LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te iver ifadesini içeren 95 kelime bulundu...

ankara darülfünunu

  • Ankara Üniversitesi.

azad / âzâd

  • Salıverme, hür etme.

bab-ı seraskeri / bâb-ı seraskerî

  • Serasker kapısı. Eski Milli Müdafaa Vekâleti. Milli Savunma Bakanlığı. Şimdiki İstanbul Üniversitesi'nin kapısı.

bahıyre

  • Cahiliyye devrinde beş batın doğuran devenin beşinci yavrusu erkek olursa kulağı yarılır ve salıverilirdi. Artık hiç bir işte kullanılmayan bu deveye bu ad verilirdi.

bayezid meydanı

  • İstanbul'da bulunan, tarihî Bayezid Camii ile günümüzde İstanbul Üniversitesi arasında yer alan meydan.

berceste

  • Sağlam ve lâtif. (Farsça)
  • Seçme. (Farsça)
  • Edb: Zahmetsizce hatıra geliveren ve fakat çok kıymetli olan söz. (Farsça)

bezm

  • Yayın kirişini çekip, sonra salıverme.
  • Bir şeyi diş ucuyla ısırma.

bist

  • (Çoğulu: Ebsât-Büsât) Yavrusu yanında olan dişi deve.
  • Salıverilmiş, bırakılmış olan şey.

boşboğaz

  • Yerli yersiz mutlaka bir şey söylemeden içi rahat etmiyen. Saklanması gereken şeyleri söyleyiveren, sır saklamayan. (Türkçe)

cami-ül ezher

  • Mısır'daki en büyük üniversitenin adı.

camiü'l-ezher

  • Ezher Üniversitesi.

camiü'l-ezher üniversitesi / câmiü'l-ezher üniversitesi

  • Mısır'da bulunan, İslâm dünyasının en önemli ve en eski sayılan üniversitesi.

cinan / cinân

  • Cennetler, bahçeler (üniversiteler, mektepler, zikirhaneler vs.).

daniş-gede / dâniş-gede

  • Üniversite.

danişgah / dânişgâh / دانشگاه

  • Üniversite. (Farsça)

dar-ül-fünun

  • Üniversite. (1 Ağustos 1933'de İstanbul Dâr-ul Fünunu yerine Üniversite kurulmuştur.)

darü'l-funun

  • Üniversite.

darü'l-fünun / dârü'l-fünun

  • Üniversite.

darülfünun / dârülfünun / dârülfünûn / دارالفنون

  • Üniversite.
  • Fenler yeri, üniversite.
  • Üniversite. (Arapça)

darülfünun-u islamiye / dârülfünun-u islâmiye

  • İslâmî Üniversite.

dekan

  • Lât. Üniversitelerde bir fakültenin başkanı.

ezher

  • Mısırda bulunan büyük bir üniversite.

ezheri ulema / ezherî ulemâ

  • Ezher Üniversitesi âlimleri.

fakülte

  • (Faculty) Üniversitelerin, ihtisas mevzuu bakımından ayrılmış kollarından her biri. (Fransızca)
  • Hassa, meleke, iktidar. Kabiliyet, kuvvet. (Fransızca)
  • Meleke, üniversitenin bölümlerinden her biri.

habs

  • Hapis, alıkoyma, bir yere kapatıp dışarı çıkarmama. Salıvermeme.
  • Zaptetme, tutma.

haymana

  • Başıboş hayvanları haylayıp salıverdikleri çayırlık yer.
  • Ankara'nın bir kazası.

hendesehane

  • Eskiden mühendis mektebi, teknik üniversitesi. (Farsça)
  • Bayındırlık ve belediye gibi dairelerin mühendislere mahsus şubesi. (Farsça)

hukuk

  • (Tekili: Hakk) Haklar.
  • İnsanın cemiyet hayatında riâyet etmesi lâzım gelen kaideler, esaslar, yâni; şer'i ve adli hükümler. Haklıyı haksızdan ayıran kaideler.
  • Şeriat kitablarında yazılı olan haklar, kanunlar ve kaideler.
  • Üniversitenin hukuk tahsili yaptıran kısmı.

ibhal

  • Kendi hâline bırakma, salıverme.

iddira'

  • Anlama, derketme, kavrama, fehmetme.
  • Hile ile aldatma.
  • (Kadın) saçını tarayıp salıverme.

iftilat

  • Ansızın bir işe girişme.
  • Hatıra gelivererek şiir veya söz söyleme.

imrac

  • Ahde vefa etmeme, sözden cayma.
  • Hayvanı çayıra salıverme.

intılak

  • Koyverip gitme. Salıverme, yollama.
  • Sevinme.

irha'

  • Gevşetme, aşağı salıverme ve sarkıtma. Koyverme, salıverme.
  • Dilmek, dilim dilim etmek.

irha-i inan

  • Dizginleri salıverme.
  • İşine devam etme.

irsal

  • (Resul. den) Göndermek, gönderilmek, yollamak.
  • Havale kılma.
  • Salıvermek. Kendi haline koymak.
  • Sürü sahibi olmak.
  • Elçi gönderme.

ishab

  • Çok söylemek.
  • Türlü şeylerden renk değiştirmek.
  • Bir şeye fazla tama' etmek.
  • Kuyu kazıp suyu bulamamak.
  • Zehirlenme veya hastalıktan dolayı renk değişmesi.
  • Kuzu, anasını emmek.
  • Duvarı başı boş salıvermek.

islam darülfünunu / islâm darülfünunu

  • İslâm Üniversitesi.

istanbul darülfünun

  • İstanbul Üniversitesi.

istitraden

  • Edb: Bir bahis anlatırken, söz gelimi, başka bir mes'eleyi de anlatıvermek suretiyle.

ıtlak / ıtlâk

  • Salıvermek. Bırakmak. Koyuvermek. Serbest bırakmak. Serbest olup her tarafta bulunmak. Cezadan kurtarmak.
  • Boşama. Boşanma. Afvetmek.
  • Sınırlandırmama, salıverme.
  • Salıverme.
  • Boşama.
  • Soyutlama, söyleme, kullanma.

ıtlak-ı inan

  • Dizginini salıverme. Başıboş bırakma.

kat'

  • Kesme, ayırma.
  • Geçme. Yol almak. Yüzerek geçmek.
  • Delil ve bürhan ile ilzam etmek.
  • Edb: Sözün te'sirini arttırmak ve dinleyenin anlayışına bırakmak için söz bitmeden kesivermek."İmtihan geliyor. Çalışın, yoksa..."Görmüyor gittiği yanlış yolu zannım çoğunuz Size rehberl

külliye

  • (Külliyet) Bütünlük, umumilik, genellik.
  • Bolluk, çokluk, ziyadelik.
  • Tar: Osmanlı İmparatorluğu zamanında Arap vilâyetlerinde bazı medreselere, üniversite karşılığı verilen ad.

kur'an-ı ezher / kur'ân-ı ezher

  • Parlak Kur'ân (ayrıca burada Kur'ân, insanlığın bütün kabiliyet ve donanımının gelişmesine hitap ettiği için evrensel üniversite anlamında Ezher Üniversitesine benzetilmiş de olabilir.).

laceverd

  • Lacivert.
  • Koyu mavi renkte değerli bir süs taşı.

laceverdi / laceverdî

  • Lacivert renkte. (Farsça)

lacverd / lâcverd / لاجورد

  • Lacivert. (Farsça)

lajverd

  • Lâciverd. (Farsça)

lisans

  • Herhangi bir mevzuda verilen izin. Müsaade belgesi. (Fransızca)
  • Üniversite tahsili tamamlanınca alınan diploma. (Fransızca)
  • Bir sporcunun resmi yarışmalara katılabilmesi için spor federasyonu tarafından kendisine verilen kayıt fişi veya kimlik kartı. (Fransızca)
  • İthal veya ihracı serbest bırakılmayarak (Fransızca)

medrese

  • İslâm medeniyetinde üniversite seviyesindeki eğitim ve öğretim müesseseleri.

mekatib-i aliye / mekâtib-i âliye

  • Yüksek mektebler. Yüksek okullar. Üniversite ayarındaki mektebler.

menn

  • Nimet vermek. İyilik etmek.
  • Minnet.
  • Rıza.
  • Esiri fidye almadan, ücretsiz salıvermek.
  • Kesmek.
  • Zayıf etmek.
  • Ettiği iyiliği başa kakmak.
  • İki batman ağırlık.
  • Kudret helvası.

merc

  • (Merec) Katıştırmak.
  • Kararsızlık.
  • Iztırab.
  • Bozulmak.
  • Boşa gitmek.
  • Serbest bırakmak, salıvermek.
  • Hayvanların salındığı otlak.

mesdul

  • Salıverilmiş, serbest bırakılmış.

mina

  • Şişe, cam, billur.
  • Parlak saray.
  • Sırça. Kuyumcuların kullandıkları lâcivert renkli sırça.

mirhat

  • Salıverilmiş, bırakılmış perde.

mugadere

  • (Mugaderet) Bırakmak, salıvermek.

münhedil

  • Sarkmış, aşağı salıverilmiş. Sarkık.

münsedil

  • Salıverilmiş. Gevşetilip sarkıtılmış olan.

muntalik

  • (Talâk. dan) Salıverilmiş, bırakılmış.
  • Bağsız.
  • Kederi, hüznü ve gamı olmıyan. Sevinçli, mesrur, neşeli.

müsevvem

  • Alâmetli, işaretli.
  • Süslü, ziynetli.
  • Yabana otlamaya salıverilen davar.

mutlak

  • Sınırlandırılmamış, salıverilmiş.
  • Salıverilmiş. Itlak olunmuş. Serbest.
  • Kat'i. Şüphesiz.
  • Aslâ bir şarta bağlı olmayan. Yalnız, tek.

mutlık

  • Serbest bırakan. Boşayan. Salıveren. Köle veya esiri serbest bırakan, azad eden.

mutlık-ul üsara / mutlık-ul üsârâ

  • Esirleri salıveren, esirleri serbest bırakan.

nehur

  • Burnuna vurmayınca veya burnuna parmak sokmayınca sütünü salıvermeyen deve.

nevar

  • (Çoğulu: Niver) Ürkmek, korkmak.

nigeh-endaz / nigeh-endâz

  • Bakan, bakıcı, bakıveren. (Farsça)

nigeran

  • Bakıveren, bakıcı. (Farsça)

nilgun / نيلگون

  • Lacivert. (Farsça)

rafız

  • Terk eden. Salıveren. Bırakan.

rehl

  • Sülpük olmak. Kendini salıvermek.
  • Acı çekmek, muztarib olmak.
  • Çok uyumaktan yüzü şişip uyuşuk olmak.

rektör

  • Üniversitenin başkanı. (Fransızca)

rekz

  • Harıl harıl ayak ile tepmek. Hayvana tekme ile vurmak. Kakıvermek.
  • Kaçmak. Seğirtmek, koşmak.
  • Hicret. Gaza.

resalet

  • Saçı salıverme.
  • Deveyi eşkin yürütme.

saime

  • Çayıra başı boş olarak salıverilen hayvan.

şark darülfununu

  • Doğu Üniversitesi.

şark darülfünunu / şark dârülfünunu

  • Doğu Üniversitesi.

şark üniversitesi

  • Doğu Üniversitesi.

semsere

  • Bir kimsenin elbise ve kumaşını satıvermek.

sukut

  • Düşme. Yukardan aşağıya birden iniverme.
  • Değerini kaybetme. Bozulma.
  • Devrilme.
  • Mahvolma.
  • Ahlâk bakımından alçalma.
  • Büyük bir vazifeden ayrılma.
  • Sarkma.
  • Çocuğun eksik veya ölü olarak doğması.

süvre

  • (Çoğulu: Sivere-Sire) Dişi sığır.

tahliye / تخليه

  • Boşaltma. (Arapça)
  • Salıverme. (Arapça)
  • Tahliye edilmek: (Arapça)
  • Boşaltılmak. (Arapça)
  • Salıverilmek. (Arapça)
  • Tahliye etmek: (Arapça)
  • Boşaltmak. (Arapça)
  • Salıvermek. (Arapça)

tahliye-i sebil

  • Bir suçluyu bırakma, salıverme.

tamam-ı vazife ve terhis

  • Görevin son bulması, salıverilme.

tareyan

  • Oluverme, geliverme, birdenbire çıkma.

tayalis

  • (Tekili: Taylasân) Başa ve boyna sarılan şallar.
  • Başa sarılan sarıkların omuzlar üzerine salıverilen uçları.

taylasan

  • (Çoğulu: Tayâlis-Tayâlise) Başa ve boyna sarılan şal.
  • Başa sarılan sarığın omuzlar üzerine salıverilen ucu.

terhis

  • İzin verme, salıverme.

terhis edilmek

  • Salıverilmek, görevi bitince işine son verilmek.

terk

  • Bırakma, salıverme, vazgeçme.
  • Boşama. Bakmama. İhmal etme.

tesrih

  • Talâk. Boşanma, ayrılma.
  • Halâs etme, kurtarma.
  • Bırakma, salıverme.
  • Kıl tarama.
  • Asan etme, kolaylaştırma.

vatm

  • Ayakla çiğneme.
  • Perdeyi salıverme.

yüksek tahsil

  • Yüksekokul, üniversite.

yüksek tahsil gençliği

  • Genç üniversite talebeleri, öğrencileri.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın