LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te keçi ifadesini içeren 95 kelime bulundu...

adet-i agnam / âdet-i agnâm

  • Keçi ve koyunlar için alınan vergi.

ağıl

  • Koyun, keçi vesair hayvanlara mahsus üstü açık, etrafı çit veya çalı çırpı ile çevrilmiş yer, mandıra.

agnam

  • (Tekili: Ganem) Koyunlar, keçiler.
  • Hayvanlardan alınan vergi anlamında kullanılan bir tabirdir.

ağnam

  • "Ganem"in çoğulu. Davarlar, koyunlar, keçiler.

alpaka

  • Güney Amerika'da yaşayan ve büyüklüğü keçi ile deve arasında olan bir hayvan.
  • Bu hayvanın kılından mamul bir cins ince yünlü kumaş.

anak / anâk

  • (Çoğulu: Ânuk) Dişi keçi yavrusu.
  • Zahmet, meşakkat.
  • Karakulak dedikleri hayvan.

ane / âne

  • Bir aşiretin bütünlüğü veya işleri veya şerefi.
  • Dişi ve yabani eşek.
  • Yabani eşek sürüsü.
  • Cedi (keçi) burcundan bir kısım yıldızlar.
  • Kasık kılı.
  • Apış arası, kasık.

arabe / arâbe

  • (Çoğulu: Arâbât) Keçi veya koyunun memesine geçirilen torba.
  • Açık saçık konuşma.

baliga / bâliga

  • Koyun ve keçi ayağı.

behme

  • (Çoğulu: Bühüm, bihâm; Cem'ul Cem: Bihâmât) Kuzu. Oğlak. Buzağı.
  • Keçi otu.

büc

  • Keçi. (Farsça)

bügeyg

  • Koyun.
  • Besili erkek geyik.
  • Semiz keçi.
  • Bir yerin adı.

büz / بز

  • Keçi. (Farsça)
  • Keçi. (Farsça)

büz-ban

  • Keçi çobanı. (Farsça)

büzgale

  • Keçi yavrusu, oğlak. (Farsça)

büziçe

  • Oğlak. Küçük, yavru keçi. (Farsça)

cedi

  • Güneş medarının oniki burcundan birisi. Oğlak burcu. (Güneşin cenuba doğru inişinin en aşağı derecesini bildirir.)
  • Keçinin erkek yavrusu, erkek oğlak.

cefr

  • Dört aylık keçi oğlağı.
  • Geniş ve örülmemiş kuyu.

cezre

  • Kasaplık koyun, keçi gibi davar.
  • Semiz koyun.

da'daa

  • Koyunu ve keçiyi çıkarıp sürmek.
  • Sallamak.
  • Bir kimseye "güzel dur" demek.
  • Miktarı çok olsun diye depretip çevirmek ve doldurmak.

defva

  • Boyu uzun ağaç. Uzun boyunlu keçi.
  • Boynu uzun olan kadın.

edfa

  • (Edfâk) Beli kamburlaşıp bükülmüş kimse.
  • Uzun boynuzlu keçi.
  • Kanadı uzun kuş.

en'am / en'âm

  • Davar, koyun, keçi, sığır ve deve gibi hayvanlar.

ezlem

  • Boğazı altında sarkık uzun kılları olan keçi.

eznem

  • Kulakları ucunda sarkık uzun kılları olan keçi.

fadır

  • (Çoğulu: Füdr) Zayıf.
  • Âciz, güçsüz.
  • Yaşlı dağ keçisi.

ferhud

  • Dağ keçisinin dişisi.

feşş

  • Eritmek.
  • Süt sağmak.
  • Çıkarmak.
  • Yabani olan keçiboynuzu ağacının yemişi.

gele

  • Sığır, koyun ve keçi sürüsü. (Farsça)
  • Sürü. (Farsça)

gufr

  • (Çoğulu: Egfâr) Dağ keçisinin oğlağı.
  • Hastanın iyi olduktan sonra yine üzülüp hasta olması.

hallal

  • Sirkeci, sirke yapan kimse.

harnub / خرنوب

  • Keçiboynuzu adı verilen bir cins yemiş.
  • Keçi boynuzu. (Arapça)

harrub

  • "Keçiboynuzu" adı verilen bir yemiş cinsi.

hayle

  • Keçi sürüsü.

hazama'

  • Kulağı enine yarılmış keçi.

heşeme

  • (Çoğulu: Heşemât) Dağ keçisinin oğlağı.

hurnub

  • Keçiboynuzu dedikleri yemiş.

hurub

  • Keçiboynuzu adı verilen yemiş.

isar

  • Keçinin memesine takılan torba, kese.

ka'z

  • Keçi ve sığırın, ağacın başını çekip kendine eğmesi.

kalanisi / kalânisî

  • Takkeci.

kar

  • (Çoğulu: Kur-Kirân) Zift, kara boya.
  • Deve. Dağ keçisi.
  • Ses çıkmasın diye ayağın kenarıyla yürümek.
  • Küçük tepe.
  • Kara taşlı yer.
  • Kara büyük taş.

karheb

  • Yaşlı, ihtiyar.
  • Yaşlı öküz.
  • Çok kıllı keçi.
  • Ulu ve şerefli kişi.

kej

  • Çarpık, eğri. Kumral. Tüylü keçi. (Farsça)

kın'ar

  • Dağ keçisinin semiz ve büyük olanı.

kurban

  • Allah'ın rızasını kazanmağa sebep olan şey.
  • Etleri, fakirlere parasız olarak dağıtılmak niyetiyle farz, vâcib veya sünnet olarak kesilen koyun, keçi, deve, sığır.. gibi hayvan.
  • Bir maksad uğrunda feda olma.
  • Beylerin ve meliklerin yakınlarından olan kimse.

kurmud

  • Dağ keçisinin erkeği.

larki / larkî

  • Keçiboynuzu.

ma'z

  • Keçi. Karaca.

magle

  • Yılda iki kez doğuran koyun ve keçi.

maız

  • (Çoğulu: Mevâız) Keçi.

maiz

  • Keçi.
  • Az miktar keçi. Ufak keçi sürüsü.

maşiye

  • (Çoğulu: Mevâşi) Koyun ve keçi gibi hayvan.
  • Oğlu ve kızı çok olan kadın.

masver

  • Sütsüz keçi.
  • Sütü zor çıkan deve.

mefdere

  • Dağ keçisinin durağı.

mevaşi / mevâşi

  • Davar, koyun, keçi, inek ve öküz gibi hayvanlar.
  • Davar ve mal gibi hayvanlar (koyun, keçi, öküz, inek...)

meyş

  • Halt etmek, karıştırmak.
  • Koyun sütünü keçi sütüne karıştırmak.
  • Yünü kıla karıştırmak.
  • Sözün birazını söyleyip, bir kısmını söylememe.

mir'ızza

  • Keçi kılının altında olan tiftik.

müsta'mir

  • İsti'mar eden, bir yere muhacir yerleştirerek orasını mâmur hâle getiren.
  • Müstemlekeci. Sömürgeci.

mutaf

  • (Muy-tâb. dan) Keçi kılından dokunmuş olan. (Farsça)
  • Kıldan yapılan at takımı. (Farsça)
  • Kıldan çul yapan, dokuyan veya satan. (Farsça)
  • Keçi kılından çul yapan, dokuyan veya satan.

nahçir

  • Av hayvanı. Sayd. (Farsça)
  • Av yeri. (Farsça)
  • Yaban keçisi. (Farsça)

nahise

  • Koyun sütüyle karışık keçi sütü.

nasba

  • Doğru boynuzlu koyun ve keçi.

nebah

  • (Nibâh-Nübâh) Köpek havlaması.
  • Yılan seslenişi.
  • Keçi ve geyik inleyişi.

nisab

  • Zekât ölçüsü, ölçü miktarı.
  • Üzerine zekât verilmesi farz olan mal miktarı.
  • Asıl, esas. Sermaye mal. Derece, had.
  • Fık: Altının nisabı: 20 miskal; gümüşünki 200 dirhem (yani 600 gram); koyun ile keçinin 40 adet; sığır, manda 30; ve devenin nisabı da 5'dir.
  • Bir m

oğlak

  • Keçi yavrusu.

pa-çe

  • Küçük ayak. Pantolon, şalvar gibi şeylerin dizden aşağı olan kısmı. Paça. (Farsça)
  • Koyun, keçi ve sığır ayağı. (Farsça)
  • Koyun, keçi ve sığır ayağından yapılan yemek. (Farsça)

posteki

  • Koyun veya keçi postu.

rişbüz

  • Keçi sakalı gibi sivri olan sakal. (Farsça)

sa'saa

  • Keçiyi sağmak için çağırmak.

sahle

  • (Çoğulu: Sühul-sihâl) Koyun kuzusuna ve keçi oğlağına derler. (Doğduğu vakitten dört aylık olana kadar.)

saime / sâime

  • Senenin yarısından fazla, meralarda, kırlarda sırf sütleri alınmak veya üreme ve beslenmeleri için otlatılan (koyun, keçi, sığır, manda, at ve deve cinsinden olan), ehlî hayvanlar.

şat-ı ibni mes'ud / şât-ı ibni mes'ud

  • İbni Mes'ud'un keçisi.

sega'

  • Koyun ve keçi sesi.

selle

  • Koyun ve keçi sürüsü.
  • Yıkmak, hedm.
  • Kuyu içinden çıkartılan toprak.

sevaim

  • (Tekili: Sâime) Otlak hayvanları. Çayıra başı boş salınan hayvanlar.
  • Zekâtı icab eden koyun, keçi, sığır, deve gibi çift tırnaklı hayvanlar.

şi'b

  • (Çoğulu: Şiâb) Keçiyolu, dar yol, dağ yolu.

sid

  • (Çoğulu: Sidân) Kurt,
  • Yaşlı keçi.
  • Arslan.

sirke-furuş

  • Sirkeci, sirke satan kimse. (Farsça)
  • Mc: Ekşimiş yüzlü kişi. (Farsça)

sube

  • At sürüsü.
  • Yirmi ile kırk arasında olan keçi sürüsü.
  • Kabın içinde kalan su. Artık su.

takıyye-duz / tâkıyye-duz

  • Takkeci, takke diken. (Farsça)

talve

  • Vahşi canavarların yavrusu.
  • Keçi bağladıkları ip parçası.

tartabe

  • Keçiyi sağmak için çağırmak.

teellüb

  • Cem'olmak, toplanmak.
  • Dağ keçisinin erkeği.

teke

  • Keçilerin erkeği. Sürü önünden giden kösemen. (Farsça)
  • Bir cilt defter. (Farsça)
  • Tezek. (Farsça)

teys

  • (Çoğulu: Tüyüs-Tiyese-Etyâs) Erkek keçi, teke.

tiyese

  • (Tekili: Teys) Erkek keçiler, tekeler.

ulcum

  • (Çoğulu: Alâcim) Erkek kurbağa.
  • Dağ keçisinin erkeği.
  • Deve kuşu.
  • Sağlam ve dayanıklı deve.
  • Çok su.
  • Gece karanlığı.

üm'uz

  • Keçi veya karaca.

ürviyye

  • (Çoğulu: Ervâ-Erâvi) Dağ keçisinin dişisi.

üyel

  • (Çoğulu: Eyâyil) Dağ keçisi.

vetire

  • (Çoğulu: Vetâir) Keçi yolu. Dar yol.
  • Tarz, üslub.
  • Burnun iki deliğini ayıran zar.

yelek

  • Her nesnenin beyazı.
  • Beyaz keçi.

zeleme

  • Keçinin boğazı altında sarkık olan kıllar. (Müz: Ezlem. Müe: Zelmâ)

zenme

  • Keçinin kulağı ucunda küpe gibi sarkan kıllar.
  • Devenin kulağından kesip ilişik koydukları parça.