LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te kai kelimesini içeren 159 kelime bulundu...

abesiyyun

  • Kâinatın ve hâdiselerin başı boş, faydasız ve gayesiz, kendi kendine, Haliksız olduğuna inanmak isteyen bâtıl yoldaki felsefeciler. Zamanımızda Ekzistansializm "Varoluşculuk" adı altında yeniden ortaya çıkan bir varlık ve hayat felsefesidir. İki kola ayrılmıştır. Bunlardan uluhiyeti inkâr edenler, h

akl-ı külli / akl-ı küllî

  • Kâinatta görülen umumi ahenk. Her şeyi kavrayan akıl.

aktar-ı kainat / aktâr-ı kâinat

  • Kâinatın her tarafı.

alem / âlem

  • Kâinat, dünya.

alem-i imkan / âlem-i imkân

  • Kâinat; varlığı ile yokluğu eşit olan ve varlığı Allah'ın var etmesine bağlı olan âlem.

arş / عَرْشْ

  • Kâinatı kuşatan en yüksek âlem, bir şeyin en yüksek hududu.

arş-ı a'zam / عَرْشِ اَعْظَمْ

  • Kâinâtı kuşatan en yüksek âlem, bir şeyin en yüksek hududu.

ayat-ı kevniye / âyât-ı kevniye

  • Kâinatta yaratılan varlıkların Cenâb-ı Hakkın varlık ve birliğine olan işaretleri, delil oluşları.

ayat-ı tekviniye / âyât-ı tekvîniye

  • Kâinatta Allah'ın varlığına ve birliğine delil olan varlıklar.

ayine-i rahmet-i alem / âyine-i rahmet-i âlem

  • Kâinatı kuşatan İlâhî rahmeti yansıtan bir ayna.

burhanü't-temanü / burhanü't-temânü

  • Kâinatta iki ilâh kabul edildiği takdirde, bunların birbirlerine engel olacakları ve dolayısıyla düzenin bozulacağından hareketle tevhide dair elde edilen delil.

cazibe-i umumiye-i kainat / cazibe-i umumiye-i kâinat

  • Kainatın her yerinde olan genel çekim özelliği.

cedavil-i ekvan / cedâvil-i ekvan

  • Kâinattaki cedveller, kanallar.

cemiyet-i kainat / cemiyet-i kâinat

  • Kâinat cemiyeti, dayanışma içinde olan kâinattaki tüm varlıklar.

daire-i imkan / daire-i imkân

  • Kâinat. İmkân âlemi. Mükevvenat. Mümkün olan, şartların müsait olduğu âlem. (Daire-i mümkinat da aynı mânada kullanılır.)

delil-i ihtirai / delil-i ihtirâî

  • Kâinatta her bir varlığın kendinden beklenen neticeleri yerine getirebilecek şekilde kabiliyetlerine göre en üst derecede yoktan yaratılması.

düstur

  • Kâide, kural.

eb'ad-ı vasia-i alem / eb'âd-ı vâsia-i âlem

  • Kâinatın geniş boyutları.

ecram-ı kainat / ecram-ı kâinat

  • Kâinattaki kütleler; cisimler.

ecza-yı kainat / ecza-yı kâinat

  • Kâinatın unsurları, kısımları.

eczahane-i rahmet-i alem / eczahane-i rahmet-i âlem

  • Kâinatı kuşatan İlâhî rahmetin bir neticesi olarak bütün mânevî hastalıkları tedavi edecek ilâçların bulunduğu eczahane.

ef'al-i ilahiye / ef'âl-i ilâhîye

  • Kâinattaki varlıkları ortaya çıkaran İlâhi fiiller.

enva-ı alem / envâ-ı âlem

  • Kâinataki nev'iler, türler; kâinatta bulunan çeşitli varlıklar.

enva-i kainat / enva-i kâinat

  • Kâinatın nev'ileri (türleri, sınıfları).

erkan-ı azime-i kainat / erkân-ı azîme-i kâinat

  • Kâinattaki büyük temel unsurlar, varlıklar.

erkan-ı kainat / erkân-ı kâinat

  • Kâinatı oluşturan temel unsurlar.

esbab-ı kainat / esbab-ı kâinat / esbâb-ı kâinat / اَسْبَابِ كَائِنَاتْ

  • Kâinattaki sebepler.
  • Kainattaki sebebler.

esir maddesi

  • Kâinatı kapladığına inanılan ince madde.

esrar-ı kainat / esrar-ı kâinat

  • Kâinatın sırları.

fahr-i kainat / fahr-i kâinat / fahr-i kâinât / فَخْرِ كَائِنَاتْ

  • Kâinatın kendisiyle övündüğü zât olan Peygamberimiz (a.s.m.).
  • Kâinatın övgüsü, şerefi; Hz. Peygamber (s.a.v.)
  • Kâinâtın kendisi ile övündüğü zât. Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselâm için kullanılan saygı ifâdesi.
  • Kâinâtın kendisi ile iftihâr ettiği.

fahrikainat / fahrikâinat

  • Kâinatın övüncü olan Peygamberimiz.

fahrü'l-alemin ve habib-i rabbü'l-alemin / fahrü'l-âlemîn ve habib-i rabbü'l-âlemîn

  • Kâinatın övgüsüne sahip ve Alemlerin Rabbinin sevgilisi, Muhammed (a.s.m.).

feza-yı kainat / feza-yı kâinât / فَضايِ كَائِنَاتْ

  • Kâinattaki uzay boşluğu.

fünun-u ekvan / fünun-u ekvân

  • Kâinata dair fenler. Âlemlere, vücudlara, keyfiyetlere dair olan fenler.

fünun-u kainat / fünun-u kâinat

  • Kâinatı inceleyen ilimler, fenler.

fünun-u kevniye

  • Kâinatla ilgili bütün ilimler.

hadisat-ı kainat / hâdisât-ı kâinat

  • Kâinatta meydana gelen olaylar.

hakaik-i alem / hakaik-i âlem

  • Kâinattaki hakikatler, gerçekler.

hakaik-i kainat / hakaik-i kâinat

  • Kâinatta gizli olan hakikatler, gerçekler.

hakaik-i kevniye

  • Kâinatla, yaratılışla ilgili hakikatler.

hakikat-ı uzma-yı kainat / hakikat-ı uzmâ-yı kâinat

  • Kâinattaki en büyük hakikat.

halk-ı kainat / halk-ı kâinat

  • Kâinatın yaratılışı, yaratılması.

hallak-ı kainat / hallâk-ı kâinat

  • Kâinatı ve içindeki herşeyi yaratan Allah.

hayat-ı alem / hayat-ı âlem

  • Kâinatın hayatı.

hencar

  • Kaide, kural, yol, usul. (Farsça)

hikmet-i intizam

  • Kâinatta var olan düzenin bir gaye ve faydaya yönelik olarak, mânâlı ve tam yerli yerinde olması.

hikmet-i kainat / hikmet-i kâinat

  • Kâinatın yaratılmasındaki hikmet; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması.

hikmet-i rabbani / hikmet-i rabbânî

  • Kâinatın Rabbi olan Allah tarafından herşeyin belirli gayelere yönelik olarak anlamlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratılması.

hilaf-ül-ade / hilaf-ül-âde

  • Kaide ve usule karşı.

hoca-i kainat / hoca-i kâinat

  • Kâinatın hocası, efendisi.

hüccet-i rahmet-i alem / hüccet-i rahmet-i âlem

  • Kâinatı kuşatan İlâhî rahmeti gösteren kesin ve güçlü delil.

intizam-ı alem / intizam-ı âlem

  • Kâinattaki düzenlilik.

intizam-ı kainat / intizam-ı kâinat

  • Kâinattaki düzenlilik.

intizam-ı kamil-i kainat / intizam-ı kâmil-i kâinat

  • Kâinattaki mükemmel intizam, düzenlilik.

iptida-i hilkat-i alem / iptida-i hilkat-i âlem

  • Kâinatın yaratılışının başlangıcı.

iz'an-rüba-i kainat / iz'an-rüba-i kâinat

  • Kâinatın aklı alan vechesi, herkese hayret ve şaşkınlık veren yüzü.

iz'an-rüba-yı kainat / iz'an-rübâ-yı kâinat

  • Kâinatın herkese iman veren yüzü.

kaideşiken

  • Kaide ve usullere uymayarak. Kuralları çiğniyerek. (Farsça)

kaideten / قَاعِدَةً

  • Kaide ve hükümlere göre. Kurala uygun olarak.
  • Kaide olarak.

kainat mecmuası / kâinat mecmuası

  • Kâinat kitabı, bütün yaratılmışlar.

kainat seması / kâinat seması

  • Kâinatın ve bütün varlıkların üzerinde duran gökyüzü; burada bütün varlıklar âlemi dünyaya, onu kuşatan gökyüzü ise yücelerde bulunan manevî âlemlere benzetilmiştir.

kainat sultan / kâinat sultan

  • Kâinatın ve bütün varlıkların sultanı olan Allah.

kainat-efruz / kâinat-efruz

  • Kâinatı süsleyen, cihanı donatan. (Farsça)

kainatça / kâinatça

  • Kâinat çapında.

kainatın aktarı / kâinatın aktârı

  • Kâinatın dört bir tarafı.

kainatın imkan-ı mevti / kâinatın imkân-ı mevti

  • Kâinatın ölümünün mümkün olması, ihtimal dahilinde olması; kıyametin kopması ihtimâli.

kainatın sanii / kâinatın sânii

  • Kâinatı, evreni ve içindeki herşeyi sanatla yaratan Allah.

kalb-i kainat / kalb-i kâinat

  • Kâinatın kalbi.

kasr-ı kainat / kasr-ı kâinat

  • Kâinat sarayı.

kavaid / kavâid / قواعد

  • Kaideler, usüller, kurallar.
  • Kaideler.

kavanin-i icraat / kavânîn-i icraat

  • Kâinattaki, tabiattaki İlâhî icraat ve faaliyet kanunları.

kelimat-ı kitab-ı kainat / kelimât-ı kitab-ı kâinat

  • Kâinat kitabının ifade ettiği mânâlı ifadeler.

kevn ü mekan / kevn ü mekân / كَونُ و مَكَانْ

  • Kâinat, âlem, dünya.
  • Kâinat, âlem; bütün varlıklar.
  • Kainat ve her yer.

kitab-ı kainat / kitab-ı kâinat

  • Kâinat kitabı; bir kitap gibi yazılmış olan bütün âlem.

kudret-i alemşümul / kudret-i âlemşümul

  • Kâinatı kaplayan güç ve iktidar.

kudret-i mümkinat

  • Kâinattaki varlıkların kudreti, gücü.

kuva-yı sariye / kuvâ-yı sâriye

  • Kâinattaki herşeye sirayet edip giren mânevî güçler, kuvvetler.

kuva-yı umumiye / kuvâ-yı umumiye

  • Kâinatın genelinde işleyen güçler, kuvvetler.

madde-i esir

  • Kâinatı kapladığına inanılan ince madde.

mahiyat-ı eşya / mâhiyât-ı eşya

  • Kâinattaki eşya ve varlıkların mâhiyetleri, temel özellikleri ve asıl yapıları.

mahiyat-ı mümkinat / mâhiyât-ı mümkinât

  • Kâinattaki varlıkların mâhiyetleri; varlığıyla yokluğu eşit olan ve varlığı Cenâb-ı Hakkın var etmesine bağlı olan varlıkların temel özellikleri, asıl yapıları.

makes-i rahmet-i alem / mâkes-i rahmet-i âlem

  • Kâinatı kuşatan İlâhî rahmetin aynası.

makine-i vücud

  • Kâinatın küçük bir örneği olan vücut makinası.

manzume-i kainat / manzume-i kâinat

  • Kâinat sistemi; son derece mükemmel bir denge ve düzen içinde işleyen kâinat.

mazhar-ı rahmet-i alem / mazhar-ı rahmet-i âlem

  • Kâinatı kuşatan ilâhî rahmetin mazharı, aynası.

mecmu-u kainat / mecmu-u kâinat

  • Kâinatın tamamı, bütünü.

mecmua-i kainat / mecmua-i kâinat

  • Kâinat kitabı.

mecmuu kainat / mecmuu kâinat

  • Kâinatın tamamı, hepsi.

mesele-i kainat / mesele-i kâinat

  • Kâinatı ilgilendiren mesele.

meşher-i kainat / meşher-i kâinat

  • Kâinatın en büyük sergisi.

mevcudat-ı alem / mevcudat-ı âlem

  • Kâinattaki varlıklar.

mevcudat-ı kainat / mevcudat-ı kâinat

  • Kâinattaki bütün varlıklar.

mevcudat-ı muntazama-i kainat / mevcudat-ı muntazama-i kâinat

  • Kâinattaki düzenli varlıklar.

meyve-i alem / meyve-i âlem

  • Kâinatın meyvesi.

mir'at-ı rahmet-i alem / mir'ât-ı rahmet-i âlem

  • Kâinatı kuşatan İlâhî rahmetin aynası.

misal-i rahmet-i alem / misal-i rahmet-i âlem

  • Kâinatı kuşatan İlâhî rahmetin misali, örneği.

mukadderat-ı kainat / mukadderât-ı kâinat

  • Kâinatın plânları, programları.

münkir-i sani / münkir-i sâni

  • Kâinatı san'atla yaratan Cenâb-ı Hakkı inkâr eden.

mürekkebat-ı müteşabike-i mütesaide-i kainat / mürekkebat-ı müteşâbike-i mütesâide-i kâinat

  • Kâinatta bir ağ gibi birbirine bağlanarak gittikçe genişleyen terkipler, bileşikler.

muvazene-i kainat / muvazene-i kâinat

  • Kâinattaki denge ve ölçü.

muvazene-i mevcudat

  • Kâinattaki varlıkların ölçü ve denge içinde olması.

nahvi lisan / nahvî lisan

  • Kaidelere bağlı olan çok tertibli, ince ve geniş mânâlı lisan.

nazzam-ı kevn / nazzâm-ı kevn

  • Kâinata ve bütün varlık âlemine düzen veren Allah.

nefs-i natıka-i kainat / nefs-i nâtıka-i kâinat

  • Kâinatın konuşan ruhu anlamında Peygamber Efendimiz (a.s.m.).

nefy-i sani / nefy-i sâni

  • Kâinatın san'atkârı olan Allah'ı reddetme, yok sayma.

netice-i hilkat-i kainat / netice-i hilkat-i kâinat

  • Kâinatın yaratılışının neticesi.

nev-i kainat / nev-i kâinat

  • Kâinattaki herbir tür.

nezzam-ı hakiki / nezzam-ı hakikî

  • Kâinatın ve bütün varlık âleminin gerçek düzenleyicisi ve düzen koyucusu olan Allah.

nizam-ı alem / nizam-ı âlem

  • Kâinatta Allah'ın koyduğu umumi nizam.

nizam-ı hilkat-i alem / nizam-ı hilkat-i âlem

  • Kâinatın yaratılışındaki düzen.

nizam-ı kainat / nizam-ı kâinat

  • Kâinattaki düzen.

nizam-ı kamil-i kainat / nizam-ı kâmil-i kâinat

  • Kâinattaki mükemmel düzen.

nizam-ı kevn

  • Kâinattaki düzen.

nizamat-ı kainat / nizâmât-ı kâinat

  • Kâinattaki düzenler.

nur-u ayn-ı alem / nur-u ayn-ı âlem

  • Kâinatın gözünün nuru.

nur-u rahmet-i alem / nur-u rahmet-i âlem

  • Kâinatı kuşatan İlâhî rahmetin bu asırda yansıyan nuru.

remz-i hikmet-i kainat / remz-i hikmet-i kâinat / remz-i hikmet-i kâinât / رَمْزِ حِكْمَتِ كَائِنَاتْ

  • Kâinattaki hikmetin ince işareti.
  • Kâinatın yaratılışındaki gayenin ince işareti.

revabıt-ı kevniye / revâbıt-ı kevnîye

  • Kâinatla irtibatlı meseleler, kâinatla ilgili bağlar.

sahaif-i kainat / sahaif-i kâinat

  • Kâinatın sayfaları; görünen bir Kur'an olan kâinattaki varlıklar ve hâdiseler.

sahib-i arş-ı azam / sahib-i arş-ı âzam

  • Kâinatın payitahtı ve merkezi olan büyük Arşın sahibi.

sahife-i kevn ve vücud

  • Kâinat kitabındaki yaratılmış, varlıklar sayfası.

sahra-yı alem / sahrâ-yı âlem

  • Kâinat çölü.

sani-i kainat / sâni-i kâinat

  • Kâinatı ve herşeyi mükemmel bir sanatla yaratan Allah.

saray-ı kainat / saray-ı kâinat

  • Kâinat sarayı.

sath-ı alem / sath-ı âlem

  • Kâinat ve dünya zemini.

şaz / şâz

  • Kaide dışı, istisna.

şecere-i alem / şecere-i âlem

  • Kâinat ağacı; bir ağacı andıran âlem.

şecere-i kainat / şecere-i kâinat

  • Kâinat ağacı.

semere-i alem / semere-i âlem

  • Kâinatın meyvesi.

semere-i kainat / semere-i kâinat

  • Kâinatın meyvesi.

şeriat-ı fıtriye-i kübra / şeriat-ı fıtriye-i kübrâ

  • Kâinattaki düzen ve intizamı sağlayan, bütün varlıkların tabi olduğu büyük kanun; tabiat kanunlarının bütünü.

şeriat-ı fıtriye-i kübra-yı ilahiye / şeriat-ı fıtriye-i kübrâ-yı ilâhiye

  • Kainattaki düzen ve intizamı sağlayan, bütün varlıkların tabi olduğu büyük, İlâhi kanunlar.

server-i kainat / server-i kâinât

  • Kâinâtın efendisi, en kıymetlisi Muhammed aleyhisselâm.

server-i kainat efendimiz hazretleri / server-i kâinat efendimiz hazretleri

  • Kâinatın reisi olan Peygamber Efendimiz.

seyl-i kainat / seyl-i kâinat / seyl-i kâinât / سَيْلِ كَائِنَاتْ

  • Kâinatın akışı, sürekli değişmesi.
  • Kainat seli.

seyyid-i kainat / seyyid-i kâinat

  • Kâinatın Efendisi Hz. Muhammed (a.s.m.).

silsile-i hilkat-i kainat / silsile-i hilkat-i kâinat

  • Kâinatın yaratılış devreleri.

silsile-i kainat / silsile-i kâinat

  • Kâinat halkası, varlıklar zinciri.

sırr-ı hikmet-i kainat / sırr-ı hikmet-i kâinat

  • Kâinatın maksat, fayda ve san'atının sırrı, esprisi.

sofestailer / sofestâîler

  • Kâinatın yaratıcısını kabul etmemek için herşeyi, hatta kendilerini dahi inkâr edenler.

şuhud-u kevniye

  • Kâinatta görünüp yaşanan şeyler, gözlemler.

şule-i rahmet-i alem / şule-i rahmet-i âlem

  • Kâinatı kuşatan İlâhî rahmetin bir parıltısı.

sultan-ı kainat / sultan-ı kâinat

  • Kâinatın sultanı olan Allah.

sünnetullah

  • Kâinatta yürürlükte olan İlâhî kanunlar.

sutur-u kainat-ı dehr / sutur-u kâinat-ı dehr

  • Kâinatın her biri asırlara karşılık gelen satırları, kâinat zamanlarının satırları.

tabakat-ı kainat / tabakat-ı kâinat

  • Kâinat tabakaları, yaratılmış sınıflar.

tedvir-i kainat / tedvîr-i kâinat / tedvîr-i kâinât / تَدْو۪يرِكَائِنَاتْ

  • Kâinatın idaresi.
  • Kâinâtın idaresi.

tehn

  • Kâim olmak, var ve mevcud olmak.

tekvinen / tekvînen

  • Kâinat ve fıtrat kanunları ile.

tekvini evamir / tekvînî evâmir

  • Kâinattaki kanunlar, İlâhî emirler.

temsil-i rahmet-i alem / temsil-i rahmet-i âlem

  • Kâinatı kuşatan İlâhî rahmetin örneği.

tercüman-ı ayat-ı tekviniye / tercüman-ı âyât-ı tekviniye

  • Kâinatta Allah'ın varlığının birer delili olan maddî ayetleri insanlara tercüme eden, rehber.

tevhid-i ceberut / tevhid-i ceberût

  • Kâinatın simasına akseden azamet, kibriya, haşmet, kudret gibi yüce sıfatları bir olan Allah'a verme ve Ona ait kılma.

tevhid-i celal / tevhid-i celâl

  • Kâinatta var olan heybet, haşmet, görkem gibi her türlü celâlî hâlin bir olan Allah'a ait olduğunu kabul etme ve heybet ve haşmet hususunda hiçbirşeyi Ona ortak koşmama.

tılsım-ı kainat / tılsım-ı kâinat

  • Kâinatın tılsımı, gizemi.
  • Kâinatın tılsımı, kâinattaki anlaşılması zor olup herkesin yalnız kendi akliyle bilemeyeceği gizli ve ince hakikatlar.

tılsım-ı muğlak-ı alem / tılsım-ı muğlâk-ı âlem

  • Kâinattaki anlaşılması zor sır.

ulum-u kevniye

  • Kâinatın ilmi. Yaratılışa dair olan ilimler.

umur-u kevniye

  • Kâinatla, oluşla ilgili şeyler, işler.

zerrat-ı kainat / zerrât-ı kâinat

  • Kâinattaki zerreler, atomlar.