LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te ivan ifadesini içeren 106 kelime bulundu...

ab'ab

  • Taze civanlık.
  • İbrişim halı.
  • Dağ tekesi.
  • Yumuşak yünden yapılan kisve.

ahbel

  • Divane, deli.

atf-ı tefsir

  • Bir mânada olup mücerred tasdik ve te'kid için "ve" ile müteradifine (aynı mânadaki kelimeye) atfolunan kelime. Meselâ: "İhsan ve kerem, hüzün ve keder" ifadesindeki "ve" ler gibi. Diğer bir ifade ile: Aynı olan ayrı iki kelimenin birlikte kullanılması. ("deli divâne"de olduğu gibi.)

bad-dar

  • Mağrur, kibirli. (Farsça)
  • Divane, deli. (Farsça)
  • İri vücut, şişman. (Farsça)
  • Hiç bir işle alâkası bulunmayan kişi. (Farsça)

bag-ban

  • Bahçıvan, bağcı. Bahçe bekçisi. (Farsça)

bag-bani / bag-banî

  • Bahçıvanlık, bağcılık. Bağ bekçiliği. (Farsça)

bag-van

  • Bahçıvan, bağcı. (Farsça)

bağban / bâğbân / باغبان

  • Bahçıvan. (Farsça)

bağçevan / باغچوان

  • Bahçıvan. (Farsça)

bağdadi / bağdadî

  • Bağdad şehrine mensub. Bağdad ahalisinden olan. Bağdadlı.
  • Dar, ensiz tahta pervazlarından yapılmış ve üstü sıvanmış bölme veya tavan.

bahçıvan-misal / bahçıvan-misâl

  • Bahçıvan gibi.

bargah / bargâh

  • İzinle girilecek yer. Padişah divanhanesi. (Farsça)
  • Huzur-u Rabb-il Âlemin. Dua edilen yer. (Farsça)

behram

  • Eskiden bir İran padişahının adı. (Farsça)
  • Bir pehlivan ismi. (Farsça)
  • Merih yıldızı. (Farsça)

besare

  • Sofa, salon. Divanhâne. (Farsça)

bustan-ban / bustan-bân

  • Bahçıvan. (Farsça)

büsut

  • Cömertlik, civanmertlik. El açıklığı.

çavuş

  • Vaktiyle divanlarda hükümdarların hizmetinde bulunan yaver veya muhzır gibi subaylara denilirdi. Tanzimattan evvelki Osmanlı saray teşkilatında çavuşlar, padişahın yaverleri ve çavuşbaşı mabeyn müşiri idi.
  • Onbaşıdan üstte ve assubaydan alttaki derecede olan asker.
  • İşçilerin b

cazgır

  • Yağlı güreşlerde pehlivanları seyircilere takdim edip dualarını okuyarak onları meydana çıkaran kimse.

cemreviyye

  • Divân şairleri tarafından bayramlar, baharlar gibi cemre sebebiyle, muasır olan büyük makamlı ve rütbeli kişiler için yazılan şiirler.

cennan / cennân

  • Bahçıvan.

cirsam

  • Divanelik, delilik.
  • Öldürücü zehir.
  • Zatülcenb.

civanan

  • (Tekili: Civân) Gençler. (Farsça)

cüvan / cüvân

  • (Bak: Civân)
  • Bk. civan.

dariyye

  • Divan şairlerinin, dünyevi makamca büyük olanların yaptırdıkları köşk ve konaklara dair yazdıkları manzume. (Farsça)

devavin / devâvîn / دواوین

  • (Tekili: Divân) Divânlar, eski şairlerin şiirlerini topladıkları kitablar.
  • Divanlar. (Arapça)

dil-i divane

  • Divâne gönül, deli gönül.

div-bad

  • Şiddetli rüzgâr, kasırga, fırtına. (Farsça)
  • Divanelik, delilik, cinnet. (Farsça)

divan

  • Arap şiiri, Divan-ı Arab, Arab'ın şiir külliyatı.

divan-ı adalet

  • Adalet divanı, adalet dairesi.

divan-ı ali / divan-ı âlî

  • Yüce divân.

divan-ı eş'ar / divan-ı eş'âr

  • Şiirler divanı, şiirler kitabı.
  • Şiirler divanı.

divan-ı harp

  • Harp divanı. Yüksek rütbeli askerlerin harp mes'eleleri veya harp suçluları hakkında işler için toplandıkları meclis.

divan-ı nübüvvet

  • Peygamberlik divanı, makamı.

divane-gi / divane-gî

  • Delilik, divânelik. (Farsça)

divanece / divânece

  • Divane gibi.

divanhane

  • Odalar arasındaki büyük salon. Büyük ev. Divan kurulacak büyük oda. Saraylarda odalar hâricinde olan büyük salon. (Farsça)

ebu tayyib el-mütenebbi

  • (Hi: 915 - 965) Kûfe'de doğdu. Bağdat'ta öldü. Büyük şairlerden olup, divanı vardır.

enbire

  • Üzeri toprakla sıvalı olan damlarda sıvanın altına konulan çalı, saz, talaş gibi şeyler. (Farsça)

eyvan

  • Köşk. Büyük salon. Büyük sofa. Divanhâne. (Farsça)

fahr / فخر

  • Övünç, kıvanç. (Arapça)

fenafilihvan

  • (Fenâ fi-l-ihvân) Tefâni. Yani; kardeşlerin birbirinde fâni olması; kendi hissiyat-ı nefsaniyesini unutup, kardeşlerinin meziyyât ve hissiyâtı ile fikren yaşaması. Samimi ihlâs üzerine müesses en yakın dostluk, en fedakâr ve en civanmert kardeşlik.

fuzuli / fuzûlî

  • Büyük bir divan şairi.

gerden

  • Dönen. Dönücü. (Farsça)
  • Boyun. (Farsça)
  • Şeci'. Bahadır. Pehlivan. (Farsça)

gur

  • Kabir, mezar.
  • Meşhur pehlivan Rüstem-i İraninin lâkabı.
  • Yaban eşeği.

güşade-dest

  • (Çoğulu: Güşadedestân) Civanmert, cömert, eli açık. (Farsça)

güşade-destan / güşade-destân

  • (Tekili: Güşadedest) Cömertler, civanmertler, eli açıklar. (Farsça)

hammamiyye

  • Edb: Divan Edebiyatında giriş kısmı hamam eğlencesi tasvirine tahsis olunan kaside.

hancer

  • Ucu sivri, iki tarafı keskin büyük bıçak. Halk dilinde hançer şeklinde kullanılır. Divan edebiyatında şâirler, güzellerin kaşlarını hancere benzetirlerdi.

hatem-i tai / hatem-i taî

  • (Ebu Adi bin Abdullah bin Said) Arab kabile reislerinin büyüklerinden ve şairlerinden olup, cömertliği ile meşhurdur. Adı, cömertlik ve keremde darb-ı mesel halini almıştır. Bazı şiirleri toplanarak bir divan yapılmış ve Londra'da bastırılmıştır. Hz. Peygamber'in (A.S.M.) zamanına yetişmiş ise, de,

hümam

  • Himmetli. Bir işe sıkı sıkıya sarılıp o işi bitiren. Sahi ve civanmerd.
  • Aslan.
  • Büyük ve sağlam.

icnan

  • Deli etme, divane eyleme.
  • Bir şeyi örtme.

idiyye / îdiyye

  • Bayramlık.
  • Divan Edebiyatı şairlerinin bayram vesilesiyle büyüklerin medhine dair yazdıkları kasideler.
  • Bayram kutlaması.

iftihar / iftihâr / افتخار

  • Övünme, kıvanma.
  • Övünme, kıvanma, kıvanç. (Arapça)
  • İftihar etmek: Övünmek, gurur duymak. (Arapça)
  • İftihâr etmek: Övünmek, kıvanç duymak. (Arapça)

ikindi divanı

  • Tanzimattan evvel sadrazamların kendi konaklarında yaptıkları divanlar. Bu divan ikindi namazından sonra toplandığı için bu adı almıştı. Bâb-ı Âlî teşkilâtının ilk şekli olarak Divan-ı Hümayun, muayyen günlerde toplandığı zaman, vezir-i azamlar da divanda bitirilemeyen veya arza lüzum görülmeyen işl (Türkçe)

illiyyun

  • (Tekili: İlliyyîn) (Aliyyu) Cennetin en yüksek tabakası. Ahirete giden tam kâmil mü'minlerin yeri. Hafaza meleklerinin divanları ismidir ki, salihlerin amelleri oraya yükseltilir. Ahirette yüksek dereceye, dergâh-ı rızâya en yakın olan derecedir.

istihva

  • Şaşırıp kalmak. Divane olmak. Hevâ ve hevesi hoş görmek.

keşakeş

  • Münâkaşa, çekişme. (Farsça)
  • Keder, hüzün, tasa, gam. (Farsça)
  • Sıkıntı, felâket, ıztırab. (Farsça)
  • Tereddüt, kararsızlık. (Farsça)
  • Pehlivanların birbirleriyle mücâdeleleri. (Farsça)
  • İki kişinin, bir şeyi birer uçlarından tutup, her birinin kendine doğru çekmesi. (Farsça)

kirpas

  • Padişah veya vezir konaklarındaki divanhâne. (Farsça)

kisvet

  • Elbise.
  • Özel kıyâfet.
  • Yağlı güreş yapan pehlivanların giydikleri, meşinden ve dar paçalı olan pantolon. Kisbet.

küşti / küştî

  • Pehlivanlık, güreşme. (Farsça)

küştigir / küştîgir

  • Pehlivan, güreşçi. (Farsça)

küştigiri / küştîgirî

  • Pehlivanlık. (Farsça)

lezc

  • Yapıştırma. Yapışmak. Sıvanıp yapışmak.

matain

  • (Tekili: Matin) Balçıkla sıvanmış yerler.

me'luk

  • Deli. Divâne.

mecenne

  • Kalkan, siper.
  • Delilik, mecnunluk, divanelik.

mecnunane

  • Delice, divanece. Mecnunlara ve delilere yakışır surette. (Farsça)

meczub

  • Başkasının te'siri ile hareket hâlinde olan. Cezbedilmiş. Aklı gitmiş olan. Aşk-ı İlahî ile kendinden geçmiş.
  • Deli. Divane. Mecnun.

memsuh

  • El ile sıvanmış, mesh olunmuş. Temas edilmiş.

meşid / meşîd

  • Harçla yapılmış sağlam bina. Sıvanmış bina.

meslus

  • Deli, divane.

miskin / miskîn

  • Bir günlük nafakasından (yiyeceğinden, giyeceğinden) fazla bir şeyi olmayan müslüman.
  • Dervîş. Miskîn Yûnus var yârına, Koma bugünü yârına, Yârın Hakk'ın dîvânına, Varam Allah deyü deyü!..

mişvargah / mişvargâh

  • Gösteri yeri. (Farsça)
  • Pehlivanların güreştikleri saha. (Farsça)
  • At pazarı. Satılık atların koşturulduğu meydan. (Farsça)

müdevven

  • (Divan. dan) Tedvin olunmuş. Kitap hâline getirilmiş. Bir arada toplanıp tanzim edilmiş.

mülemma'

  • (Lem'. den) Parlak. Revnekdar.
  • Bulaşmış, sıvanmış.
  • Karışık dilde söylenmiş manzume.
  • Renk renk olan.

münacat / münâcat

  • Dua etme, yalvarma.
  • Divan edebiyatında Allah'a dua için yazılan manzume çeşidi.

musaraa

  • Pehlivanlık. Güreşmek. Güreşe tutuşmak.

musari'

  • (Sar'. dan) Pehlivan, güreşçi.

mutayyen

  • Balçıklanmış, sıvanmış.

neriman

  • Pehlivan, yiğit, kahraman. (Farsça)

ömer bin farıd

  • (M. 1180-1234) Kahire'de doğdu ve orada vefat etti. Mütefekkir ve mutasavvıf olup büyük şâirlerdendir. Divanı vardır.

pehlevan / pehlevân / پهلوان

  • Pehlivan. Yiğit. Kahraman. Güreşçi. (Farsça)
  • Yiğit. (Farsça)
  • Pehlivan. (Farsça)

pehlevani / pehlevanî

  • Pehlivanlık, güreşçilik, yiğitlik, kahramanlık. (Farsça)

peşrev

  • (Aslı: Pişrev) Önde giden. (Farsça)
  • Türk müziğinde bir saz eseri. (Farsça)
  • Güreşten önce pehlivanların ellerini birbirine veya dizlerine çarparak ve biraz sıçrayarak yaptıkları oyun. (Farsça)
  • Bir çeşit ok. (Farsça)

pişhayme

  • Pâdişah veya vezirlerin divan çadırı. (Farsça)

rahş

  • Gösterişli, güzel at.
  • Rüstem adlı bir pehlivanın atı.

reyhani / reyhanî

  • Fesleğen gibi ince nakışlı.
  • Divanî hat da denilen bir yazı tarzı.

sa'di / sa'dî

  • (M. 1193-1291) Şiraz'da doğmuş büyük bir İran şâiridir. Gülistan ve Divan'ında bol bol temsilî hikâyeler kullanmıştır.
  • Saadete, uğura mensub.

samih

  • Cömert, eli açık sahavet sahibi ve civanmert olan.

şebab

  • (Şebibe) Gençlik.
  • Yiğit, civan.
  • Gençler.

şebabiyet

  • Gençlik, tazelik. Yiğitlik. Civanlık.

seffah

  • Cömert, eliaçık, civanmerd.
  • Güzel konuşan, hatip.
  • Kan dökücü, gaddar.

şeref / شرف

  • Şeref. (Arapça)
  • Üstünlük. (Arapça)
  • Kıvanç. (Arapça)

serir-i tedris

  • Ders kürsüsü, eğitim divanı.

şeyda

  • Tutkun. Divane. (Farsça)
  • Çok sevgiden hâsıl olan hal. (Farsça)

şeydai / şeydâi

  • Çok fazla sevgiden hâsıl olan divanelik, şaşkınlık. (Farsça)

sinan-i ümmi

  • (Vefatı: Hi: 1075) Halveti Tarikatı Yiğitbaşı kolu ileri gelenlerinden olup Kutb-ül Meâni adında Türkçe mensur bir eseri ile matbu ve müretteb bir divanı vardır. Muhammed Sinan-ı Ümmi, Konya vilâyeti dahilinde Elmalı'dan olup orada dâr-ı bekaya hicret etmiştir. (R. Aleyh) (Osmanlı Müellifleri sh: 18

şiraze

  • Kitap ciltlerinin iki ucuna konulan ve yaprakları muntazam tutan, ibrişimden örülmüş ince şerit. (Farsça)
  • Pehlivan kispetinin paçası. (Farsça)
  • Mc: Düzen, nizam, esas. (Farsça)

şura

  • Müzakere, konuşma yeri, meclis, divan.

suraa

  • Pehlivan ve bahadır kimse.

teşmir

  • (Şemr. den) Sıvama veya sıvanma.

ülkü

  • Bazı öz türkçecilik taraftarlarınca kullanılmış bir kelimedir. Divan-ı Lügat-ıt Türk'te "Peyman" mânasına geldiğine merhum A. Hamdi Elmalılı işaret ediyor: "Ahd ü misak" da denir. Emanî, ideal mânâsına kullananlar varsa da yanlıştır.

yel

  • (Çoğulu: Yelân) Pehlivan. şampiyon.

yelan

  • (Tekili: Yel) şampiyonlar, pehlivanlar. (Farsça)

zal

  • İhtiyar. Ak sakallı. (Farsça)
  • İranlı meşhur kuvvet ve pehlivanlık senbolü Rüstemin babasının adı. (Farsça)

zencir-bend

  • Zincire vurulmuş, zincirle bağlı mânasına gelir. Eskiden azılı katiller ve deliler, zincirle bağlandıkları için bu tâbir meydana gelmiştir. (Farsça)
  • Edb: Her mısranın son kelimesi, bir sonra gelen mısraın ilk kelimesini teşkil etmek şekliyle meydana getirilen manzumelere verilen addır. Divan (Farsça)

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın