LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te kadir ifadesini içeren 85 kelime bulundu...

aktab-ı erbaa / aktâb-ı erbaa

  • Ehl-i sünnet âlimleri ve mütebahhir ve maneviyatta çok ileri zatlar tarafından şimdiye kadar dört büyük kutup olarak bilinen veliler. (Seyyid Abdulkadir-i Geylâni, Seyyid Ahmed-i Bedevi, Seyyid Ahmed-i Rufâi, Seyyid İbrahim Desuki.)
  • Dört büyük kutub zât (Seyyid Abdülkadir-i Geylâni, Seyyid Ahmed-i Bedevî, Seyyid Ahmed-i Rufâî ve Seyyid İbrahim Desukî).

alkış

  • Tar: Padişahlarla vezirlerin kadirlerini yükseltmek maksadıyla yapılan merasim hakkında kullanılan bir tabir.

batman

  • Eski ağırlık ölçülerinden olup, iki okkadan sekiz okkaya kadar yeryer değişir. Ekseriya altı okkadır. Bu, hâlen kullanılan sekiz kilo kadardır.

baz-ul eşheb / bâz-ul eşheb

  • Akdoğan.
  • Abdulkadir-i Geylâni Hazretlerinin bir nâmı.

bazü'l-eşheb / bâzü'l-eşheb

  • Kır renkli, ak doğan; Abdülkadir-i Geylânî'nin bir lâkabı.

beşaret ve teavün-ü gavsi / beşaret ve teavün-ü gavsî

  • Abdülkadir Geylanî'nin (k.s.) mânen yardımı ve müjdesi.

beşaret-i aleviye ve gavsiye

  • Hz. Abdulkadir Geylanî ve Hz. Ali'nin müjdesi.

cem-i kutbiyet ve ferdiyet ve gavsiyet

  • Manevî âlemlerde en yüksek seviyeler olan kutupluk, gavslık ve ferdiyet özelliklerini üzerinde toplama; bu makamlara sahip olan Şeyh Abdülkadir-i Geylânî hazretleri.

deyyan

  • Herkesin hesabını ve hakkını en iyi bilen ve veren. Hâk Teâla. Kahhar. Hâsib. Hâkim. Kadir. Râi. Cenâb-ı Hak.

dürzi

  • (Çoğulu: Düruz) Suriye'nin güneyi ile Ürdün ve İsrâil'de yaşayan ve sonradan Araplaşmış olan bir kavimdir. Arapça konuşurlar. Dalâlet fırkalarından en bâtıl yolda olan bir fırkadır.

erz

  • Kıymet, baha, değer. Kadir ve itibar. (Farsça)

ferc

  • Kadir, kıymet, mertebe. (Farsça)

fıkra-i gavsiye

  • Abdülkadir-i Geylânî'ye ait söz, yazı.

fütuhu'l-gayb

  • Abdülkadir-i Geylânî Hazretlerinin bir eseri.

gavs

  • Abdülkadiri Geylanî hazretleri.

gavs-ı a'zam

  • Büyük gavs (yardımcı). Abdülkâdir Geylânî hazretlerinin lakabı.

gavs-ı azam / gavs-ı âzam

  • Abdulkàdir-i Geylânî (k.s.).

gavs-ı azam şeyh geylani / gavs-ı âzam şeyh geylânî

  • Abdulkâdir-i Geylânî (k.s.).

gavs-ı geylan / gavs-ı geylân

  • Abdulkadir-i Geylânî (k.s.).

gavs-ı geylani / gavs-ı geylânî

  • Abdulkâdir-i Geylânî (k.s.).

gavs-ül a'zam

  • Abdülkadir-i Geylanî (K.S.) Hazretlerinin nâmı. En büyük Gavs. Evliyâullahın büyüğü. Gavs-i Ekber de denir.

gavs-üs-sakaleyn

  • İnsanlara ve cinlere yardım eden büyük velî Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerinin lakabı.

geylani / geylanî

  • Seyyid Abdulkadir-i Geylanî, Gavs-ül A'zam, Gavs, Kutub gibi mecâzi nâm ile bilinen bu zât (Hi: 470-561) yılları arasında yaşamış ve Kadirî Tarikatının müessisidir. Müteaddid müridlerinden bir çoğu sonradan veli olarak meşhurdurlar. Derslerinin te'siriyle birçok Hristiyan ve Museviler Müslüman olmuş

hakikat / hakîkat

  • (Çoğulu: Hakaik) Bir şeyin aslı ve esâsı. Mahiyeti. Gerçek. Doğru. Sahih. Künh. Sâbit ve vâki.
  • Kadirbilirlik. Sadâkat, doğruluk. Kâinat ve tabiat ve uluhiyet hakkında bütün teşbih ve mecazlardan âri ve zâhir olan gerçek.
  • "Mecâz" karşılığı, esas olarak kullanılan kelime.
  • <
  • Bir şeyin aslı, mahiyeti.
  • Gerçek, doğru.
  • Sadakat kadirbilirlik. Sözlük anlamıyla söylenen söz.

hakikat-i leyle-i kadir

  • Kadir Gecesinin gerçek mânâsı, sırrı.

hakikat-i leyle-i kadr

  • Kadir Gecesinin mânâsı, sırrı.

hallak

  • Yaratan, her şeyi halkeden, Kadir-i Zülcelal, Allah Teala Hazretleri (C.C.)

hazret-i gavs

  • Abdülkadir-i Geylânî (k.s.).

hazret-i gavs-ı azam / hazret-i gavs-ı âzam

  • Abdülkâdir-i Geylânî (k.s.).

hazret-i gavs-ı azam şeyh geylani / hazret-i gavs-ı âzam şeyh geylânî

  • Abdül Kâdir-i Geylânî (k.s.).

hitab-ı abdülkadir

  • Şeyh Abdülkadir-i Geylânî'nin hitabı.

hüzn

  • Üzüntü, keder. Sevincin zıddı. Bu, halk arasında kastedilen dünyevî hüzünden başkadır. Tasavvuf yolunda bulunanlara âit bir hâl.

ıniz

  • Cimâa kadir olmayan erkek.
  • Cimâdan safâlı olmayan avret.

inzal / inzâl

  • İndirmek.
  • Kur'ân-ı kerîmin, Ramazân-ı şerîf ayında Kadir gecesinde Levh-i mahfûzdan, dünyâ semâsındaki Beyt-ül-izze denilen makâma bir defâda, topluca indirilmesi.

işarat-ı gavsiye / işârât-ı gavsiye

  • Abdulkadir-i Geylânî'nin verdiği haber.

izz

  • Kıymet. Değer. Güçlü oluş. Alikadir olmak. Kavi. Şerif. Azim.

kadir alayı

  • Tar: Kadir gecesi padişahların saraydan çıkıp, civardaki camilerden birinde namaz kılmaları münâsebetiyle yapılan merâsim.

kadir gecesi

  • (Bak: Leyle-i Kadir)

kadir-aşina

  • Değer ve kadir bilen.

kadir-danlık

  • Kadirbilirlik. Herkesin mertebesini bilip ona göre muamele yapan. Kadir ve kıymet bilen.

kadir-naşinas / kadir-nâşinas

  • Kadir, kıymet bilmeyen.

kadir-u kayyum

  • Kadir ve Kayyum (Allah).

kadirdan

  • Kadirbilir. Değerbilir. (Farsça)

kadırga

  • Buharlı gemilerin icadından evvel kullanılan harp gemilerinden biri. Kürek ve yelkenle kullanılırdı. Kadırgalar 25 oturaklı idi ve her küreği dörder adam tarafından çekilirdi.

kadiri / kadirî

  • Abdülkadir-i Geylanî Hazretlerinin yolunda olan, onun tarikatına mensub. olan.
  • Abdülkadir Geylanî tarikatından olan.

kàdiri / kàdirî

  • Şeyh Abdulkadir-i Geylânî'nin kurduğu tarîkata mensup olan.

kadiri / kâdirî

  • Tasavvufta Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerinin yoluna mensup olan kimse.

kadiriyye / kâdiriyye

  • Evliyânın büyüklerinden Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerinin v.561 (m.1266) tasavvuftaki yolu.

kadr

  • Kadir, kıymet, değer.

kadr-şinas

  • (Bak: Kadir-şinas)

kaside-i gavsiye

  • Abdülkadir-i Geylânî'nin yazdığı manzum eser.

kaytas

  • Balina balığı.
  • Kadırga balığı.

keramat-ı aleviye ve gavsiye / keramât-ı aleviye ve gavsiye

  • Abdulkadir Geylani ve Hz. Ali'nin kerameti.

keramat-ı gavsiye / kerâmât-ı gavsiye

  • Seyyid Abdülkadir-i Geylâni'nin kerâmetleri.

keramet-i aleviye ve gavsiye

  • Hz. Ali ve Şeyh Abdulkadir Geylânî'nin kerâmeti.

keramet-i gavsiye / kerâmet-i gavsiye

  • Seyyid Abdülkadir-i Geylâni'nin kerâmeti.

keramet-i gaybiye-i gavsiye

  • Şeyh Abdülkadir-i Geylânî'nin geleceğe dair keramet şeklinde haber vermesi ve bu haberin gerçekleşmesi.

kitab-ı abdülkadir

  • Şeyh Abdülkadir-i Geylânî'nin kitabı.

kıymetşinas

  • Kadir kıymet bilen.

kıytas

  • Balina balığı, kadırga balığı.

lafz-ı kadir / lâfz-ı kadîr

  • Kadîr kelimesi.

leyle-i kadir / leyle-i kadîr / لَيْلَۀِ قَدِرْ

  • Kadir gecesi.
  • Kadir Gecesi.

leyle-i kadr

  • Kadir Gecesi.

leyle-i zu-kadir / leyle-i zû-kadîr

  • Kadir sahibi gece, kadir gecesi.

mahall-i hitab-ı gavsi / mahall-i hitab-ı gavsî

  • Abdülkadir-i Geylânî'nin (k.s.) hitap yeri.

mecer

  • Koyunun karnındaki kuzu büyüdükçe durmaya kadir olmaması.
  • Büyük asker.
  • Susuzluk.

medar-ı nazar-ı şeyh

  • Abdülkadir-i Geylânî'nin baktığı nokta.

mekadir

  • (Bak: Makadir)

melik / melîk

  • Hâkim-i Mutlak. Hükümdar. Sultan. Memleket sahibi. Padişah. Kadir. (Daimî sıfattır.)

mesna

  • Bevlini tutmaya kadir olmayan kadın. (Müz: Emsen)

mübarek geceler / mübârek geceler

  • İslâm dîninin kıymet verdiği geceler. Kadir, Arefe, Fıtr ve Kurban bayramı ile Mevlid, Berât, Mi'râc, Regâib, Muharrem, Aşûre geceleri.

muhibb-i baz-ı geylan / muhibb-i bâz-ı geylân

  • Abdülkâdir-i Geylâni Hazretlerinin seveni.

rayet-i ulviyet-i şeyh-i hakkani / râyet-i ulviyet-i şeyh-i hakkanî

  • Mânevî mertebelere ulaşma ve hakikatleri elde etme yolunda Şeyh Abdülkadir-i Geylânî'nin elinde tuttuğu yücelik sembolü olan sancak.

sabur / sabûr

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Her şeyi vakti gelince ve belli miktarı ile yaratan, bu hususta acele etmeyen, kendisine şirk (ortak) koşan ve başka günâhları işleyerek isyân edenleri cezâlandırmaya kâdir (gücü yetici) iken, cezâ vermekte acele etmeyen.

sadaka-i fıtr

  • Ramazan bayramından evvel fıtra olarak verilen sadaka. Zengin (nisaba mâlik) her müslümanın (ihtiyar, genç, çocuk ve hattâ bunak da olsa) fakirlere vermeye mükellef olduğu sadakadır, vâcibdir. Nisaba mâlik olan bir müslüman, hem kendi nefsi için, hem de çocukları, hizmetçisi için sadaka-i fıtır veri

şah-ı geylani / şah-ı geylânî

  • Abdülkadir-i Geylânî (k.s.).

sure-i kadir / sûre-i kadir

  • Kur'ân-ı Kerimin 97. Sûresi olan Kadîr Sûresi.

tarik-i cehri / tarîk-i cehrî

  • Açık olarak ve yüksek sesle zikir yapan tarikat. (Kadirî gibi)

tebahbuh

  • Durmaya, oturmaya, girmeye ve çıkmaya kadir olmak.
  • Ortada oturmak.

temellük

  • Mülk edinmek. Kendine mal edinmek. Sâhib olmak.
  • Kadir ve muktedir olmak.

teşci-i gavs-ı azam / teşci-i gavs-ı âzam

  • Abdülkadir Geylanî'nin (k.s.) teşviki.

turuk-u cehriye

  • Zikirlerini açıktan ve sesli olarak yapan tarikatlar, Kàdirîlik gibi.

üstad-ı alikadr / üstad-ı âlîkadr

  • Kadir ve kıymeti büyük Üstad.

virdü'l-işa / virdü'l-işâ

  • Abdülkadir-i Geylânî'ye ait olan bir zikir; Yatsı virdi.

zamanın abdülkadiri

  • Yaşadığı dönemin Abdülkadir-i Geylânîsi olan.