LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te kırba ifadesini içeren 33 kelime bulundu...

azla'

  • (Çoğulu: İzâl) Kırba ağzı.

cahl

  • Çekirge gibi bir büyük arı.
  • Büyük kırba.
  • Ters yuvarlayan bir böcek.

cüff

  • İçi boş olan şey. Kof.
  • Dimağa işlemiş olan baş yarığı.
  • Hurma çiçeğinin kabuğu.
  • Cemaat, topluluk.
  • Yarısı kesilip kova olmuş olan çürük ve eski kırba.

cüvvet

  • Kırba yaması.
  • Bir parça yer.
  • Siyaha yakın boz renk.
  • Demir pası.

dırre

  • (Çoğulu: Direr) Sütün çokluğu.
  • Sütün akanı.
  • Turra.
  • Kırbaç.

ferla

  • (Çoğulu: Ferala) Kırba ağzı.

gumme

  • Tasa, keder.
  • Kırba, tuluk gibi şeylerin derinliği.
  • Belirsiz mühim nesne.

hamtar

  • Dolu kırba.
  • Yay kirişi.

hıfa'

  • Her şeyin örtüsü ve perdesi.
  • Kırba örtüsü.

iclet

  • (Çoğulu: Ucul) Dişi buzağı.
  • Bir cins ot.
  • Kırba.

ısam

  • Göze çekilen sürme.
  • Kırba bağı.
  • Kırba örtüsü.

karabe

  • Kırba. Büyük testi.

kerabis

  • (Tekili: Kirbâs) Kumaşlar. Bezler.

kezkeza

  • Kırbanın dolu olması.

kırba

  • (Çoğulu: Kıreb-Kırebat) Saka tulumu. Deriden su kabı.
  • Tıb: Çocuklarda karın şişmesi.
  • Süt tulumuna da kırba denir.
  • 13 bin dirhemlik veya 32 okıyyelik bir kab.

meşk / مشك

  • Kırba. Tulumdan yapılmış su kabı. (Farsça)
  • Kırba. (Farsça)

mezr

  • (Mezra) Zarif adam.
  • Bir kimseye düşmanlık etmek.
  • Parmakla çimdiklemek.
  • Su kırbasını tamamen doldurmak.
  • Tadını anlamak için biraz ağzına almak, içmek.

midae

  • Kırba. Deriden su kabı. İbrik. Matara.
  • Çeşme lülesi.
  • Abdest alınan yer.

safak

  • Yeni kırba içine konulmuş su.

savt

  • (Çoğulu: Siyât-Esvât) Kamçı, kırbaç.
  • Bir şeyi diğerine karıştırmak.

sedh

  • Döşemek.
  • Uçuk hastalığı.
  • Bir nesneyi açıp yaymak ve arkası üstüne bırakmak.
  • Deve çökertmek.
  • Kırba doldurmak.

şenn

  • (Çoğulu: Şinân) Eski kırba.
  • Araptan bir kabile.
  • Dağılıp perâkende olmak.

sereb

  • (Çoğulu: Esrâb) Yer altında olan ev.
  • Kırbadan akan su.
  • Ot.

sıbhal

  • Şişman, büyük keler.
  • Deve.
  • Kırba.
  • Câriye.

sika'

  • Sakaların içine su doldurdukları köseleden yapılmış kap, kırba.

şinak

  • (Çoğulu: Eşnâk) Sivri başlı kimse.
  • Kırba bağladıkları ip.
  • Başı büyük olan at.
  • Kuş tuzağı.

siyat

  • (Tekili: Savt) Kırbaçlar, kamçılar.

su'n

  • (Çoğulu: Seâne) Yarısı kesilmiş kırba.

tatbib

  • Kırbayı ev direğine asmak.
  • Tabiblenmek, doktor olmak.

taziyane / tâziyâne / تازیانه

  • Sebeb. Vasıta. (Farsça)
  • Kırbaç, kamçı. (Farsça)
  • Kırbaç. (Farsça)
  • Tezene. (Farsça)

tesrid

  • Sahtiyan dikmek.
  • Kırba dikmek.

tura

  • (Aslı: Tuğra) t. Topuz gibi yapılmış mendil, kuşak gibi oyun âleti. Kös, davul, trampet gibi şeylere vurmaya mahsus ip veya çomak.
  • Kamçı, örme kırbaç.
  • Demet, bağ, paket.

vika' / vikâ'

  • (Çoğulu: Evkiye) Kırba ve tulum ağzını bağladıkları nesne.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR