LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te kavi ifadesini içeren 167 kelime bulundu...

abdal

  • t. Safdil, ahmak, bön.
  • Afganistan'da yaşıyan bir Türk kavminin adı, bu kavimden olan kimse.
  • Anadoludaki bazı göçebelerin adı ve bunlardan olan kimse.
  • Derviş, ermiş, kalender. Kendini Allah'a adamış. Ona teslim olmuş, bu yolda çile çekmiş kimse. (Bak : Ebdal)

aclez

  • Kavi, sağlam nesne.

ad kavmi / âd kavmi

  • Hûd aleyhisselâmın kavmi. Bu kavim Nûh aleyhisselâmın torunlarından Âd'ın evlâdından çoğaldıkları için bu adı almışlardır. Bu kabile, Yemen'de Hadramûd bölgesinde, Umman ile Aden arasında Ahkâf denilen yeri yurt edindi. Yemen ile Şâm arasında yerleştikleri de rivâyet edilmiştir.

ahbar / ahbâr

  • Haberler. Haberin çokluk şekli.
  • Bir kavim, kabîle, şahıs, ülke, bölge, şehir veya bir hâdise hakkında nakledilen bilgiler.
  • Allahü teâlânın, Kur'ân-ı kerîmde, geçmişte olanlara, gelecekte ve âhirette olacaklara dâir bildirdiği şeyler.

ahder

  • (Çoğulu: Ehadir) Kavi ve galiz olmak. Kaba olmak.
  • Şaşı adam.

akavil

  • (Bak: Ekavil)

akval / akvâl

  • (Tekili: Kavl) Sözler, kaviller.
  • "Kavl"in çoğulu. Kaviller, sözler.

akvam / akvâm / اقوام / اَقْوَامْ

  • (Tekili: Kavim) Kavimler. Milletler. Toplumlar.
  • Kavimler.
  • Kavimler, milletler.
  • Kavimler, ırklar.
  • Kavimler. (Arapça)
  • Kavimler.

akvam-ı bedevi / akvâm-ı bedevî

  • Bedevî kavimler; çölde yaşayan kavimler, topluluklar.

akvam-ı beşer / akvâm-ı beşer

  • İnsan toplumları. İnsan kavimleri.

akvam-ı beşeriye / akvâm-ı beşeriye

  • İnsan kavimleri, toplulukları.

akvam-ı islamiye / akvam-ı islâmiye

  • Müslüman kavimler, milletler.

akvam-ı mazlume / akvâm-ı mazlume

  • Zulme uğrayan kavimler.

akvam-ı saire / akvâm-ı sâire

  • Diğer kavimler.

akvam-ı şarkiye

  • Doğu milletleri, kavimleri.

akvam-ı şarkiye-i şimali / akvam-ı şarkiye-i şimalî

  • Kuzeydoğu kavimleri, milletleri, ulusları.

akvam-ı tatariye / akvâm-ı tatariye

  • Tatar kavimleri.

akvam-ı vahşiye / akvâm-ı vahşiye

  • Vahşi kavimler.

akvam-ı zalime / akvâm-ı zâlime

  • Zalim kavimler.

akvas

  • (Tekili: Kavs) Kavisler, yaylar.
  • Virajlar, büklümler.

akviya

  • (Tekili: Kavi) Sağlam ve güçlü olanlar. Kuvvetliler.

amalika

  • Çok eskiden Sina yarımadasında yaşadıkları sanılan ve gariplikleriyle şöhrete erişen bir kavim.

amelika

  • Eskiden Sîna yarımadasında yaşamış olan bir kavim.

amm lafızlar / âmm lâfızlar

  • Aynı cinsin birçok fertlerine birden delâlet eden lâfızdır. "Kavil, cemaat, nisa" lâfızları gibi.

anasır / anâsır

  • Unsurlar, elemanlar, kavimler.

arnavut

  • (Rumca ve Arnavutçadan) Balkan yarımadasının batı tarafında oturan bir kavimdir. Osmanlı devrinde, Kosova, İşkodra, Manastır, Yanya vilâyetleridir. Şimdi müstakil bir devlet olup, Türkçede Arnavutluk şeklinde söylenir.

asabiyet-i nev'iye ve milliye

  • Kavim ve tür milliyetçiliği.

asabiyyet-i cahiliyye

  • İslâmiyetten evvelki câhiliyyet asabiyyeti. Menfi milliyet. Irkçılık, yani, aşırı derecede kendi kavim ve kabilesini koruma ve iltizam gayreti.

ashab-ı ress / ashâb-ı ress

  • Kur'anda bahsi geçen bir kavim adıdır. Kimler oldukları kati bir şekilde tesbit edilemiyor. Râvilerin ekserisi, peygamberlerine isyan eden ve onu öldürüp kuyuya atan, bundan dolayı da Cenab-ı Hakkın helâk ettiği bir kavim olduğu hakkında ittifak etmektedir. (Furkan Suresi, 38 inci Ayet)

asveb-i akval / asveb-i akvâl

  • Kavillerin en muhkemi, sözlerin en doğrusu.

bahtiyari / bahtiyarî

  • Bahtiyarlık, saadetlilik, mutluluk. (Farsça)
  • İran'da bulunan şöhretli bir kavim. (Farsça)

barbar

  • Lât. Eski Yunan, Roma ve daha sonra Hristiyanlara göre kendi kavimleri dışında kalan herkes.
  • Vahşi, ilkel.

bel

  • t. Geminin orta kısmı.
  • Bedenin ortası. Göğüs ile karnın arası.
  • Yüksek dağın iki zirvesi arasındaki kavisli kısmı veya alçakça olan geçit ve boğazı.

berber

  • Tıraş eden, saç kesen. (Farsça)
  • Afrika'nın kuzeyindeki bir kavim. (Farsça)

beyyin

  • Aşikâr. Açıklanmış. Gün gibi vâzih delil.
  • Müteaddit noktaları beyan eden ve açıklayan.
  • Şâhid. İsbat vasıtası. Kavi bürhan.

bezla'

  • Kavi, sağlam, muhkem.
  • İyi fikir.

bilyakin / bilyakîn

  • Bir şeyi şeksiz ve şüphesiz olarak itikad-ı kavi ve sahih ile bilmek, derk etmek.

bürhan

  • Delil, hüccet, isbat vasıtası.
  • Man: Yakînî mukaddemelerden meydana gelen kıyas.
  • Red ve inkâr için itiraz kabul edilmeyecek surette isbat-ı hakikat eden kavi hüccet.

cabir / câbir

  • Cebredici, zorla yaptıran.
  • Galib gelen.
  • Şefkatsiz, merhametsiz.
  • Tekebbür ve taazzüm eden.
  • Aziz ve kavi olan.
  • Tıb: Kırıkçı, çıkıkçı.
  • Cebir ilminin ilk kurucusu olan müslüman âlimi.

cadil

  • Gürbüz, kuvvetli, kavi, metin.

çek

  • Çekoslovakya, Bohemya ahalisinden olan ve Çek'ce konuşan kavim ki, Osmanlı metinlerinde "çeh" diye geçer.

çerkes

  • Kafkas kavimlerinden biri.
  • Bu kavme mensub olan kimse.

ceyl

  • (Çoğulu: Ecyâl) İnsan topluluğu, zümre, kavim.
  • Nesil, batın, kuşak.
  • Yengeç.

cins

  • Nevi'. Boy, soy, kavim, kabile. Aynı çeşitten olmak.

cinsiyet

  • Bir kavim ve kabileye mensub olma.
  • Bir cins ile alâkalı olma.

dalı'

  • Kavi, kuvvetli.
  • Muhkem, sağlam, sert.
  • Eğri.

dekele

  • Sıvı balçık. Kuvvetleriyle gururlanıp sultanın emrine uymayan kavim.

dude

  • Kavim, kabile, aşiret, ocak, aile. (Farsça)
  • İs'inden mürekkeb yapılan çıra. (Farsça)

dudman

  • Hanedân, sülâle, akarib, aile, kabile, kavim, aşiret. (Farsça)

dürzi

  • (Çoğulu: Düruz) Suriye'nin güneyi ile Ürdün ve İsrâil'de yaşayan ve sonradan Araplaşmış olan bir kavimdir. Arapça konuşurlar. Dalâlet fırkalarından en bâtıl yolda olan bir fırkadır.

ebdan

  • Kavim, aşiret, kabile. (Farsça)
  • Şayeste, lâyık, münâsib, muvafık, uygun. (Farsça)

ecamire

  • Taifeler, kabileler, kavimler.

ecyal

  • (Tekili: Cîl) Soylar. Tâifeler. Kavimler. Nesiller.

ekavil

  • (Tekili: Akvâl) Kaviller, sözler.

el-kaviyyü

  • (Bak. KAVİYY)

esahh

  • En sahîh, en sıhhatli, en doğru olan. Bir mes'elenin hükmü hakkında müctehid âlimlerin kavillerinden (sözlerinden, ictihadlarından) en doğru olanı. "Esahh" sözü, "sahîh, doğru" sözünden daha kuvvetlidir.

esedd

  • Sağlam, kavi, muhkem.

eshab-ı eyke / eshâb-ı eyke

  • Şuayb Peygamberin gönderildiği kavim.

eshab-ı hicr / eshâb-ı hicr

  • Salih Peygamberin gönderildiği kavim.

esil

  • (Çoğulu: Asal-Esail-Usul) İkindi sonrasından akşama kadar olan vakit.
  • Kavi, muhkem, sağlam.

etbak

  • (Tekili: Tabak ve Tabaka) Yemek tepsileri, sofraları. Büyük sahanlar.
  • Tabakalar, dereceler, mertebeler, katlar.
  • Kabileler, kavimler, aşiretler.

etnik

  • yun. Bir kavim, bir ırkla ilgili olan. İslâmiyet, kavmiyeti ve ırkçılığı reddeder. Etnik bölücülüğe karşı en kuvvetli siper, İslâm şuuru ve kardeşliğidir.

etnografya

  • (Etnografi) yun. Kavmiyyat. Kavimlerin, milletlerin gelişmesini, terakkisini ve has vasıflarını inceleyen, onların kültürlerinden bahseden ilim kolu.

etnoloji

  • yun. Kavimleri, ayrı dil ve ırktan toplumların hayat ve özelliklerini inceleyen ilim. Önce hristiyan misyonerleri dinlerini yaymak için kavimlerin özelliklerini öğrenme ihtiyacını duymuşlar ve onların zayıf damarlarından faydalanmayı düşünmüşlerdir. 19.yy.dan itibaren ilmî gaye ile araştırmalar yapı

evceh-i akval / evceh-i akvâl

  • Sözlerin en uygunu, kavillerin en münasebetlisi.

evked

  • Pek te'kitli, çok kuvvetli, en kavi.

fars

  • (Fers) İran'lı.
  • Şark kavimleri.

fürs

  • Şark kavimleri.
  • Doğu kavimleri.

hadid

  • Demir, çelik. Sert, kavi olan.
  • Çabuk kavrayışlı, keskin, öfkeli, hiddetli, titiz.
  • Hudut ve sınır komşusu.

halli

  • Zengin, gani, malı mülkü çok olan.
  • Kuvvetli, kavi.

havf

  • Kavim, kabile.

hazhaz

  • Kavi, sağlam.

helezon / حلزون

  • Sümüklüböcek. (Arapça)
  • Yılankavî. (Arapça)

heyatile

  • Hind taifesinden bir kavim.

hus

  • Bir kavim üzerine nâzil olan umur.

huss

  • Karışmadık, sâfi olan.
  • Ayrı bir kavim.

i'timad-ı kavi / i'timad-ı kavî

  • Sağlam itimad, kavi güveniş.

i'tiyaş

  • Geçinme. İdareli yaşama.İ'TİZA' : Bir kavim veya kimseye bağlı bulunma.

inhina

  • Eğilme, münhani olma, yay biçimine girme, kavislenme.

istikvas

  • Kavislenme, kıvrılma, yay gibi eğilme.

istimrar

  • Devam. Sürüp gitmek.
  • Kavi ve dâim olmak.

izz

  • Kıymet. Değer. Güçlü oluş. Alikadir olmak. Kavi. Şerif. Azim.

izzet

  • Bir kimse zelil iken kavi ve kudret sahibi olmak. Ziyâdelik ve üstünlük.
  • Değer, kıymet. Kuvvet. Muhterem ve mu'teber olmak.
  • Bulunmaz derecede az olan şey.

kabil

  • Gibi, türlü, biraz evvel, az önce. Aşikâr. İleri gelen. Kabul eden.
  • Sınıf, nevi, soy.
  • Kefil.
  • Birbirine muhalif kavimden üç beş kişi.

kavliyyat

  • Kaviller, kuru lâflar, boş sözler.

kavm / قوم

  • (Kavim) Bir peygambere tâbi ve bağlı insan topluluğu. Aralarında dil, âdet, örf, kültür birliği olan cemâat, topluluk. Millet. Bir işe başlamak.
  • Pazar kurmak.
  • Müşteri ile anlaşmak.
  • Kavim, millet, halk.
  • Kavim, aynı ırka mensub olanların oluşturduğu topluluk.
  • Kavim, topluluk. (Arapça)

kavm-i semud

  • Hz. Salih'in peygamber olarak gönderildiği fakat azgınlıklarından dolayı Allah'ın yok ettiği kavim.

kavmi / kavmî

  • Kavme âit, kavimle alâkalı.

kavmiyet / قوميت

  • Kavimcilik. Milliyetçilik. Bir kavmin hususiyetleri.
  • Kavimlik.
  • Kavimlik. (Arapça)

kavmiyeten

  • Kavim olma bakımından.

kavz

  • (Çoğulu: Akvâz-Akâviz-Kızân) Küçük kum tepesi.
  • Düşmek.
  • Bağlamak.

keman

  • Yay. Kavis. (Farsça)
  • Yayı andırır her şey. (Farsça)
  • Keman. (Farsça)

kemer

  • Kavisli yapı, kuşak.

keşk

  • Kavi, kuvvetli, sağlam.
  • Kabuğu çıkmış arpa.
  • Arpa suyu.
  • Yoğurt keşi.

kırgız

  • Türk Milletlerinden büyük bedevi bir kavim olup Asyanın kuzeybatısında ve Türkistanla Sibirya arasında, başka bir deyimle Türkistanın kuzey taraflarında ve Doğu Türkistanın kuzeyinde olarak Rusya ile Çin hududunda bulunuyorlar. Batı tarafındakilere Kırgız ve Kazak; Çin hududundakilere ise Kara Kırgı
  • Türkî kavimlerden biri.

kıyas-ı hafiyye

  • Man: Sebebi gizli olan,zihne birden gelmeyen kıyas.
  • Fık: Te'siri kavi olan kıyastır. Veyahut sıhhati zâhir, fesadı gizli olan kıyastır.

kureyza

  • Medine-i Münevvere yakınında Yahudi taifesinden bir kavim.

kürt

  • Müslüman bir kavim, o kavimden olan kişi.

lafz-ı am / lafz-ı âm

  • Gayr-ı mahsur, yani sayısız müsemmaları ihata ve aynı cinsten bir çok fertlere birden delâlet eyliyen lâfızdır. Kavim, cemaat, nisa.. gibi.

latin

  • Eski Roma civarında iken sonradan genişleyen ve devlet kuran eski bir kavim ismidir.
  • Eski Roma.
  • Şarkta Katolik mezhebinden olanın ismi.
  • Eski bir kavim.

laz

  • Doğu Karadeniz bölgesinde, bilhassa Rize dolaylarında yaşayan bir kavim.
  • Bu kavimden olan kimse.

lest

  • Güzel, hoş, iyi. Kuvvetli, kavi. (Farsça)

maçin

  • Çin'e tâbi, Doğu Türkistan tarafındaki çöllerde ve Târim nehrinin güneybatısındaki dağlarda oturan Türk milletinden bir kavimdir ve simaca Moğol ile Aryâ cinslerinden mürekkeb oldukları anlaşılıyor. İçlerinde sarı saçlı ve mavi gözlü adamlar dahi bulunuyorsa da lisan bakımından Doğu Türkistan'ın aha

makavil

  • Sözler. Kaviller. Lisânlar. Diller.

mançur

  • Asyada yaşayan bir kavim.
  • Asya'nın kuzeydoğusunda yaşayan bir kavim.

menaat

  • Sarplık, çetinlik, kavilik, güçlük.

meradet

  • Kuvvetlilik, kavilik. Salâbet.

metanet

  • Sağlamlık. Kavilik. Sözünden ve kararından dönmemeklik. İnsanın, fikrinde sabır, azminde kavi ve akidesinde rüsuh sahibi olması. (Mukabili zaaf'dır) (Hak, iman ve İslâmiyet uğrunda metanet göstermek, çok kıymetli bir seciyyedir.)

mikved

  • (Çoğulu: Mekavid) Yular.

mıkvem

  • (Çoğulu: Mekâvim) Saban ağacının tutulacak yeri.

millet

  • Din, dil ve târih berâberliği bulunan insan cemâati, topluluğu, kavim.
  • Din; kullarının dünyâda ve âhirette râhat ve huzûra kavuşmaları için Allahü teâlânın peygamberleri vâsıtasıyla gösterdiği yol.

moğol

  • Asyada bir kavim.

müftabih / müftâbih

  • Müctehid âlimlerin ictihadlarının (kavillerinden, sözlerinden) kendisiyle fetvâ verilen.

müfti / müftî

  • (Fetva. dan) Fıkha dair mes'elelerin şeriattaki hükümlerini beyan ve açıklamağa memur olan zat.
  • Genç ve kavi.

mukavele

  • Kavilleşmek. Karşılıklı anlaşmak. Sözleşmek.
  • Anlaşmada imzalanan ve karar altına alınanların yazıldığı kâğıt.

mukavimin / mukavimîn

  • (Tekili: Mukavim) Karşı koyanlar, direnenler.

mukavva

  • (Kuvvet. den) Sağlamlaştırılmış, kavileştirilmiş.

mukavves / مُقَوَّسْ

  • (Kavs. den) Yay gibi bükülmüş ve eğri olan.
  • Kavis teşkil etmiş, bükülü.
  • Kavisli, eğrilmiş.
  • Bükülen, kavis şekline gelen.

mukavvesiyet

  • Yay gibi kavisli ve eğri olma.

mukavvis

  • Kavisli, eğri.

müşavere

  • Bir iş hususunda iki veya daha fazla kimseler arasındaki konuşma ve danışma. İstişare etme. (Bir kavim müşaverede bulundu mu rüşd ü salâha nâil olur. Hadis meâli)

müstemirr

  • (Mürur. dan) Devam eden, sürekli, arasız.
  • Sağlam, muhkem, kavi, metin.

mütekavvis

  • (Kavs. dan) Yay gibi eğri. Yay şekline giren, kavislenen. Eğrilmiş, bükülmüş.

muztali'

  • Kavi, kuvvetli kimse.

naha'

  • Boyun kemiğindeki beyaz iliğe varana kadar kesmek.
  • Yemen taifesinden bir kavim.
  • Hâlis etmek.
  • Uzaklık, ıraklık.

nakib / nakîb

  • Vekil. Bir kavim veya kabilenin reisi veya vekili. Halkın hayırlısı.
  • En eski derviş veya dede.
  • Müfettiş.
  • Vekil, bir kavim veya kabilenin başkanı veya vekili.
  • Halkın hayırlısı.
  • Müfettiş.

nazzare

  • Bir şeye bakan kavim.

nefeza

  • (Çoğulu: Nefâyız) Düşmanın ahvâlini bilmek için dolaşan kavim.

nevh

  • Yükseltmek, yüceltmek.
  • Kuvvetli ve kavi olmak.

ok

  • Yay veya keman denilen kavis şeklinde bükülmüş bir ağaç çubuğa gerili kirişe takılarak uzağa atılan ucu sivri demirli ince ve kısa değneğe verilen addır. Ok, silâhın icadından evvel insanlar tarafından kullanılmış ise de, en büyük mahareti Türkler, Araplar göstermişlerdir.

reht

  • (Çoğulu: Erhüt-Erhât-Erâhit) Cemaat, kalabalık.
  • Kavim, kabile.
  • Ondan az olan adamlar.
  • Göbekle diz arası miktarı deri. (Hayızlı avretler giyerler)

rizam

  • Kabile, kavim, topluluk.

rüşd

  • Doğru yol bulup bağlanmak. Hak yolunda salabet, metanet ve kemal-i isabetle dosdoğru gitmek.
  • Hayra isabet etmek.
  • Büluğa ermek.
  • İstikamette olmak. Dinine ve malına zarar gelecek şeyi bilmek, doğru düşünmek.
  • Kişinin akıl ve idraki kavi ve tedbiri metin olmak.

sadıh

  • Kavi, sağlam, kuvvetli.

sahih kavl / sahîh kavl

  • Fıkıh âlimlerinin bir iş hakkında müctehid âlimlerin kavillerinden (re'y ve ictihâdlarından) hakkında doğrudur veya doğru olan budur dedikleri kavl, hüküm, söz.

salahdi

  • Kavi, sağlam, dayanıklı ve muhkem.

şaziyye

  • (Çoğulu: Şezâyâ) Kavis, yay.
  • Ağaç kıymığı gibi, bir şeyden kopmuş parça.
  • Kırılan kemikten meydana gelen parçalar.
  • İncik kemiği.

semud

  • (Sümud) Kur'anda ismi geçen bir kavim adı. Sâlih Peygamber'in kavmi.

semud kavmi / semûd kavmi

  • Sâlih aleyhisselâmın peygamber olarak gönderildiği ve îmân etmedikleri için büyük bir sayha (korkunç gürültü) ile helâk olan kavim.

seriyy

  • (Çoğulu: Esriye-Seryân) Nefis.
  • Kavi, kuvvetli.
  • Reis.
  • Küçük nehir, ırmak.

sıftit

  • Kavi, kuvvetli, iri yarı, cesim kimse.

sırp

  • Yugoslavya'da yaşayan bir kavim adı. Veya o kavimden birisi.

su'ban

  • (Çoğulu: Saâbin) Büyük yılan. Ejderha.
  • Koz: Semanın kuzey yarım küresinde bulunan Tinnîn Burcu'nun çevirdiği büyük kavisin ortasında ve küçük ayı dörtgeninin tam karşısında bulunan en parlak yıldız. (Alpha Draco)

şüdun

  • Kavi ve kuvvetli olmak.
  • Terbiyeden müstağni olmak.

süryani / süryânî

  • Eski bir kavim.

tahkim

  • Hakem tayin etmek. Hâkim nasbeylemek.
  • Kuvvetlendirme. Sağlamlaştırmak, kavileştirmek.
  • Birisini fesattan men'eylemek.
  • Mahkemede hasmın dâvalarının açıkça belli olması için hâkimi değiştirmek.

taife / tâife / طائفه

  • Hususi bir sınıf meydana getiren insanlar. Kavim, kabile. Takım.
  • Zümre. (Arapça)
  • Tayfa. (Arapça)
  • Kavim. (Arapça)

tak / tâk

  • Bina kemeri. Yarım daire şeklinde kapı ve pencere üstü. Çardak. Kubbe. Kavisli bina. Eyvan.

takavvüs

  • Yay gibi kavislenme.

takvis

  • (Kavs. den) Kavislendirme. Yay şekline koyma.

taris

  • Kavi, kuvvetli.

tavaif / tavâif / طوائف

  • (Tekili: Taife) Gruplar. Milletler, kavimler. Bölükler.
  • Zümreler. (Arapça)
  • Tayfalar. (Arapça)
  • Kavimler. (Arapça)

tebelbül-ü akvam / tebelbül-ü akvâm / تَبَلْبُلُ اَقْوَامْ

  • Muhtelif kavimlerden ibaret bir cemaatin kısım kısım olmaları, muhtelif dil konuşmaları.
  • Kavimlerin, ayrı ayrı milletlerin farklı dilleri konuşması.
  • Dillerin birden farklılaşarak kavimlerin ortaya çıkması.

tekavvüs

  • Kavislenme. Bükülme. Eğilme. Kavis şekline girme.

temennu'

  • Kavi olmak. Kuvvetlenmek.

tercih ehli / tercîh ehli

  • Hanefî mezhebinde, dînî hükümleri bildiren fıkıh âlimlerinin beşinci tabakasında bulunan ve ictihâd (Kur'ân-ı kerîm ve hadîs-i şerîflerden dînî hüküm çıkarma) gücüne sâhib olmayan, sâdece bağlı oldukları mezhebin kavillerinden (sözlerinden) ve hüküml erinden sahîh ve evlâ (en iyi) olanı seçen mukall

teşa'ub-u akvam

  • Kavimlerin kısım kısım, şube şube olması.

tinnineyn / tinnîneyn

  • İki yılan. Mc: İki yılana benzetilen güneş ve ayın medârının farazî kavisleri.

umde

  • İnanılacak şey.
  • Prensip, temel fikir.
  • Dostluk. Güvenilecek yer veya kimse.
  • Kavim veya kabilenin muteber ve mu'temedi olan. Reis. Serasker.

ümmet

  • Cemaat, kavim, taife.
  • Bir hâkim milletin ashabından olan hey'et-i içtimaiye.
  • Bir peygambere inanıp onun yolundan giden insanların hepsi. Bir peygamberin Hakka davet ettiği cemaat.
  • Bir dille konuşan millet.
  • Arkasına düşülecek bir cemaat veya tarikat.

usul bilgileri / usûl bilgileri

  • İmâm-ı a'zam Ebû Hanîfe ile İmâm-ı Ebû Yûsuf ve İmâm-ı Muhammed'in kavillerini (ictihâdlarını, re'ylerini, sözlerini) içerisinde bulunduran El-Mebsût, Ez-Ziyâdât, El-Câmi-us-Sagîr, Es-Siyer-us-Sagîr, El-Câmi-ül-Kebîr, Es-Siyer-ül-Kebîr kitablarındaki fıkıh (din) bilgileri. Bu altı kitabı İmâm-ı Muha

visata

  • Kavim arasında şerefli ve aziz olmak.

yahudiler / yahûdîler

  • Ehl-i kitabdan birisi olan kavim, topluluk. Yâkûb aleyhisselâmın on iki oğlundan gelenler. Bunlara daha önce Benî İsrâil yâni İsrâiloğulları denildi.

ye'cuc ve me'cuc / ye'cûc ve me'cûc

  • Kur'ân-ı kerîmde adı geçen ve kıyâmete yakın, yeryüzüne yayılacak olan zararlı ve bozguncu iki kötü kavim.

ye'cüc ve me'cüc

  • Kur'ân-ı Kerimde bahsi geçen ve ortalığı fitne, fesat ve anarşiye boğacak olan kavimler, anarşist topluluk.

zafire

  • Yar, yoldaş.
  • Kavim. Kabile.

zenim

  • Soyu bozuk, soysuz. Aslında o kavimden olmayıp sonradan ona katılan kimse.
  • Aşağılık.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın