LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te kızıl ifadesini içeren 76 kelime bulundu...

ab-ı ahmer / âb-ı ahmer / آب احمر

  • Kızıl su.
  • Kırmızı şarap.
  • Gözyaşı.

ab-ı badereng / âb-ı bâdereng / آب باده رنگ

  • Kızıl su.
  • Gözyaşı, kanlı gözyaşı.

afra'

  • Beyazı kızıllığına galip olan geyik.
  • Ayın onüçüncü gecesi.

ahmer / احمر

  • Kırmızı, kızıl. (Arapça)

ahseb

  • Çok iyi hesab edilmiş, münâsib.
  • Çok fazla cimri, hasis.
  • Miskin.
  • Saçının rengi kırmızıya yakın.
  • Tüyünün rengi boz renk olan kızıl deve.

ahteb

  • Arı kuşu dedikleri kuş.
  • Kızıl eşek.

akabe

  • (Çoğulu: Akabât) Bâdire. Sarp ve çıkılması müşkül yokuş.
  • Tehlikeli geçit. Dar ve iki tarafı pusu yeri olan boğaz.
  • Muhatara, tehlike.
  • Hastalığın veya başka bir halin en tehlikeli ve korkulur süresi.
  • Kızıldenizin kuzey ucunda, Süveyş'in doğu tarafında bulunan da

akşer

  • Kızıl çehreli, kırmızı yüzlü adam.

alak

  • Kan. Kızıl veya koyu ve uyuşuk kan.
  • Yapışkan veya ilişken nesne.
  • Hayvanat.
  • Bir işe mülâzemet eylemek.
  • Husumet-i lâzime veya muhabbet-i lâzime. Aşk ve muhabbet eylemek. Bir işe başlayıp o işe devamlı olmak.
  • Bir şeye ilişip tutulmak.
  • Yapışkan, ba

anem

  • Bir ağaç cinsi ki, kızıl yumuşak budakları olur.

asfer

  • Sarı, uçuk benizli. Soluk.
  • Kızıl.
  • Islık çalan.
  • Bomboş şey.

ashar

  • Saçı kızıl adam. Kırmızı tüylü hayvan.

asheb

  • Tüyünün üstü kızıl, içi beyaz olan deve.

ateş-reng

  • Ateş renginde, kızıl renkli. (Farsça)

azer-gun / azer-gûn

  • Ateş renginde olan, kızıl, kırmızı. (Farsça)
  • Ay çiçeği. (Farsça)

bab-ul mendeb / bâb-ul mendeb

  • Kızıldeniz'de Hint Denizi yakınlarında bulunan bir boğazın adı.

bahr-i ahmer / بحر احمر / بَحْرِ اَحْمَرْ

  • Kızıl deniz, Şap Denizi.
  • Kızıldeniz.
  • Kızıl deniz.

bahr-i kulzum / بحر قلزم

  • Kızıldeniz.

ceb'

  • (Çoğulu: Cebeât) Kızıl mantar.
  • (Çoğulu: Ecbu) Nakir dedikleri ağzı dar kap ki, içine su koyarlar.
  • Tehir etmek, sonraya bırakmak.

cevcem

  • Kızıl gül, verd-i ahmer.

cimse

  • Rengi gökrek kızıllığa yakın kıymetli bir taş.

dehma

  • Belâ. Zahmet
  • Çömlek.
  • Çok adet, kesret, sayı çokluğu.
  • Kadim, eski.
  • Halis kırmızı koyun.
  • Koyu kızıl.

doru at

  • Gövdesi kızıl, ayakları ve yelesi koyu renkli olan at.

edbes

  • Rengi ne kızıl, ne siyah olan hayvan.

emgaz

  • Kırmızı, kızıl nesne, ahmer.
  • Aşkar at.
  • Koyunu sağdıklarında süt ile birlikte kan çıksa "emgazeti'ş şât" derler.

ergüvan

  • Güzel ve parlak kızıl renkli bir çiçek. (Garbda ercuvan denilir.)

fecr

  • Tan yerinin ağarması. Şafak. Sabah vakti, güneş doğmadan evvel şarkta hâsıl olan kızıllık.
  • Bir şeyi genişçe ikiye ayırmak.
  • Günah işlemek. Fücur ve fısk işlemek. Yalan söylemek.
  • Tekzib eylemek.
  • İsyan ve muhalefet eylemek.
  • Haktan sapmak. Meyletmek.
  • <

füls-i ahmer

  • Bakır sikke, kızıl mangır.

füvve

  • Kızıl boya dedikleri damarlar.

gazb

  • Kızıl boya, kırmızı renkli boya.

gülruy

  • Yüzü gül gibi güzel ve kızıl renkli olan. Al yanaklı. (Farsça)

habeş

  • Afrika'nın Kızıldeniz sâhili güneyinde müstakil bir memleket. Bu memleket ahalisinden olan.
  • Beyaz ve siyah arasında koyu esmer adam.

hamra / hamrâ / خمرا

  • (Müennes) Çok kırmızı, kızıl renk.
  • Şiddet ve meşakkatli geçen yıl.
  • Şiddetle olan ölüm.
  • Arap olmayan cinsten.
  • Yüzü kızarmış kadın.
  • Kırmızı, kızıl. (Arapça)

herifçioğlu

  • Kızılan kimse hakkında zamir gibi kullanılan argo bir tabirdir.

hilal-i ahmer / hilâl-i ahmer

  • Kırmızı ay. Kızılay'ın önceki ismi.

hummere

  • (Çoğulu: Hummer) Kaya kuşu denilen başı kızılca serçe gibi bir kuş.

humret / حمرت

  • Kırmızılık. Kızıllık. Masumane şefkat.
  • Kırmızılık, kızıllık. (Arapça)

humret-i şafak

  • Şafak kırmızılığı, şafak kızıllığı.

huvela'

  • Çocuk anasından doğduğunda beraber çıkan ince nâzik deri. (Onda yeşil ve kızıl hatlar olur.)

iğde

  • Kızılcığa benzer bir meyve ve bu meyveyi veren ağaç ve çiçeği.

ihmirar

  • Kızarmak. Kızıllık.
  • Kızıl hastalığı.

ırk-ı ahmer / عرق احمر

  • Kızıl derili.
  • Kızılderili ırkı.

irkan

  • Kına yakma, kına sürme.
  • Safran ağacı, kızılağaç.
  • Tıb: Sarılık hastalığı.

kaşer

  • Çok fazla kırmızılık. Ziyâde kızıllık.

kastalani / kastalanî

  • Ok atmak.
  • Şafak kızıllığı.

kızılhaç

  • Hristiyan ülkelerde Kızılay karşılığı olan yardım teşkilâtı.

kufai / kufaî

  • Burnu sıcaktan kavlar kızıl kimse.

kufe / kûfe

  • Kızıl kum.
  • Kızıl kumlu bir yerin adı ki o sebebten "Kûfe" diye isim verilmiştir.

kulzüm

  • Deniz, bahr.
  • Kızıldeniz.

kümte

  • Kızıllık, kırmızılık, humret.

kürk

  • Kızıl, kırmızı, ahmer.

kutme

  • Bozluk ve kızıllık olan renk. (O renkte olana "aktem" derler.) (Müe: Katmâ)

lahham

  • Kaz gibi büyük, başı kızıl, kanadı kara bir kuş. Vezega dedikleri keler.

memkur / memkûr

  • (Çoğulu: Memâkir) Av kanıyla kirlenmiş.
  • Kızıla boyanmış.

mevt-i ahmer

  • Kızıl ölüm. Kanlı ölüm. Öldürülmek.
  • Tas: Nefse karşı koymak.

miş'

  • Aşı dedikleri kızıl balçık.

mişk

  • Aşı dedikleri kızıl toprak.

mübarek

  • İlâhi hayrın bulunduğu şey. Bereketlenmiş, çoğalmış. Bereketli, uğurlu. Hayırlı. Mes'ud.
  • Beğenilen, kendisine kızılan ve şaşılan kimse veya şey.

müfdem

  • Kızıla boyanmış nesne.

mümkut

  • Hışım ve gadap olunmuş, kızılmış kişi.

nardenk

  • Erik, nar, elma, kızılcık gibi meyvelerden çıkarılan ekşimsi pekmez. (Farsça)

nek'a

  • Kalkan dikeni üstündeki kızıl kap.
  • Her kırmızı olan şey.

şafak-gun / şafak-gûn

  • Şafak renkli, kızıl. (Farsça)

sahra

  • (Çoğulu: Sahârâ-Sahravât) Kır, ova, çöl.
  • Yazı.
  • Kızıl dişi eşek. (Müz-Eshar)

şemmam

  • Yeşil, kızıl ve sarı hatları ve güzel kokusu olan küçük bir cins kavun.

senceref

  • Sülügen adı verilen kızıl taş.

sıhriz

  • Kızıl hurma.

sikec

  • Başı kızıl olan zehirli bir yılan.

şukre

  • Sâfi kızıllık, tam ve koyu kırmızılık.

sümkat

  • Kızıl, kırmızı, ahmer.

sürh / سرخ

  • Kırmızı, kızıl, ahmer.
  • Kırmızı mürekkeb.
  • Kırmızı, kızıl. (Farsça)
  • Kırmızı mürekkep. (Farsça)

sürhi / sürhî

  • Kırmızılık, kızıllık.

süveyş

  • Akdeniz'le Kızıl Deniz'i birbirine bağlayan büyük kanal.

tur-i sina / tûr-i sînâ

  • Tûr dağı. Allahü teâlânın Mûsâ aleyhisselâmı peygamberlikle müjdelediği ve sonra Tevrât'ı indirdiği, Kızıldeniz'in kuzeyinde, Asya ve Afrika kıtalarının arasındaki Sinâ yarımadasının güney kısmında yer alan dağ.

zagak

  • Kızılcık yemişinin çekirdeği.

zerecun

  • (Zerâcin) Üzüm ağacı.
  • Üzüm asması.
  • Kızıl boya.
  • Çukur taş içinde biriken yağmur suyu.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın