşme.

tekeffül / تكفل

  • Boynuna almak.
  • Birine kefil olmak. Kefâlet etmek veya vermek.
  • Kefil olma.
  • Kefil olma.
  • Kefil olma. (Arapça)
  • Tekeffül etmek: Kefil olmak. (Arapça)

tekeffül eden

  • Kefil olan.

tekeffül-ü rabbani / tekeffül-ü rabbânî / تَكَفُّلُ رَبَّان۪ي

  • Allah'ın üzerine alması, kefil olması.
  • Rabbin üzerine alması, kefil olması.

tekfil / tekfîl / تكفيل

  • Kefil etme. Kefil edilme. Kefil gösterme.
  • Boynuna aldırmak.
  • Kefil etme, kefil gösterme. (Arapça)

vilayet

  • Bir şeyi kudretle elde etme.
  • İl.
  • Birisine kefil olmak.
  • Dostluk. Muhabbet.

zaim

  • (Zeâmet. den) Zeâmet sahibi. Kefil.
  • Prens. Şef, lider.

zaman

  • Kefil olma, kefillik. Bir şeyin mislini veya değerini vermek üzere zarara karşı kefil olma, garanti.

zamin / zâmin

  • Ödeyen. Kefil. Tazmine mecbur olan.
  • Tazmin eden. Kefil olan.
  • Kefil.
  • Kefil, birisinden belli bir veya birkaç kimsenin istedikleri bir şeyi, kendisinin de ödeyeceğine söz veren kimse. Dâmin.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR