LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te kabul etme ifadesini içeren 182 kelime bulundu...

abdullah ibn-i zübeyr

  • Ebu Bekir-i Sıddık'ın kızı Esma'nın oğludur. Muhacirlerden ilk doğan çocuk olup cesaret, şecaat, ibadet ve takvası ile meşhurdur. Zübeyr ibn-i Avvam'ın oğludur. Yezid'in saltanatını kabul etmedi ve Mekke'de dokuz sene halifelik yaptı. 73 yaşında şehid edildi. (R.A.)

add / عد

  • Sayma, kabul etme.
  • Sayma, görme, değerlendirme, kabul etme. (Arapça)
  • Addedilmek: Sayılmak, görülmek, değerlendirilmek. (Arapça)
  • Addetmek/eylemek: Saymak, görmek, değerlendirmek. (Arapça)
  • Addolunmak: Sayılmak, kabul edilmek. (Arapça)

addetme

  • Sayma, kabul etme.

addetmek

  • Saymak, kabul etmek.

adem-i kabul / adem-i kabûl / عَدَمِ قَبُولْ

  • İsbatı tasdik etmemek. Şek, hükümsüzlük. İman hükümlerini lâkaydlıkla karşılamak, nefy ve inkâr etmek, kabul etmemek, göz kapamak gibi câhilâne bir hükümsüzlük. Bir terk, bir cehl-i mutlak.
  • Kabul etmeme.

ahd-i atik

  • Eski ahd. Hıristiyanlarca Mûsâ aleyhisselâma inen kitab. Bu ismi ilk olarak hıristiyanlar kullanmışlardır. Hıristiyanların Kitab-ı mukaddes denilen kitabları Ahd-i Atîk ile Ahd-i Cedîd'den meydana geldiğinden onlar da Ahd-i Atîk'i kutsal kabul etmekt edirler. Yahûdîler, Ahd-i Atîk yerine Tanah demek

ahiz / âhiz

  • (Âhize) Alan. Alıcı. Ahzeden.
  • Ses alıcı âlet.
  • Kabul etme, alma.

ahz / اخذ

  • Alma.
  • Tutma.
  • Kabul etme.
  • İşkence etme.
  • Alma, kabul etme.
  • Alma, tutma, kabzetme,
  • Kabul etme.
  • Tessellüm.
  • Sorgulama.
  • Alma. (Arapça)
  • Ahz ü kabul etmek: Alıp kabul etmek. (Arapça)

ahz u kabul

  • Alıp kabul etmek.

ahz-ı envar / ahz-ı envâr

  • Nurları alma, kabul etme.

akd-i zimmet

  • İslâmlarla muharebe etmiş veya eden bir şahsın veya bir cemaatın İslâm ahd u emânını, yani tâbiiyyetini kabul etmesi.

asa-yı inkar / asa-yı inkâr

  • İnkâr değneği. Kabul etmeme.

ayin / âyin

  • Merâsim. Usûl. Görenek. Dinî âdâb. Âdet, örf ve kanun.
  • Ziynet, süs.İslâm'da fıkıh lisânı âyin kelimesini kabul etmemiştir. Bazı vakıflar, filân câmide herhangi bir tarikat âyini icra için te'sis yapacakları zaman vaki olan müracaatlarında fetvahâne tarafından verilen müsaadelerde âyi

ayn-ı kabul

  • Aynen kabul etme, aynısını verme.

bast

  • Genişlemek, açmak, yaymak.
  • Bir şeye el uzatmak.
  • Sevindirmek.
  • Bir mecliste haya sebebiyle olan sıkılmanın gitmesiyle açılmak.
  • Özür kabul etmek.
  • Kaplamak.
  • Tas: Allahın cemâl tecellisiyle kalbin sükûn ve huzur içinde ferahlaması. (Mukabili: "Kabz"

bia-biyat / bîa-biyat

  • Birinin hakimiyetini kabul etmek, emirlerine uyacağına söz vermek.

biat

  • Bağlılığını, itimadını bildirmek. Birisinin hakemliğini veya hükümdarlığını kabul etmek. El tutarak bağlılığını alenen izhar etmek. Bağlılığını tazelemek.
  • Rey vermek.
  • Kabul etme, seçme.

bilkabul

  • Kabul etmekle.

cahud / cahûd

  • (Cahd. dan) İsrarla inkâr eden. Muannidce, isnat edilen bir sözü kabul etmeyen.
  • Yahudi.

cerh

  • Yara.
  • Baş ve yüzden başka uzuvlardan birisini yaralamak.
  • Bir kimseye söğmek. Taan etmek. Sözle gönül incitmek.
  • Birisinin fikrini çürütüp kabul etmemek.
  • Şahid, yalancı ve fâsık olduğundan dolayı mahkemede hâkimin şâhidin şehâdetini reddetmesi.
  • Kesb u kâ

cerhetmek

  • Yaralamak. Herhangi bir meseleyi hak ve hakikatle çürütmek. Yanlış veya yalanını bulup hurafe ve bâtıl olduğunu isbât edip herhangi bir kimsenin veya cereyanın fikrini kabul etmemek.

cevab

  • Sorulan şeye söz veya yazıyla verilen karşılık.
  • Kabul etmemek. Reddetmek.
  • (Tekili: Câbiye) Havuzlar.

cevab-ı red

  • Red cevâbı verip kabul etmemek. Reddetmek. Kabul etmemek yolunda söylenen söz.

cüz'i / cüz'î / جُزْؤ۪ي

  • Lafzında ortaklık kabûl etmeyen.

cüz'i-yi müşahhas / cüz'î-yi müşahhas / جُزْئِي يِ مُشَخَّصْ

  • Şahsı belirli olup başkalarıyla ortaklık kabûl etmeyen şey.

cüz'iyyat

  • Cüz'î olan şeyler. Ufak tefek şeyler. Mânası düşünüldüğünde zihinde ortaklık kabul etmeyen şeyler. Mânası başka şeylere şâmil olmayanlar.

eledd

  • Sert çarpışan kimse. Metin.
  • Hakkı kabul etmeyen, inatçı adam.

engüşt haiden

  • Yok farzetmek, bir an için olmadığını kabul etmek. (Farsça)
  • Mahvetmek. (Farsça)
  • Parmakla göstermek. (Farsça)

esas ittihaz etmek

  • Temel kabul etme.

esas tutmak

  • Temel almak, temel kabul etmek.

fevkalkanun

  • Kanun üstü. Kanunun kabul etmediği. Kanunun karışmadığı.

gayr-ı ma'kul

  • Akıl işi olmayan, aklın kabul etmediği.

gayr-i munsarif

  • Cerr ve tenvin kabul etmeyen isim.

gayret

  • Bir kimseden fâidesi bulunmayan, zararlı olan bir şeyin ayrılmasını istemek, böyle şeyleri reddetmek, kabûl etmemek.

hakimiyyet / hâkimiyyet

  • Hâkim oluş. Hükmediş. Âmirlik. Üstünlük. Müdahale ve rakibi kabul etmemek hali.

halat-ı telakki / hâlât-ı telakkî / حاَلَاتِ تَلَقِّي

  • Kabul etme, anlayış halleri.

hürriyet-i vicdan

  • Amme hukuku ile ferdî hukuka tecavüz etmemek şartıyla herhangi bir kimsenin her hangi bir fikir veya dini kabul etmekte veya kabul etmemekte serbest olması. Ancak, İslâmiyeti kabul etmiş olan bir kimse, İslâmın esaslarını kısmen de olsa, inkâr ve reddetmekte serbest değildir; İslâm hukukunda mürted

hüsn-ü kabul

  • İyi karşılamak. Güzellikle kabul etmek.

hüsn-ü kabul-ü halk

  • Halkın güzellikle kabul etmesi, benimsemesi.

hüsn-ü telakki

  • (Hüsn-i telakki) İyi anlayış. İyi kabul ediş. Güzel telâkki etmek. Anlayış gösterip iyi niyetle kabul etmek.

i'tiraf

  • (İtiraf) Kabahatini saklamamak. Suçunu söylemeği kabul etmek. Gizleyip söylemek istemediği şeyi açıklamak.

i'tiraz

  • (İtiraz) Kabul etmediğini bildirmek. Bir fikir veya işin olmasını kabul etmemek.
  • Men' eylemek. Men' olmak.

i'tiraziye

  • İtiraza, kabul etmediğine dair yazı.
  • Edb: Cümlenin esasından olmayıp yalnız bir husus hakkında söylenen ibare.

iba'

  • Çekinmek. Tiksinmek.
  • Kabul etmemek, bir işe razı olmamak.
  • Doymadan yemekten çekilmek.

ibahiyye

  • Sevab veya günah olduğunu kabul etmeyen bâtıl ve dalâlete saparak dinden çıkan bir fırka veya bu fırkadan olan kimse.

ibtiyar

  • Seçip kabul etme.
  • Kavga yapma, dövüş etme.
  • Güçsüz, zaif ve kuvvetsiz olma.

icab

  • Lâzım. Gerekli. Lüzum. Sebeb olmak.
  • Ist: Akitlerde ilk söylenen söz. Bir mal sahibinin müşteriye karşı, "Bu malımı sana şu kadar paraya sattım" demesidir. Müşterinin de kabul etmesine dair olan sözüne "kabul" denir. Şer'i ıstılahta buna "icâb ve kabul" denir.

icabet / icâbet / اجابت

  • Kabul olmak. Kabul etmek.
  • Râzı olma, rızâ gösterme, muvafakat etme.
  • Kabul etme.
  • Muvafakat etme.
  • Kabul etme.

icabet etme

  • Cevap verme, kabul etme.

icabet etmek / icâbet etmek

  • Kabûl etmek.
  • Allahü teâlânın duâları kabûl buyurması.

icabetgah / icabetgâh

  • Kabul etme yeri. (Farsça)

icazet-i lahika / icazet-i lâhika

  • Bir kimsenin önce izni olmadığı halde, yapıldıktan sonra bir şeyi tasdik edip kabul etmesi.

ifda'

  • Fidye kabul etme.

igtişaş

  • Karışıklık. Kargaşalık. Karmakarışık olmak.
  • Birisinin fena telkinini kabul etmek.

ihsasiyye

  • Tecrübeden ve hissedilenden gayrısını kabul etmeyen. Hissiyyun ve maddiyyun fırkasından olanlar. İmansızlık. Dinsizlik.

ikbal

  • Bir şeye yönelmek. Teveccüh etmek. Reddetmeyip kabul etmek. Bir şeyi birinin önüne götürmek. Baht açıklığı. Talih. Refah.
  • İstemek.

ikrar

  • Kabul etme, doğrulama.

ikrar etme

  • Kabul etme, doğrulama.

ikrar etmek

  • Kabul etmek, doğrulamak.

ilac na-pezir / ilac nâ-pezir

  • Tedavisi mümkün olmayan, ilâç kabul etmeyen. (Farsça)
  • İmkânsız, çaresiz. (Farsça)

imtisal / imtisâl

  • Nümune kabul etme.
  • Uymak. Ayrılmamak üzere inkıyad etme.
  • Mesel ve kıssa söyleme.
  • Bir şeyin suretine girme.
  • Muvafakat ve mutabakat etme.
  • Katili kısas etme.
  • Örnek kabul etme.

inad / inâd

  • Direnmek, muhâlefette (karşı çıkmakta) ısrar etmek. Kendini büyük görüp, hakkı, doğruyu kabul etmeme.

inkar / inkâr

  • İnanmama, kabul etmeme.

inkar eden / inkâr eden

  • İnanmayan, kabul etmeyen.

inkar etme / inkâr etme

  • Reddetme, kabul etmeme.

inkar etmek / inkâr etmek

  • İnanmamak, kabul etmemek, reddetmek.
  • İnanmamak, kabûl etmemek.

inkar-ı semavat / inkâr-ı semâvât

  • Gökyüzündeki tabakaları kabul etmeme.

irtidatkar / irtidatkâr

  • İnkâr eden, kabul etmemekte direnen.

irtiza'

  • (Rıza. dan) Razı olma, rıza gösterme, uygun ve münasib bulma. Kabul etme.
  • Beğenme, seçme.

is'af

  • Birisinin arzusunu, istediğini kabul etmek ve yerine getirmek.

ısga'

  • Söylenilen bir sözü dinleyip kabul etme ve yapma.
  • Söylenilen bir sözü kulak verip dinleme.
  • Meyl etmek.
  • Eksiltmek.

istikfal

  • (Kefâlet. den) Kefil olma, kefilliği kabul etme.

istima'

  • (Sem'. den) Dinlemek. Kulak vermek. Dinleyip kabul etmek. İşitmek.

istinkaf / istinkâf

  • Kabul etmeme, yüz çevirme, çekimser kalma, reddetme.
  • Kabul etmemek. Çekimser kalmak.

istislam

  • Uyma, tabi olma.
  • Müslümanlığı kabul etme. İslâm olma.
  • Yolun ortasından gitme.

itan

  • Vatan sayma, yurt kabul etme.

itikad etmek

  • İnanmak, iman edip kabul etmek.

itiraf

  • Kabahatını saklamamak, suçunu söylemeyi kabul etmek, açıklamak.

itiraz / اعتراض

  • Kabul etmediğini belirtme, karşı çıkma.
  • Kabul etmeme.

ittihab

  • (Hibe. den) Karşılıksız olarak verilen bir bağışı kabul etme.

ittihaz / اتخاذ / ittihâz

  • Edinmek. Kabullenmek. "Öyle" diye bakmak. Kabul etmek.
  • Kabul etme.
  • Alma. (Arapça)
  • Kabul etme. (Arapça)
  • Kullanma. (Arapça)
  • Değerlendirme. (Arapça)
  • İttihâz edilmek: (Arapça)
  • Alınmak. (Arapça)
  • Kabul edilmek. (Arapça)
  • Kullanılmak. (Arapça)
  • Değerlendirilmek. (Arapça)
  • İttihâz etmek: (Arapça)
  • Almak. (Arapça)

iz'an-ı akli / iz'ân-ı aklî

  • Aklen anlama, kabul etme.

iz'an-ı kalbi / iz'ân-ı kalbî

  • Kalben kesin olarak kabul etme.

izdicar

  • Nasihatı dinleyip kabul etme. Söylenen sözü dinleyip tutma.

kabul / قبول

  • Kabul etme. (Arapça)
  • Alma. (Arapça)

kabul-i adem

  • Kalben ademi kabul etmektir. Hakkı inkâr etmek, hatalı bir hüküm ve itikattır. Hak mesleği kabul etmeyip indi ve şahsi görüşünü ileri sürerek başka bir yolda gitmektir, bir iltizamdır. İmânın zıddına şahsi görüşüne tâbi olmak, bâtılı kabul etmektir.

kabul-ü adem / kabûl-ü adem / قَبُولِ عَدَمْ

  • Yokluğunu kabul etme, inkâr.
  • Yokluğu kabûl etme.

kabul-ü nasihat

  • Nasihat kabul etme.

kabul-ü nebevi / kabul-ü nebevî / kabûl-ü nebevî / قبُولُ نَبَوِي

  • Hz. Muhammed'in (a.s.m.) kabul etmesi.
  • Peygamberimizin (asm) kabûl etmesi.

kabul-u teslim

  • Teslimiyet ile kabul etmek.

kabul-ü ümmet

  • Bütün Müslümanların kabul etmesi.

kabulde ıztırabı

  • Kabul etmekte zorlanması, sıkıntı çekmesi.

kefalet

  • Kefillik. Bir kimse kendine âid bir işi yapamadığı veya borcunu ödeyemediği takdirde, yerine onun işini göreceğini kabul etmek.
  • Birine kefil olmak. İşini üzerine almak.

kibriya-i uluhiyet / kibriyâ-i ulûhiyet

  • Allah'ın ortak kabul etmeyen ilâhlığının büyüklüğü.

kına

  • Râzı olmak, kabul etmek.

küfr

  • Örtmek; hakkı örtmek, kapamak, Hakk'ı inkâr etmek. Dinde bilinmesi ve inanılması zarûrî olan şeyleri ve ahkâm-ı şer'iyyeden (dînî hükümlerden) tevâtüren (kesin olarak) bildirilenleri inkâr etmek ve dinden olduğu herkesçe bilinen bir şeyi kabûl etmemek.

küfr-i inadi / küfr-i inadî

  • İnadî dinsizlik, inadî küfür. Hakikat isbat edildiği halde yine imana gelmemek. Bilip de kabul etmez olmak.

küfr-i mutlak

  • Hiç bir imâni hükmü olmamak, dine âit hiç bir hakikatı, Allah'ın varlığına âit hiç bir delili kabul etmemek. İhsan ve inayet-i İlâhiyyeye karşı şükür etmiyerek fiilen ve kavlen inkâr etmek. ("Neuzü billâh" dine söğmek gibi) Küfr-ü icabettiren bazı çirkin sözlere de "küfür" denilmiştir.

küfür

  • İnkâr etme, kabul etmeme.

layetecezza / lâyetecezza

  • Bölünmez. Parçalanmaz. Ayrılmaz. Tecezzi kabul etmez.

mazz

  • Gönlün gamdan ve tasadan yanması.
  • İkrar etmek, kabul etmek, açıktan söylemek.

men-i iştirak

  • Ortaklığı kabul etmemek.

merzat

  • Rıza, hoşnutluk. Râzı olma, kabul etme.

mezhebsiz

  • Müctehid (dînî delîllerden hüküm çıkarabilen büyük âlim) olmadığı hâlde, dört hak mezhebden birine tâbi olmayan, mezhebleri kabûl etmeyen ve dînî delillerden kendi anlayışına göre hüküm çıkarıp, buna göre amel eden veya böyle birine uyan kimse.

misyonerlik

  • Propaganda yaparak belirli bir fikir ve inancı yayma işi. Dar anlamda, henüz hıristiyanlığı kabûl etmemiş ülkelerde veya hıristiyan ülkelerde çeşitli isimler altında hıristiyanlığı yayma ve hıristiyanlık propagandası yapma faâliyeti. Bu çalışmaları yürüten râhib, papaz ve din adamlarına misyoner, bu

mu'teriz

  • İtiraz eden. Kabul etmeyen. Bir şeyi beğenmeyip bozulmasını isteyen, aksini iddia eden.

mübahele / mübâhele

  • Lânetleşme. Dar anlamda hazret-i Îsâ'nın ilâh ve Allahü teâlânın oğlu olduğunu söylemekte ısrâr eden ve bu inanışlarının yanlış olduğunu kabûl etmeyen hıristiyanlara, Peygamber efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem); "... Gelin oğullarımızı, oğullarınızı, kadınlarımızı, kadınlarınızı, bizleri ve

müfadat

  • (Fidâ. dan) Bir fidye-i necatı kabul etme veya ödeme.

mükabere / mükâbere

  • (Kibr. den) Kendi sözünün haksızlığını ve karşısındakinin doğruluğunu bildiği hâlde kabul etmemek ve nizâ çıkarmak, kavga etmek. Kendini büyük görmek.
  • Büyüklük taslayarak doğruyu kabul etmeme.
  • Hakkı, doğruyu işitince, kabûl etmemek, inâd etmek, kendini büyük görmek.

mükabere etme / mükâbere etme

  • Büyüklük taslayarak doğruyu kabul etmeme; göz göre göre inkâr etme.

mükabir / mükâbir

  • Kendini büyük gören, karşısındakini küçümsüyerek, doğru sözünü kabul etmeyen. Haksız olduğu hâlde hak iddiasında bulunan.
  • Büyüklük taslayarak doğruyu kabul etmeyen; göz göre göre yalanlayan.

mükadere / mükâdere

  • Men'etmek, engel olmak. Reddetmek, kabul etmemek.

münkir

  • İnkâr eden, kabul etmeyen.
  • Mezarda sual soracak iki melekten biri. Münkir-Nekir.
  • İnanmayan, kabûl etmeyen, inkâr eden kimse.

mütevekkil

  • Kendi yapamıyacağı işde aczini bilip başka birisini vekil kabul etmek.
  • Tevekkül eden.
  • Allah'a (C.C.) güvenen ve işlerini O'na güvenerek tanzim eden.

muvahat

  • (Uhuvvet. den) Birbirini kardeşliğe kabul etme. Kardeş etme.

na-pezir

  • Olmaz, olamaz, kabul etmez. (Farsça)

natüralizm

  • (Osm: Tabiiye) Fls: Kâinatta hâdiselerin ve varlıkların meydana gelişinde tabiat kuvvetleri dışında hiçbir sebep ve müessir kuvvet ve yaratıcı kabul etmeyen inkârcı, maddeci görüş.

nazar

  • Göz atmak. Mülahaza, düşünmek, bakmak, imrenerek bakmak, düşünce. Yan bakış, kötü bakış. Bir türlü kabul etmek.
  • Gözdeğmesi.
  • İltifat.
  • İtibar.

nefiy

  • İnkâr, kabul etmeme.

nur-u tevhid

  • Allah'ın birliğini kabul etmekle elde edilen nur.

protestanlık

  • (Prutluk) Papayı Hristiyanların başı olarak tanımayıp ruhaniyetini kabul etmeyen bir Hristiyanlık mezhebi.

rafızi / rafızî

  • (Râfiziyye) Rafıza fırkasından olan. Hazret-i Ebu Bekir'in ve Hazret-i Ömer'in (R.A.) halifeliklerini kabul etmeyenlerden olan.

rafizi / rafizî

  • Râfizi fırkasından olan, Hz. Ebubekir, Ömer ve Osman'ın halifeliğini kabul etmeyenlerden olan.

rafıziler / râfızîler

  • Şîanın kollarından. İmâm-ı Zeynel'âbidîn'in vefâtından sonra oğlu Zeyd'den ayrılarak, Eshâb-ı kirâm (Peygamber efendimizin arkadaşları) düşmanlığında taşkınlık gösteren, hazret-i Ebû Bekr ve hazret-i Ömer'in halîfeliklerini kabûl etmeyen kimselerin mensûb olduğu bozuk fırka. Terk edenler, ayrılanlar

red

  • Kabul etmeme.

redd

  • Geri döndürmek, kabul etmemek, çevirmek, def etmek.
  • Bir şeyin karşılığını icra etmek.
  • Sözü selâset ve talâkatla eda edemeyip harfleri geri çevirerek konuşmağa sebep olan dilin tutukluğuna denir.
  • Cerhetmek.
  • Kötü ve fena şey.

redd-i hakim / redd-i hâkim

  • Taraf tutan hâkimi kabul etmeyip reddetmek.

redd-i müdahale

  • Başkasının müdahalesini kabul etmeme.

redd-i müdahale kanunu

  • Hiç kimsenin karışmasını kabul etmeme kanunu.

reddetmek

  • İstememek, kabul etmemek.

rızadade olma / rızâdâde olma

  • Razı olma, kabul etme.

saltanat-ı uluhiyet / saltanat-ı ulûhiyet

  • Hiçbir ortak kabul etmeyen Allah'ın bütün âlemdeki saltanatı.

sene-i rumiye

  • Garp Milâdi takvimini yani Efrenci takvimini kabul etmemiş olan Şark Hristiyanları için 14 Ocak tarihinden başlayan ve eskiden 1 Mart tarihinde başlayan Rumi sene.

sermediyet-i uluhiyet / sermediyet-i ulûhiyet

  • Allah'ın ortak kabul etmeyen ilâhlığının sonsuzluğu ve sürekliliği.

şirk

  • Allahtan başka ilâh kabul etme.
  • En büyük günah olan Allah'a (C.C.) ortak kabul etmek. Allah'tan (C.C.) ümidini keserek başkasından meded beklemek.

sofestai / sofestaî

  • (Sevfestâi) Kâinatın yaratıcısını, Cenab-ı Hakkı kabul etmemek için herşeyi inkâr eden. Müsbet veya menfi hiç bir hükme varmayan, daima şüphe içinde kalmayı esas alan felsefi bir doktrinin (Septisizm) mensubu. Septik. Alemde hakikat namına hiç bir şey tanımayan ve hakikatı araştırmaktan sarf-ı nazar

sofestailer / sofestâîler

  • Kâinatın yaratıcısını kabul etmemek için herşeyi, hatta kendilerini dahi inkâr edenler.

sübjektivizm

  • Fls: Akıldan başka realite kabul etmeyen, yanlış bir nazariye. (Fransızca)

ta'dad / ta'dâd / تعداد

  • Sayma. (Arapça)
  • Sayım. (Arapça)
  • Sayı. (Arapça)
  • Ta'dâd etmek: (Arapça)
  • Saymak. (Arapça)
  • Değerlendirmek, kabul etmek. (Arapça)

tabi'iyyeciler / tabî'iyyeciler

  • Canlılarda ve cansızlardaki, akıllara hayret veren intizâmı (düzeni) ve incelikleri görerek, bir yaratanın varlığını söylemekle berâber; öldükten sonra tekrar dirilmeği, âhireti, Cennet'i ve Cehennem'i inkâr edenler (red edip, kabûl etmeyen, inanmaya nlar).

takabbül / تقبل

  • Kabul etme. (Arapça)
  • Benimseyiş. (Arapça)

takali

  • Birbirini düşman kabul etmek.

taklit

  • Hakikatini araştırmadan kabul etme.

tarik-i telakki / tarik-i telâkki

  • Kabul etme yolu, anlama yöntemi.

tarik-i vahdaniyet / tarik-i vahdâniyet

  • Bütün varlıkların sadece Allah tarafından yaratıldığını kabul etme yolu.

tasdik / tasdîk

  • Doğruluğunu kabul etmek. Bir kararın nizama, şeriata, kanuna uygun olduğunu kabul edip imzalamak.
  • Kabûl etmek, inanmak, doğrulamak.

tasdik etme

  • Doğrulama, kabul etme.

tasdik-i enbiya

  • Peygamberleri kabul etme, onları tasdik etme.

tasdik-i haşir

  • Haşri, öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah'ın huzurunda toplânmayı kabul etme.

tasdik-i küfür

  • Küfür ve inkârcılığı kabul etme.

tasdik-i müddea / tasdik-i müddeâ

  • İddia edilen bir meseleyi onaylama, kabul etme.

tàtil

  • Cenab-ı Hakkın sıfatlarını inkâr etme, varlıkların Allah ile olan bağlarını kesme, yaratıcıyı kabul etmeme.

tazammun

  • İhtiva etmek. İçine almak. İçinde başka şeyleri havi olmak. Muhit olmak.
  • Tazmini kabul etmek. Kefil olmak.
  • Man: Lâfzın, mevzuu olduğu mânanın cüz'üne delâlet etmesi.

teassub

  • Haksız yere düşmanlık etmek, inadcılık etmek; kendi yanlış fikrine körü körüne bağlanıp başkalarının doğru fikrini kabûl etmeme.

tebellüğ

  • Anlayıp alma. Yetişme, erişme.
  • Tebliği kabul etme.

teberri / teberrî

  • Uzaklaşma; mensubiyeti, hürmeti reddetme, kabul etmeme.

teebbi

  • İnkâr etmek.
  • (Ebb. den) Bir kimseyi baba kabul etme. Baba edinme.

teemmüm

  • Kasdetmek.
  • (Ümm. den) Ana edinme. Birini anne kabul etme.

tekabbül

  • Kabul etmek.

tekabül / تقابل

  • Karşılama. (Arapça)
  • Tekabül etmek: Karşılamak. (Arapça)

tekeyyüf

  • Bir keyfiyet kabul etmek. Eksiltmek veya noksan etmek. Keyfiyetlenmek.
  • Keyiflenmek.

telakki / telâkki / telakkî / تَلَقّ۪ي

  • Karşılamak. Almak. Kabul etmek.
  • Şahsi anlayış ve görüş.
  • Kabul etme.
  • Kabul etme, anlayış.

telakki etmek / telâkki etmek

  • Kabul etmek, saymak.

telakki-i bi-l-kabul

  • Kabul ile karşılamak, kabul etmek.

telakkiyat / telakkiyât

  • (Tekili: Telakki) Şahsî anlayış ve görüşler.
  • Kabul etmeler. Telakkiler.

televvüm

  • Muntazır olmak, beklemek, gözlemek.
  • Kabul etmemek.

temasül

  • Benzeyiş. Benzeme. Birbirine benzemek. Birbirine müsavi ve müşabih olmak.
  • Hasta sıhhate, iyi olmağa yaklaşmak.
  • Mat: Kesirsiz taksim kabul etmek, kesirsiz bölünebilmek.

tenezzül etmez

  • Kendi düzeyine, konumuna aykırı olan birşeyi kabul etmez.

teslim / teslîm / تَسْل۪يمْ

  • Bir emâneti verme.
  • Kabul etme.
  • Doğru ve haklı bulma.
  • Selâmetle dua etme.
  • Karşısındakinin hükmü altına girme.
  • Kendini Allah'ın takdirine terketme, emri altına girme.
  • Belâ ve âfetten korunur olma.
  • Bir şeyi, yeni sâhibine verme.
  • Da
  • Kabûl etme.

tevhid-i ceberut

  • Bütün varlıklara boyun eğdiren kudret ve otoritenin bir olan Allah'a ait olduğunu kabul etme ve kudret ve otorite hususunda hiçbirşeyi Ona ortak koşmama.

tevhid-i celal / tevhid-i celâl

  • Kâinatta var olan heybet, haşmet, görkem gibi her türlü celâlî hâlin bir olan Allah'a ait olduğunu kabul etme ve heybet ve haşmet hususunda hiçbirşeyi Ona ortak koşmama.

tevhid-i hakiki / tevhîd-i hakîki

  • Araştırarak, delilleriyle Allah'ın birliğini kabul etme.

tevhid-i kıble

  • Sadece bir yere müteveccih olmak. Bir kıbleden başka kıble kabul etmemek.
  • Mc: Sadece bir üstad kabul etmek.

tevhid-i rububiyet

  • Rab olarak sadece bir olan Allah'ı kabul etme ve kâinatın idare ve tedbiri hususunda hiçbirşeyi Ona ortak koşmama.

tevhid-i şuhud

  • Görünen ve şahit olunan herşeyin bir olan Allah'a ait olduğunu kabul etme ve görünen hiçbirşeyi Ona ortak koşmama.

tevhid-i uluhiyet / tevhid-i ulûhiyet

  • İlâh olarak sadece bir olan Allah'ı kabul etme ve ibadetleri takdim hususunda hiçbirşeyi Ona ortak koşmama.

tıyb-ı nefis

  • Nefsin rıza ile güzelce kabul etmesi, nefsin rıza ve hoşnutluğu.

vücut rengi vermek

  • Olmayan bir şeyi var kabul etmek.

zahiriyye / zâhiriyye

  • Kur'ân-ı kerîm ve hadîs-i şerîflerin zâhir, görünen mânâlarından başka hiçbir delîl ve kıyâsı kabûl etmeyen Dâvûd-i Zâhirî'nin kurduğu mezheb.

zann-ı kabul-ü cumhur

  • Bir hükmün doğruluğunu ekseri müçtehidlerin ve ehl-i reylerin zann derecesinde, yani kuvvetli ihtimal ile kabul etmeleri. (Ümmeti da'vetle teşri' edemez, fehmi şeriatten olur; lâkin şeriat olamaz. Müçtehid olabilir, fakat müşerri' olamaz.İcma' ile cumhurdur, sikke-i şer'i görür. Bir fikre davet etme

zaruret-i akliye

  • Aklın zaruri olarak kabul etmesi.

zenyan

  • Men'etmek, engel olmak. Kabul etmemek, reddetmek.
  • Evmek, acele etmek.
  • Rüzgârın sert esmesi.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın