LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te kanun ifadesini içeren 431 kelime bulundu...

163. madde

  • Eski Türk Ceza Kanununun 163. maddesi.

adalet / adâlet

  • Zulüm etmemek. Herkese hakkını vermek ve lâyık olduğu muâmeleyi yapmak. Mahkeme. Hak kanunlarına uygunluk. Haksızları terbiye etmek. İnsaf. Mâdelet. Dâd. Cenab-ı Hakk'ın emrini emrettiği şekilde tatbik etmek. Suçluya Allah'ın emrini icra etmek.
  • Her işte hakkı gözetme ve orta yolu tutma. Haklıya hakkını verme. Haksızlıktan sakınma. Zulmün zıddı, kânun önünde eşitlik.

adalet-i kanun

  • Kanunun adaleti.

adatın harıkı / âdâtın hârıkı

  • Âdetlerin, kanunların olağanüstünü, bir mu'cize olarak gerçekleşmiş olanı.

adatullah / âdâtullah

  • Allah'ın âdetleri, kâinata koyduğu kanunları.

adet-i arziye / âdet-i arziye

  • Yer kanunu.

adet-i ilahiye / âdet-i ilâhiye

  • Allah'ın âdeti, kanunu.

adet-i ilahiyye / âdet-i ilâhiyye

  • Sünnet-i ilâhî; Allahü teâlânın kânûnu. Allahü teâlânın bir şeyi yaratmak için arada bulundurduğu sebebler. Bu sebebler tecrübe ile anlaşılır.

adetullah / âdetullah

  • Allah'ın kâinatta uyguladığı kanun ve prensipler.
  • Allah'ın kâinatta câri olan usûl ve kanunu, sünneti.
  • Allahın yaratıklardaki kanunları.

ahkam / ahkâm

  • Hükümler, kanunlar.
  • (Tekili: Hüküm) Hükümler. Kanunlar. Nizamlar.
  • Hükümler, kanunlar.

alem-i emir / âlem-i emir

  • Cenâb-ı Hakkın emirlerinin âlemi; İlâhî kanunlar âlemi.
  • Sâdece bir emr-i İlâhî ile işlerin hemen olduğu âlem. Yaradılışa ait kanunlar âlemi.

anarşi

  • Kargaşa, kanun ve kural tanımama.

anarşilik

  • Karışıklık, kanunsuzluk.

anarşist

  • Hiçbir kayıt ve kural tanımayan, kanun ve düzen karşıtı.

anarşizm

  • Anarşiyi istiyen tahribci bir nazariye. Anarşistlik. İnsanın insan tarafından idaresi esasına dayanan her türlü devlet, hukuk düzenlerinin adaletsiz, haksız ve zulüm olduğunu iddia eden ve devletsiz, kanunsuz, her insanın kendi başına buyruk yaşıyacağı bir düzensizlik istiyenlerin görüşü.

antikor

  • Vücuda giren hastalık mikroplarını zararsız kılmak için organizmanın bir kanun-u İlahî ile çıkardığı madde. (Fransızca)

areometre

  • yun. Sıvıların yoğunluk derecesini ölçmeye yarayan âlet. Arşimet'in keşfettiği kanuna istinad edilerek yapılan bu alet, içi boş cam bir silindir ile bunun üst kısmındaki dereceli bir çubuktan ibarettir.

asayiş

  • Emniyet, güvenlik, korku ve endişeden uzak hâl. Kanun, nizam hakimiyeti. İnsan cemiyetlerinde iktidar, hâkimiyet, bir zümrenin, bir sınıfın elinde olmaktan kurtulamamasından ve bir kısım insanlarca yapılan, istedikleri zaman değiştirilen kanunlara diğer insanların saygısı temin edilemediğinden asayi (Farsça)

ashab-ı matlub / ashâb-ı matlub

  • Huk : İflâs hâlinde bulunan şahsın, kanuni alacaklılarının yekûnü.

aşk-ı kimyevi / aşk-ı kimyevî

  • Fıtrî meyil ve alâka. Kimyevî unsurlar arasında birbirlerine karşı olan cazibe ve birleşme meyelanları ki; birer İlâhi emir ve kanunlardır.Fransızcası: Affinite (afinite) dir.

avarız-ı divaniye

  • Tanzimat-ı Hayriye'den önce geçerli olan kanunlara göre alınan vergiler.

ayat-ı teşriiye / âyât-ı teşriiye

  • Şeriat kanunları.

ayin / âyin

  • Merâsim. Usûl. Görenek. Dinî âdâb. Âdet, örf ve kanun.
  • Ziynet, süs.İslâm'da fıkıh lisânı âyin kelimesini kabul etmemiştir. Bazı vakıflar, filân câmide herhangi bir tarikat âyini icra için te'sis yapacakları zaman vaki olan müracaatlarında fetvahâne tarafından verilen müsaadelerde âyi

azin / âzîn

  • Kaide, kanun. (Farsça)
  • Süs, zinet, güzellik. (Farsça)
  • Yoğurttan yağ çıkarmak için hususi olarak yapılmış yayık. (Farsça)

batın-ı umur / bâtın-ı umûr

  • İşlerin, hâdiselerin ve eşyanın içyüzü ve mahiyeti. Yani: Beş duygu ile bilinemiyen melekûtiyet ve kanuniyet cihetleri.

bırtıl

  • (Çoğulu: Berâtıl) Rüşvet.
  • Meşru olmayarak, kanunen bir iş gördürmek için vazifeli olan kimseye rüşvet olarak verilen şey ki, para vesair menfaatlardır.

boşanmak

  • Eşi ile olan nikâh bağını bozmak. Eşinden ayrılmak. (Medeni kanun, boşama yetkisini mahkemeye bırakmıştır. İslâm dini evlenmeyi Allah'ın emirleri dahilinde karşılıklı rızaya bağlı hür bir sözleşme olarak gördüğünden kadınla erkek boşanma yetkisinin kimde olacağını da kararlaştırabilirler. İsterlerse (Türkçe)

burhan-ı inni / burhan-ı innî

  • Tümdengelim; eserden eseri yapana, olaylardan kanuna ulaştıran delil.

bürhan-ı inni / bürhan-ı innî

  • Hâdiselerden kanunlarına, neticelerden sebeblerine ve eserden müessire olan delil. Dumanın ateşe delil olması gibi.
  • Olaylardan kanunlara, neticelerden sebeplere, eserden eserin sahibine (müsebbip) ulaştıran delil. Dumanın ateşe delil olup göstermesi gibi.

burhan-ı limmi / burhan-ı limmî

  • Tümevarım; kanunlardan hâdiselere, sebeplerden neticelere, müessirden esere gitme usûl ve delili.

bürhan-ı limmi / bürhan-ı limmî

  • Kanunlardan hâdiselerine, sebeblerden neticelerine ve müessirden esere olan istidlâl. Yani eseri meydana getirenden esere olan delil. Kablî delil. Ateşin dumana delil olması gibi.

cazibe

  • Çekme kuvveti.
  • Mc: Letafet zamanı. Hüsn-ü cemal. (Hareket harareti, hararet kuvveti, kuvvet câzibeyi tevlid eder gibi bir âdet-i İlâhiyye, bir kanun-u Rabbanidir. Mek.)

cazibe kanunu

  • Madde âleminde geçerli olan Cenab-ı Hakk'ın tekvini bir kanunudur. Bu kanuna göre iki madde birbirini aralarındaki mesafe ile ters orantılı; kütle ve miktarlarıyla orantılı olarak çeker.

cazibe-i umumi kanunu / cazibe-i umumî kanunu

  • Genel çekim kanunu.

cazibe-i umumiye / câzibe-i umumîye

  • Genel çekim kanunu.

cazibe-i umumiyye kanunu / câzibe-i umûmiyye kanunu

  • Yerçekimi kanunu.

cebr-i kanuni / cebr-i kanunî

  • Kanun yoluyla zorlama.

cevaz-ı kanuni / cevaz-ı kanunî

  • Kanunen verilen izin, müsaade.

cinayetkar / cinayetkâr

  • Cinayet işleyen, kural ve kanunları hiçe sayarak hareket eden.

cürm

  • (Cürüm) Kabahat, kusur. Hatâ. İsyan. Günah. Kanun hilâfına hareket.

cüz-i layetecezza / cüz-i lâyetecezzâ

  • Bir daha bölünmeyen en küçük parça. En küçük cisim parçası. Tecezzisi kabil olmayan. Atom. Yani parçalansa, maddîlikten çıkıp kanun-u İlâhî ile bir nevi kuvvete inkılâb eder.

daire-i esbab

  • Sebepler dâiresi. Sebep ve kanunların bulunduğu yer olan maddi âlem.

dar-ı şura-yı askeri / dâr-ı şura-yı askerî

  • 1296 yılında lağvolunan bu yüksek askeri meclis 1253 yılının muharrem ayında kurulmuştu. 1259 tarihinde çıkarılan kanun ile vazifesi tesbit edildi. Askeri ve mülki ricâlden onbir daimi, altı tane ise geçici azası bulunan bu mecliste bir reis ve bir de müftü yer alıyordu.

dar-ül-harb / dâr-ül-harb

  • İslâm ahkâmının (kânunlarının) tatbik edilmediği yer.

dar-ül-islam / dâr-ül-islâm

  • İslâm memleketi. İslâm ahkâmının (kânunlarının) tatbik edildiği yer.

dava vekili

  • Baro teşkilatının olmadığı yerlerde kanunî izin ile vekil sıfatı kazanan ve dava takibine salâhiyeti olan kişi.

defter-i kavanin-i emriye / defter-i kavânin-i emriye

  • Emir kanunları defteri, talimatname.

delil-i inni / delil-i innî

  • Olaylardan kanunlara, neticelerden sebeplere, eserden eserin sahibine (müsebbip) ulaştıran delil. Dumanın ateşe delil olup göstermesi gibi.

dernek

  • Eğlence için yapılan toplanma.
  • Düğün.
  • Cemiyetler kanununa göre kurulmuş cemiyet.

desatir-i ekseri / desatir-i ekserî

  • Pek çok ortamda ve şartlar altında geçerli olan kanun ve kurallar.

desatir-i icadiye / desâtir-i icadiye

  • Yoktan yaratma kanunları.

desatir-i külliye

  • Her yerde ve konumda geçerli olan genel kurallar, prensipler, kanunlar; evrensel kanunlar.

desatir-i kur'aniye / desatir-i kur'âniye

  • Kur'ân'a ait kanun ve kurallar.

desatir-i saadet-i dareyn / desatir-i saadet-i dâreyn

  • Dünya ve âhiret mutluluğunun düsturları, kanunları.

destur

  • Asıl.
  • Kanun.
  • Vezir-i azam, baş vezir.

diktatör

  • Mevcut kanunları çiğneyerek, örf ve adalet esaslarına aykırı olarak, devleti keyfine göre idare eden devlet adamı. Müstebid. (Fransızca)

din

  • Ceza, ivaz.
  • İman ve amel mevzuu olarak insanlara Cenab-ı Hak tarafından teklif olunan Hak ve hakikat kanunlarının hey'et-i mecmuasıdır. Din, kâinatın, dünyanın hayatın ve insanın yaratılış gayeleri ve var oluş şekillerini açıklıyarak, onları mânasızlıktan ve abesiyetten kurtarır. İns

divan-ı ahkam-ı adliye / divan-ı ahkâm-ı adliye

  • Huk: Kanunlara göre, bakılacak dâvalarla ilgilenmek üzere 1284 yılında kurulan ilk nizâmiye mahkemesi.

düstur / düstûr / دستور

  • Umumi kaide. Kanun, nizam. (Farsça)
  • Örnek, nümune (Farsça)
  • Üslub. İzin, müsaade. (Farsça)
  • Mu'teber ve mu'temed kimse. (Farsça)
  • Destur. (Farsça)
  • Kânun, kaide, kural, esas.
  • Kural, prensip. (Arapça)
  • Kanun kitabı. (Arapça)

düstur-u adilane / düstur-u âdilâne

  • Adaletli düstur, kanun, yasa.

düstur-u aliye / düstur-u âliye

  • Yüce kanun, kural.

düstur-u cidal / düstur-u cidâl / دُسْتُورُجِدَالْ

  • Mücâdele kanunu.

düstur-u cüz'i / düstur-u cüz'î

  • Bireysel kural; cüz'î ve sınırlı bir alanda geçerli olan kanun.

düstur-u esas

  • Temel kanun, anayasa.

düstur-u esasiye-i şer'iye

  • Şeriatın esas prensipleri, ana kanunları.

düstur-u fıtrat

  • Yaratılış yasası, kanunu.

düstur-u gàliye

  • Kıymetli prensip, kanun.

düstur-u ilahi / düstûr-u ilâhî

  • İlâhi kural, kanun.

düstur-u kur'ani / düstur-u kur'ânî

  • Kur'ân tarafından ortaya konulan kanun, prensip.

düstur-u teavün / düstur-u teâvün / düstûr-u teâvün / دُسْتُورُ تَعَاوُنْ

  • Yardımlaşma kanunu.
  • Yardımlaşma kanunu.

düstur-u terakki

  • İlerleme kanunu.

düstur-u zulüm

  • Zulm kanunu, kuralı.

düsturi / düsturî

  • Kanunî.

ehl-i kanun

  • Kanun koyanlar ve uygulayanlar.

emr-i tekvini / emr-i tekvinî

  • Yaradılışa ait İlâhi kanun ve nizam. Tekvine dair işler, hâdiseler, maddeler. Fıtri kanunlar ve Âdetullahın tazammun ettiği emirler.

emr-i vehmi / emr-i vehmî

  • Maddi bir varlığı olmayan, ancak itibar edilen, varsayılan olgu; meridyen çizgileri ve maddedeki çekim kanunu gibi.

emri kanun / emrî kanun

  • Cenâb-ı Hakkın doğrudan emrinden gelerek vasıtasız işleyen kanunu.

esasi kanunlar / esasî kanunlar

  • Anayasal kanunlar.

esbab-ı müşeddide

  • Kuvvetlendiren, artıran sebepler. Cezâ hukukunda; cezâyı ağırlaştıran kanuni veya takdiri sebepler. (Esbâb-ı muhaffifenin zıddıdır.)

eşkiya

  • Şakiler. Yol kesenler. Asiler. Allah'a veya kanunlara isyan edip kötülük yapanlar. Haydutlar, anarşistler, âsiler. Hak ve kanunlara baş kaldıranlar, Allahın emirlerine karşı gelenler.

evamir-i icadiye / evâmir-i icadiye

  • Yoktan yaratma emirleri ve kanunları.

evamir-i tanzifiye / evâmir-i tanzifiye

  • Temizliği sağlayan emirler, kanunlar.

farabi / farabî

  • (Mi: 870-950) Aristo felsefesinin İslâm âleminde yayılmasına yol açmış bir filozoftur. Aristo'dan sonra gelen mânasına, kendisine Muallim-i Sâni nâmı verilmiştir. Eserlerinin İbn-i Sina üzerinde büyük te'siri vardır. "Kanun" denilen bir çalgı âletinin mucididir. Asıl adı Ebu Nâsır Muhammed'dir.

fevkalkanun

  • Kanun üstü.
  • Kanun üstü, kanun dışı.
  • Kanun üstü. Kanunun kabul etmediği. Kanunun karışmadığı.

fevzaiye

  • Fls: Anarşik. Kanun ve nizam tanımayan hal ve hareket.

fihris

  • (Fihrist) Bir dükkânda veya bir kitabın içerisinde ne bulunduğunu sıra ile gösteren liste. (Kataloğ)
  • (Çoğulu: Fehâris) Her nesnenin aslı.
  • Kanun.

fıkra

  • Yazıda bir bahis.
  • Parağraf.
  • Kanun maddelerinden her bir kısım.
  • Kısa haber.
  • Küçük hikâye.
  • Omurga kemiklerinin her biri.
  • Bend.
  • Kıssa.
  • Gazetelerde gündelik hâdiselerin kısaca yazılmış şekli.

fıtrat-ı ilahiye / fıtrat-ı ilâhiye

  • İlâhi fıtrat, yaratılış kanunları.
  • San'at-ı Rabbaniye ve kudret-i İlâhiyenin dâima değişen bir defteri olan ve yanlış olarak "Tabiat" namı verilen Cenab-ı Hak'ın fıtrat kanunları ve mahlukatın yaradılışı.

fıtri / fıtrî

  • Doğuştan, yaradılıştan, fıtrata âit ve müteallik. Hayat kanunlarına uygun.

fıtri şeriat / fıtrî şeriat

  • Yaratılışa ait kanun.

gayr-ı kanuni / gayr-ı kanunî

  • Kanun dışı.

gayr-ı meşru'

  • Allah'ın rızâsına uymayan, şeriat hârici, kanunsuz iş.

hadd-i şer'i / hadd-i şer'î

  • Şeriat kanunlarıyla verilen ceza.

hakaik-ı şeriat / hakâik-ı şeriat

  • Allah'ın koyduğu kanunlarda bulunan hakikatler.

hareket-i dahil / hareket-i dâhil

  • Tar: Kanuni Sultan Süleyman zamanında Süleymaniye medreselerinin binasından sonra onikiye çıkarılan tarik-i tedris (okutma yolu) silsilesinin dördüncü mertebesindeki müderrislerine verilen bir ünvandır.

harice temessül

  • Zihnî olan kelâmın hâricî âlemdeki kanunlara uygun şekilde tanzim edilişi.

hark

  • Herhangi bir kanunun delinmesi, yırtılması, kanunu devre dışı bırakarak yaratma.

hark-ı adat / hark-ı âdât

  • Adetleri, kanunları delme, onları devre dışı bırakarak var etme.

hikmet-i amme / hikmet-i âmme

  • Her şeyin alakâlı olduğu İlâhî gaye. Her şeyi kanun ve nizamına itaat ettiren umumi faydalar. Yaratılıştaki, kâinattaki umumi ve ilâhi gaye.

hikmet-i teşri

  • Kanun yapma hikmeti. Allah'ın emir ve yasaklarında gözetilen Rabbanî incelikler.

hikmet-i teşri'

  • (Hikmet-i teşriiye) Şeriata dayanan kanun yapma ilmi. Şer'î ve Rabbanî kanunların hikmeti.

hikmet-i teşri'iye

  • Yasamadaki hikmet, kanun koymadaki gaye, fayda.

hikmet-i teşriiye

  • Şeriata ait ve Rabbânî kanunların hikmeti.

hikmetin desatiri / hikmetin desâtiri

  • Herbir şeyi belirli gaye ve faydalara yönelik olarak tam yerli yerine yerleştiren ilmin kanunları, düsturları.

hilaf-ı kanun / hilâf-ı kanun

  • Kanun dışı.

hilaf-ı vaki / hilâf-ı vâki

  • Gerçek dışı, meydana gelen hâdise ve kanunlara ters.

hile-i şer'iye

  • Müşkül bir mes'eleyi, şer'i esaslar üzeri, hazakatla hall ve izah etmek ve şer'an muahaze ve mes'uliyeti mucib olmayacak surette te'vilini bulmaktır. Bu tabir kanuna, yani şeriata karşı irtikâb edilen, hile, oyun, aldatma veya şer'î bir hükmü bertaraf etmek mânasına olmayıp, ancak karışık bir durumu

hizb-üş şeytan

  • Şeytana ve nefislerine tâbi olanların grubu. Allah'ın kanun ve nizamına tâbi olmadan kafalarına güvenerek ve nefsanî arzularına uyarak gitmek isteyenler. Milleti, memleketi ve mukaddesatı yıkmağa çalışan ve ahlâksızlığa alıştıranların ve dinsizlerin topluluğu ve cereyanı.

hükm-i şer'i / hükm-i şer'î

  • Kur'an-ı Kerim'e ve Din-i İslâm'a uygun kanun ile verilen karar. Şeriatın hükmü.

hükm-i yezdani / hükm-i yezdanî

  • Cenab-ı Hakk'ın hükmü. Allah'a mahsus kanun.

hükm-ü kanun

  • Kanunun hükmü.

hükm-ü şer'i / hükm-ü şer'î

  • Şeriatın hükmü, kanunu.

hukuk

  • (Tekili: Hakk) Haklar.
  • İnsanın cemiyet hayatında riâyet etmesi lâzım gelen kaideler, esaslar, yâni; şer'i ve adli hükümler. Haklıyı haksızdan ayıran kaideler.
  • Şeriat kitablarında yazılı olan haklar, kanunlar ve kaideler.
  • Üniversitenin hukuk tahsili yaptıran kısmı.
  • Haklar.
  • Hakikatler.
  • Kanunların verdiği hak.

hukuk-u gayr-i mektube

  • Kanunlarda mevcud olmayan örf ü âdet ve teâmül kabilinden olan haklar.

hukuk-u kemalat / hukuk-u kemâlât

  • Tam olarak işleyen kanunlar.

hukuk-u mektube

  • Kanunlarda yazılı olan haklar.

hukuk-u mevzua

  • Konulmuş kanunların meydana getirdiği hukuk.

hükumet-i meşrua / hükûmet-i meşrua

  • Hukuka, kanuna uygun hükûmet.

hürriyet

  • Serbestlik, hür oluş.
  • Adalet kanununda ve te'dibte, başka hiç kimse, kimseye taarruz ve tahakküm etmemesi ve herkesin hukukunun meşru' olarak korunması, herkesin meşru' hareketlerinde tam serbest olması.

ibadetgah / ibadetgâh

  • Kanunlarla tanınmış bir dine, bir mezhebe ait ibadetlerin icrasına tahsis olunan yerler. Mabet, ibadethane. (Farsça)

iç oğlanı

  • Saray hizmetine alınıp devletin çeşitli makamlarına namzed olarak yetiştirilen gençler. İç oğlanı, Yıldırım Bayezid zamanında yeni teşekküle başlayan saray hizmetlerinde bulunmak üzere yeniçerilik için toplanan devşirmelerden ayrılmak suretiyle meydana getirilmiş ve bu usûl sonradan yapılan kanunla (Türkçe)

icra kuvveti

  • Memleketi idâre eden, kanunları tatbik eden kuvvet.

idare-i örfiye

  • İcabında devletin bir yerde mülki idareye ait nizamları tatil ile kanunen kurduğu askerî idare. Örfi idâre, sıkıyönetim.

idareten

  • İdare için. Kanun ile değil, işin gelişine göre yaparak. İdare yoluyla, işi idare ederek.

iradi bir şeriat / iradî bir şeriat

  • İrade sıfatından gelen bir kanun ve düzenleme.

irkab

  • Huk: Öldükten sonra kanunî mirasçılarından başka bir kimseye de miras bırakma.

isabet-i kanuniye

  • Kanunî isabet, doğruluk.

istibdad

  • Başlı başına olmak. Keyfî idare sistemi.
  • Zulüm ve tahakküm. İdaresi altındakilerin istemediği şeyleri yalnız kendi keyfine göre zorla ve zulümle yaptırmaya çalışmak. Kanun ve nizamlara bağlı olmayarak, çok defa da kanun namına kanunsuzluk yaparak, keyfi hükmünü icra ettirmek. Kimseyi

istibdadkarane / istibdadkârane

  • İstibdad idaresi gibi. Kendi kendine, kanunları ve kimseyi tanımadan idare eder surette. (Farsça)

istikra-i tamm / istikrâ-i tâmm

  • Tam bir tümevarım, endüksiyon; parçalardan bütüne, fertlerden türlere, olaylardan kanunlara, ilimlerden kâinatın mükemmel olan düzen ve düzenliğine varma yöntemi.

itibari emir / itibarî emir

  • Gerçekte öyle olmadığı hâlde öyleymiş gibi kabul edilen, saymaca; maddedeki çekim kanunu gibi saymaca şey.

kadı

  • Tanzimat'a kadar her türlü davaya, Tanzimat ile Medeni Kanun arasındaki dönemde ise yalnız evlenme, boşanma, nafaka, miras davalarına bakan mahkemelerin başkanları.

kaide-i adetullah / kaide-i âdetullah

  • Allah'ın adeti olan kanun, kural.

kanun-u adalet

  • Adalet kanunu.

kanun-u adalet ve tedip

  • Adaleti sağlama ve suçluları cezalandırmaya yönelik düzenlenen kanun.

kanun-u adalet-i şer'iye

  • Şeriatın adaletli kanunu.

kanun-u adl

  • Adalet kanunu.

kanun-u askeri / kanun-u askerî

  • Askerlik kanunu.

kanun-u askeriye

  • Askerlik kanunu.

kanun-u azim / kanun-u azîm

  • Büyük kanun.

kanun-u belağat / kanun-u belâğat

  • Belâğat kanunu.

kanun-u beşer

  • İnsanlar tarafından konulan kanun.

kanun-u beşeri / kanun-u beşerî

  • İnsanların koyduğu kanunlar.

kanun-u cemal / kanun-u cemâl

  • Güzellik kanunu.

kanun-u cinsiyet-i melek

  • Meleklerin cinsiyet kanunu.

kanun-u deha / kanun-u dehâ

  • Dehâ kanunu; olağanüstü bir zekâ taşıyan ruh.

kanun-u edebi / kanun-u edebî

  • Edebiyatta geçerli olan kanun.

kanun-u emir

  • Emir kanunu; Allah'ı Kudret sıfatının bir tecellisi olan kanun.

kanun-u emri / kanun-u emrî

  • Allah'ın bir şeye "Ol" deyince onu hemen olduruveren emrini ifade eden kanun.

kānun-u emri / kānûn-u emrî / قَانُونُ اَمْر۪ي

  • Emir âleminden gelen kanun.

kanun-u emriye-i mu'ciznüma / kanun-u emriye-i mu'ciznümâ

  • Allah'ın emriyle oluşan mu'cizeli kanun.

kanun-u esasi / kanun-u esasî

  • Temel kanun. Temel ve esasa ait kanun. Bir bünyenin aslını ve mahiyetini teşkil eden kanun.

kanun-u esasi-yi beşeriye / kanun-u esasî-yi beşeriye

  • İnsanların temel kanunu, anayasası.

kanun-u esasiye

  • Temel kanun, anayasa.

kanun-u esasiye-i kur'aniye / kanun-u esasiye-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın temel kanunu, hükmü.

kanun-u fıtrat

  • Yaratılış kanunu.

kanun-u fıtri / kanun-u fıtrî

  • Yaratılışa ait kanun.

kanun-u hafiziyet / kanun-u hafîziyet

  • Allah'ın bütün kâinatta geçerli olan muhafaza edicilik kanunu.

kanun-u hakikat

  • Hakikat kanunu.

kanun-u hallakıyet / kanun-u hallâkıyet

  • Yaratıcılık kânunu.

kanun-u harici

  • Dış âlemde cereyan eden kanun.

kanun-u hikmet

  • Hikmet kanunu.

kanun-u ihata-i ilmi / kanun-u ihata-i ilmî

  • Allah'ın ilminin herşeyi kuşatmasının kanunu.

kanun-u ilahi / kanun-u ilâhî

  • İlâhî kanun, İlâhî irade.

kanun-u ilm-i muhit

  • Allah'ın herşeyi kuşatan ilminin kanunu.

kanun-u ilmi / kanun-u ilmî

  • İlmî kanun, kaide.

kanun-u kader

  • Kader kanunu.

kanun-u kader-i ilahi / kanun-u kader-i ilâhî

  • Allah'ın meydana gelecek hadiseleri gerçekleşmeden önce sonsuz ilmiyle belirlediği ve bütün kâinatta geçerli olan kanunlar.

kanun-u kaderi / kanun-u kaderî

  • Allah'ın takdiri ile tespit edilmiş kader kanunu.

kanun-u kayyumiyet / kanun-u kayyûmiyet

  • Allah'ın yarattıklarının varlıklarını ayakta tutup devam ettirme kanunu.

kanun-u kerem

  • Cömertlik, bağış ve ikram kanunu.

kānun-u kerem / kānûn-u kerem / قَانُونُ كَرَمْ

  • Cömertlik, ikram edicilik kanunu.

kanun-u külli / kanun-u küllî

  • Herşeyde geçerli kanun.

kanun-u letafet

  • Güzellik ve şirinlik kanunu.

kanun-u mahsus

  • Özel kanun.

kanun-u medeni / kanun-u medenî

  • Medenî Kanun.

kanun-u medeniye / kanun-u medenîye

  • Medenî Kanun.

kanun-u medeniyet

  • Medeniyet kanunları.

kanun-u meşiet

  • İrade, dileme kanunu.

kanun-u mübareze

  • Karşılıklı mücadele, çatışma kanunu.

kanun-u mübin-i rabbani / kanun-u mübîn-i rabbânî

  • Besleyen, yetiştiren, verdiği nimetlerle varlıkları terbiye eden, idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah'ın apaçık kanunu.

kanun-u müsabaka

  • Yarışma kanunu.

kanun-u müsavat

  • Eşitlik kanunu.

kanun-u müstebidane / kanun-u müstebidâne

  • Baskı ve zorbalığa yönelik kanun.

kanun-u nurani-yi ilahiye / kanun-u nurânî-yi ilâhiye

  • İlâhî olan nurlu kanun; Cenâb-ı Hakkın nurlu kanunu.

kanun-u padişahi / kanun-u padişahî

  • Padişah kanunu.

kanun-u rabbani / kanun-u rabbânî

  • Allah'ın kanunu.

kanun-u rahmet

  • Rahmet kanunu.

kanun-u rububiyet

  • Allah'ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması kanunu.

kanun-u saltanat

  • Saltanat, hükümranlık kânunu.

kanun-u sarahat-i kur'aniye / kanun-u sarâhat-i kur'âniye

  • Kur'ân'daki açıkça belirtilen kanunu, hüküm.

kanun-u semavi / kanun-u semavî

  • Vahiyle bildirilen kanun.

kanun-u şer'i / kanun-u şer'î

  • Dine uygun kanun.

kanun-u şeriat

  • Şeriat kanunları, kuralları.

kanun-u siyaset

  • Siyaset kanunları.

kanun-u taayyün

  • Belirleme kanunu.

kanun-u tabii / kanun-u tabiî

  • Tabiat kanunu.

kanun-u tabiiye

  • Tabiî kanun; kâinatta ve sosyal hayatta doğal olarak yürürlükte olan kanun.

kanun-u tahsin ve cemal / kanun-u tahsin ve cemâl

  • Güzellik kanunu.

kanun-u tebeddül ve tagayyür

  • Başkalaşım ve değişim kanunu.

kanun-u tekamül / kanun-u tekâmül / قَانُونُ تَكَامُلْ

  • İlerleme, mükemmelleşme kanunu.
  • Mükemmelleşme, olgunlaşma kanunu.

kanun-u tenasül / kanun-u tenâsül

  • Üreme ve çoğalma kanunu.

kanun-u teşekkül

  • Oluşma kanunu.

kanun-u teşekkülat / kanun-u teşekkülât

  • Meydana geliş kanunu.

kanun-u tevafuki / kanun-u tevafukî

  • Tevafuk ve denklik şeklinde oluşan kanun.

kanun-u umumi / kanun-u umumî

  • Genel kanun.

kanun-u vahdet

  • Birlik kanunu.

kanun-u zalimane / kanun-u zâlimane

  • Zâlimce kanun.

kanun-u zişuur / kanun-u zîşuur

  • Şuur sahibi kanun.

kanun-u zivücud-u harici / kanun-u zîvücud-u haricî

  • Haricî (maddî) vücud sahibi bir kanun.

kanunda inhisar-ı kuvvet

  • Gücü sadece kanunlara münhasır kılmak, güç ve kuvvetin sadece kanunların eline verilmesi.

kanunen

  • Kanuna göre. Kanunca. Kanuna uyarak. Kanun yolu ile.
  • Kanunca.

kanuni / kanunî / kanûnî / قانونى

  • Kanuna dâir. Kanuna ait.
  • Avrupavâri kanuna vesile olan Osmanlı Padişahı Sultan Süleyman'ın bir nâmı.
  • Kanunlar gereği.
  • Kanuna göre, uygun.
  • Kanun tarzında.
  • Yasal. (Arapça)
  • Kanun çalan. (Arapça)
  • Yasa koyucu. (Arapça)

kānuni / kānûnî / قَانُونِي

  • Kanunla olan.

kanuniyet

  • Kanun haline gelme.
  • Kanunluluk. Kanun haline gelmek.
  • Kanunluk.

kanunname / kanunnâme

  • Kanun kitabı. Anayasa. (Farsça)
  • Kanun kitabı, kanunların yazılı olduğu kitap.
  • Kanun yazısı.

kanunperest

  • Kanun düşkünü.
  • Kanun kuvvetine önem veren, kanuna saygılı.

kanunşinas

  • Kanun ve nizam koyan, kanunun inceliklerini bilen. (Farsça)

kavanin / kavânin / kavânîn / قوانين

  • (Tekili: Kanun) Kanunlar. Devlet idare kaideleri. Şeriatın her bir mes'elesi.
  • Kanunlar.
  • Kanunlar.
  • Kanunlar.
  • Kanunlar. (Arapça)

kavanin-i acibe / kavanîn-i acibe

  • Hayret verici kanunlar.

kavanin-i adatullah / kavânin-i âdâtullah

  • Âdetullah kanunları; kâinatta işleyen İlâhî yasalar, yaratılış kanunları.

kavanin-i adet / kavânîn-i âdet

  • Allah'ın kâinata koyduğu tabiat kanunları.

kavanin-i akliye / kavânîn-i akliye

  • Aklî kanunlar.

kavanin-i amika-i dakika / kavânin-i amîka-i dakîka

  • Çok ince ve derin kanunlar.

kavanin-i askeriye

  • Askeri kanunlar.

kavanin-i beşer

  • İnsanlarca ortaya konulan kanunlar, yasalar.

kavanin-i cezaiye

  • Ceza kanunları.

kavanin-i emriye / kavânîn-i emriye

  • Cenâb-ı Hakkın doğrudan emrinden gelerek vasıtasız işleyen kanunları.

kavanin-i esasiye / kavânîn-i esâsiye

  • Ana yasalar, ana kanunlar.

kavanin-i ezeliye / kavânin-i ezeliye

  • Başlangıcı olmayan kanunlar.

kavanin-i ezeliye-i sübhaniye / kavânîn-i ezeliye-i sübhâniye

  • Her türlü kusur ve eksiklikten uzak ve temiz olan Allah'ın ezelî kanunları.

kavanin-i fenniye / kavânin-i fenniye

  • Bilimsel kanunlar.

kavanin-i hadsiye

  • Hadse âit düstur ve kanunlar.

kavanin-i hak / kavânin-i hak

  • Hakkın kanunları, şeriat yasaları, doğru kanunlar.

kavanin-i hayat / kavânîn-i hayat

  • Hayat yasaları, kanunları.

kavanin-i hayatiye / kavânin-i hayatiye

  • Hayat kanunları.

kavanin-i hikmet / kavânin-i hikmet

  • Hikmet kanunları.

kavanin-i hilkat

  • Yaratılış kanunları.

kavanin-i icraat / kavânîn-i icraat

  • Kâinattaki, tabiattaki İlâhî icraat ve faaliyet kanunları.

kavanin-i içtimaiye / kavânin-i içtimaiye

  • Sosyal kanunlar.

kavanin-i ilahiye / kavanin-i ilâhiye / kavânin-i ilâhiye

  • İlâhî kanunlar. Şeriat.
  • İlâhî kanunlar.

kavanin-i ilm-i ezeli / kavânin-i ilm-i ezelî

  • Cenâb-ı Allah'ın ezelî ilminin kanunları.

kavanin-i ilmiye / kavânîn-i ilmiye

  • Bilimsel kanunlar.

kavanin-i itibariye / kavânîn-i itibariye

  • Görünmeyen mânevî kanunlar.

kavanin-i kader

  • Kader kanunları.

kavanin-i külliye / kavânin-i külliye

  • Türleri, sınıfları içine alan, kapsamlı kanunlar.

kavanin-i latife / kavanin-i lâtife

  • Lâtif, ince, şirin olan kanunlar.

kavanin-i mahsusa / kavânîn-i mahsusa

  • Özel kanunlar.

kavanin-i meşiet / kavânin-i meşiet

  • Allah'ın irade ve dilemesinin tecellisi olan kanunlar.

kavanin-i muayyene / kavânîn-i muayyene

  • Belirli kanunlar.

kavanin-i rahmet / kavânîn-i rahmet

  • Rahmet kanunları.

kavanin-i rububiyet / kavânîn-i rububiyet

  • Allah'ın herbir varlığa, yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması ile ilgili kanunlar.

kavanin-i sariye / kavânin-i sâriye

  • Varlıklara geçen ve onlarda işleyen kanunlar.

kavanin-i şeriat / kavânîn-i şeriat

  • Şeriat kanunları; İslâm dininin her alanda koyduğu prensipleri.

kavanin-i şeriat ve fazilet

  • Şeriat ve fazilet kanunları.

kavanin-i tabiiye

  • Allah'ın kâinata koyduğu tabiat kanunları, kâinattaki kanunlar.

kavanin-i teşekkülat / kavânin-i teşekkülât

  • Allah'ın varlıkları yaratmada ortaya koyduğu kanunlar; oluşum kanunları.

kavanin-i teşkiliye / kavânîn-i teşkiliye

  • Oluşma, meydana gelme kanunları.

kavanin-i ubudiyet / kavânin-i ubûdiyet

  • Kulluk kanunları.

kavanin-i umumiye-i içtimaiye / kavânin-i umumiye-i içtimaiye

  • Genel sosyal kanunlar, prensipler.

kazi

  • (A, uzun okunur) Dâvalara hüküm ve kaza eden. Şeriat kanunlarına göre dâvalara bakan hâkim. Kadı.
  • Yapan, yerine getiren.

kaziye-i muhkeme

  • Tam, sağlam hüküm. Temyizin tasdikinden geçmiş, değişmez hâle gelmiş mahkeme kararı ki, böyle bir karara mazhar olan herhangi birşey hakkında tekrar dava açılamaz; dâva mevzuu yapılamaz. Aksi takdirde kanun namına kanunsuzluk yapılmış olur. Buna "Kaziye-i mahkumun bihâ" da denir.

keramet / kerâmet

  • İkrâm, üstünlük.Hangi peygamberin ümmetinden olursa olsun, velîlerden âdet dışı, yâni fizik, kimyâ ve fizyoloji kânunları dışında meydana gelen şeyler, hâdiseler.

kitab-ı hikmet ve şeriat

  • Hikmet ve kanun kitabı.

kitab-ı mübin / kitâb-ı mübîn / كِتَابِ مُب۪ينْ

  • Kaderde olan her şeyin gerçekleşmesinde esas tutulan kānunların bütünü; Allahın geçmiş ve gelecekten ziyâde, şimdiki hâle bakan ilmi.

kitab-ı şeriat

  • Şeriat, kanun kitabı.

kitab-ı şeriat ve ahkam / kitab-ı şeriat ve ahkâm

  • Kanun ve hükümler kitabı.

kudat

  • (Tekili: Kadı) Kadılar. Şeriat kanunlarıyla hâkimlik edenler.

külli kaide / küllî kaide

  • Belli bir sınıf veya türe ait genel kanun ve kural.

küreyvat-ı hamra

  • Kırmızı kan kürecikleri. Kana kırmızı rengini veren, çekirdeksiz, yuvarlak, küçük hücrecikler olup kanın her mm.küpünde beş milyon kadar bulunurlar, beden hücrelerine erzak dağıtırlar ve bir kanun-u İlâhî ile hücrelere erzak yetiştirirler. (Tüccar ve erzak memurları gibi)

kut'ül amare / kut-ül amare / كوتول امار

  • Kut'ül Amare ne demektir?

    Yeni kurulan Osmanlı 6. Ordusu'nun Komutanlığı'na atanarak 5 Aralık'ta Bağdat'a varan Mareşal Colmar Freiherr von der Goltz Paşa'nın emriyle Irak ve Havalisi Komutanı Miralay (Albay) 'Sakallı' Nurettin Bey'in birlikleri 27 Aralık'ta Kut'u kuşattı. İngilizler Kut'u kurtarmak için General Aylmer komutasındaki kolorduyla hücuma geçti ancak, 6 Ocak 1916 tarihli Şeyh Saad Muharebesi'nde 4.000 askerini kaybederek geri çekildi. Bu muharebede 9. Kolordu Komutanı Miralay 'Sakallı' Nurettin Bey görevinden alındı ve yerine Enver Paşa'nın kendisinden bir yaş küçük olan amcası Mirliva Halil Paşa (Kut) getirildi.

    İngiliz Ordusu, 13 Ocak 1916 tarihli Vadi Muharebesi'nde 1.600, 21 Ocak Hannah Muharebesi'nde 2.700 askeri kaybederek geri püskürtüldü. İngilizler mart başında tekrar taarruza geçti. 8 Mart 1916'da Sabis mevkiinde Miralay Ali İhsan Bey komutasındaki 13. Kolordu'ya hücum ettilerse de 3.500 asker kaybederek geri çekildiler. Bu yenilgiden dolayı General Aylmer azledilerek yerine General Gorringe getirildi.

    Kut'ül Amare zaferinin önemi

    Kût (kef ile) veya 1939’dan evvelki ismiyle Kûtülamâre, Irak’ta Dicle kenarında 375 bin nüfuslu bir şehir. Herkes onu, I. Cihan Harbinde İngilizlerle Türkler arasında cereyan eden muharebelerden tanır. Irak cephesindeki bu muharebeler, Çanakkale ile beraber Cihan Harbi’nde Türk tarafının yüz akı sayılır. Her ikisinde de güçlü düşmana karşı emsalsiz bir muvaffakiyet elde edilmiştir.

    28 Nisan 1916’da General Townshend (1861-1924) kumandasındaki 13 bin kişilik İngiliz ve Hind askerlerinden müteşekkil tümenin bakiyesi, 143 günlük bir muhasaradan sonra Türklere teslim oldu. 7 ay evvel parlak bir şekilde başlayan Irak seferi, Basra’nın fethiyle ümit vermişti. Gereken destek verilmeden, tecrübeli asker Townshend’den Bağdad’a hücum etmesi istendi.

    Bağdad Fatihi olmayı umarken, 888 km. yürüdükten sonra 25 Kasım 1915’de Bağdad’a 2 gün mesafede Selmanpak’da miralay Nureddin Bey kumandasındaki Türk ordusuna yenilip müstahkem kalesi bulunan Kût’a geri çekildi. 2-3 hafta sonra takviye geleceğini umuyordu. Büyük bir hata yaparak, şehirdeki 6000 Arabı dışarı çıkarmadı. Hem bunları beslemek zorunda kaldı; hem de bunlar Türklere casusluk yaptı.

    Kût'a tramvayla asker sevkiyatı

    İş uzayınca, 6. ordu kumandanı Mareşal Goltz, Nureddin Bey’in yerine Enver Paşa’nın 2 yaş küçük amcası Halil Paşa’yı tayin etti. Kût’u kurtarmak için Aligarbi’de tahkimat yapan General Aylmer üzerine yürüdü. Aylmer önce nisbî üstünlük kazandıysa da, taarruzu 9 Mart’ta Kût’un 10 km yakınında Ali İhsan Bey tarafından püskürtüldü.

    Zamanla Kût’ta kıtlık baş gösterdi. Hergün vasati 8 İngiliz ve 28 Hindli ölüyordu. Hindliler, at eti yemeği reddediyordu. Hindistan’daki din adamlarından bunun için cevaz alındı. İngilizler şehri kurtarmak için büyük bir taarruza daha geçtiler. 22 Nisan’da bu da püskürtüldü. Kurtarma ümidi kırıldı. Goltz Paşa tifüsten öldü, Halil Paşa yerine geçti. Townshend, serbestçe Hindistan’a gitmesine izin verilmesi mukabilinde 1 milyon sterlin teklif etti. Reddedilince, cephaneliği yok ederek 281 subay ve 13 bin askerle teslim oldu. Kendisine hürmetkâr davranıldı. Adı ‘Lüks Esir’e çıktı. İstanbul’a gönderildi. Sonradan kendisine sahip çıkmayan memleketine küskün olarak ömrünü tamamladı.

    Böylece Kûtülamâre’de 3 muharebe olmuştur. İngilizlerin kaybı, esirlerle beraber 40 bin; Türklerinki 24 bindir. Amerikan istiklâl harbinde bile 7000 esir veren İngiltere, bu hezimete çok içerledi. Az zaman sonra Bağdad’ı, ardından da Musul’u ele geçirip, kayıpları telafi ettiler. Kût zaferi, bunu bir sene geciktirmekten öte işe yaramadı.

    Bu harbin kahramanlarından biri Halil Paşa, Enver Paşa’nın amcası olduğu için; diğer ikisi Nureddin ve Ali İhsan Paşalar ise cumhuriyet devrinde iktidar ile ters düştüğü için yakın tarih hafızasından ustaca silindi. 12 Eylül darbesinden sonra Ankara’da yaptırılan devlet mezarlığına da gömülmeyen yalnız bunlardır.

    Binlerce insanın kaybedildiği savaş iyi bir şey değil. Bir savaşın yıldönümünün kutlanması ne kadar doğru, bu bir yana, Türk-İslâm tarihinde dönüm noktası olan çığır açmış nice hâdise ve zafer varken, önce Çanakkale, ardından da bir Kûtülamâre efsanesi inşa edilmesi dikkate değer. Kahramanları, yeni rejime muhalif olduğu için, Kûtülamâre yıllarca pek hatırlanmadı. Gerçi her ikisi de sonu ağır mağlubiyetle biten bir maçın, başındaki iki güzel gol gibidir; skora tesiri yoktur. Hüküm neticeye göre verilir sözü meşhurdur. Buna şaşılmaz, biz bir lokal harbden onlarca bayram, yüzlerce kurtuluş günü çıkarmış bir milletiz.

    Neden böyle? Çünki bu ikisi, İttihatçıların yegâne zaferidir. Modernizmin tasavvur inşası böyle oluyor. Dini, hatta mezhebi kendi inşa edip, insanlara doğrusu budur dediği gibi; tarihi de kendisi tayin eder. Zihinlerde inşa edilen Yeni Osmanlı da, 1908 sonrasına aittir. İttihatçıların felâket yıllarını, gençlere ‘Osmanlı’ olarak sunar. Bu devrin okumuş yazmış takımı, itikadına bakılmadan, münevver, din âlimi olarak lanse eder. Böylece öncesi kolayca unutulur, unutturulur.

    Müşir İbrahim Edhem Paşa’nın oğlu Sakallı Nureddin Paşa (1873-1932), sert bir askerdi. Irak’ta paşa oldu. Temmuz 1920’de Ankara’ya katıldı. Fakat karakterini bilen M. Kemal Paşa, kendisine aktif vazife vermek istemedi. Merkez kumandanı iken Samsun’daki Rumları iç mıntıkalara sürgün ettiği esnada çocuk, ihtiyar, kadın demeden katliâma uğramasına göz yumdu. Bu, milletlerarası mesele oldu. Yunanlılar, bu sebeple Samsun’u bombaladı. Nureddin Paşa azledildi; M. Kemal sayesinde muhakemeden kurtuldu. Sonradan Kürtlerin de iç kısımlara göçürülmesini müdafaa edecektir. Batı cephesinde, kendisinden kıdemsiz İsmet Bey’in maiyetinde vazife kabul etti. İzmir’e girdi. Bazı kaynaklarda İzmir’i ateşe verdiği yazar. I. ordu kumandanı olarak bulunduğu İzmit’te, Sultan Vahîdeddin’in maarif ve dahiliye vekili gazeteci Ali Kemal Bey’i, sivil giydirdiği askerlere linç ettirdi; padişaha da aynısını yapacağını söyledi. Ayağına ip takılarak yerlerde sürüklenen cesed, Lozan’a giden İsmet Paşa’nın göreceği şekilde yol kenarına kurulan bir darağacına asılarak teşhir edildi. Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’da bir fedainin vursa kahraman olacağı bir insanı, vuruşma veya mahkeme kararı olmaksızın öldürmeyi cinayet olarak vasıflandırıp kınadı. M. Kemal’e gazi ve müşirlik unvanı verilmesine içerleyen Nureddin Paşa iyice muhalefet kanadına geçti. 1924’de Bursa’dan müstakil milletvekili seçildi. Asker olduğu gerekçesiyle seçim iptal edildi. İstifa edip, tekrar seçildi. Anayasa ve insan haklarına aykırılık cihetinden şapka kanununa muhalefet etti. Bu sebeple antikemalist kesimler tarafından kahraman olarak alkışlanır. Nutuk’ta da kendisine sayfalarca ağır ithamlarda bulunulur, ‘zaferin şerefine en az iştirake hakkı olanlardan biri’ diye anılır.

    Halil Kut (1882-1957), Enver Paşa’yı İttihatçıların arasına sokan adamdır. Sultan Hamid’i tevkife memur idi. Askerî tecrübesi çete takibinden ibaretken Libya’da bulundu. Yeğeni harbiye nazırı olunca, İran içine harekâta memur edildi. Irak’taki muvaffakiyeti üzerine paşa oldu. Bakü’yü işgal etti. İttihatçı olduğu için tutuklanacakken, kaçıp Ankara hareketine katıldı. Rusya ile Ankara arasında aracılık yaptı. Sonra kendisinden şüphelenilince, Almanya’ya kaçtı. Zaferden sonra memlekete dönüp köşesine çekildi. Politikaya karışmadı.

    Ali İhsan Sâbis (1882-1957), Sultan Hamid’i tahttan indiren Hareket Ordusu zâbitlerindendi. Çanakkale, Kafkasya’da bulundu. Irak’ta paşalığa terfi etti. İttihatçı olduğu için Malta’ya sürüldü. Kaçıp Ankara hareketine katıldı. I. batı cephesi kumandanı oldu. Cephe kumandanı İsmet Bey ile anlaşmadı; azledilip tekaüde sevkolundu. M. Kemal’e muhalif oldu. Nazileri öven yazılar yazdı. 1947’de devlet adamlarına yazdığı imzasız mektuplar sebebiyle 15 seneye mahkûm oldu. 1954’te DP’den milletvekili seçildi. Hatıraları, Nutuk’un antitezi gibidir.

kuvve-i musavvire

  • Cenâb-ı Hakkın izni ve kanunu ile maddiyatın şekil ve suretini alma kabiliyeti

kuvve-i teşriiye

  • Kanun vaz'etme kuvveti. şeriata uyan düsturlar yapma kuvveti.
  • Büyük Millet Meclisi.

laik

  • Dine istinad etmeyen. Ruhanî olmayan kimse. Dini olmayan şey. Dinî olmayan fikir, dinî olmayan müessese, sistem veya prensip. Devleti dinî esas ve hükümler ile idare etmeyen sistem. Temel esasların ve kanunların menşeini ve teşri'de (kanun yapmakta) hareket noktasını ve değer ölçüsünü dine isnad etm (Fransızca)

layıha-i kanuniye / lâyıha-i kanuniye

  • Huk: Henüz tasdik edilmemiş kanun tasarısı.

layiha-ı kanuniye

  • Kanun taslağı.

madde-i kanuni / madde-i kanunî

  • Kanun maddesi.

madde-i kanuniye

  • Kanun maddesi.

madde-i latife / madde-i lâtife

  • Lâtif madde, kanun, ruh.

matbuat kanunu

  • Basın kanunu.

mecelle

  • Tanzîmât'ın îlânından sonra, Ahmed Cevded Paşa'nın başkanlığında bir komisyon tarafından hazırlanan; İslâm hukûkunun muâmelâta (alışveriş, şirketler, hibe v.b.) âit hükümlerinin Hanefî mezhebine göre maddeler hâlinde tertibinden meydana gelen kânunlar veya bu kânunları içerisine alan mecmûa.
  • Dergi, kanun dergisi.

mecmu-u kavanin / mecmu-u kavânîn

  • Bütün kanunlar.

mecmu-u kavanin-i itibariye / mecmu-u kavânin-i itibariye

  • Varsayıma dayalı kanunlar bütünü.

mecmua-i kavanin / mecmua-i kavânîn

  • Kanunlar kitabı.

mecmua-i kavanin-i adat-ı ilahiye / mecmua-i kavânîn-i âdât-ı ilâhiye

  • Allah'ın kainata koyduğu, devam eden kanunların tamamı; İlâhî âdetler ve kanunların toplamı.

menabi-i şeriat

  • İslâm kanunlarının kaynakları.

merkez-i teşri'

  • Kanun yapma merkezi.

mesag-i kanuni / mesag-i kanunî

  • Kanunen izin ve ruhsat verilmiş.

meşru

  • Şer'an caiz olan, şeriate ve kanuna uygun olan.

meşrua

  • Şeriatın kabul ettiği hâl. Yapılması serbest olup, haram olmayan. Allah'ın (C.C.) kanununda müsaade edilen. Şeriatça yapılması günah olmayan.

meşruiyet

  • Meşruluk, meşru olma, kanuna, şeriata uygun olma.

meşruiyyet

  • Meşruluk. Meşru' olma. Kanuna, şeriata uygun bulunma. Yasak olmayış.

mevadd

  • (Tekili: Madde) Fezâda, boşlukta yer kaplayan varlıklar. Maddeler. Cisimler.
  • Kısımlar.
  • Kanunlar. Kaideler. İşler. Hususlar.
  • Söz ve beyana sebeb olan mevcudat. Her şeyin aslı, mayası.

mevadd-ı kanuniye

  • Kanun maddeleri.

mevzuat / mevzûat / mevzûât / مَوْضُوعَاتْ

  • Kurallar, kanunlar.
  • Kanunlar, kaideler.

mevzuat-ı beşer

  • İnsanların koyup kabul ettikleri hükümler ve kanunlar.

mezarib

  • (Tekili: Mızrâb) Mızraplar. Kanun, ud gibi çalgı âletleri.

mü'min

  • Allah'a ve emirlerine, kanunlarına iman eden. İnanan. Allah'a, âhirete, kitablarına, meleklerine, peygamberlerine ve kadere iman edip itaat eden kimse.
  • Emniyete kavuşan.
  • Korkulardan emniyet veren (Allah C.C.)

mübagat

  • Kanunsuz evlenme.

müessis

  • Kurucu, te'sis edici. Te'sis eden, kuran, temel atan.
  • Kanun ve usul gibi şeyleri vaz'edip temelleştiren.

müeyyide

  • Te'yid eden. Te'yid edici. Kuvvetlendirici.
  • Kanun ve ahlâk emirlerinin yerine getirilmesini te'min eden kuvvet.

muhibbi / muhibbî

  • Muhibb ile alâkalı.
  • Kanuni'nin nazımda kullandığı mahlâs.

muhkem kaziye

  • Huk: Kat'i ve sağlam bozulmaz hüküm. Mahkemenin en sonunda vermiş olduğu kararlar. Temyiz mahkemesince tetkik ve tasdik edildikten sonra veyahut temyiz müddeti geçen bir mahkeme kararının, mevzuunu teşkil eden hâdise hakkında, kat'i bir karine ve delil ve kanunen değişmez bir hüküm olarak kabul edil

muhkemat / muhkemât

  • İslâmiyetin sağlam ve kuvvetli kanunları, emirleri; yoruma ihtiyaç bırakmayacak şekilde açık sözler, kesinlik ifade eden naslar.

muhtesib

  • (Hisab. dan) Belediye işlerine bakan memur.
  • Kanundan ziyâde idâri ve örfi işler için karar veren. İhtisâb ağası.

mukannen / مُقَنَّنْ

  • (Kanun. dan) Muntazam. Tertibli.
  • Kanun ile vâcib ve mukarrer olan.
  • Zaman ve miktarı hiç şaşmayan. Tertibe dahil olarak kararlaşmış olan.
  • Kanunla belirlenmiş, düzenli.
  • Kanunla belirli.

mukannin

  • Kanun yapan. İntizama koyan. Kanun tertib ve ihdas edici olan.
  • Kanun koyan.
  • Kanun koyan, düzenleyen.

mukteza

  • İktiza etmiş, lâzım gelmiş.
  • Kanun gereğince yazılmış yazı, derkenar.

müsadere / müsâdere / مُصَادَرَه

  • (Sudur. dan) Yasak edilen bir şeyin kanuna göre elden alınması. Zulüm ve cebir.
  • Kanunen el koyma.

müsbet hareket

  • Doğruluğu âşikâr olan ve belli ve isbat edilebilen; doğru düşünenlerin kabul edebileceği kanun ve nizama uygun hareket.
  • Allah'ın (C.C.) emrine uygun, tahribkâr ve tecavüzkâr olmayan, yapıcı ve tâmir edici tarzda olan, mizan, adâlet ve insafa uyan hareket.

müşerri'

  • Şeriat kanunu koyucusu; şeriat hükmünü vaz' eden, koyan.
  • Teşri' eden. Şeriatın kurucusu. Şeriat kanununu meydana getiren.

mütemehhil

  • Teenni ve sükûn üzere olup acele etmeyen.
  • Zamana muhtaç, büyüyüp gelişmesi belli bir zaman içinde olan şey, tedric kanununa tabi olan.

muvazene / موازنه

  • Denge. (Arapça)
  • Muvazene-i umûmiye kanunu: Bütçe kanunu. (Arapça)

na-meşru

  • Meşru olmayan, şeriat harici. (Farsça)
  • Kanunsuz, uygunsuz. (Farsça)
  • Günah olan şeyler. (Farsça)

nameşru / nâmeşru

  • Kanunî ve yasal olmayan.

namus / nâmus / نَامُوسْ / nâmûs

  • Kanun, düstur.
  • Irz, ahlâklılık, kanun, melek.
  • Kânun, nizam.
  • Kânun, nizam.

namus-u fıtri / namus-u fıtrî

  • Yaratılıştan gelen kanun.

namus-u hüsün

  • Güzellik kanunu.

namus-u ikram / nâmûs-u ikrâm / نَامُوسُ اِكْرَامْ

  • Bağış ve iyilik kanunu.
  • İkram kanunu.

namus-u ilahi / namus-u ilâhî

  • İlâhî kanun.

namus-u şefkat

  • Şefkat kanunu.

namus-u tahavvül ve tekamül / namus-u tahavvül ve tekâmül

  • Dönüşüm ve mükemmelleşme kanunu, yasası.

namus-u zihayat / nâmus-u zîhayat / nâmûs-u zîhayat / نَامُوسُ ذ۪ي حَيَاتْ

  • Hayat sahibi kanun.
  • Hayat sâhibi kanun.

namus-u zişuur / namus-u zîşuur

  • Şuur sahibi yasa, kanun.

nasfet

  • (Nasafet) İnsaf. Haklılık. Bir şeyin yarısını almak. Hakkaniyet. İnsanları, kanunların şümulüne girmeyen hakları te'min ve ifasına zorlayan fotri adâlet hissi.

nazar-ı şari' / nazar-ı şâri'

  • Kanun koyucu olan Allah'ın nazarı.

nefis-perest

  • Şeriat kanunlarına aykırı olarak, ahlâk kaidesini tanımadan nefsinin isteklerine uyan. Nefsine taparcasına düşkün olan.

nesc

  • (Nesic) Dokunuş, dokuma.
  • Canlı mahluklardaki hücrelerin, Allah'ın (C.C.) kudretiyle ve kanunu dâiresinde yanyana gelip birleşerek uzuvların yapılışı. (Meselâ: Hayvanlarda deri, kemik, et vesâir kısımların yapılışı gibi)

nevakıs-ı kanuniye

  • Kanunî noksanlık, yasal eksiklik.

nevamis / nevâmis

  • (Tekili: Namus) Namuslar, kanunlar, şeriatlar.
  • Kanunlar, yasalar.
  • Namuslar, kanunlar.

nevamis-i bedia / nevâmîs-i bedia

  • Eşsiz kanunlar.

nevamis-i cariye / nevâmis-i câriye

  • Akıp giden, süregelen, yürürlükte olan kanunlar.

nevamis-i fıtrat / nevâmis-i fıtrat

  • Yaratılışa Allah tarafından konulan temel kanunlar, anayasa kanunları.

nevamis-i hikmet / nevâmis-i hikmet

  • Hikmetin kanunları.

nevamis-i hükumet / nevâmis-i hükûmet

  • Hükûmetin uyguladığı kanunlar, yasalar.

nevamis-i ilahi / nevâmîs-i ilâhî

  • Cenâb-ı Hakkın koymuş olduğu kanunlar.

nevamis-i ilahiye / nevamis-i ilâhiye / nevâmis-i ilâhiye

  • İlâhî kanunlar.
  • İlâhî anayasa kanunları.

nevamis-i kudret / nevâmis-i kudret

  • Kudret kânunları, namusları.

nizam

  • Sıra, dizi, düzen. Dizilmiş olan şey, sıralanmış.
  • İcaba göre yapılan kanun. Bir kaideye binaen tertib olunmak ve ona binaen tertib olundukları kaide.
  • Bir işin sebat ve kıyamına medar, sebep olan şey ve hâlet.

nizam-ı bedii / nizam-ı bedîi

  • Eşsiz derecede güzel, benzersiz düzen, kanun.

nizam-ı kanun

  • Kanun düzeni.

nizam-ı rabbaniye / nizam-ı rabbânîye

  • Bütün âlemleri idare ve terbiye eden Allah'ın kanunu, nizamı.

nizamat / nizâmât

  • Düzenler, kanunlar, sistemler.

nizamat-ı umumi

  • Genel düzen ve kanun.

nizamen

  • Nizam dairesinde. Nizama ve kanuna tabi olarak.

nizami / nizamî

  • Düzenli, tertipli, usulüne uygun.
  • Kanun ve nizama ait, onunla alâkalı.

normal

  • Kanun, usul ve âdetlere uygun olan. Uygun. (Fransızca)
  • Mat: Bir eğri çizgiye teğet olan doğrunun değme noktasından bu doğruya çizilen dik çizgi. (Fransızca)

pişnihad

  • Usûl, kanun. (Farsça)
  • Temel, esas. (Farsça)

redd-i müdahale kanunu

  • Hiç kimsenin karışmasını kabul etmeme kanunu.

rüşvet

  • Kanunen bir iş gördürmek gayesi ile vazifeli olan kimseye, gayr-i meşru olarak verilen para vesâir menfaat ve fayda.

sahib-i şeriat / sâhib-i şeriat

  • Kanun koyucu; şeriat sahibi; Peygamber efendimiz.

şari / şâri

  • Kanun koyucu, şeriatı gönderen Allah.

sari kanun / sâri kanun

  • Her şeye geçen, yayılan, her şeyde bulunan; yerçekimi kanunu gibi.

şari' / şâri'

  • Kanun koyucu; kullarına yapmaları ve yapmamaları gerekli davranışlarla ilgili kanun ve kurallar koyan Allah.

sene-i miladiye / sene-i milâdiye

  • Kânun-i sâni (Ocak) 1'de başlayan sene. Milâdi sene.

şer'

  • Dinî kanunlar.

şer'-i enver

  • En nurlu kanun ve nizam. En ziyade saadete, selâmete, emniyete vesile olan şeriat.

şer'-i islam / şer'-i islâm

  • İslâm şeriatı. İslâmî hükümlere, itikadlara tam uygun kanun.

şer'-i tekvini / şer'-i tekvînî

  • Allah'ın kâinata koyduğu kanunlar, yaratılış şeriatı.

şer'an

  • Şeriatça, şeriata göre. Kanunca, kanuna göre.

şer'i / şer'î

  • Şeriatla ilgili, Allah tarafından bildirilen kanun ve hükümlerle ilgili.
  • Şeriata uygun, İslâmiyetçe makbul olan. İlâhî kanuna dair. Meşru'.

şer'iyye

  • Şeriata uygun olma. Kanun ve nizamlara muvafık bulunma.

şer-i tekvini / şer-i tekvînî

  • Cenâb-ı Hakkın kâinata koyduğu kanun.

şeran / şerân

  • Şeriata göre, dinî kanunlar bakımından.

şerayi'

  • Şeriatlar. Cenâb-ı Hakkın hükümleri, emirleri, kanunları.

şeriat / şerîat / شَر۪يعَتْ

  • Din, ilâhî kanunlar, Allahın emirleri ve yasakları.
  • İlâhî kanun.

şeriat sahibi

  • İlâhi kanunların sahibi olan Allah.

şeriat-ı ahmediye

  • Hz. Muhammed'in (a.s.m.) getirdiği şeriat, İlâhî kanun ve hükümler, İslâmiyet.

şeriat-i ahmediye

  • Hz. Muhammed'in (a.s.m.) getirdiği şeriat, İlâhî kanun ve hükümler.

şeriat-ı fıtriye

  • Allah'ın yaratılışa koyduğu, bütün varlıkların bağlı olduğu anayasa, kanunlar mecmuası.
  • Cenab-ı Hakk'ın kâinatta vaz'ettiği fıtrî kanunlar. Âlemin harekât ve sükûnetini tanzim eden ve Allahın irade sıfatından gelen kanunlar.

şeriat-i fıtriye

  • Allah'ın yaratılışa koyduğu, bütün varlıkların fiillerini düzen altına alan kanunlar.

şeriat-ı fıtriye / şerîat-ı fıtriye / شَر۪يعَتِ فِطْرِيَه

  • Yaratılışa âit kanunlar.

şeriat-ı fıtriye-i ilahiye / şeriat-ı fıtriye-i ilâhiye

  • Düzeni ve ahengi sağlamak için Allah tarafından kainata koyulan ve bütün varlıkların uymak zorunda olduğu kanun ve kuralların tamamı.

şeriat-ı fıtriye-i kübra / şeriat-ı fıtriye-i kübrâ

  • Kâinattaki düzen ve intizamı sağlayan, bütün varlıkların tabi olduğu büyük kanun; tabiat kanunlarının bütünü.

şeriat-i fıtriye-i kübra / şeriat-i fıtriye-i kübrâ

  • Allah'ın yaratılışa koyduğu, bütün varlıkların tabi olduğu büyük kanun.

şeriat-ı fıtriye-i kübra / şerîat-ı fıtriye-i kübrâ / شَر۪يعَتِ فِطْرِيَۀِ كُبْرَا

  • En büyük yaratılış kanunları.

şeriat-ı fıtriye-i kübra-yı ilahiye / şeriat-ı fıtriye-i kübrâ-yı ilâhiye

  • Kainattaki düzen ve intizamı sağlayan, bütün varlıkların tabi olduğu büyük, İlâhi kanunlar.

şeriat-ı fıtriyye-i ilahiye / şeriat-ı fıtriyye-i ilâhiye

  • Allah'ın yaratılışa koyduğu, bütün varlıkların tabi olduğu İlâhi kanunlar.

şeriat-i garra / şeriat-i garrâ

  • Büyük ve parlak şeriat; Allah tarafından bildirilen kanun ve hükümler.

şeriat-ı hilkat

  • Yaratılış kanunu, Allah'ın yaratılışa koyduğu, bütün varlıkların tabi olduğu kanunlar.

şeriat-ı hıristiyaniye

  • Hiristiyanlık dininin hükümleri, kanunları.

şeriat-ı ilahiye / şeriat-ı ilâhiye

  • Allah'ın koymuş olduğu anayasa, kanunlar mecmuası.

şeriat-i ilahiye / şeriat-i ilâhiye

  • Allah'ın koyduğu kanun, nizam.

şeriat-ı iradiye

  • Allah'ın iradesiyle oluşan şeriat, tabiat kanunları.

şeriat-ı kübra-yı fıtriye / şeriat-ı kübrâ-yı fıtriye

  • Yaratılışta konulan ilâhî büyük şeriat, kâinattaki kanunlar.

şeriat-ı kübra-yı ilahiye / şeriat-ı kübrâ-yı ilâhiye

  • Allah'ın kâinata koyduğu ve bütün varlıkların tabi olduğu büyük anayasa, kanunlar mecmuası.

şeriat-i tekvini / şeriat-i tekvîni

  • Allah'ın kâinatta koyduğu yaratılış kanunları.

şeriat-ı tekviniye / şeriat-ı tekvîniye

  • Allah'ın kâinatta koyduğu yaratılış kanunları.

şeriatıfıtriye / şerîatıfıtrîye

  • Allahın tabiata koyduğu kanunlar.

sihr

  • Tabiat kuvvetleri, fizik, kimyâ ve biyoloji kânunları dışında gizli sebebler kullanarak, garip şeyleri yapmayı sağlayan iş, büyü.

sipahi

  • Ask: Osmanlı askerlik teşkilâtında "Timar" namiyle öşür ve rüsumunu aldıkları araziye mukabil, harp zamanlarında kendi hayvanları ve kanunen götürmeğe mecbur oldukları silâhlı askerlerle birlikte sefere iştirak eden bir sınıf süvari askeri. Bunlar akıncılık, çapulculuk ve karakol hizmetlerini ifa ed

şirhar

  • Tar: Acemiliğe alınmayan veya sayısı beşten az olan esirlerden bir kısmı. Pencik kanuni hükümlerine göre esirler: Şirhâr, beççe, gulamçe, gulâm, sakallı ve pir olmak üzere sınıflara ayrılır ve bu tertibe göre vergiye tâbi tutulurdu. Üç yaşına kadar olan çocuklara, süt emen mânâsına gelen şirhâr; üç (Farsça)

sırr-ı düstur

  • Düsturun, kanunun sırrı.

sırr-ı teslimiyet

  • Allah'ın kanunlarına teslim olma ve boyun eğmenin içindeki gizli sır.

sırr-ı teşri

  • Şer'î kanunların sırrı.

sultan süleyman han

  • (Hi: 900-974) Osmanlı Padişahlarının onuncusu, İslâm Halifelerinin yetmişbeşincisidir. Yavuz Sultan Selim Han'ın oğludur. Avrupa-vari bir kısım kanunlar yapılmasına vesile olduğundan Kanuni nâmı ile de tanınır. Padişahlık yılları Osmanlı Devletinin en haşmetli devri olup, Avrupa, Asya Osmanlıların e

sünnet

  • Kanun, yol, âdet.
  • Siret-i hasene.
  • Ist: Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm'ın sözü, emri, hal ve takriri. Müslümanların ittibâında ve dinlemesinde maddî ve manevî pek çok fazilet bulunan, tatbikinde mühim sevablar, terkinde mühim zararlar bulunan İslâmî emirler. Sünnet'e Farz-ı
  • Yol, kânun, âdet.
  • Peygamber efendimizin mübârek sözleri, işleri ve görüp de mâni olmadığı şeyler.
  • Din bilgilerinde senet, kaynak olan dört temel delîlden biri. Hadîs-i şerîfler.
  • Şerîat yâni İslâm dîni.

sünnet-i daimi / sünnet-i daimî

  • Bitmeyen, devamlı ve doğru işleyen kanun.

sünnet-i ilahiye / sünnet-i ilâhiye

  • Allah'ın kainata koyduğu kanunlar.

sünnetullah / sünnetullâh / سُنَّةُ اللّٰهْ

  • Allahü teâlânın koyduğu kânunu, nizâmı, âdeti.
  • Kâinatta yürürlükte olan İlâhî kanunlar.
  • İlâhî kanunlar.
  • Kanun, âdet.
  • Yanlış olarak "tabiat kanunları" denilen ilâhî kanunlar.
  • Allahın icrâat kanunları.

şüzuz

  • (Şâzz. dan) Kaide ve kanun dışı kalmak. Yalnız kalmak.
  • Karşı olmak, muhalif olmak.

şuzuzat-ı kanuniye / şuzûzât-ı kanuniye

  • Kanun dışılıklar.

taaddi / taaddî

  • Geçme, öteye geçme, saldırma.
  • Zulmetme, adaletsizlik.
  • Örf, âdet ve kanunların sınırını aşma.
  • Arapça'da lâzım bir fiili müteaddî yapmak.

tabiat

  • (Tabia) Yaratılış, huy, karakter.
  • Âlem ve içindekiler. Şeriat-ı fıtriyye. Hadiselerin ve varlıkların bağlı olduğu kanunlar. Allah, tabiatı yarattığı ve varlıkların nasıl hareket edeceğini kanunlariyle ve emirleriyle tayin ettiği halde Allah'ı inkâr edip tabiat yapıyor diyenler büyük
  • Yaradılıştan gelen temel özellik, yaradılış, huy, ilâhî kanunlar.

tabiatı taklid

  • Tabiatta cari olan kanunları kelâmda da kendine göre tatbik etme.

tabiiyyun

  • Allahın kanunu ve sanatı olan tabiatı ilâh sananlar.

tagun

  • Azgın kimseler.
  • Cenab-ı Hakk'ın emir ve kanunlarından gaflet edip haksızlık edenler, zulüm edenler.

takannün

  • Kanunlaşma. Değişmez halde, kat'i olarak belirme.

taknin

  • (Kanun. dan) Kanun koyma.

tarik-i gayr-ı meşru

  • Meşru ve kanunî olmayan yol.

tasdik

  • Doğruluğunu kabul etmek. Bir kararın nizama, şeriata, kanuna uygun olduğunu kabul edip imzalamak.

tatbik

  • Yakıştırmak. Yerine getirmek.
  • Karşılaştırmak.
  • Bir kaide, kanun veya emri yerine getirmek. Kıyas ve tahmin etmek.
  • Benzetme, uydurma.
  • Yakıştırmak. Yerine getirmek. Bir kanun hükmünü, kaide veya emri yerine getirmek. Kıyas ve tahmin etmek.

tebliğ-i şeriat

  • Peygamberlere mahsus beş vasıftan birisi olan, Allah'tan (C.C.) aldıkları emir ve kanunları insanlara aynen bildirmeleri.

tekvinen / tekvînen

  • Kâinat ve fıtrat kanunları ile.

tekvini evamir / tekvînî evâmir

  • Kâinattaki kanunlar, İlâhî emirler.

telif kanunu

  • Yazarlık yasası, yazı yazma kanunu.

tenfiz-i ahkam / tenfiz-i ahkâm

  • Hükümleri yürütmek, kanunları tatbik etmek.

teşkilat-ı esasiye / teşkilât-ı esasiye

  • Anayasa. Kanun-u esasî. Devletin temel kuruluş şeklini tayin eden ve teşrinin yani meclisin, hükümetin ve mahkemelerin salâhiyetleri nasıl kullanılacağını; vatandaşların umumi hak ve hürriyetlerini gösteren temel kanunlardır.

teşri / teşrî

  • Kânun koyma. Allahü teâlânın ve peygamberlerinin, insan hayâtının maddî ve mânevî bütün yönlerine dâir emir ve yasaklar koyması.
  • Kanun yapma.

teşri' / teşrî' / تَشْرِيعْ

  • Yolu açık ve vâzıh kılma.
  • Şeriata isnad ve nisbet eylemek.
  • Kanun vaz' ve tenfiz eylemek.
  • Peygamberimizin (A.S.M.) şeriata dair emretmesi.
  • Havuza su getirmek.
  • Kanun yapma.

teşri' eylemek

  • Dinî emir ve yasakları bildirmek. Kanun bildirmek. Bir emrin kanun gibi tatbikini istemek.

teşri'i / teşrî'î

  • Şeriat hükümleriyle ilgili.
  • Kanun yapma kuvveti ve görevi ile ilgili.

teşrii / teşriî

  • Yasamaya dair, kanunla ilgili, şeriata dair.
  • (Teşriiye) Şeriatla, kanun ile, kanun yapma ile alâkalı, şeriata müteallik, kanuna dair.

vazı-ı kanun / vâzı-ı kanun

  • Kanun koyan otorite.
  • Kanun koyan. Kanun yerleştiren. Kanun hazırlayan.

vecibe

  • Borç hükmünde olan vazife.
  • Kanun ve ahlâkın icabı, yerine getirilmesi lâzım gelen şey.

vedud

  • Çok şefkatli. Kendisine çok sevgi beslenen. Cenâb-ı Hak. (Vedud ismine mazhar olan muhakkıkin-i evliya: "Bütün kâinatın mâyesi, muhabbettir. Bütün mevcudatın harekâtı muhabbetledir. Bütün mevcudattaki incizab ve cezbe ve câzibe kanunları, muhabbettendir." demişler.)

yed-i emin / yed-i emîn

  • Kanunen güvenilir kimse olarak seçilen şahıs.
  • Mahkemece kendisine bir şey emanet olunan kimse.
  • Emniyetli, tehlikesiz ve korkusuz yer.
  • Hz. Muhammed'in (A.S.M.) bir lâkabı.
  • Kânûnen güvenilir kimse olarak seçilen şahıs.Mahkemece kendisine bir şey emânet olunan kimse; güvenilir, emin el.

yesag

  • Kanun, nizam. (Farsça)
  • Yasak. (Farsça)

zabıta / zâbıta

  • Yurt içinde emniyet ve intizamı korumakla vazifeli devlet kuvveti, polis.
  • Fık: Bütün hususlara şâmil olmayıp yalnız bir hususa ve onun teferruatına şamil olan hususi kaideye denir. Kanun ve âdet, zabt ve idareye vesile olan bağ.

zenbilli ali efendi

  • Yavuz Sultan Selim Han ve Kanuni Süleyman devrinin meşhur Şeyh-ül İslâmı ve âlimidir. Asıl adı Alâaddin Ali Cemâl Çelebi'dir. Allah rızası ve Allah korkusundan başka birşey tanımaması sayesinde, pervasız hareketleri ile bir çok insanın hayatlarını koruyabilmiş, adaleti te'min etmiştir. Sağlam dindar

zıllullah

  • Cenab-ı Hakk'ın namına yeryüzünde tasarrufta bulunan insan, halife. İlâhî kanunu tatbike çalışan halife ve pâdişahın nâmı.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın