LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te kamis ifadesini içeren 58 kelime bulundu...

acam

  • (Tekili: Ecme) Meşelik, kamışlık, ağaçlıklar.

akmise

  • (Tekili: Kamis) Gömlekler.

akşet

  • (Çoğulu: Kuşut) Burun kamışı çökük ve yassı olan.

batha

  • Çakıllı, taşlı büyük dere.
  • Dağ arasındaki dere.
  • Mekke-i Mükerreme'nin eski bir ismi.
  • Kamışlık ve sazlık yer.

batiha

  • (Çoğulu: Batâyih) Kamışlı ve sazlı dere.

belita

  • Kamış kap.

betiha

  • (Çoğulu: Bitâh-Betâyih) Ufak taşlı büyük dere.
  • Kamışlık ve sazlık yer.

büra

  • Kamıştan yapılan hasır.

ebaet

  • (Çoğulu: Abâ) Kamışlık yer.
  • Kamış.

eceme

  • (Çoğulu: Acâm-Ecemât - Ecem-Ücüm) Meşelik.
  • Kamışlık.

ekvah

  • (Tekili: Kûh) Kamıştan yapılan penceresiz ufak kulübeler.

enabib

  • (Tekili: Ünbube) Kamış gibi boğum, boğum olan şeyler. İçi boş olan fen âletleri, borular.

gasil-ül melaike / gasîl-ül melâike

  • Melekler tarafından yıkanan; Eshâb-ı kirâmdan Uhud harbinde şehîd olan ve cenâzesini meleklerin yıkadığı Peygamber efendimiz tarafından müjdelenen Eshâb-ı kirâmdan Hanzala hazretleri. (Âdem aleyhisselâmı da melekler yıkamıştır.)

hayzeran

  • Halk dilinde hezâren denilen bir cins sıcak iklim kamışı ki, sandalye vs. yapımında kullanılır.

hezaren

  • Sıcak memleketlerde yetişen; ve baston, sandalye gibi şeyler yapmakta kullanılan bir cins kamış.

huss

  • (Çoğulu: Husas) Kamıştan yapılmış ev.

kalem

  • (Çoğulu: Aklâm) Kamış. Yazı için ucu inceltilen bir nevi ince ve sert kamış.
  • Yazı yazmak için kullanılan her türlü âlet.
  • İfâde. Üslub.
  • Mâden, taş ve tahta üzerinde oymak için ucu sivri çelik âlet.
  • İnce boya, fırçası.
  • Yazı enva'ı.
  • Resim. Nakış.<

kand

  • Şeker, şeker kamışının donmuş suyu.

kasab / قصب

  • Saz, kamış.
  • Parmak kemikleri.
  • Nefes borusu, bronş.
  • İnce keten bezi.
  • Şeker kamışı. (Arapça)
  • Nefes borusu. (Arapça)
  • İnce keten. (Arapça)

kasab-ül faris / kasab-ül fâris

  • Kalem kamışı.

kasab-ül habib

  • Şeker kamışı.

kasba

  • Kamış. Kamışlık.

kavsarra

  • Kamıştan yapılan hurma sepeti.
  • Şeker yükü.

kelh

  • Söğüt ağacına benzer, uzunca, dik bir ot. (İçi kamış gibi boş ve gâyet hafif olur; ondan hasıl olan zamka "eşk" derler, kokusu cündübâdester kokusu gibi olur, tadı acıdır.)

kilk / كلك

  • Kalem. Kamış kalem. (Farsça)
  • Kamıştan ok. (Farsça)
  • Kamış kalem. (Farsça)

kımt

  • Kamıştan yapılan evlerin kamışlarını bağladıkları ip.

küfe

  • Taze dallardan veya kamıştan örülmüş, derin ve çeşitli boyda kaba sepet. (Farsça)

kussabe

  • (Çoğulu: Kısâb) Kamış boğumu.
  • Düdük.

lita / lîta

  • (Çoğulu: Lit) Kamış kabuğu.
  • Karnın dışarısındaki derisi.

maksebe

  • Sazlık, kamışlık.

maktaa

  • Eskiden üzerinde kamış kalemin ucu kesilerek düzeltilen kemikten veyâ mâdenden yapılmış âlet.

mezabir

  • (Tekili: Mizber) Kalemler, kamışlar.

mıkatta

  • Üzerinde kamış kalemlerin uçları kesilen sedef, kemik, ağaç, fil dişi veya mâdenden yapılan âlet.

mikşat

  • Hattatların, kamış kalemlerinin kabuğunu soymakta kullandıkları âlet.

mizber

  • (Çoğulu: Mezâbir) Kamış kalem.

mizmar / mizmâr

  • Her türlü çalgı âleti, ney türünden, biri kamış, diğeri ağaçtan olmak üzere iki parçadan meydana gelmiş olan âlet, düdük, kaval, fülüt.
  • Güzel ses.

nal

  • İnilti, figân. (Farsça)
  • Kamış kalem. (Farsça)
  • Kamış düdük. (Farsça)
  • Şeker kamışı. (Farsça)

nay / nây / نای

  • Ney. Kamış düdük.
  • Ney. (Farsça)
  • Kamış. (Farsça)

nayin

  • Kamıştan yapılmış, sazdan yapılmış. (Farsça)

nebib

  • (Çoğulu: Enbüb) Boğum, kamış boğumu.

ney

  • Kamıştan yapılan damaksız düdük.
  • Kamış kalem.
  • Mc: Kâmil insan.
  • Farsçada : Yokluk.
  • Kamıştan yapılan içi boş bir çalgı âleti.
  • İnsan-ı kâmil, İslâm dîninde yetişen kâmil yüksek insan.

neyistan / نيستان

  • Kamışlık, sazlık. (Farsça)
  • Sazlık, kamışlık. (Farsça)

neypare

  • Kamış parçası. (Farsça)

neyşeker

  • Şeker kamışı. (Farsça)

neysitan

  • Sazlık, kamışlık. (Farsça)

neyzar / neyzâr / نيزار

  • Kamışlık, sazlık. (Farsça)
  • Sazlık, kamışlık. (Farsça)

pirahen

  • (Pirehen) Gömlek. Kamis. (Farsça)

sayil

  • Alında olan beyazlık.
  • Burun kamışı.

saz

  • Kamış. (Farsça)
  • Bir çalgı âleti. (Farsça)
  • Takım, silâh, edevat. (Farsça)
  • Ustalık. (Farsça)
  • At takımı. (Farsça)
  • Düzen, tertip, sıra. (Farsça)
  • Öğrenme. (Farsça)
  • Kuvvet, kudret. (Farsça)
  • Menfaat. (Farsça)
  • Benzer, misil, eş. (Farsça)
  • Hile. (Farsça)

şekeristan

  • Şeker kamışı tarlası. (Farsça)

sirbal

  • (Çoğulu: Serâbil) Gömlek, kamis.

taklim

  • (Kamış, tırnak, kalem gibi şeyleri) yontma, kesme.

takmis

  • (Kamis. den) Gömlek giydirme.

ümlud

  • (Çoğulu: Müled) Kamış dalı.

ünbub

  • (Ünbube) Kamıştaki boğum arası kısım.
  • Parmak uçları.
  • Tüp. İnce boru.

yera

  • (Tekili: Yerâa) Yontulmamış kamış kalemler. Kamışlar.
  • Ateşböcekleri.

yeraa

  • (Çoğulu: Yerâ) Kamış düdük.
  • Yontulmamış kalem.

zemar

  • Kamışa (ney'e) üfleyen.