LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te kad kelimesini içeren 189 kelime bulundu...

adalet-i kaderi

  • Kaderin adaleti.

adalet-i kaderiye

  • Kaderin adaleti.

adet zamanı / âdet zamânı

  • Kadında ve ergenlik çağına gelmiş olan kızlarda hayız (âdet) kanı görüldüğü andan kesilmesine kadar olan günlerin sayısı.

akdah / akdâh / اقداح

  • Kadehler. (Arapça)

akdam

  • Kademler, ayaklar.

aktrist

  • Kadın oyuncu.

akza

  • Kadılıkta ve fıkıh ilminde daha ileri, daha bilgili.

alikadir / âlikadir

  • Kadri yüce, yüksek kişilik sahibi.

ameliyat-ı kaderiye

  • Kaderin operasyonu.

avrat / avrât / عورات

  • Kadınlar. (Arapça)

avret / عورت

  • Kadın. (Arapça)

baht / بَخْتْ

  • Kader, talih.

başame

  • Kadınların örtündükleri yaşmak. Tülbent, başörtüsü. (Farsça)

berencen

  • Kadın bileziği. (Farsça)

buhnuk

  • Kadınların başlarına örtüp iki uçlarını çenesi altına bağladıkları bez. (Türkçe "destâr" derler)

bürka'

  • Kadınların örtündükleri yaşmak, peçe.

buule

  • Kadın eş, zevce.

car / câr

  • Kadınların, elbisenin üstünde örtündükleri çarşaf.

cemaş

  • Kadın ile oynaşan kişi.

cilbab

  • Kadın feracesi. Çarşaf.

daire-i kader

  • Kader dairesi.

elvah-ı kaderiye / elvâh-ı kaderiye

  • Kader çizgilerini içeren levhalar.

emraz-ı nisaiye

  • Kadın hastalıkları.

enber

  • Kadın tuzluğu adı verilen ufacık kara yemiş.

evrencen

  • Kadın bileziği. (Farsça)

eyazi

  • Kadınların yüzlerine örttükleri peçe, örtü. (Farsça)

felekzede / فلك زده

  • Kader kurbanı, felek vurgunu. (Arapça - Farsça)

ferc

  • Kadir, kıymet, mertebe. (Farsça)

fertute

  • Kadın esirler hakkında kullanılan tâbirlerdendir. Esir edilen kadınlar hakkındaki diğer tâbirler şunlardır: Mâriye, ümmülveled, acuze, duhter, yekdest, yekçeşm, mâyube.

fetva / fetvâ / فتوی

  • Kadının verdiği şer'î karar. (Arapça)

fistan

  • Kadın elbisesi.

fitne-i nisaiye / fitne-i nisâiye / فِتْنَۀِ نِسَائِيَه

  • Kadın kaynaklı fitne.

gaze

  • Kadınların yüzlerine sürdükleri düzgün allık. (Farsça)

giran-kadr

  • Kadr u itibar sahibi. Hürmet edilen kimse. (Farsça)

hakikat-i leyle-i kadir

  • Kadir Gecesinin gerçek mânâsı, sırrı.

hakikat-i leyle-i kadr

  • Kadir Gecesinin mânâsı, sırrı.

hakim-üş şer' / hâkim-üş şer'

  • Kadılar (hâkimler) için kullanılan bir tâbirdir. Kadılar davaları şer'î hükümler dairesinde hall ü faslettikleri için bu tâbir meydana gelmiştir. Şeriat hâkimi demektir.

hakime / hâkime

  • Kadın hâkim.

halale

  • Kadın eş. Halile, zevce.

halhal

  • Kadınların ayak bileklerine taktıkları altın veya gümüş halka, ayak bileziği.

hasbe'l-kader

  • Kader cihetiyle, kaderin yönlendirmesiyle.

hasbelkader / حسب القدر

  • Kaderden dolayı.
  • Kaderin sevkiyle, kaderin bir cilvesi olarak.
  • Kaderden ileri gelen, kadere bak. (Arapça)

hayız

  • Kadınların âdet, kanama hâli.
  • Kadınlarda her ayın belirli günlerinde kanama ile kendini gösteren özel bir hâl, âdet hâli, hayz.

hayz

  • Kadınlarda aybaşı hali akıntısı.

hevdec

  • Kadınların binmesi için deve üzerine yapılan küçük mahfel.

hızve

  • Kadının, kocası yanında hürmetli, izzetli ve mertebeli olması.

hükm-ü kader

  • Kaderin hükmü.

hükmi temizlik / hükmî temizlik

  • Kadının âdet bitiminden îtibâren on beş gün içinde kan gördüğü halde temiz kabûl edilmesi. Bu on beş gün içinde kan görülen bu kan fâsid kan yâni istihâza kanıdır.

hukuk ve hürriyet-i nisvan komitesi

  • Kadın Hakları ve Hukuku Komitesi.

humtane

  • Kadının kaynanası.

hürriyet-i nisvan

  • Kadınların serbestliği.

i'kar

  • Kadının dölyatağını sakatlama.

icar

  • Kadının başına bağladığı nesne.

icaz

  • Kadın eşarbı. Baş örtü.

ictihah

  • Kadının veya dişi hayvanların hâmile olması.

iktinan-ı nisvan

  • Kadınların örtünmesi.

iltisam-ı nisvan

  • Kadınların örtünmeleri.

iman-ı bi'l-kader

  • Kadere iman.

iman-ı bil-kader

  • Kadere iman.

iman-ı bilkader

  • Kadere iman.

imreet

  • Kadın. Hâtun. Avrat.

inas / inâs

  • Kadınlar, kızlar.
  • Kadınlar.

inhidar-ı nisvan

  • Kadınların örtünmesi.

inkişaf-ı nisvan

  • Kadınların açılması.

intizam-ı kader

  • Kaderin düzeni.

intizamat-ı kazaiye

  • Kaderde olanların düzenli bir şekilde ortaya çıkması.

irbe

  • Kadına ihtiyaç duymayan erkek.

ıskat-ı cenin

  • Kadının çocuk düşürmesi.

istib'al

  • Kadını nikâh ile alma.

istihaza / istihâza

  • Kadın âdet görürken fazla kan gelmesi. (Rahimden değil de hastalıktan dolayı bir damardan gelip, tenâsül cihazı yolu ile akan kokusuz bir kandır. Buna "istihâza veya özür kanı" dendiği gibi, böyle bir kadına da "müstahâza" denir.)
  • Kadınlarda âdet ve lohusalık dışında gelen ve oruç ile namaza mânî olmayan kan.

istimrar / istimrâr

  • Kadından âdet hâlinde gelen kanın devâm etmesi.

ıtfal

  • Kadının oğlanını getirmesi.

kaderi / kaderî / قَدَر۪ي

  • Kaderle belirlenmiş.
  • Kader ile alâkalı. Kader, tali' nev'inden olan.
  • Kadere âit.

kadi / kadî

  • Kadı, hâkim.

kadi naibi / kadî naibi

  • Kadıların (hâkimlerin), gitmedikleri yerlere gönderdikleri vekiller.

kadi-l kudat

  • Kadıların kadısı. En büyük kadı. Kazasker veya şeyhül islâm makamında bulunan kimse.

kadir-danlık

  • Kadirbilirlik. Herkesin mertebesini bilip ona göre muamele yapan. Kadir ve kıymet bilen.

kadir-naşinas / kadir-nâşinas

  • Kadir, kıymet bilmeyen.

kadir-u kayyum

  • Kadir ve Kayyum (Allah).

kadirdan

  • Kadirbilir. Değerbilir. (Farsça)

kadr

  • Kadir, kıymet, değer.

kahine / kâhine

  • Kadın kâhin.

kalem-i kader

  • Kader kalemi; Allah'ın olacak hâdiseleri olmadan önce bilip belirlemesi.

kanun-u kader

  • Kader kanunu.

kaside-i kader

  • Kader kasidesi; yaratıcısının medhine lâyık, İlâhî takdir ve ölçülerle yaratılmış bir kaside gibi olan varlıklar.

kavanin-i kader

  • Kader kanunları.

kavsaf

  • Kadife.

kayın

  • Kadının veya kocanın erkek kardeşi.

kaza / kazâ / قَضَا

  • Kaderde yazılanın gerçekleşmesi.
  • Kaderde olanın meydâna gelmesi.

kazi / kâzî / قاضى

  • Kadı. (Arapça)

kelacu

  • Kadeh. (Farsça)

kitab-ı mübin / kitâb-ı mübîn / كِتَابِ مُب۪ينْ

  • Kaderde olan her şeyin gerçekleşmesinde esas tutulan kānunların bütünü; Allahın geçmiş ve gelecekten ziyâde, şimdiki hâle bakan ilmi.

kıymetşinas

  • Kadir kıymet bilen.

kudat / kudât / قضات

  • Kadılar. (Arapça)

kudema / kudemâ

  • Kadimler, eskiler, büyükler.

kudmus

  • Kadim nesne, eski.

kuzat / kuzât / قضات

  • Kadılar. (Arapça)

lafz-ı kadir / lâfz-ı kadîr

  • Kadîr kelimesi.

levh-i kaza ve kader / levh-i kazâ ve kader

  • Kader ve kazanın levhası, yani: Olmuş ve olacak her bir şeyin ilm-i İlâhîdeki vücudları; yani, ilmen mevcudiyyetleri.

levh-i mahfuz / levh-i mahfûz / لَوْحِ مَحْفُوظْ

  • Kader levhası.

leyle-i kadir / leyle-i kadîr / لَيْلَۀِ قَدِرْ

  • Kadir gecesi.
  • Kadir Gecesi.

leyle-i kadr

  • Kadir Gecesi.

leyle-i zu-kadir / leyle-i zû-kadîr

  • Kadir sahibi gece, kadir gecesi.

makdurat

  • Kader programıyla takdir edilen, belirlenen şeyler.

maşıta / mâşıta / ماشطه

  • Kadın makyajcısı, kadın kuaförü. (Arapça)

medmec

  • Kadeh.

mektubat-ı kaderiye

  • Kaderle ilgili mektuplar.

melike / melîke

  • Kadın hükümdar. Hükümdar karısı. Kraliçe.
  • Kadın hükümdar.

merhale

  • Kademe, aşama.

mess-i nisvan

  • Kadınlara dokunma.

mesturiyet-i nisvan

  • Kadınların örtünmesi.

meyyite

  • Kadın cenazesi.

milhafe

  • Kadının sokağa çıkarken giydiği manto ve ferâce gibi uzun geniş örtü.

mistar-ı kader

  • Kader şablonu.

mizan-ı kaza / mîzân-ı kazâ / م۪يزَانِ قَضَا

  • Kaderde olan hükmün gerçekleşmesindeki belirleyici ölçü.

mü'minat

  • Kadın mü'minler.

mübaşeret-i fahişe / mübâşeret-i fâhişe

  • Kadın ile erkeğin, çıplak olarak çirkin yerlerini birbiriyle sürtünmesi.

müdire / müdîre

  • Kadın müdür.

muhalaa / muhâlaa

  • Kadının mal karşılığı kocasına kendini boşattırması.

muhannes

  • Kadınlaşmış erkek.
  • Kadınlaşmış erkek.

muhanneslik

  • Kadınlaşma işi.

muhazat / muhâzât

  • Kadının aynı imâma uymuş olan erkeğin önünde veya hizâsında bulunması.

muhibbe

  • Kadın sevgili. Kadın dost.

muk'abe

  • Kadeh gibi çukur göbek.

mukadder / مقدر

  • Kader ile belirlenmiş.
  • Kaderde belli.

mukadderat / mukadderât

  • Kader ile belirlenenler.

müminat / müminât

  • Kadın müminler.

musahibe

  • Kadın musâhib. Kadın arkadaş.

müslimat / müslimât

  • Kadın müslümanlar.
  • Kadın Müslümanlar.

nakıs temizlik / nâkıs temizlik

  • Kadının âdetinin kesilmesinden sonra on beş gün devâm etmeyen veya âdet müddeti içinde kan görmediği günler.

nakş-ı kader

  • Kader yazısı, nakşı.

neseviyyet

  • Kadınlık.

nisa / nisâ / نسا

  • Kadınlar.
  • Kadınlar.
  • Kadın, hanım.
  • Kadınlar. (Arapça)

nisa taifesi / nisâ taifesi

  • Kadınlar topluluğu.

nisaen / nisâen

  • Kadınlar olarak.
  • Kadın olarak.

nisvan / nisvân / نسوان

  • Kadınlar. (Arapça)

nizam-ı kaderi / nizam-ı kaderî

  • Kader ölçüsü.

nüşuz / nüşûz

  • Kadının kocasına kafa tutup isyan edici bir durum almasıdır. Güya kendisini yüksek sayıp itaatını kaldırmış olur.
  • Kadının kocasına itaat etmemesi.

peçe

  • Kadınların tesettür için yüzlerine örttükleri tüle benzer örtü.

peygamber-i azimü'l-kadr / peygamber-i azîmü'l-kadr

  • Kadri yüce olan peygamber.

peymane / peymâne / پيمانه

  • Kadeh.
  • Kadeh. (Farsça)

peymane-şikest

  • Kadehi kırık. (Farsça)

piyale

  • Kadeh. Şarap bardağı. (Farsça)

rabbat

  • Kadınların efendileri, sâhipleri, kocaları.

rahibe / râhibe

  • Kadın rahib.
  • Kadın râhib. Hiç evlenmeyen, yalnız ve bekâr olarak yaşayan, kilisede ibâdetle meşgûl olan görevli kadın.
  • Kadın rahip.

remz-i kader / رَمْزِ قَدَرْ

  • Kader işareti.
  • Kaderin ince işareti.

safizm

  • Kadının kadına şehvetle bakması ve dokunması. Kadınlar arasındaki homoseksüellik.

sagar / sâgar / ساغر

  • Kadeh, içki kadehi. (Arapça)

sahife-i kader

  • Kader sayfası.

sahife-i mukadderat

  • Kader sayfası; Allah tarafından takdir edilen şeylerin yazılı bulunduğu sayfa.

ser-be-ceyb

  • Kaderden, düşünceden veya hayâdan dolayı başını önüne eğmiş olan. (Farsça)

serbestiyet-i nisvan

  • Kadınların serbestliği; özgürlükte aşırıya kaçmaları.

sev'eteyn

  • Kadın ve erkeğin galiz yâni kaba avret mahalli, ön ve arka uzuvları; iki abdest bozma uzvu.

sevk-i kaderi / sevk-i kaderî

  • Kaderin sevk etmesi, yönlendirmesi.

seyyib

  • Kadın görmüş erkek, erkek görmüş kadın. Dul kadın.

sıdak

  • Kadın eşe verilen nikâh parası. Nikâh akçesi.

sıka'

  • Kadınların, kirlenmemesi için başörtülerinin üstüne örttükleri ikinci örtü.

sırr-ı kader

  • Kader sırrı.

sükl

  • Kadının çocuğunu kaybetmesi.

sümne

  • Kadınların şişmanlamak için kullandıkları bir ilâç.

ta / tâ / تا

  • Kadar. (Farsça)

taavvuz-ı tams

  • Kadınların âdet görmesi.

taife-i nisa / taife-i nisâ

  • Kadınlar topluluğu.

taife-i nisaiye / taife-i nisâiye

  • Kadınlar topluluğu.

tali / tâli

  • Kader, baht.

talih

  • Kader, kısmet.

teattul

  • Kadının elinde ve ayağında kınası, saçında boyası, kolunda ve boynunda mücevherleri olmaması.

teba'ul

  • Kadının kocasıyla konuşup görüşmesi.

tecelli-i kader / tecellî-i kader

  • Kaderin tecelli etmesi, görünmesi.

tenehhus

  • Kadınların kaşlarını ve yüzlerindeki kılları yolmaları.

tesettür-ü nisa / tesettür-ü nisâ / تَسَتُّرِ نِسَا

  • Kadınların örtünmesi.
  • Kadınların örtünmesi.

tesettür-ü nisvan

  • Kadınların örtünmesi.
  • Kadınların örtünmesi.

tesevvür

  • Kadının çok doğurucu olması.

teverrük

  • Kadınların namazda oturma şekli; kaba etlerini yere koyup, uyluklarını birbirine yaklaştırarak, ayaklarını sağ taraftan dışarı çıkarıp, sol uylukları üzerine oturmaları.

tume

  • Kadınlar topluluğu. Avretler cemaati.

uruk

  • Kadının hayız görmesi.

üstad-ı alikadr / üstad-ı âlîkadr

  • Kadir ve kıymeti büyük Üstad.

üstad-ı kader

  • Kader Üstadı; Allah'ın meydana gelecek hâdiseleri olmadan önce bilmesi, takdir edip, plânlaması demek olan kader ilmi, kader kalemi.

vasvas

  • Kadınların örtündükleri ve ancak gözleri görünecek derecede dar olan yüz örtüsü.

vuz'

  • Kadının temizliğinin sonunda hayızdan evvel hâmile olması.

yazma

  • Kadınların başına örttüğü ince eşarp.

zen / زن

  • Kadın, nisa. (Farsça)
  • Kadın. (Farsça)

zen-dost

  • Kadınların peşinde dolaşan, kadınlardan hoşlanan, zampara. (Farsça)

zenan

  • Kadınlar.

zenane

  • Kadınla alâkalı, kadına mahsus. Kadın işi. (Farsça)

zenne / زنه

  • Kadın rolünü üstlenen erkek sanatçı. (Farsça)

zenperest / زن پرست

  • Kadın düşkünü. (Farsça)

zerşek

  • Kadın tuzluğu. Pars anberi.

zevce

  • Kadın eş. Nikâhlı kadın, eş.
  • Kadın, eş, karı.