LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te kab kelimesini içeren 255 kelime bulundu...

aba'

  • Kaba, ahmak kişi.

acur

  • Kabakgillerden bir hıyar cinsi. Üstü hafif olukludur. Bazıları tüylüce olur.

adem-i kabul / adem-i kabûl / عَدَمِ قَبُولْ

  • Kabule yanaşmama, bir hükme varmama.
  • Kabul etmeme.

ahval-i uhreviye ve berzahiye / ahvâl-i uhreviye ve berzahiye

  • Kabir ve âhiret halleri.

akl-ı mesmu'

  • Kabil-i hitab olan akıl. Sonradan tecrübe ve bilgiyle gelişen akıl. Hayrı ve şerri fark edebilen ve mümeyyiz olan kimsenin aklıdır.

alamet-i kabul / alâmet-i kabul

  • Kabul belirtisi.

alamet-i makbuliyet / alâmet-i makbuliyet / alâmet-i makbûliyet

  • Kabul olunduğunu belirten işaret, nişan.
  • Kabul görmesinin işaret ve belirtisi.

alem-i berzah / âlem-i berzah / عَالَمِ بَرْزَخْ

  • Kabir âlemi.

alem-i berzah ve ervah / âlem-i berzah ve ervah

  • Kabir âlemi ve ruhlar âlemi.

alem-i kabir / âlem-i kabir

  • Kabir âlemi.

amin / âmin

  • Kabûl et mânâsına, duâ sonunda söylenen söz.

anabil / anâbil

  • Kaba nesne.

anafet / anâfet

  • Kabalık, sertlik.

anef

  • Kabalık (inceliğin zıddıdır).

anide / anîde

  • Kabile, ehl-i beyt.

aşiret / aşîret

  • Kabile, oymak, göçebe halinde yaşıyan ekseri bir soydan gelen cemaat. Yakın akraba, âile.
  • Kabile, oymak.

azab-ı kabir / azâb-ı kabir

  • Kabir azabı.

azab-ı kabir ve sakar

  • Kabir ve Cehennem azabı.

beniyye

  • Kâbe-i Muazzama.

berzah / برزخ

  • Kabir âlemi.
  • Kabir alemi.

berzah-ı kübra / berzâh-ı kübrâ

  • Kabirden kalkıp, mahşer yerinde hesâbın görülüp Cennet veya Cehenneme gidilinceye kadar geçen zaman.

berzah-ı sugra / berzâh-ı sugrâ

  • Kabre konduktan kıyâmet kopup kabirden kalkıncaya kadar olan zaman.

berzahi / berzahî / berzâhî

  • Kabirle ilgili.
  • Kabre ait, kabir âlemiyle ilgili.

beyt-i atik

  • Kâbe-i Muazzama. (Çok eskiden beri Cenab-ı Hak tarafından her türlü tehlikelerden korunduğu ve kurtarıldığı ve hiçbir kimsenin ona mâlik olmayıp aslının hür olduğundan kinaye olarak bu isim verilmiştir.)

beyt-i mamur

  • Kâbe'nin tam üzerinde yedinci kat gökte bulunan ve melekler tarafından tavaf edilen bir köşk.

beytülharam

  • Kâbenin etrafı.

beytullah / بيت اﷲ

  • Kâbe, câmi, mescid gibi ibadet edilen yer.
  • Kâbe. (Arapça)

beze

  • Kabahat, suç, hata. Günah. (Farsça)

biat

  • Kabul etme, seçme.

bil'isti'dad / bil'isti'dâd / بِالْاِسْتِعْدَادْ

  • Kābiliyetle.

bil'istidat

  • Kabiliyet ile.

bilkabul

  • Kabul ederek.
  • Kabul etmekle.

bilkuvve / بالقوه / بِالْقُوَّه

  • Kabiliyet olarak.
  • Kābiliyet hâlinde.

büzzaka

  • Kabuksuz sümüklü böcek.

camiiyet-i istidad / câmiiyet-i istidad

  • Kabiliyetin kapsamlılığı.

cedes

  • Kabir, mezar.

cefv

  • Kaba muâmele.

celafet

  • Kabalık, yontulmamışlık.

celahiz

  • Kaba, ağır.

cerire

  • Kabahat, suç.

ceşib

  • Kaba ve galiz nesne.

cevs

  • Kaba, büyük nesne.

cidar-ı kabe / cidâr-ı kâbe

  • Kâbe'nin duvarı.

daha'

  • Kaba kuşluk vakti.

dahve-i kübra / dahve-i kübrâ

  • Kaba kuşluk. Oruç müddetinin yarısı, öğleden bir saat evvelki vakit.

darih

  • Kabir. Mezar.

demles

  • Kaba, galiz nesne.

derece-i makbuliyet

  • Kabul edilmişlik derecesi.

deyyas

  • Kaba, galiz olan kimse.

divanhane

  • Kabul salonu, büyük salon.

dua-yı makbule

  • Kabul görmüş, geçerli dua.

dua-yı müstecab / duâ-yı müstecab

  • Kabul olunan dua.

dübba'

  • Kabak.

dud-hane / dûd-hâne

  • Kabile, silsile, hânedan, soysop. (Farsça)

dürüşti / dürüştî

  • Kabalık, sertlik, katılık, kalınlık, yoğunluk. (Farsça)

ebabil kuşları / ebâbil kuşları / ebâbîl kuşları

  • Kâbe'yi yıkmaya gelen Habeş kumandanı Ebrehe'nin ordusuna gökten taş yağdıran mübârek kuşlar.
  • Kâbe'yi yıkmaya gelen Yemen vâlisi Ebrehe'yi ve ordusunu Allahü teâlânın izni ve emriyle perişân eden kuşlar (kırlangıçlar).

ebedgah / ebedgâh

  • Kabir, mezar. (Farsça)

ebedhane

  • Kabir, mezar. (Farsça)

ebrehe

  • Kâbeyi yıkmak isteyen kumandan.

ehl-i keşf-il kubur

  • Kabir âleminde olanları bilen, kabirdeki ölünün ahvâlini keşfedip doğru olarak haber veren veli, evliya.

ehl-i keşfe'l-kubur / ehl-i keşfe'l-kubûr / اَهْلِ كَشْفَ الْقُبُورْ

  • Kabir ehlinin hâlini görenler.

ehl-i kıble

  • Kâbeyi kıble edinenler, müslümanım diyenler. İş ve sözünde açıkça küfür görülmeyen dalâlet (sapık) fırkalarında olanlar.

ehl-i kubur / ehl-i kubûr / اَهْلِ قُبُورْ

  • Kabirdekiler, ölüler.
  • Kabir ehli. Ölüler.
  • Kabir ehli. Kabirdekiler, ölüler. Ne kendi etdi râhat ne âlem etdi huzur, Yıkıldı gitti cihândan dayansın ehl-i kubûr.
  • Kabirdekiler.

ehlikubur / ehlikubûr

  • Kabirdeki ölüler.

esbab-ı kabul

  • Kabul edilme sebepleri.

galiz / galîz / غَل۪يظْ

  • Kaba.

gamce

  • Kabın dibinde kalan su.

ganm

  • Kabile ismi.

gucme

  • Kabın dibinde kalan su.

gülmih / گل ميخ

  • Kabara. (Farsça)

hacc

  • Kâbeyi ziyaret ibadeti.

hacer-ül-esved

  • Kâbe-i muazzamanın doğu köşesinde bir buçuk metre kadar yükseklikte bulunan ve Cennet yâkutlarından olan parlak, siyah taş.

haceru'l-esved

  • Kâbe'nin bir köşesinde yer alan ve Cennetten geldiği bildirilen siyah taş.

hacerü'l-esved

  • Kabe'nin doğu köşesinde olup, yerden bir buçuk metre yükseklikte bulunan semavî, kutsal siyah taş.

hacerülesved

  • Kâbede bulunan ünlü kara taş.

halat-ı telakki / hâlât-ı telakkî / حاَلَاتِ تَلَقِّي

  • Kabul etme, anlayış halleri.

halz

  • Kabuğunu çıkarmak, derisini soymak.

hantal

  • Kaba, büyük ve ağır.

harem-i şerif

  • Kâbe ve civarı.

haşin / haşîn / خشين

  • Kaba, sert. (Arapça)

hata-puş

  • Kabahatleri örtbas eden, suçları örten, hataları göstermeyen. (Farsça)

hatabahş

  • Kabahatleri affeden, kusurları bağışlayan. (Farsça)

hatia / hatîa / خطيئه

  • Kabahat. (Arapça)

hatim / hatîm

  • Kâbe'nin şimâl (kuzey) duvarı hizâsında yarım dâire şeklindeki duvarcık ile Kâbe-i muazzama arasında kalan yer.
  • Kâbe-i Muazzama'nın şimal tarafındaki taş. Duvar gibi olan sur.

heva / hevâ

  • Kabiliyet ve duyguları nefsin yasak arzu ve isteklerinin emrine verme.

heva-yı nefis

  • Kabiliyet ve duyguları nefsin yasak arzu ve isteklerinin emrine verme.

hödük

  • Kaba, nezaketsiz. Gabi, acemi, vurdumduymaz.

humak

  • Kabarcık gibi bir şeydir ve insana ârız olur.

huşunet / huşûnet

  • Kabalık, sertlik, inatçılık.
  • Kabalık, kırıcılık.

icabet / اجابت

  • Kabul etme.

icabetgah / icabetgâh

  • Kabul etme yeri. (Farsça)

icram

  • Kabahat yapma, cürüm işleme.

ictiram

  • Kabahat yapma, cürüm işleme.

igriz

  • Kabuğundan henüz çıkan çiçek.

ıhşişan / ıhşîşan

  • Kabalığı, inatçılığı ve katılığı fazla olmak.

ikbar

  • Kabre koyma, mezara koyma veya konulma.

ikrar

  • Kabul etme, doğrulama.

ikrar etme

  • Kabul etme, doğrulama.

ikrar etmek

  • Kabul etmek, doğrulamak.

ille-i ıztırari / ille-i ıztırarî

  • Kabul edilmesi mecburi görülen sebeb.

iltizam / التزام

  • Kabul,gerekli bulma.

ilyeteyn

  • Kaba etler. Sağ ve sol butlar.

inkibaz / inkibâz / انقباض

  • Kabızlık. (Arapça)

inkılabat-ı berzahiye ve uhreviye / inkılâbât-ı berzahiye ve uhreviye

  • Kabir ve âhiret âlemlerinde meydana gelen büyük değişiklikler.

intaf

  • Kabahat yükleme.

intibar

  • Kabarma, şişme.

isti'dad / استعداد

  • Kabiliyet.

isticabet / isticâbet / استجابت

  • Kabul edilme. (Arapça)

istidad / istidâd

  • Kabiliyet, yetenek.

istidaden

  • Kabiliyet, yetenek olarak.

istidadi / istidadî

  • Kàbiliyet ve yetenek icabı, gereği.

istidadsız

  • Kabiliyetsiz, yeteneksiz.

istidat

  • Kabiliyet, yetenek.

istidatça

  • Kabiliyetçe.

istinkaf / istinkâf

  • Kabul etmeme, yüz çevirme, çekimser kalma, reddetme.
  • Kabul etmemek. Çekimser kalmak.

itham

  • Kabahatli görmek. Suç isnad etmek. Töhmetlendirmek. Kabahatli görünmek. Töhmetli olmak.

itiraf

  • Kabahatını saklamamak, suçunu söylemeyi kabul etmek, açıklamak.

itiraf ettirmek

  • Kabul ettirmek.

itiraz / اعتراض

  • Kabul etmediğini belirtme, karşı çıkma.
  • Kabul etmeme.

ittihaz / اتخاذ

  • Kabul etme.

ittihaz etme

  • Kabullenme.

kabaih

  • Kabahatlar.

kabail / kabâil / قبائل

  • Kabileler, aşiretler.
  • Kabileler.
  • Kâbileler. (Arapça)

kabil

  • Kabul eden. Olabilir, istidatlı, mümkün olan, önde ve ileride olan.

kabiliyat / kabiliyât

  • Kabiliyetler, yetenekler.

kàbiliyet

  • Kabul edilebilirlik.

kabız

  • Kabzeden, tutan.

kabr

  • Kabir, mezar.

kabri / kabrî

  • Kabir âlemine ait.

kabulde ıztırabı

  • Kabul etmekte zorlanması, sıkıntı çekmesi.

kabule şayan

  • Kabul edilmeye lâyık.

kabulgah / kabulgâh

  • Kabul yeri. (Farsça)

karded

  • Kaba mekan. Düz arz.

karin-i icabet / karîn-i icabet

  • Kabule yakın.

kaşv

  • Kabuğu soyulmuş olan.

kavl-i racih / kavl-i râcih

  • Kabul ve tercih edilmiş söz.

kaziye-i makbule

  • Kabule mazhar olmuş hüküm ve iddia. İtimad edilir zâtların söyledikleri ve bu itimada binâen kabul edilen kaziyye.

kedu / kedû / كدو

  • Kabak. (Farsça)

kefa'

  • Kabı başaşağı etmek, ters çevirmek.

kenfile

  • Kaba ve uzun sakal.

keşf-ül kubur

  • Kabirdeki ölünün hâlinden anlamak. Ölünün azab çekip çekmediği ve sair bazı hususların bâzı veli kimselerce bilinmesi.

keşfü'l-kubur

  • Kabirdeki ölülerin hallerini görme.

keşfü'l-kubur velisi / keşfü'l-kubur velîsi

  • Kabirdeki ölülerin hallerini anlayan ve bilen Allah dostu zât, evliya.

kıble

  • Kâbenin bulunduğu taraf.

kindir

  • Kaba eşek.

kırf

  • Kabuk.

kışır / قِشِرْ

  • Kabuk, dış.
  • Kabuk.
  • Kabuk.

kışr / قشر

  • Kabuk, dış.
  • Kabuk.
  • Kabuk. (Arapça)

kışri / kışrî

  • Kabuk.

kubur / kubûr / قُبُورْ

  • Kabirler, mezarlar.
  • Kabirler, mezârlar.
  • Kabirler, mezarlar.
  • Kabirler.

külam

  • Kaba, muhkem ve sağlam yer.

künübdür

  • Kaba nesne.

kuşe-i kabr / kûşe-i kabr

  • Kabir köşesi.

küsse

  • Kaba sakal.

kütüb-ü sitte-i makbule

  • Kabul görmüş, güvenilir altı büyük hadis kitabı (Sahih-i Buharı, Sahîh-i Müslim, İbn-i Mâce, Ebû Davud, Tirmizî ve Neseî).

kuvve / قوه / قُوَّه

  • Kabiliyet.
  • Kābiliyet, his.

lahd

  • Kabir kazıldıktan sonra, kabrin taban sathından kıble cihetine kabir boyunca, içine ölü sığacak kadar genişlik ve derinlikte kazılan yer.

lahv

  • Kabuğunu soymak.

libs

  • Kâbe-i Muazzama'ya örtülen örtü.

lisan-ı istidad

  • Kabiliyet dili.

ma'ret

  • Kabahat, suç, ayıp, günah.

magmuz

  • Kabâhatli, suçlu.

makam-ı ibrahim / makâm-ı ibrâhim

  • Kâbe'de bulunan ve Hz. İbrahim'in ayak izi olduğu söylenen taş.
  • Kâbe'de İbrâhim aleyhisselâmın, Kâbe'yi inşâ ederken veya insanları hacca dâvet ederken üstüne çıktığı taşın bulunduğu yer.

makbuha

  • Kabih olan ve hoşa gitmeyip beğenilmeyen hâl veya iş.

makbul / makbûl / مقبول / مَقْبُولْ

  • Kabul gören, geçerli.
  • Kabul edilen, geçerli.
  • Kabul edilmiş.
  • Kabul edilen, beğenilen. (Arapça)
  • Kabûl edilen.

makbul olan

  • Kabul edilen.

makbul olma

  • Kabul görme.

makbuliyet / makbûliyet

  • Kabul edilmişlik.
  • Kabul edilebilirlik, geçerlilik.

mazhar-ı kabul

  • Kabul görme, kabul edilme.

meclis-i vükela / meclis-i vükelâ

  • Kabine toplantısı. Bakanlar kurulu toplantısı.

medd

  • Kabarma, uzatma.

mekke

  • Kabenin bulunduğu mukaddes şehir.

melhed

  • Kabrin çukur açılacak yeri.

merve

  • Kâbe-i muazzamanın yakınında bulunan ve hacda, aralarında sa'y denilen ibâdetin yapıldığı iki tepeden biri.

mesall

  • Kabından çıkmış nesne.

mevzua

  • Kabul edilmiş esas. İlk önce ele alınan fikir. Müsellem ve âşikâr olan kaziyye, hüküm.

mezar / mezâr

  • Kabir, ölünün gömüldüğü yer.
  • Kabir, ziyaret yeri.

muallekatıseba / muallekatısebâ

  • Kâbe duvarına asılan yedi ünlü şiir.

mücab / mücâb

  • Kabul cevabı alan.

müf'am

  • Kabarmış ve yükselmiş su.

mugasmer

  • Kaba dokunmuş kötü bez.

muhalefet

  • Kabulsüzlük. Karşı durma. Uyuşmazlık. Zıt gitmek. Zıddiyet. Muvafık olmamak.

mültezem

  • Kâbe-i muazzamanın kapısı ile Hacer-ül-esved denilen mübârek siyah taş arasında kalan Kâbe duvarı.

mültezim

  • Kabul edip bağlanan.

münkabız

  • Kabız hâli, tutukluluk.

münker

  • Kabirdeki sual meleklerinden biri.

münker ve nekir

  • Kabirde suâl soran melekler.

müstaid / مُسْتَعِدْ

  • Kābiliyetli.

müstait

  • Kabiliyetli, yetenekli.

müstecab

  • Kabul edilen.
  • Kabul gören.

müstecap olan

  • Kabul edilen, cevap verilen.

mütehalhıl

  • Kabarmış veya kabartılmış olan. Açılıp parçaları ayrılmış olan.

muzalla'

  • Kabuğu üzerinde beş dilim olan kavun.

muzarreb

  • Kaba dikişli kaftan.

müzdelife

  • Kâbede mukaddes bir yer.

na-kabul

  • Kabiliyetsiz, istidatsız. (Farsça)

nekir / nekîr

  • Kabirde suâl soran meleklerden biri.
  • Kabirdeki sual meleklerinden biri.

neydelan

  • Kâbus denilen ağırlık ki uyku arasında olur.

nur-u berzah

  • Kabir hayatının aydınlığı.

nur-u kabir

  • Kabri mânevî olarak aydınlatan ışık.

pezira

  • Kabul eden. (Farsça)

peziriş

  • Kabul edilmiş. Kabul ediş. (Farsça)

rahyan

  • Kaburganın omuz kemiği ile bitişmesi.

red

  • Kabul etmeme.

reddedilme

  • Kabul edilmeme.

reis-i kabile

  • Kabile reisi.

riş

  • Kabuk, yara.

rızadade / rızadâde

  • Kabul eden.

rizam

  • Kabile, kavim, topluluk.

rükn-i hacer-ül-esved

  • Kâbe'de Hacer-ül-esved'in bulunduğu köşe.

rükn-i ıraki / rükn-i ırâkî

  • Kâbe'nin Bağdâd'a karşı olan köşesi.

rükn-i şami / rükn-i şâmî

  • Kâbe'nin Şam'a karşı olan köşesi.

rükn-i yemani / rükn-i yemânî

  • Kâbe'nin Yemen tarafında olan köşesi.

rütbe-i kabiliyet

  • Kabiliyet rütbesi, derecesi.

rütbe-i makbuliyet

  • Kabul edilme derecesi.

sadat-ı kabile

  • Kabilenin ileri gelenleri.

safa ve merve / safâ ve merve

  • Kâbe-i muazzamanın yakınındaki iki tepenin adı. Hac ve umre esnâsında sa'y denilen hac vazîfesini yaparken Safâ tepesinden sonra Merve tepesine gidilir.

samkuk

  • Kaba adam.

şe'z

  • Kaba ve katı.

şecere-i yaktin / şecere-i yaktîn

  • Kabak ağacı.

sekaf

  • Kabile, soy. Nisbet.

şerait-i kabul / şerâit-i kabul

  • Kabul şartları.

şerait-i makbuliyet

  • Kabul şartları, kabul edilme şartları .

takabuz

  • Kabz edişmek.

takbih / takbîh / تَقْب۪يحْ

  • Kabâhatli bulma.

tarih-i kabul

  • Kabul tarihi.

tarik-i berzahiye

  • Kabir yolu.

tarik-i telakki / tarik-i telâkki

  • Kabul etme yolu, anlama yöntemi.

tasdik / tasdîk

  • Kabûl etmek, inanmak, doğrulamak.

tasdik ettirmek

  • Kabul ettirmek, onaylatmak.

tasdik-gerde

  • Kabul edilmiş, tasdik edilmiş.

tasdikgerde

  • Kabul edilmiş, tasdik edilmiş. Doğru olduğu bilinmiş.

tavaf / tavâf

  • Kâbe-i muazzamanın etrâfında Hacer-i esvedin bulunduğu köşeden başlamak sûretiyle Kâbe sola alınarak yedi defâ dolaşmak. Tavâf edene tâif; Kâbe etrâfında tavâfa mahsûs mahalle (yere) metâf denir.

tekabbel

  • Kabul etsin.

tekabbül

  • Kabul etmek.

telakki / telâkki / telakkî / تَلَقّ۪ي

  • Kabul etme.
  • Kabul etme, anlayış.

telakki eden / telâkki eden

  • Kabul eden.

telakki edilen / telâkki edilen

  • Kabul edilen.

telakki etmek / telâkki etmek

  • Kabul etmek, saymak.

telakki-i bi-l-kabul

  • Kabul ile karşılamak, kabul etmek.

telakki-i bilkabul / telâkki-i bilkabul

  • Kabul ile karşılama.

tervic

  • Kabul ettirme, geçerli kılma.

teslim / teslîm / تَسْل۪يمْ

  • Kabûl etme.

teşrifat

  • Kabul töreni, protokol.

tevezzüf

  • Kabuğunu soymak.

unf

  • Kabalık. Sertlik. Cebir ve zor.

vadi-i hamuşan / vadi-i hâmuşan

  • Kabristan, mezarlık.

varis-i istidad / vâris-i istidad

  • Kabiliyetin mirasçısı.

veli'

  • Kabuğunda olan hurma çiçeği.

vesile-i kabul

  • Kabul sebebi.

vüs'at-i istidat

  • Kabiliyet genişliği, kapasitesi.

yaktin / yaktîn

  • Kabak, kavun ve karpuz gibi dalları yerde yayılan bir nebat adı.

zarf

  • Kab, kılıf.

zemzem

  • Kâbe-i muazzamanın Hacer-ül-esved köşesi karşısındaki kuyudan çıkan mübârek su.
  • Kâbe yakınlarındaki mübârek su.
  • Kâbedeki mukaddes su.

zemzem kuyusu

  • Kâbe-i muazzamanın Hacer-i esved köşesi karşısında bulunan, mübârek suyun çıktığı kuyu.