LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te karışık ifadesini içeren 262 kelime bulundu...

aczalud / aczâlûd

  • Güçsüzlükle karışık.

adem-alud / adem-âlûd

  • Yoklukla karışık.

ademalud / ademâlûd

  • Yoklukla karışık.

adgas / adgâs

  • (Tekili: Dags) Desteler, demetler.
  • Karışık rüyalar.
  • Karışık söylentiler.

adgasu ahlam / adgâsu ahlâm

  • Karışık rüyâlar. Tâbire değmeyen rüyâlar.

ahker

  • Ateşli kül, kül ile karışık ince kor. (Farsça)

ahlam / ahlâm / احلام

  • "Hulm"ün çoğulu, karışık rüyalar.
  • Karmakarışık rüyalar. (Arapça)
  • Düşazmalar. (Arapça)

alavere

  • Vapurlara kömür vermek için bordaya kurulan kademeli iskele.
  • Tulumbanın basıp emme suretiyle işlemesi.
  • Herc ü merc. Karışıklık, kargaşalık.
  • Bir şeyin elden ele verilerek veya atılarak aktarılması.

alud / âlûd

  • (Alude) Karışmış, karışık, mülevves. Bulaşmış. (Farsça)
  • Bulaşık, karışık.

alude / âlûde

  • Karışık.

amig

  • Karışık. (Farsça)
  • Hakikat. (Farsça)
  • Mc: Çiftleşme. (Farsça)

amihte / âmîhte / آميخته

  • Karışmış, karışık. (Farsça)
  • Karışık, karışmış. (Arapça)

amije

  • Şair. (Farsça)
  • Karışmış, karışık. (Farsça)

amiz / âmiz

  • Karışık, karışmış. (Âmihten) mastarından imtizaç etmek, karıştırmak mânasındadır. (Farsça)

anarşi

  • Karışıklık, kargaşalık, düzensizlik.

anarşilik

  • Karışıklık, kanunsuzluk.

anarşist

  • Anarşi taraftarı. Anarşi ve karışıklık çıkaran.

asced

  • Halis, karışıksız altın.

asime-sar / asime-sâr

  • Kafası karışık. (Farsça)

asir

  • Karmakarışık.
  • Bitişik komşu.

aşub-engiz / aşûb-engiz

  • Karışıklığa medar olan, kargaşalığa sebebiyet veren. (Farsça)

aşub-gah / aşûb-gâh

  • Gürültülü patırtılı yer. Kargaşalık ve karışıklık yeri. (Farsça)

aşure / âşure

  • Bir çok meyve ve hububat karıştırılarak pişirilen tatlı; derleme, karışık.

behm

  • Çok siyah olan şey. Rengi başka renkle karışık olmayan nesne.

bekaalud / bekââlûd

  • Kalıcılıkla karışık.

berhem

  • Karışık, çapraşık. (Farsça)
  • Toplu, birlikte, berâber. (Farsça)

berhem-zede

  • Karmakarışık, altı üstüne getirilmiş. (Farsça)

berhem-zen

  • Karmakarışık eden, altını üstüne getiren. (Farsça)

beri / berî

  • (Berâet. den) Kurtulmuş. Temiz. Kayıt ve hüküm altında olmayan. Zimmeti bulunmayan adam. Hiçbir karışıklık, kusur ve noksanı olmayan. Hastalıktan sâlim olan.

bevk

  • Sıçrayıp binme.
  • Toplanma. Bir araya gelme.
  • Karışma, karmakarışık olma.
  • Su kaynağını karıştırarak açma.

bevka'

  • Kargaşalık, karışıklık.

bi-gışş / bî-gışş

  • Hilesiz, safi, karışıksız. (Farsça)
  • Samimi. (Farsça)

buhran

  • Sıkıntı. Darlık. Nöbet. Kriz. Hastalığın ağır zamanı.
  • Bir işin tehlikeli ve karışık hâl alması.

bürhan-üt temanü' / bürhan-üt temânü'

  • İstiklâliyet, ulûhiyetin zâtî bir hassası ve zaruri bir lâzımı olduğuna dair ve şirkin butlanını isbat eden delil ki; eşyanın yaradılışı müteaddit ellere ve esbaba verilse, âlemdeki nizam bozulup karışıklıklar çıkacağını gösterir, isbat eder.

çepel

  • Kirli, bulaşık, karışık, çamurlu.

dags

  • (Çoğulu: Adgas) Rüyâ karışıklığı.
  • Karışık olmak.

dalaletalud / dalaletâlûd

  • Sapkınlık karışık.

derhem

  • Karışık, karmakarışık. (Farsça)
  • Muztarib, sıkıntılı, ıztırab çeken. (Farsça)
  • İncinme. (Farsça)

devr-i müşevveş

  • Karışık dönem.

dıgs

  • (Çoğulu: Edgas) Yaş ve kuru karışık bir tutam ot.
  • Te'vili sahih olmayan karışık rüya.

edgas u ahlam / edgâs u ahlâm

  • Karışık rüyalar.

eflatuni / eflatunî

  • Leylakî ile ergüvanî arasında, hafif mor karışık renk.

emşac

  • (Tekili: Meşc) Nutfenin vasfı. Karışık. Dağınık.

eşhel

  • Kırmızı ile karışık koyu mavi, elâ.
  • Elâ gözlü adam.

faza

  • Karışık.

ferhal

  • Karışık ve kıvırcık olmayan uzun saç. (Farsça)

ferid-i te'lif

  • Edb: Bir cümledeki tertibin mâna çıkmayacak derecede karışık oluşu.

fesad / fesâd

  • Bozuk ve fenalık. Karışıklık. Haddi tecavüz edip zulmetmek. (Zıddı: Salâh'tır.)
  • Fenalık, kötülük, arabozuculuk. Kargaşalık, karışıklık.
  • Bozukluk, karışıklık.
  • Bozukluk, karışıklık, fitne, anarşi.
  • Fesat, bozukluk, karışıklık.

fesad-engiz

  • Fesad koparan. Fesad çıkaran. Karışıklık çıkaran.

fesad-ı te'lif

  • Edb: Bir cümlede yapılan tertibin mâna çıkmayacak derecede bozuk ve karışık oluşu.

fesadat / fesadât / fesâdât

  • (Tekili: Fesad) Bozukluklar. Kötülükler. Karışıklıklar.
  • Bozukluklar, karışıklıklar.
  • Fesatlar, bozukluklar, karışıklıklar.

feth-i mübin

  • Açık ve parlak zafer. Hakkı, bâtılın tahakkümünden kurtaran veya birbirine zıd olan hak ile batılın karışıklığını ayırarak hakkı galip kılan feth ve zafer Bu zafer, harp ile olabileceği gibi harpsiz de olur. (Hakikatın ve ilmin galebesi gibi.)Fetih suresinin birinci âyetinde geçen "Feth-i mübin"in i

fevza-yı ara / fevzâ-yı ârâ

  • Fikirlerin karmakarışık olması. Fikre ait anarşi. Fikrî anarşi.

fitne / فِتْنَه

  • İnsanın akıl ve kalbini doğrudan doğruya, hak ve hakikatten saptıracak şey.
  • Muhârebe.
  • Azdırma.
  • Karışıklık. Ara bozmak. Dedikodu.
  • Küfr. Fikir ihtilâfı.
  • Şikak. Kavga.
  • Delilik.
  • Mihnet ve beliye.
  • Mal ve evlâd.
  • Potada altın v
  • Ayrılık, karışıklık, kargaşa; insanı hak ve hakîkatten saptıracak şey. İnsanları sıkıntıya, belâya düşüren, müslümanların zararına sebeb olan iş. Düşmanlığa sebeb olan şey.
  • Kargaşa, karışıklık.
  • Karışıklık, azgınlık.

fitne-i azime / fitne-i azîme / فِتْنَۀِ عَظ۪يمَه

  • Büyük karışıklık, azgınlık.

gamız

  • Anlaşılmaz, anlaşılması güç.
  • Kapalı ve karışık söz.
  • Çukur yer.
  • Zayıf kişi.

gayk

  • (Gayuk) Fikri karışık olmak.

girif

  • İç içe girmiş, karışık.

girift

  • Yakalama, tutma. (Farsça)
  • Dolaşık. Birbiri içine girik. Girintili çıkıntılı, karışık. (Farsça)
  • Motifleri birbirine girik ve içiçe geçme olan tezyinat tarzı. Buna aynı zamanda arabesk de denilir. (Farsça)
  • Türk musikisinin nefesli sazlarından olup, bugün unutulmak üzeredir. Ney'e benzer. Girift ç (Farsça)
  • Karışık, girişik, çapraşık.

girive

  • İçinden çıkılmaz karışık durum.

gışş

  • Hıyânet etmek, hâinlik yapmak.
  • Yaramaz olmak.
  • Saf olmayıp karışık olmak.

gumuz

  • Sözün kapalı ve karışık oluşu.

hab-alud

  • Uykulu. Uyku karışık.

habal

  • Bozulma, düzensizlik. Karma karışıklık.
  • Sıkıntı, hüzün, keder, üzüntü.

hakaret-amiz / hakaret-âmiz

  • Hakaretle karışık. Hakaretle beraber. (Farsça)

hakaretamiz / hakaretâmiz

  • Hakaretle karışık.

hal-i ihtilal / hâl-i ihtilâl

  • Ayaklanma durumu, karışıklık hâli.

halis / hâlis

  • Hilesiz. Katıksız. Saf. Duru. Saffetli.
  • Pek beyaz.
  • Evvelce karışık iken kusuru zâil olan.
  • Her ameli, yalnız Allah rızası için işleyen. (Müennesi: Hâlise'dir)

halita

  • Karışık halde olan. Karma. İki veya muhtelif maddelerden yapılmış.
  • Madenlerin birbirleriyle birleşmelerinden hâsıl olan mürekkep madde.
  • Karışık halde olan; karışım.
  • Karışık olan, karma.

halita-i dimaği / halita-i dimağî

  • Akıldaki muhtelif mes'ele ve fikirler. Dimağdaki karışık, muhtelif bilgiler. (Farsça)

hall

  • Çözme. Çözülme. Karışık bir mes'elenin içinden çıkma.
  • Anlayıp karar vermek. Neticelendirmek.
  • Susam yağı.
  • Ezmek.
  • Açmak.
  • Dühul etmek, girmek.

hals

  • Bir şeyi soymak. Çalmak. Kapmak.
  • Dibinden taze yetişen çayırla karışık olan kuru çimen.

hass / hâss

  • (Çoğulu: Havass) Hususi. Hâlis. Kıymetli ve ileri gelen mühim yakınların topluluğu.
  • Bir şeyde bulunup başkasında bulunmayan. Umumi olmayıp mahsus olan.
  • Tam ayar olan, yabancı maddelerle karışık olmayan ve içinde bozuk bulunmayan. Tek, münferid.
  • Saf.
  • Tar: Osman

haşyet

  • Hürmetle karışık korku.
  • Sevgiyle karışık korku.

hayal-alud / hayal-âlud

  • Hayalle karışık.

hayalalud / hayâlâlûd

  • Hayâlle karışık.

hayat-ı ihtilal / hayat-ı ihtilâl

  • Karışıklığın, ayaklanmanın hayatı ve sebebi.

hayatalud / hayatâlûd

  • Hayatla karışık.

hayretalud / hayretâlûd

  • Hayretle karışık.

hayse-beyse

  • İleri gidip geri gelmek, bir halde durmak.
  • Karışıklık.
  • Şiddet ve darlık.

haysebeyse

  • Kararsızlık, karışıklık, darlık.

herc

  • Karışıklık. (Farsça)

herç

  • Karışıklık, gürültü. Nizamsızlık.

herc ü fesadat / herc ü fesâdat

  • Karışıklıklar ve bozukluklar.

herc ü merc

  • Karışıklık, dağınıklık.
  • Alt üst, karmakarışık, allak bullak.
  • Darmadağınık. Karmakarışık. Allak bullak. (Farsça)

hercele

  • Karışık yürümek.

hercümerc

  • Karmakarışık.
  • Karmakarışık.

hercümerç

  • Karışıklık, dağınıklık.

hevb

  • Yol, tarik.
  • Ateş alevi.
  • Karışık sözlü kimse.

heybet

  • Hürmetle karışık korku uyandıran hâl.

hezlamiz / hezlâmiz

  • Şaka ile karışık söz. Mizahlı kelâm.

hikmet-amiz

  • Hikmetli, hikmetle karışık, hikmeti içine alan. (Farsça)

hikmetamiz / hikmetâmiz

  • Hikmetli, hikmetle karışık, hikmeti içine alan.

hile-i şer'iye

  • Müşkül bir mes'eleyi, şer'i esaslar üzeri, hazakatla hall ve izah etmek ve şer'an muahaze ve mes'uliyeti mucib olmayacak surette te'vilini bulmaktır. Bu tabir kanuna, yani şeriata karşı irtikâb edilen, hile, oyun, aldatma veya şer'î bir hükmü bertaraf etmek mânasına olmayıp, ancak karışık bir durumu

hılt

  • Bir şeye karışık, karışmış bulunan.
  • Eski tıbda: Ahlât-ı erbaa (Kan, salya, safra, dalak) dan birisi.
  • Soyu, nesebi karışık kimse.

hücnet

  • Kusur, noksan, ayıp.
  • Bayağılık, karışıklık, soysuzluk.
  • Sözdeki ayıp.

hun-ab

  • Sulu kan, kanlı su, su ile karışık kan. (Farsça)
  • Mc: Kanlı gözyaşı. (Farsça)

hüsn-ü teveccüh

  • Sevgi ile karışık medih ve takdir. İyi karşılanmak ve alâka görmek.

huşu / huşû

  • Korkuyla karışık sevgiden gelen edepli hal.
  • Sevgiyle karışık korku.

huşu'

  • Alçak gönüllülük. Hayâ etmek ve mütevazi olmak. Korku ile karışık sevgiden gelen edebli bir hâl. Yüksek ve heybetli bir huzurda duyulan alçak gönüllülük. Sükun ve tezellül.

huvase

  • (Çoğulu: Huvâsât) Karışık cemaat.

hüzn-amiz

  • Gam, keder ve hüzünle karışık. (Farsça)

hüzün-alud / hüzün-âlûd

  • Hüzünle karışık.

ifratalud / ifratâlûd

  • Aşırılıkla karışık, aşırılık bulunan.
  • Aşırılıkla karışık.

ifsad / ifsâd

  • Bozmak, fitne, karışıklık çıkarmak, bozgunculuk yapmak.

ifsatçı

  • Karıştıran, karışıklık çıkaran.

iglak

  • Karıştırmak. Kapamak. Muğlak yapmak. Anlaşılmaz hâle koymak.
  • Zorla iş yaptırmak.
  • Edb: Sözü karışık ve anlaşılmaz surette söyleme.

iglakat

  • (Tekili: İglak) Muğlak yapmalar.
  • Karışık ve anlaşılmaz sözler.

igtişaş

  • Karışıklık. Kargaşalık. Karmakarışık olmak.
  • Birisinin fena telkinini kabul etmek.

iğtişaş / iğtişâş / اغتشاش

  • Karışıklık.
  • Karışıklık, kargaşa, anarşi. (Arapça)

iğtişaşat / iğtişâşât / اغتشاشات

  • (Tekili: İgtişaş) Karışıklıklar, kargaşalıklar, fenâlıklar.
  • Karışıklıklar, anarşiler. (Arapça)

iğtişaşçı

  • Karışıklık çıkaran, hilekâr.

ihtilaf

  • (Hulf. den) Anlaşmazlık, uyuşmazlık, karışıklık, ikilik.
  • Birisinin halifesi olmak.

ihtilal / ihtilâl / اِخْتِلَالْ

  • (Çoğulu: İhtilalât) Ayaklanma, devlete isyan. Bozukluk, karışıklık.
  • Şerre çalışmak, düzensizlik.
  • Ayaklanma, karışıklık.
  • Karışıklık, ayaklanma.

ihtilal-i beşer / ihtilâl-i beşer

  • İnsanlıktaki bozukluk, karışıklık.

ihtilal-i dimağiye / ihtilâl-i dimâğiye

  • Akıl karışıklığı.

ihtilal-i ruhiye / ihtilâl-i ruhiye

  • Ruhî karışıklıklar, çalkantılar.

ihtilal-i umur / ihtilal-i umûr

  • İşlerin karışıklığı, işlerin bozukluğu.

ihtilalat / ihtilâlât

  • İhtilâller, karışıklıklar, iç çalkantılar.

ihtilalat-ı beşeriye / ihtilâlât-ı beşeriye

  • İnsanlardaki ihtilaller, karışıklıklar.

ihtilalat-ı dahiliye / ihtilâlât-ı dahiliye

  • İç karışıklıklar, çatışmalar.

ihtilalkarane / ihtilâlkârâne

  • Karışıklık çıkararak.

ihtilat-ı mutlak / ihtilât-ı mutlak

  • Tam bir karışıklık.

ihtilatat / ihtilâtat

  • Karışıklıklar.

iltibas

  • Birbirine benzeyen şeyleri şaşırıp birbirine karıştırmak. Yanlışlık. Karışıklık.
  • Tereddüt. Şüphe.

ilticac

  • Karışık olma, karışma.
  • Sığınma. İltica etme.

inşikak-ı asa / inşikak-ı asâ

  • Değneğin kırılması.
  • Mc: İhtilaf, karışıklık, ikilik. Birliğin bozulması.

irtibak

  • Karışık ve çapraşık bir işe girişme.
  • Karaca, geyik gibi hayvanların tuzağa düşmeleri.
  • Bir kazâya uğrama.

irtibas

  • Perişan ve zor durumda kalma.
  • Pek karışık ve sıkışık olma.

işkal / işkâl

  • Güçleştirme, müşkilleştirme.
  • Zorlaştırma.
  • Şüpheli ve karışık olma.

iştibah

  • Birbirine benzeme, karışıklık.

iştibak

  • Karışıklık; birbirine geçme.
  • (Şebeke. den) Örülmek. Örgülenmek.
  • Karşılıklı birbirine geçmek.
  • Perişanlık.
  • Zâhir olmak.
  • Koz: Güneş battıktan sonra gökte kum taneleri gibi görünen karışık yıldızlar.

istibham

  • Karışık ve belirsiz olma.
  • Ses çıkarmama, susma.

izzet-alud / izzet-âlûd

  • Şeref ve yücelikle karışık.

izzetalud / izzetâlûd

  • İzzetle karışık.

jaji / jajî

  • Tereyağı ile karışık peynirin tuluma konan şekli. (Farsça)

jülide / jülîde / ژوليده

  • Dağınık, perişan, karma karışık. (Farsça)
  • Dağınık, karışık. (Farsça)

kahin / kâhin

  • Karışık ve tahmini sözlerle gaibden haber verdiği söylenen kimse. Haberci. Falcı.
  • Âlim.

kahz

  • İbrişim karışıklı beyaz bez.

karine / karîne

  • Karışık bir iş veya meselenin anlaşılmasına yarayan hal, ipucu.

kemal sıfatları / kemâl sıfatları

  • Allahü teâlânın zâtında ve işlerinde hiçbir kusûr, karışıklık, değişiklik ve noksanlık olmadığını gösteren hayât (diri olmak), ilim (bilmek), sem' (işitmek), basar (görmek), kudret (gücü yetmek), irâde (istemek), kelâm (söylemek) ve tekvîn (yaratmak) sıfatları. Bunlara Subûtî, Hakîkî ve Kâmil sıfatl

kemal-i ihtilat / kemâl-i ihtilât

  • Tam bir karışıklık.

keşmekeş / كَشْمَكَشْ

  • Karışıklık.
  • Karışıklık.
  • Kararsızlık. Karışıklık. Tereddüd. Kavga. Çekişme. (Farsça)
  • Karma karışıklık.

keşmekeş-i ihtilaf / keşmekeş-i ihtilâf

  • Anlaşmazlıktan gelen karışıklık.

keşmekeşlik

  • Karışıklık.

labirent

  • Bir defa içine girildiğinde çıkış yolu çok güçlükle bulunabilen bina. (Fransızca)
  • Çok karışık ve birbirini kesen yol. (Fransızca)

lebs

  • Giyecek şey.
  • Giyme. Giyinme.
  • Bir mânayı diğer bir mânâ ile karıştırmak. Sözün karışık ve şüpheli olması. Sözü karıştırıp şüpheye düşmek.

legat

  • Sesler kelâmla karışık olmak.

lüab-alud / lüab-âlud / lüab-âlûd

  • Salya, tükrük karışık.
  • Tükrükle karışık.

lübse

  • Sözün karışıklığı.

ma'den

  • Maden.
  • Bir haslet veya hususiyetin kaynağı.
  • Herşeyin aslî mekânı, menbâ ve me'hazı olan yer.
  • Toprak, taş, kum gibi maddelerle karışık demir vesairelerin vaziyetlerine de maden denir.

magşuş

  • Katışık. Karışık. Saf olmayan.

mağşuş

  • Karışık, katışık, saf olmayan.
  • Sikke-i mağşuş: Karışık, hileli madenî para.

magşuşiyyet

  • Halis ve saf olmayış. Karışıklık.

mahlut / mahlût / مخلوط / مَخْلُوطْ

  • (Halt. dan) Karıştırılmış. Katılmış. Karışık.
  • Karıştırılmış, karışık.
  • Karışık. (Arapça)
  • Karışık, karıştırılan.

mahluta

  • Bulgurla karışık mercimek çorbası.

matemalud / mâtemâlûd

  • Yasla karışık.

mecmece

  • Yazının karışık olması.
  • Kalbinde olanı demek isteyip, yine demeyip gizlemek.

mehabet / mehâbet

  • Heybet.
  • Hürmetle karışık korku.
  • İhtiram. Azamet. Büyüklük.
  • Saygı ve sevgiyle karışık korku.

melez

  • Irkı karışık.

memzuc / memzûc / ممزوج

  • Bitişik. Karışık. Karışmış. Birlik olmuş. Birbirine mezc olmuş.
  • Şakalaşmak.
  • Oynamak.
  • Karışık.
  • Karışık, karışmış, mezc olmuş.
  • Karışık. (Arapça)

meric / merîc

  • Muzdarip, sıkıntılı.
  • Çeşitli nesne, muhtelif. Karışık, muhtelit.

mesmese

  • Karışık ve mültebis olmak.

metal

  • Lât: Mâden.
  • Matbaacılıkta harfleri teşkil için eritilen kurşun, karışık madde.

mevtalud / mevtâlûd

  • Ölümle karışık.

mezik / mezîk

  • Su ile karışık süt.

muamma

  • (Amâ. dan) Anlaşılmaz iş. Karışık şey. Bilinmeyen hâl.
  • Bilmece, anlaşılmaz ve karışık iş.

muamma-alud / muammâ-âlûd

  • Anlaşılması zor ve karışık.

mücerred

  • (Çoğulu: Mücerredât) Yalnız, tek.
  • Hâlis, saf, katışıksız, karışık olmayan. Tek başına.
  • Çıplak, soyulmuş.
  • Tek başına yaşayan, evlenmemiş, bekâr.
  • Edb: Kur'ân yazısında noktasız harflerle yazılı mensur veya manzume. Bu şekil yazıya mahzuf veya mühmel de denir.

mucib-i ihtilal / mûcib-i ihtilâl

  • İhtilâl sebebi, karışıklık nedeni.

müerneb

  • İpliği tavşan yünüyle karışık nesne.

müfsid

  • Başlanılan ibâdeti bozan şeyler.
  • Karışıklık çıkaran ve bozgunculuk yapan.

muhtel

  • Bozuk, karışık.

muhtelit / مختلط

  • Karışmış. Karışık. Karma.
  • Karışık. (Arapça)

mukavver

  • Ziftle karışık veya ziftle kaplı.
  • Yuvarlak kesilmiş.

mülebbes

  • (Lebs. den) İltibaslı, karışık.
  • Giyilmiş.

mülemma'

  • (Lem'. den) Parlak. Revnekdar.
  • Bulaşmış, sıvanmış.
  • Karışık dilde söylenmiş manzume.
  • Renk renk olan.

mülevves

  • Kirli. Pis. Bulaşık. Bulaştırılmış.
  • Alıkoyulup sonraya bırakılmış veya durdurulmuş olan.
  • Tazelenmek için suda ıslatılmış şey.
  • Karışık, intizamsız.

mülha

  • (Çoğulu: Mülâh) Siyah ile karışık olan beyaz.
  • Lâtif ve güzel olan söz.

mültebis

  • İltibas etmiş, birini öteki zannetmiş, karıştırmış olan.
  • Karışık, şüpheli ve benzer olan.

mümtezic

  • İmtizac eden. Birleşmiş olan, birleşik.
  • Birbirine tamamen uygun olarak karışmış olan.
  • Aralık bırakmayan, birbirine karışık, tamamen kapanan.
  • Birbiriyle iyi geçinen.

mümteziç

  • Birleşik, karışık.

mürtekış

  • Birbirine giren. Karmakarışık olan.

müşa'şa

  • (Şa'şaa. dan) Parlayan, parıldayan.
  • Dedbedeli, gürültülü, patırtılı.
  • Karışmış, karışık.

müşevveş / مشوش / مُشَوَّشْ

  • Karmakarışık, anlaşılmaz, düzensiz.
  • Düzensiz, karma karışık.
  • Düzensiz, karışık.
  • Karışık. (Arapça)
  • Karışık.

müşevveşiyet / مُشَوَّشِيَتْ

  • Karışıklık.
  • Karışıklık, karmakarışık vaziyet.
  • Karışıklık, dağınıklık.
  • Karışıklık.

müşevveşiyet-i hal

  • Hal, durum karışıklığı.

müştebeh

  • Zor, karışık.

müştebik

  • (Şebeke. den) Kafes gibi örülü olan.
  • Karışık, düğümlü olan.

müteakkıd

  • (Akd. dan) Düğümlenen, karışık olan.

mütehallit

  • Karışan, karışık olan, tahallüt eden.

mütelaşi

  • Telaş eden. Izdırab ile karışık acele eden. Telaşlı.

mütelebbis

  • Giyinmiş, elbiseli.
  • Karışık, başkasına bulaşmış, karışmış olan.

müterafık

  • Arkadaşlık eden, refekat eden, beraber bulunan.
  • Bir arada, karışık, karışmış.

müterafik / مترافق

  • Refakat eden. (Arapça)
  • Karışık, bir arada. (Arapça)

müteşabik

  • Beraber ve karışık olanlar, birbirine karışanlar. Birbirine karışmış ve girmiş vaziyette olan. Girift.

müteşabike / müteşâbike

  • Birbirine girmiş, örgülenmiş, karışık.

müteşettit / متشتت

  • (Müteşettite) Dağılan, dağınık olan. Karışan, karışık bulunan. Perişan olan.
  • Karışık, dağınık. (Arapça)

müteşevviş

  • (Teşevvüş. den) Karışık, karmakarışık, anlaşılmaz, içinden çıkılmaz.

müzebzeb

  • Karmakarışık.
  • Elinden iş gelmez, bir şeye karar veremeyen. Beceriksiz.

müzebzib

  • Karıştıran. Karmakarışık eden.

na-behre

  • Azim, ulu. (Farsça)
  • Karışık. (Farsça)
  • Soysuz. (Farsça)

na-saf

  • Saf ve hâlis olmayan. Saf olmayıp karışık olan. (Farsça)

nahise

  • Koyun sütüyle karışık keçi sütü.

nevmalud / nevmâlûd

  • Uyku ile karışık.

nüzhet

  • İç açıklığı, safa, eğlenme, gönül ferahlığı. (Farsça)
  • Temizlik, paklık. (Farsça)
  • Karışık, bulaşık ve kalabalık yerlerden uzak olmak. Buud. (Farsça)

paluş

  • Karışık. (Farsça)

pandomima

  • Yun. Vahşi ve gürültülü karışıklık, anarşi.
  • Sessiz tiyatro oyunu.

pandomima kopmak

  • Karışıklık çıkmak.
  • Seyircileri eğlendiren kavga çıkmak.

perişan

  • Dağınık, karışık. (Farsça)
  • Bozuk, tertibsiz, düzensiz. (Farsça)
  • Kederli, hüzünlü, kaygılı. (Farsça)
  • Dağınıklık, karışıklık.

pür-çin

  • Çok buruşuk, çok bükülmüş ve karışık. (Farsça)

revc

  • (Revac) Geçmek.
  • Rüzgârın karışık esmesiyle ne taraftan geldiği belli olmaması.

sade

  • Basit, karışık olmayan, katıksız. (Farsça)
  • Saf, gösterişsiz, lüzumsuz bulunmayan. (Farsça)
  • Tek katlı. (Farsça)
  • Ancak, yalnız. (Farsça)
  • Süssüz. (Farsça)
  • Derin düşünemiyen, saf adam. (Farsça)

sahik

  • Uzak.
  • Müretteb olan söz.
  • Hemen anlaşılmaz derece.
  • Çok karışık ve anlaşılmaz söz.

sahte

  • Düzme, yapmacık, yalandan, taklit. (Farsça)
  • Kalp, karışık. (Farsça)

şehd-amiz

  • Bal gibi tatlı. Balla karışık. (Farsça)

şehik / şehîk

  • Hıçkırıkla karışık iç çekme.

şemit

  • Karışık.

seyyiatalud / seyyiatâlûd

  • Çirkinliklerle karışık.

şimrac

  • (Çoğulu: Şemâric) Seyrek seyrek dikmek.
  • Yalan karışık söz.

sırf

  • Sadece, yalnızca.
  • Sâfi ve hâlis şey. Karışık olmayan.

şirk-alud / şirk-âlud

  • Şirk karışık, sapıtmış. Şirk bulaşmış. Cenâb-ı Hak'tan gaflet edip başkasından meded bekler surette. (Farsça)

siyera'

  • İbrişimle karışık alaca bez.

şübehat-alud / şübehat-âlûd

  • Şüphelerle karma karışık olmuş, şüphelerle dolu.

şur-efgen

  • Karma karışık yapan, kargaşalık çıkaran. (Farsça)

şuride

  • Perişan, karışık. (Farsça)
  • Tutkun, âşık, meftun. (Farsça)

şuridegi / şuridegî

  • Karışıklık, perişanlık. (Farsça)
  • Tutkunluk, düşkünlük. (Farsça)

şuridehatır / şûrîdehâtır / شوریده خاطر

  • Gönlü perişan, aklı karışık. (Farsça - Arapça)

şuriş

  • Karışıklık, kargaşalık. (Farsça)

şütür gürbe

  • "Deve ile kedi" : İyilik fenalık; münasebetsiz, karışık; iyi ile kötü. (Farsça)

tahallut

  • (Halt. dan) Karışma. Karışık olma.

tahkir-amiz / tahkir-âmiz

  • Hakaretle karışık söz. (Farsça)
  • Tahkir edici. (Farsça)

tar ü mar

  • Dağınık, karmakarışık, perişan. (Farsça)

tebelbül

  • Lisanların muhtelif ve muhtelit olması. Bazısı Arapça, bazısı Farsça ve Türkçe olmak gibi.
  • Karışıklık.

tebelbül-ü elsine

  • Dillerin karmakarışık olup anlaşılmaz hale gelmesi.

tebelleş

  • Birbirine geçmiş, karmakarışık, karışmış.

tehdid-amiz / tehdid-âmiz

  • Tehditle karışık, tehdit eder surette. (Farsça)

tehviş

  • Karma karışık etme.
  • Bir yere toplama.

telazum

  • Biri diğerine lâzım olmak. Karışık olmak. Bir şey diğerine yapışmak.

telif-i müşevveş

  • Karışık ve anlaşılması zor olan bir kitap.

teşabük

  • Şebekelenme. Karışık, dolaşık hâl alma.

teşevvüş / تشوش

  • Karma karışık olma.
  • Bulanıklık, karışıklık.
  • Karışıklık, bulanıklık.
  • Karışıklık. (Arapça)

teşevvüş-ü fikri / teşevvüş-ü fikrî / تَشَوُّشُ فِكْر۪ي

  • Fikir açısından karışıklığa düşme.
  • Fikrin karmakarışık olması.

teşevvüşat-ı akliye

  • Akılın karmakarışık olması, bulanması.

teşviş

  • Karıştırma. Karma karışık etme. Bulandırma.

teşvişiyyet

  • Karışıklık, bozukluk.

tezebzüb

  • Karışıklık. Mütereddit olmak. Kararsızlık.

ukde

  • Düğüm, bağ.
  • Karışık ve müşkil iş. Zorluk, zor iş. Vâlilik ve halifelik için akdolunan biat.
  • Ağaçlık yer.
  • Pelteklik, kekemelik.
  • Arzu edip de ulaşamadığından dolayı içe dert olan şey.

ümluc

  • Yaprak.
  • Selvi yaprağına benzer uzun, karışık bir ot.

uşabe

  • (Çoğulu: Eşâyib) Karışık olan.
  • Nesebi karışık kişi.

üşabe

  • Irkı, nesebi karışık adam.
  • Karışık cemaat.
  • Rüşvet ve hırsızlık gibi yollarla elde edilen kazanç.

üslupşiken / üslûpşiken

  • İfade ve anlatımı bozuk, karışık.

vahşet-amiz / vahşet-âmiz

  • Vahşetle karışık. (Farsça)

vehm-alud / vehm-âlud

  • Vehimli. Vehim dolu. Vehim karışık. (Farsça)

velvele

  • Gürültü, patırtı. Birbirine karışık bağrışmalar. Şamata.

za'f-ı te'lif

  • Edb: İbarenin, anlamayı güçleştirecek kadar karışık olması.

zehralud / zehrâlûd

  • Zehirle karışık.

zelzele-i hercümerc

  • Karma karışıklığın sarsıntısı.

zerk-alud / zerk-âlûd

  • Riyalı, riya karışık. (Farsça)

zevalalud / zevâlâlûd

  • Zevalle karışık.

zevk-alud / zevk-âlud

  • Zevkli, zevk karışık. (Farsça)

zevkalud / zevkâlûd

  • Zevkle karışık.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR