LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te kade ifadesini içeren 152 kelime bulundu...

ab-gine

  • Billur. (Fransızca)
  • Ayna. (Fransızca)
  • Kılınç. (Fransızca)
  • Göz yaşı. (Fransızca)
  • Şişe, sürahi, kadeh. (Fransızca)

ab-keş

  • Delikli kevgir. (Farsça)
  • Su çeken, sucu, saka. (Farsça)
  • Kadeh sunucu. (Farsça)

abgine / âbgîne / آبگينه

  • Kristal. (Farsça)
  • Kadeh. (Farsça)
  • Sürahi. (Farsça)
  • Ayna. (Farsça)
  • Gözyaşı. (Farsça)

abher / عبهر

  • Nergis. (Arapça)
  • Zerrinkadeh çiçeği. (Arapça)
  • Yasemin. (Arapça)

adalet-i kaderi

  • Kaderin adaleti.

adalet-i kaderiye

  • Kaderin adaleti.

akdah / akdâh / اقداح

  • Kadehler. (Arapça)

akdam

  • Kademler, ayaklar.
  • (Tekili: Kadem) Ayaklar, kademler.

alavere

  • Vapurlara kömür vermek için bordaya kurulan kademeli iskele.
  • Tulumbanın basıp emme suretiyle işlemesi.
  • Herc ü merc. Karışıklık, kargaşalık.
  • Bir şeyin elden ele verilerek veya atılarak aktarılması.

ameliyat-ı kaderiye

  • Kaderin operasyonu.

amürg

  • Fayda, menfaat, kâr. (Farsça)
  • Kader, kıymet. (Farsça)
  • Zahire, meyve. (Farsça)
  • Esas, hülâsa, özet. (Farsça)
  • Bir mikdar. (Farsça)

asa

  • Genişlik. Zuhur, meydana çıkma. Büyük kadeh.

asef

  • (Asf) Büyük kadeh.
  • Bir şeyi almak.
  • Yoldan çıkmak. Zulüm eylemek. Körü körüne gitmek.
  • Birisini istihdâm eylemek. Irgatlık etmek, tarlada işçilik etmek.
  • Ölüm. (Kamus'tan alınmıştır.)

asf

  • Büyük kadeh.
  • Zulüm ve zorla bir şeyi almak.

atad

  • İşe yarayan âletlerin takımı.
  • Büyük kadeh.
  • Hazırlık.

bad-ı tecelli / bâd-ı tecelli

  • Tecelli rüzgârı.
  • Kader.

bade / bâde

  • Şarap, içki. Kadeh. (İçkinin her çeşiti haramdır, büyük günahtır. İnsan sağlığına zararları ilmî bir gerçektir. Aile, cemiyet hayatı ve ahlâk için de yıkıcıdır. İçkiden ve içenlerden uzak durmak gerekir.) (Farsça)

baht / بَخْتْ

  • Kader. Tâli. Uğur. Alın yazısı. Kısmet. İkbal. (Farsça)
  • Saadet. Lezzet. (Farsça)
  • Talih, kader.
  • Kader, talih.

baliğ / bâliğ

  • Boynuzdan yapılan kadeh. (Farsça)

cam / câm / جام

  • Kadeh. (Farsça)
  • Şişe. (Farsça)
  • Cam. (Farsça)

cam-ı gevheri / cam-ı gevherî

  • Billur kadeh.

cam-ı memlu / cam-ı memlû

  • Dolu kadeh.

cam-ı tehi / cam-ı tehî

  • Boş kadeh.

cam-ı zerrin

  • Altın kadeh. (Farsça)
  • Tas: Allah âşıkının kalbi. (Farsça)
  • Bir kasaba adı. (Farsça)
  • Bir şarab adı. (Farsça)

cemaziyel ahir

  • Arabi ayların altıncısıdır. (Arabi aylar: Muharrem, Safer, Rabiyy-ül-evvel, Rabiyy-ül-âhir, Cemaziyel-evvel, Cemaziyel-ahir, Receb, şaban, Ramazan, şevval, Zilkade, Zilhicce'dir)

daire-i kader

  • Kader dairesi.

derecat

  • (Tekili: Derece) Dereceler, basamaklar, kademeler, yükseklikler, mertebeler.

destgah-ı levh-i mahfuz-u hakikat / destgâh-ı levh-i mahfuz-u hakikat

  • Gerçekte herşeyin bütün ayrıntılarıyla yazıldığı kader levhasının tezgâhı.

devr-i zaman

  • (Devr-i felek) Tali, kader. şans.

ecel-i muallak / ecel-i muallâk

  • Mânevî kader levhasında yazılı olan ve gerçekleşmesi bazı şartlara bağlı olan ecel.

ekvab

  • Küpler, kadehler. Sırçalar.

ekvaz

  • (Tekili: Kûz) Kâseler, bardaklar, kadehller.

elvah-ı kaderiye / elvâh-ı kaderiye

  • Kader çizgilerini içeren levhalar.

elvah-ı mahfuza / elvâh-ı mahfuza

  • Herşeyin kaderinin kaydedilip muhafaza edildiği mânevî levhalar.

emanat-ı mukaddese / emânât-ı mukaddese

  • İslâm dîni ve târihi bakımından büyük önem taşıyan, Peygamber efendimize ve diğer din büyüklerine âit bâzı mübârek şahsî eşyâ ve hâtıralar. Mukaddes emânetler. Bunlar: Hırka-i Saâdet, Seyf-i Nebevî, Nâme-i Saâdet, Mühr-i Seâdet, Dendân-ı Seâdet, Lıhy e-i Seâdet, Nakş-ı Kadem-i şerîf, Sancak-ı şerîf,

emyal-i bahriyye

  • Deniz milleri. 6080 kadem, yani 1852 metreden ibaret olan deniz mesafesi.

encümen-i daniş / encümen-i dâniş

  • Akademi. İlim encümeni.

eşhuru'l-hac

  • Hac ayları. Şevval, Zilkade ve Zilhicce'nin ilk on gününden ibaret olan cem'an 70 gün İslâm'dan önce de Araplar bu günlerde Kâbe'yi ziyaret ederlerdi.

eşhuru'l-hurum

  • Haram aylar. Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep ayları. İslâm'dan önce Araplar bu aylarda savaş yapmayı haram sayarlardı.

felek / فلك

  • Gökyüzü, sema.
  • Âlem, dünya.
  • Talih, kader.
  • Gökyüzü. (Arapça)
  • Talih. (Arapça)
  • Kader. (Arapça)

felekzede / فلك زده

  • Kader kurbanı, felek vurgunu. (Arapça - Farsça)

gam

  • Köy, karye. (Farsça)
  • Hatve, adım. (Farsça)
  • Ayak, kadem. (Farsça)

gareb

  • Gümüş kadeh.
  • Kavak ağacı.
  • Havuzla kuyu arasına dökülen su.
  • Bir nevi koyun hastalığı.

gumre

  • Kadınların yüzlerine örttükleri kırmızı bez.
  • Küçük kadeh.

hacc-ı temettu' / hacc-ı temettû'

  • Hac mevsiminde (Şevvâl, Zilkâde, Zilhicce aylarında) önce ömre için niyet edilerek ihrâma girilip ömre yapıldıktan sonra memleketine dönmeyerek, yeniden ihrâma girip hac yapmak. Bu haccı yapana mütemetti hacı denir.

hak / hâk

  • Toprak. Turab. (Hâk ol ki, Hüdâ mertebeni eyleye âli.Tâc-ı ser-i âlemdir o kim hâkk-ı kademdir.) (Farsça)

hasb-el kader

  • (Bak: HASBEL KADER)

hasbe'l-kader

  • Kader cihetiyle, kaderin yönlendirmesiyle.

hasbel kader

  • (Hasb-el kader) Kader cihetiyle.

hasbelkader / حسب القدر

  • Kaderden dolayı.
  • Kaderin sevkiyle, kaderin bir cilvesi olarak.
  • Kaderden ileri gelen, kadere bak. (Arapça)

hecm

  • Hamle etmek. Saldırmak.
  • Büyük kadeh.

hidayet / hidâyet

  • Doğru yolu gösterme, doğru, Allahü teâlânın râzı olduğu yolda bulunma.
  • Cenâb-ı Hakk'ın insanın kalbinden her sıkıntı ve darlığı çıkarıp, yerine rahatlık, genişlik verip, kendi emir ve yasaklarına uymada tam bir kolaylık ihsân etmesi ve kulun rızâsını kendi kazâ ve kaderine tâbi eylem

hükm-ü kader

  • Kaderin hükmü.

ifrad sigası

  • Gr. tekil kipi; yani "ateş yaktı" anlamındaki "istevkade" fiilinin 3. tekil şahıs kipinde olması kastediliyor.

imam-ı mübin / imâm-ı mübîn / اِمَامِ مُب۪ينْ

  • İlâhî ilim ve emrin bir ünvanı; gayb âlemine bakan, eşyanın geçmiş ve geleceğe ait kaidelerinin yazıldığı kader defteri.
  • Her şeyin vukūundan evvel ve sonra yazılı olduğu kader defteri; Allahın şimdiki zamandan ziyâde, geçmiş ve geleceğe bakan ilmi.

imamımübin / imamımübîn

  • Bir nevi kader defteri.

iman-ı bi'l-kader

  • Kadere iman.

iman-ı bil-kader

  • Kadere iman.

iman-ı bilkader

  • Kadere iman.

incil

  • Hz. İsa'ya indirilen mukades kitap.

intizam-ı kader

  • Kaderin düzeni.

intizamat-ı kazaiye

  • Kaderde olanların düzenli bir şekilde ortaya çıkması.

kaddah

  • Kadeh yapan. Kadeh yapıcı.
  • Zemmeden. Gıybet eden. Hicveden, yeren.

kadeh / قدح

  • Bardak. (Arapça)
  • İçki kadehi. (Arapça)

kader-i ezeli / kader-i ezelî

  • Ezelî kader; Allah'ın ezelî ilmi ile kâinatta olmuş ve olacak herşeyi bilip takdir etmesi.

kaderi / kaderî / قَدَر۪ي

  • Kaderle belirlenmiş.
  • Kader ile alâkalı. Kader, tali' nev'inden olan.
  • Kadere âit.

kaderiyye

  • Hicrî ikinci asırda Vâsıl bin Atâ tarafından kurulan ve "Kul kendi fiillerini kendi yaratır" diyerek kaderi yâni işlerin, Allahü teâlânın takdîri ile olduğunu inkâr eden bozuk fırka. Bu fırkaya Mu'tezile adı da verilir.

kalem-i kader / قَلَمِ قَدَرْ

  • Kader kalemi; Allah'ın olacak hâdiseleri olmadan önce bilip belirlemesi.
  • (Allahın) Kader kalemi.

kalem-i kader-i ilahi / kalem-i kader-i ilâhî / قَلَمِ قَدَرِ اِلٓه۪ي

  • Allah'ın kader kalemi; Allah'ın olacak hadiseleri olmadan önce bilip yazması.
  • Allahın kader kalemi.

kanun-u kader

  • Kader kanunu.

kanun-u kaderi / kanun-u kaderî

  • Allah'ın takdiri ile tespit edilmiş kader kanunu.

karv

  • Ağaç kadeh.
  • Köpek yalağı.
  • Hurma ağacının kökü.
  • Uzun havuz.
  • Hayanın derisi inip büyümek.
  • Kast.
  • Etraflıca araştırmak, tetebbu.
  • Bir kimsenin mesleğine girmek, onun yoluna süluk etmek.

kasat / kâsat

  • (Tekili: Ke's) Kadehler, ke'sler.

kaside-i kader

  • Kader kasidesi; yaratıcısının medhine lâyık, İlâhî takdir ve ölçülerle yaratılmış bir kaside gibi olan varlıklar.

kavanin-i kader

  • Kader kanunları.

kayıd

  • (Çoğulu: Kıvâd-Kâde-Kavâyid) Çekici, çeken.
  • Çavuş.
  • Koyunların önünde yürüyen "kösem" dedikleri koyun.

kaza / kazâ / قَضَا

  • Allah'ı takdir ettiği şeyin zamanı gelince meydana gelmesi; kaderde yazılı olanın meydana gelmesi.
  • Kaderde yazılanın gerçekleşmesi.
  • Kaderde olanın meydâna gelmesi.

ke's / كأس

  • Çanak.
  • Kadeh. Dolu kadeh.
  • Çanak. (Arapça)
  • Kadeh. (Arapça)

ke'sen dihak

  • (Kulpsuz) dolu kadehler.

kelacu

  • Kadeh. (Farsça)

kitab-ı mübin / kitâb-ı mübîn / كِتَابِ مُب۪ينْ

  • Kaderde olan her şeyin gerçekleşmesinde esas tutulan kānunların bütünü; Allahın geçmiş ve gelecekten ziyâde, şimdiki hâle bakan ilmi.

kitabımübin / kitâbımübîn

  • Apaçık kitap, kaderin bir türü, Kurân.

kudeyh

  • Küçük kadeh, kadehcik.

küus

  • (Tekili: Ke's) Kaplar, çanaklar, çömlekler.
  • kadehler. Bardaklar.

kuz

  • Bardak, kadeh.
  • Tas, çanak.

lak

  • Hakir, zelil, aşağı. (Farsça)
  • Tahta kadeh. (Farsça)

lehcem

  • Geniş yol.
  • Büyük kadeh.

levh-i a'la / levh-i a'lâ

  • Levh-i Mahfûz; herşeyin bütün ayrıntılarıyla yazıldığı kader levhası, Allah'ın ilminin bir adı.

levh-i ezeli / levh-i ezelî / لَوْحِ اَزَل۪ي

  • Olacak herşeyi Allahın ezelden bilerek yazdığı kader levhası.

levh-i kaza ve kader / levh-i kazâ ve kader

  • Allah tarafından olacak bütün olayların belirlendiği ve yazıldığı Kazâ ve Kader Levhası.
  • Kader ve kazanın levhası, yani: Olmuş ve olacak her bir şeyin ilm-i İlâhîdeki vücudları; yani, ilmen mevcudiyyetleri.

levh-i mahfuz / levh-i mahfûz / لَوْحِ مَحْفُوظْ

  • Herşeyin bütün ayrıntılarıyla yazıldığı kader levhası, Allah'ın ilminin bir adı.
  • Kader levhası.

levh-i mahfuz-u a'zam / levh-i mahfûz-u a'zam / لَوْحِ مَحْفُوظِ اَعْظَمْ

  • Herşeyin yazılı olduğu en büyük kader levhası.

levh-i mahfuz-u azam / levh-i mahfuz-u âzam

  • Herşeyin bütün ayrıntılarıyla yazıldığı büyük mânevî kader levhası.

levhimahfuz / levhimahfûz

  • Olmuş ve olacaklarla ilgili bütün bilgilerin yazılı bulunduğu kader levhası.

makdurat

  • Kader programıyla takdir edilen, belirlenen şeyler.

medmec

  • Kadeh.

mekteb-i harbiye

  • Harp okulu; Harp Akademisi.

mektubat-ı kaderiye

  • Kaderle ilgili mektuplar.

mencub

  • Dibâgat olunmuş deri.
  • Geniş kadeh.

meratib

  • Mertebeler. Basamaklar. Kademeler. Dereceler.

merhale

  • Kademe, aşama.
  • (Rihlet. den) Menzil. Konak.
  • İki konak arası mesafe.
  • Bir günlük yol.
  • Derece, kademe.

miktar-ı kaderi / miktar-ı kaderî

  • Allah tarafından kader çerçevesinde takdir edilmiş, belirlenmiş ölçü.

mistar-ı kader

  • Kader şablonu.

mizan-ı kaza / mîzân-ı kazâ / م۪يزَانِ قَضَا

  • Kaderde olan hükmün gerçekleşmesindeki belirleyici ölçü.

mizan-ı kaza ve kader / mizan-ı kazâ ve kader

  • Kazâ ve kader terazisi.

mü'min

  • Allah'a ve emirlerine, kanunlarına iman eden. İnanan. Allah'a, âhirete, kitablarına, meleklerine, peygamberlerine ve kadere iman edip itaat eden kimse.
  • Emniyete kavuşan.
  • Korkulardan emniyet veren (Allah C.C.)

mu'tezile

  • Aklı ön plâna alan ve "kul kendi fiillerinin yaratıcısıdır" diyerek, ehl-i sünnetten ayrılan fırka. Bunlara kaderiyeciler de denir, önderleri Vâsıl b. Ata'dır.

muk'abe

  • Kadeh gibi çukur göbek.

mukadder / مقدر / مُقَدَّرْ

  • Tâyin olunmuş.
  • Kısmet. Kader. Miktarı tâyin ve takdir olunmuş olan.
  • Kazâ.
  • Kıymeti biçilmiş.
  • Beğenilmiş.
  • Yazılmış olan.
  • Edb: Yazılı olmayıp da sözün gelişinden anlaşılan. Lafzan zikredilmeyip, mânen murad edildiği anlaşılan. Meselâ: Kur'an-ı Ker
  • Kader ile belirlenmiş.
  • Kaderde belli.
  • (Kaderde) takdîr olunan.

mukadderat / mukadderât / مُقَدَّرَاتْ

  • (Tekili: Mukadder) Kader. Ölçü ve miktarı tâyin olunan şeyler. Alın yazısı.
  • Kader ile belirlenenler.
  • Allahü teâlânın olacak şeyleri ezelde (sonsuz öncelerde) bilip takdîr ettiği şeyler, kader, alın yazısı.
  • (Kaderde) takdîr olunanlar.

mukadderat-ı beşer / mukadderât-ı beşer / مُقَدَّرَاتِ بَشَرْ

  • İnsanın kaderi; Allah tarafından takdir olunmuş işler, başa gelecek olaylar.
  • İnsana (kaderde) takdîr olunanlar.

mukadderat-ı beşeriye

  • İnsanlığın kaderi; Allah tarafından insanlık için takdir olunmuş işler, başa gelecek olaylar.

mukadderat-ı hayat / mukadderât-ı hayât / مُقَدَّرَاتِ حَيَاتْ

  • Hayat sahibi olarak (kaderde) takdîr olunanlar.

mukadderat-ı hayatiye / mukadderât-ı hayâtiye / مُقَدَّرَاتِ حَيَاتِيَه

  • Hayat sahibi olarak (kaderde) takdîr olunanlar.

mukadderat-ı nev-i beşer

  • İnsanlığın kaderi; Allah tarafından takdir olunmuş işler, başa gelecek olaylar.

müstakdim

  • (Kıdem. den) İleride ve önde bulunan. İstikdam eden.
  • (Kadem. den) Çok ayaklı olan.

nacud

  • Büyük kadeh. (Farsça)

nakş-ı kader

  • Kader yazısı, nakşı.

nekd

  • (Nekâde) (Çoğulu: Enkâd) Hayırsız olmak.

nizam-ı kaderi / nizam-ı kaderî

  • Kader ölçüsü.

peymane / peymâne / پيمانه

  • Büyük kadeh. (Farsça)
  • Ölçek, kile. (Farsça)
  • Şarap bardağı. (Farsça)
  • Kadeh.
  • Kadeh. (Farsça)

peymane-şikest

  • Kadehi kırık. (Farsça)

piyale / piyâle / پياله

  • Kadeh. Şarap bardağı. (Farsça)
  • Kadeh. (Farsça)
  • Şarap kadehi. (Farsça)

ratl / رطل

  • Hemen hemen bir litrelik sıvı ölçeği. (Arapça)
  • Kadeh. (Arapça)

refd

  • Atâ etmek, hediye vermek.
  • Yardım etmek.
  • Büyük kadeh.

remz-i kader / رَمْزِ قَدَرْ

  • Kader işareti.
  • Kaderin ince işareti.

ricl

  • Ayak, kadem.

sagar / sâgar / ساغر

  • İçki bardağı. Kadeh. (Farsça)
  • Kadeh, içki kadehi. (Arapça)

şah

  • Ağaç dalı. Budak. (Farsça)
  • Boynuz. Karın. (Farsça)
  • Su arkı. (Farsça)
  • Alın. (Farsça)
  • Kadeh. (Farsça)

sahife-i kader

  • Kader sayfası.

sahife-i mukadderat

  • Kader sayfası; Allah tarafından takdir edilen şeylerin yazılı bulunduğu sayfa.

saki / sâkî

  • (Saky. dan) Sulayan, içecek su veren, sucu.
  • Kadeh sunan. İçki sunan.
  • Sulayan, içecek su veren, kadeh sunan.

ser-be-ceyb

  • Kaderden, düşünceden veya hayâdan dolayı başını önüne eğmiş olan. (Farsça)

sernüvişt

  • Yazı başlığı. (Farsça)
  • Başa yazılan, alın yazısı. Kader, mukadderat. (Farsça)

seru

  • Boynuz. (Farsça)
  • şarap kadehi. (Farsça)

sevk-i kaderi / sevk-i kaderî

  • Kaderin sevk etmesi, yönlendirmesi.

sevk-i tabii / sevk-i tabiî

  • Hayvan veya insanların düşünmeksizin Cenab-ı Hakk'ın sevki ile olan hikmete uygun hareketi. Sevk-i kaderî, ilham veya sevk-i İlâhî demek daha doğrudur.

silsile-i tahsil

  • Öğretim kademeleri.

sırr-ı kader

  • Kader sırrı.

şuhur-u muharreme

  • Haram aylar (hicrî Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep ayları).

takdir / تَقْد۪يرْ

  • Kıymet vermek. Değerini, kıymetini, lüzumunu anlamak.
  • Kader.
  • Düşünmek.
  • Öyle saymak.
  • Allah'ın her şeyin kaderini ezelden bilmesi.

takdir-i ilahi / takdir-i ilâhî

  • Allah'ın takdiri, Allah'ın programı; kader.

takdiri / takdirî

  • Kaderden olan. Takdir-i İlâhîye ait ve müteallik olan.
  • İtibarî.
  • Farazî.
  • Gr: Yazılı olmayıp var bilinen mâna veya kelime.

tali / tâli

  • Kader, baht.

tali '

  • Doğan. Tulu' eden.
  • Kısmet, kader, baht.
  • Nişangâhın arkasına düşen ok.
  • Yeni hilâl.

talih

  • Faydasız, yaramaz iş. (Kısmet ve kader mânasında: Bak: Tâli')
  • Kader, kısmet.

tavır

  • (Tavr) Suret. Hareket, hal, vaziyet.
  • Bir kerre, bir defa.
  • İki şey arasındaki had ve fasıla.
  • Kader.
  • Miktar.

tecelli / tecellî / تجلى

  • Görünme. Bilinme.
  • Kader.
  • Allah'ın (C.C.) lütfuna uğrama.
  • İlâhi kudretin meydana çıkması, görünmesi. Hak nurunun te'siriyle kulun kalbinde hakikatın bilinmesi.
  • Görünme, ortaya çıkma. (Arapça)
  • Kader. (Arapça)
  • Tecellî etmek: Görünmek. (Arapça)

tecelli-i kader / tecellî-i kader

  • Kaderin tecelli etmesi, görünmesi.

tevekkül

  • İşi başkasına ısmarlamak.
  • Sebeblere tevessül ettikten sonra neticesini Allah'a bırakmak. Allah'tan gelene razı olmak. Kendine ait vazifeyi yaptıktan sonra neticelerini Allah'dan istemek. Kadere razı olmak. Hakka güvenmek.
  • Yeis ve kederden uzak olmak.
  • Âcizlik göstermek
  • Allah'a güvenmek, kadere razı olmak, işi Allah'a bırakmak.

us

  • (Çoğulu: İsâs) Büyük kadeh.

üstad-ı kader

  • Kader Üstadı; Allah'ın meydana gelecek hâdiseleri olmadan önce bilmesi, takdir edip, plânlaması demek olan kader ilmi, kader kalemi.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR