LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te itle ifadesini içeren 278 kelime bulundu...

a'dal

  • (Tekili: İdl) Eşitler, denkler, müsaviler.

adileştirilmek / âdileştirilmek

  • Basitleştirmek, sıradanlaştırmak.

afarit

  • (Tekili: İfrit) Şeytanlar. İfritler.

aglak

  • (Tekili: Galak) Kilitler.
  • Kapalı, anlaşılmaz şeyler.

ahyan

  • (Tekili: Hin) Arasıra. Vakit vakit. Vakitler. Zamanlar.

akfal

  • (Tekili: Kufl) Kilitler. Kapı kilitleri.

aksam-ı tecelliyat / aksâm-ı tecelliyât

  • Tecellilerin, yansımaların kısımları, çeşitleri.

aksam-ı ziynet / aksâm-ı ziynet

  • Süs çeşitleri.

ala ruusi'l-eşhad / alâ ruûsi'l-eşhad

  • Şahitlerin gözü önünde.

aldehit

  • Lât. Kim:Alkol veya asitlerden elde edilen kimyevi bir sıvı.

amal-i uhreviye / âmâl-i uhreviye

  • Ahirete ait emeller, ümitler ve istekler.

amazon

  • Milattan önce yaşamış İskitlerin kadın askerlerine verilen isim. Göğüslerini dağlatarak küçükten harbe alıştırılan bu İskit kadınlarının şiddetli muharebeler yaptıkları yazılıdır.
  • Güney Amerika'da büyük bir nehir adı.

an-karibin

  • Yakın vakitlerde.

ana / ânâ

  • (Tekili: Ani) Gece yarısı vakitleri.

ana-ül-leyl / ânâ-ül-leyl

  • Gece yarıları, gecenin geç vakitleri.

asal

  • (Tekili: Asil) İkindi ve akşam arası mânasına, öğleden geceye kadar olan müddet.
  • Zamanlar ve vakitler.

asüd

  • (Tekili: Esed) Arslanlar.
  • Yiğitler.

avan / âvân

  • Anlar. Zamanlar. Vakitler.
  • Anlar, vakitler.

avine

  • (Tekili: Evân) Vakitler, zamanlar, anlar. Devirler.

beng

  • Bir bitki ve tohumu ki, afyon gibi uyuşturan, keyf verici olarak da kullanılan bir madde. Esrar. (Farsça)
  • Atlas üzerine işlenmiş sırma işlemeli bir çeşit kumaş. (Farsça)
  • Küçük çitlenbik. (Farsça)

beyin

  • Kafatasının en büyük kısmını kaplayan, kalınca ve dayanıklı üç zarla örtülmüş olan bir sinir merkezidir. Yumuşak ve beyazımsı bir kitle olan beyin, duygu ve bilgi merkezidir. Ak ve boz maddeden yapılmıştır ve iki yarım küre olarak yaratılmıştır. Yarım kürelerden birinde bir arıza sebebiyle bu merkez (Türkçe)

bille

  • Yaşlık, ıslaklık. Çiy dedikleri rutubet ki sabah vakitlerinde olur.

biyoğrafi

  • Şahısların hayatlarını mevzu edinen yazı çeşitlerine verilen isim.

butm

  • Çitlenbik ağacı. (Yemişine "habbet-ül hadar" derler.)

büyut / büyût / بيوت

  • Evler. (Arapça)
  • Beyitler. (Arapça)

çakmaklı

  • Ağızdan dolan ve tetik yerinde bir cins çakmakla ateş alan eski tüfek çeşitlerinden biri.

cemaat-i şüheda

  • Şehitler topluluğu.

daire-i hindiyye / dâire-i hindiyye

  • Namaz vakitlerinin tesbitinde kullanılan ve güneş gören düz bir yere çizilen dâire veya bu şekle uygun olarak yapılan âlet.

devlet

  • Sınırları belli olan bir memleketin sahibi olan insanların kurduğu siyasî, hukukî, idarî mahiyetteki merkezî teşkilât. Devlet, teşekkül tarzı, takip ettiği esas siyaset, temsil ettiği hâkimiyet ve iktidarın mahiyeti bakımından çeşitlere ayrılır:1- Kapitalist Devlet: İktisadî siyasete, şahsî mülkiyet

dil-averan / dil-âverân

  • (Tekili: Dil-aver) Dilaverler, yürekliler, yiğitler.

diliran / dilirân

  • (Tekili: Dilir) Bahadırlar, cesurlar, cesaretliler, yiğitler, yürekliler.

düello

  • İtl. Hakareti tamir için iki kişi arasında hususan Avrupa'da ve şâhitler önünde yapılan silâhlı çarpışma.
  • Hakareti tâmir maksadıyla iki kişi arasında ve şâhitler önünde yapılan silâhlı çarpışma.
  • Şahitler önünde iki kişinin silahlı çarpışması.

ebtal

  • (Tekili: Battâl) Yiğitler, cesurlar, döğüşken erler.

ebyat / ebyât / ابيات

  • (Tekili: Beyt) Beyitler. İki mısradan müteşekkil kısımlar.
  • Beyitler.
  • Beyitler. (Arapça)

ecnas / ecnâs

  • (Tekili: Cins) Çeşitler, neviler, türler.

efnan

  • (Tekili: Fen) Neviler, çeşitler.
  • (Fenen. den) İnce dallar.
  • Üslublar, şubeler.

efnan-ı elvan

  • Renk çeşitleri.

eglak

  • (Tekili: Galak) Kilitler, kilitli şeyler. Mc: Anlaşılması zor olan ifadeler.

ehram / ehrâm / اَهْرَامْ

  • Piramitler.

ekfa'

  • (Tekili: Küfv) Eşler, benzerler, denkler, eşitler, uygunlar, müsaviler, muadiller.

elvan / elvân

  • Renkler, çeşitler.

elvan-ı ibadet

  • İbadet renkleri.
  • Mc: İbadet çeşitleri.

emr-i sabit

  • Sabitleşmiş, kesinleşmiş iş, durum.

emsiye

  • (Tekili: Mesâ) Akşamlar, akşam vakitleri. Günün son zamanları.

emval-i zahire / emval-i zâhire

  • Sâime denilen hayvanlar ile bir kısım arazi mahsulâtı ve madenleri ile yer altındaki hazineler ve gümrüklere uğrayan ticaret mallarıyla, nakitler.

emvat

  • (Tekili: Meyyit) Meyyitler. Ölüler.

Emzik / Bibs / Kidful

  • About Page template By Adobe Dreamweaver CC
    sample

    Bibs Kauçuk Emzik


    Söz konusu emzik olunca, BIBS Colour gerçek bir klasik. Yaklaşık 40 yıldır Danimarka'da tasarlanıp üretilen BIBS Colour emzikler, %100 doğal kauçuk ucuyla, hava akışı sağlayan delikleri ve cilt tahrişini önlemek için geliştirilen hafif eğimli yapısı ile gerçek bir efsane! BIBS Colour, yuvarlak ve yumuşak kauçuk uç kısmı ile anne memesine en yakın forma sahip olduğundan, çocuklar tarafından kolay kabul ediliyor. Anne memesini taklit ederek, emiş sırasında hava akışı sağlıyor. Ultra hafif ve sağlam yapısı ile bebeğinizi yormuyor. BPA, PVC ve phthalates gibi zararlı maddeler içermiyor ve dünyaca geçerli EN 1400 standardına göre üretiliyor. Hiçbir emzik markasında göremeyeceğiniz kadar fazla renk çeşitine sahip olan BIBS Colour, klasikleşen zamansız tasarımı ve elegant duruşu ile tasarım ve işlevselliği birleştiriyor. BIBS Colour, bir emzikten beklenen tüm detaylara sahip olmasının yanısıra; bir emzikten beklenmeyen güzellikte tasarımı ile, tüm dünyada hem anneleri hem çocukları kendine hayran bırakıyor…

    https://www.kidnkind.com/bibs

sample

Kidful Bitkisel Boyalı Emzik Askısı


KIDFUL Emzik Askıları, çocuk ürünlerinde kullanıma uygun olan, en kaliteli %100 gerçek deriler kullanılarak EN 12586 standartlarına göre üretilir. KIDFUL'un organik serisinde kullanılan boyalar tamamen bitkiseldir ve kimyasal madde içermez. KIDFUL'un özel olarak üretilen metal klipsi kurşun ve krom içermez. Metal klipsin kıyafetlere zarar vermemesi için, klips içerisinde plastik aparatı bulunur. KIDFUL emzik askısını, güçlü lastik ve güçlü bağlantı yapısı ile, uzun seneler yıpranma sorunu yaşamadan kullanabilirsiniz...
https://www.kidnkind.com/kidful


Kidnkind Emzik Anne Bebek ve Tekstil Ürünleri Ticaret Limited Şirketi


Web sitesi :www.kidnkind.com

Telefon : 0(216) 606 21 06

(www.kidnkind.com)

enva / envâ

  • Çeşitler, türler.
  • Türler, çeşitler.

enva' / envâ' / انواع / اَنْوَاعْ

  • (Tekili: Nev') Neviler, çeşitler, türler.
  • Çeşitler, neviler. (Arapça)
  • Türler, çeşitler.

enva'-ı kesire

  • Çok çeşitler, çok neviler.

enva'-ı şirk / envâ'-ı şirk

  • Şirk türleri; Allah'a ortak koşma çeşitleri.

enva-ı cemal / envâ-ı cemâl

  • Güzelliğin çeşitleri.

enva-ı cevahir / envâ-ı cevâhir

  • Cevherlerin çeşitleri; çeşit çeşit cevherler.

enva-ı eşya / envâ-ı eşya

  • Eşyanın türleri, çeşitleri.

enva-ı hacat / envâ-ı hâcât

  • İhtiyaç çeşitleri.

enva-ı harekat / envâ-ı harekât

  • Hareketlerin çeşitleri.

enva-ı hayat / envâ-ı hayat

  • Hayat çeşitleri, türleri.

enva-ı hüsün / envâ-ı hüsün

  • Güzellik çeşitleri.

enva-ı i'caz / envâ-ı i'câz

  • Mu'cizelik türleri, çeşitleri.

enva-i ibadat / enva-i ibâdât

  • İbadet çeşitleri.

enva-ı ihsanat / envâ-ı ihsânât

  • İyiliklerin çeşitleri, bağışların türleri.

enva-ı ihsanat-ı ilahiye / envâ-ı ihsânât-ı ilâhiye

  • İlâhî ihsan çeşitleri.

enva-ı iltifat / envâ-ı iltifat

  • İltifatın çeşitleri.

enva-ı işarat-ı gaybiye / envâ-ı işârât-ı gaybiye

  • Gaybî işaretlerin çeşitleri.

enva-ı kainat / envâ-ı kâinat

  • Var olan şeylerin türleri, varlıkların çeşitleri.

enva-ı kemalat / envâ-ı kemâlât

  • Mükemmelliklerin türleri, çeşitleri.

enva-ı küfür / envâ-ı küfür

  • Küfrün çeşitleri.

enva-ı lezaiz / envâ-ı lezâiz

  • Lezzet çeşitleri.

enva-ı lezaiz ve kemalat / envâ-ı lezâiz ve kemâlât

  • Lezzetlerin ve mükemmelliklerin çeşitleri.

enva-ı lütuf / envâ-ı lütuf

  • İyilik çeşitleri.

enva-ı masnuat / envâ-ı masnuat

  • San'at eseri varlık çeşitleri.

enva-ı mat'umat / envâ-ı mat'umât

  • Yiyecek çeşitleri.

enva-ı mehasin / envâ-ı mehâsin

  • Güzellik çeşitleri, türleri.

enva-ı mevt / envâ-ı mevt

  • Ölüm çeşitleri.

enva-ı mu'cizat-ı ahmediye / envâ-ı mu'cizat-ı ahmediye

  • Hz. Peygambere ait mu'cizelerin türleri, çeşitleri.

enva-ı muhabbet / envâ-ı muhabbet

  • Sevgi türleri, çeşitleri.

enva-ı nakış / envâ-ı nakış

  • Nakış çeşitleri, türleri.

enva-ı niam / envâ-ı niam

  • Nimetlerin çeşitleri.

enva-ı niam-ı ilahiye / envâ-ı niam-ı ilâhiye

  • İlâhi nimetlerin çeşitleri.

enva-ı nimet / envâ-ı nimet

  • Nimet çeşitleri.

enva-ı rahmet / envâ-ı rahmet

  • Rahmet çeşitleri.

enva-ı rahmet ve şefkat / envâ-ı rahmet ve şefkat

  • Rahmet ve şefkat çeşitleri.

enva-ı riba / envâ-ı ribâ

  • Faiz çeşitleri.

enva-ı saadet / envâ-ı saadet

  • Mutluluk çeşitleri.

enva-ı sağire / envâ-ı sağîre

  • Küçük çeşitler.

enva-ı tesbihat-ı rabbaniye / envâ-ı tesbihat-ı rabbâniye

  • Allah'ı tesbih etmenin çeşitleri.

enva-ı tevhid / envâ-ı tevhid

  • Tevhid çeşitleri.

enva-ı zihayat / envâ-ı zîhayat

  • Canlı çeşitleri, nevileri.

enva-ı ziynet ve letafet / envâ-ı ziynet ve letâfet

  • Süs ve güzellik çeşitleri.

enva-ı ziynet ve mehasin / envâ-ı ziynet ve mehâsin

  • Süs ve güzelliklerin çeşitleri.

enva-ı zulm / envâ-ı zulm

  • Zulüm çeşitleri.

erkan-ı askeriye / erkân-ı askeriye

  • Yüksek rütbeli askerler. Zabitler, subaylar.

esakıf

  • (Tekili: Üskuf) Piskoposlar, başpapazlar, metropolitler.

eşhad

  • Şevâhidler. Şâhitler.

eshar

  • Seher vakitleri, seherler. Gece yarısından sonra ve tan yeri açılmazdan evvelki vakitler.

esnaf-ı mahlukat / esnâf-ı mahlûkat

  • Yaratılmışların sınıfları, çeşitleri.

eştat

  • (Tekili: Şetit) Takımlar, fırkalar, bölümler. Esnaf, sınıflar. Çeşitler, cinsler, neviler.

eştat-ı ulum

  • İlimlerin nevi'leri, çeşitleri.

eşya' / eşyâ'

  • (Tekili: Şia) Bölükler, bölümler, kısımlar, neviler, fırkalar, tabakalar, cinsler, çeşitler. Cemaatler, cemiyetler, topluluklar.
  • Yardımcılar.

evkat / evkât / اوقات

  • (Tekili: Vakit) Vakitler.
  • Vakitler.
  • Vakitler, zamanlar.
  • Vakitler. (Arapça)

evkat-ı hamse

  • Beş vakit, namaz vakitleri.
  • Beş vakit. Sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarının kılındığı vakitler.

evkat-ı mahsusa

  • Özel vakitler.

evkat-ı muayyene

  • Belli vakitler, belli zamanlar.

evkat-ı münasip

  • Uygun vakitler.

evkat-ı salat / evkat-ı salât

  • Namaz vakitleri.

ezan / ezân

  • Bildirmek. Namaz vakitlerini bildirmek, müslümanları namaza dâvet etmek (çağırmak) için yüksek bir yerde belli olan Arabca kelimeleri sırası ile okumak.

ezman / ezmân

  • Zamanlar. Vakitler. Müddetler.
  • Zamanlar, vakitler.

ezmar / ezmâr

  • (Tekili: Zimr) Kahramanlar, yiğitler, bahadırlar.

ezmine

  • Zamanlar, anlar, vakitler, çağlar.

fahl

  • İleri gelen. Üstün. Hatırı sayılır adam.
  • Erkek. (hayvan)
  • Aygır.
  • Beyitler, hadis-i şerifler, rivâyetler anlatan kimse.

fail-i teşkil-i enva / fâil-i teşkil-i envâ

  • Çeşitleri, türleri teşkil eden fail, fiil sahibi.

fasl-ı hitab / fasl-ı hitâb

  • İki söz arasını ayıran kelime veya isimlerden biri. Önsözden sonra asıl maksada giriş.
  • Fık: Şahitlerin gösterdiği delil veya yeminlerinden sonra hâkimin hükmetmesi.
  • Hakkı bâtıldan ayırarak, nizaı ayırt edip kesmek ve halletmek. Herşeyi kemal-i vüzuh ile fasledip hakikatını gö

fityan

  • (Tekili: Fetâ) Delikanlılar, yiğitler, bahadırlar, gençler, mertler.

fitye

  • (Tekili: Fetâ) Gençler. Genç yiğitler.

fünun / fünûn

  • Nev'iler, çeşitler, sınıflar, tabakalar.
  • Hünerler, sanatlar, ilimler, fenler.

fünun-ı tabiiyye / fünûn-ı tabiiyye

  • Tabiat ilminin çeşitleri.

galk

  • Kapıyı kapamak, kapıyı kilitlemek.

gevan

  • (Tekili: Gev) Kahramanlar, yiğitler.

gureba-i yemin

  • İbrahim paşa, Galata ve Edirne saraylarından çıkanlarla, harpte fevkalâde yararlık gösteren yabancılar ve yeni Müslüman olmuşlardan teşkil olunan iki süvari bölüğünden birinin ismidir. Bu iki bölüğe birden "Gureba-i Yemin ve Yesar Bölükleri" denildiği gibi "Garip ve Yiğitler Bölükleri" veya "Aşağı B

habbe-i hadra / habbe-i hadrâ / حبهء حضرا

  • Çitlembik.

hamızat / hâmızat

  • (Tekili: Hâmız) Asitler. Sirke gibi ekşi olan şeyler.

hamızat-ı şahmiye / hâmızat-ı şahmiye

  • Yağ asitleri.

hasr-ı evkat

  • Bütün vakitlerini o işe verme.

hatme-i ahmediye

  • Peygamberimizin (a.s.m.) geniş halk kitleleriyle beraber belirli dua ve zikirleri yapıp bitirdiği oturum veya zikir halkası.

hatme-i muazzama-i muhammediye

  • Hz. Muhammed'in (a.s.m.) geniş halk kitleleriyle beraber belirli dua ve zikirleri yapıp bitirdiği oturum veya zikir halkası.

hazair

  • (Tekili: Hazire) Duvar veya çitle çevrilmiş ağıl.
  • Etrafı duvarla çevrili olan mezarlıklar.

hezabir

  • (Tekili: Hizebr) Arslanlar, esedler.
  • Yiğitler, kahramanlar.

hiram

  • (Tekili: Herem) Piramitler, ehramlar.

hissiyat-ı cumhur

  • Genel halk kitlelerinin hisleri, algılamaları.

hıyar-ı ayb

  • Bir şeyde mevcud olan bir kusurun akitten sonra meydana çıkmasından dolayı âkitlerden biri için sabit olan muhayyerliktir.

hıyar-ı rü'yet

  • Bir şey hakkında görülmeden yapılan bir akitten dolayı, âkitlerden biri için görüldüğü zaman sabit olan muhayyerliktir.

hıyar-ı şart

  • Âkitlerden birinin veya herbirinin akdi, muayyen bir müddet içinde fesh veya icazetle infaz edebilmek hususunda muhayyer olmasıdır.

hıyar-ı tağrir

  • Âkitlerden birinin diğer taraftan aldatılarak bir malı gabn-ı fâhiş ile satmasından veya satın almasından dolayı satış muamelesini fesh hususunda muhayyer olmasıdır.

hıyar-ı vasf

  • Bir akitte vücudu şart kılınan veya örfen meşhud bulunan mergub bir vasfın mevcud olmaması sebebiyle âkitlerden biri için sabit olan muhayyerliktir. (Sağılır diye satılan bir ineğin, sütten kesilmiş olması gibi.)

huccet

  • Senet, vesîka, delîl, burhân.
  • Şer'î mahkemelerde bir dâvânın şâhitlerini dinledikten sonra kâdının verdiği hükmün yazıldığı îlâm, belge.

hukeşan

  • Tar: Hacı Bektaş şeyhinin Yeniçeri Ocağı nezdindeki vekiline mahsus doksandokuzuncu ortaya 1591 senesinde tâyin olunan Bektaşi müritleri hakkında kullanılır bir tâbirdi. Yeniçeri ocağından yiyip içen ve yeniçeri odalarında yatıp kalkan bu duacıların vazifeleri sabah akşam ordunun selâmet ve muvaffak (Farsça)

icab

  • Lâzım. Gerekli. Lüzum. Sebeb olmak.
  • Ist: Akitlerde ilk söylenen söz. Bir mal sahibinin müşteriye karşı, "Bu malımı sana şu kadar paraya sattım" demesidir. Müşterinin de kabul etmesine dair olan sözüne "kabul" denir. Şer'i ıstılahta buna "icâb ve kabul" denir.

ihtisar

  • İcmâl etmek. Sözün kısaltılması. Kısaltmak.
  • Mat: Sadeleştirme, basitleştirme. Hesapta bir tenasübü en küçük haddine indirme.

ıkfal

  • Kilitlemek.

ikfal

  • Kilitlenmek, kilitlemek, kilit takmak.

ilm-i usul-i hadis / ilm-i usûl-i hadîs

  • Hadîs-i şerîflerin çeşitlerini anlatan ilim.

imrar-ı evkat

  • Vakitleri geçirmek.

imsakiye

  • Ramazanda imsak vakitlerini gösteren cetvel.

irsa / irsâ

  • Yere çakma, sabitleme, demir atma, sağlamlaştırma.

irşad-ı cumhur / irşâd-ı cumhur

  • Geniş halk kitlelerine doğru yolun gösterilmesi.

isbat

  • Doğruyu delil göstererek meydana koymak. Delil ve şâhitle bir fikrin sıhhatını göstermek. İtiraf, ikrar ve tasdik etmek.
  • Sabit ve muhkem kılmak.
  • Bâki ve pâyidar eylemek.
  • Delil. Bürhan. Şâhit.

istiare-i mekniye

  • (Kapalı istiare) Teşbihin temel unsurlarından yalnız benzetilenle yapılan istiare. Meselâ: Merhum Mehmed Akif'in:Şu karşımızda mahşer kudursa, çıldırsa,Denizler ordu, bulutlar donanma yağdırsa,Değil mi ortada bir sine çarpıyor, yılmaz.Cihan yıkılsa, emin ol bu cephe sarsılmaz...beyitlerinde düşman k

kabadayı

  • Mc: Cesur, kahraman, cengâver. Eskiden kabadayılar ağırbaşlı, fenalıktan kaçınır, iyiliği sever insanlar oldukları için muhitlerinde hürmet görürlerdi.
  • Kimseden korkmaz görünerek şuna buna meydan okuyan kimse, yiğit taslağı.

kafile-i şüheda

  • Şehitler topluluğu.

kahramanan

  • (Tekili: Kahraman) Kahramanlar. Cesur kimseler, yiğitler. (Farsça)

kahvaltı

  • Sabah ve ikindi vakitleri yenilen hafif yemek. (Türkçe)

kasemat-ı kur'aniye / kasemât-ı kur'aniye

  • Kur'andaki ahitler, yeminler.

kaside / kasîde

  • Onbeş beyitten aşağı olmamak, bütün beyitlerin ikinci mısraları en başta bulunan mısra ile kafiyeli bulunmak ve daha çok büyükleri övmek üzere yazılan nazım. Koçaklama.

kerahet vakitleri / kerâhet vakitleri

  • Namaz kılmak tahrîmen mekruh yâni haram olan vakitler. Güneş doğarken, batarken, gündüz ortasında iken.

kibrit

  • Kükürt.
  • Kırmızı, yakut, altun.
  • Ucu kibritlenmiş yakacak madde.

küf

  • Yetiştiği satıhta kimyevî değişikliklere sebep olan küçük boylu mantarlara verilen umumi ad.
  • Maddelerin oksitlenme neticesinde dış tarafını kaplayan tabaka. Pas.

küfat

  • (Tekili: Küfv) Eşitler.
  • Denkler, müsaviler.

kuful

  • (Tekili: Kufl) Kilitler.
  • Seferden veya yolculuktan dönme.

Kulleteyn

  • Alıntı:
    "iki kulle" (yaklaşık 13 ton) su. Durağan suyun temiz ("tahir") sayılabilmesi için Şafii mezhebine göre bu kadar olması yeterliydi. Daha az olamazdı. Bu kadar oldu mu, içinde ne bulunursa bulunsun "temiz"di artık. "pislik"lerle dolu bile olsa...

    Turan Dursun, Kulleteyn,
    Akyüz Kitabevi, 1990


kümat

  • (Tekili: Kemi) Yiğitler, kahramanlar, savaşçılar.

küştegan-ı zinde / küştegân-ı zinde

  • Şehitler. Şehid olmuş kimseler.

kut'ül amare / kut-ül amare / كوتول امار

  • Kut'ül Amare ne demektir?

    Yeni kurulan Osmanlı 6. Ordusu'nun Komutanlığı'na atanarak 5 Aralık'ta Bağdat'a varan Mareşal Colmar Freiherr von der Goltz Paşa'nın emriyle Irak ve Havalisi Komutanı Miralay (Albay) 'Sakallı' Nurettin Bey'in birlikleri 27 Aralık'ta Kut'u kuşattı. İngilizler Kut'u kurtarmak için General Aylmer komutasındaki kolorduyla hücuma geçti ancak, 6 Ocak 1916 tarihli Şeyh Saad Muharebesi'nde 4.000 askerini kaybederek geri çekildi. Bu muharebede 9. Kolordu Komutanı Miralay 'Sakallı' Nurettin Bey görevinden alındı ve yerine Enver Paşa'nın kendisinden bir yaş küçük olan amcası Mirliva Halil Paşa (Kut) getirildi.

    İngiliz Ordusu, 13 Ocak 1916 tarihli Vadi Muharebesi'nde 1.600, 21 Ocak Hannah Muharebesi'nde 2.700 askeri kaybederek geri püskürtüldü. İngilizler mart başında tekrar taarruza geçti. 8 Mart 1916'da Sabis mevkiinde Miralay Ali İhsan Bey komutasındaki 13. Kolordu'ya hücum ettilerse de 3.500 asker kaybederek geri çekildiler. Bu yenilgiden dolayı General Aylmer azledilerek yerine General Gorringe getirildi.

    Kut'ül Amare zaferinin önemi

    Kût (kef ile) veya 1939’dan evvelki ismiyle Kûtülamâre, Irak’ta Dicle kenarında 375 bin nüfuslu bir şehir. Herkes onu, I. Cihan Harbinde İngilizlerle Türkler arasında cereyan eden muharebelerden tanır. Irak cephesindeki bu muharebeler, Çanakkale ile beraber Cihan Harbi’nde Türk tarafının yüz akı sayılır. Her ikisinde de güçlü düşmana karşı emsalsiz bir muvaffakiyet elde edilmiştir.

    28 Nisan 1916’da General Townshend (1861-1924) kumandasındaki 13 bin kişilik İngiliz ve Hind askerlerinden müteşekkil tümenin bakiyesi, 143 günlük bir muhasaradan sonra Türklere teslim oldu. 7 ay evvel parlak bir şekilde başlayan Irak seferi, Basra’nın fethiyle ümit vermişti. Gereken destek verilmeden, tecrübeli asker Townshend’den Bağdad’a hücum etmesi istendi.

    Bağdad Fatihi olmayı umarken, 888 km. yürüdükten sonra 25 Kasım 1915’de Bağdad’a 2 gün mesafede Selmanpak’da miralay Nureddin Bey kumandasındaki Türk ordusuna yenilip müstahkem kalesi bulunan Kût’a geri çekildi. 2-3 hafta sonra takviye geleceğini umuyordu. Büyük bir hata yaparak, şehirdeki 6000 Arabı dışarı çıkarmadı. Hem bunları beslemek zorunda kaldı; hem de bunlar Türklere casusluk yaptı.

    Kût'a tramvayla asker sevkiyatı

    İş uzayınca, 6. ordu kumandanı Mareşal Goltz, Nureddin Bey’in yerine Enver Paşa’nın 2 yaş küçük amcası Halil Paşa’yı tayin etti. Kût’u kurtarmak için Aligarbi’de tahkimat yapan General Aylmer üzerine yürüdü. Aylmer önce nisbî üstünlük kazandıysa da, taarruzu 9 Mart’ta Kût’un 10 km yakınında Ali İhsan Bey tarafından püskürtüldü.

    Zamanla Kût’ta kıtlık baş gösterdi. Hergün vasati 8 İngiliz ve 28 Hindli ölüyordu. Hindliler, at eti yemeği reddediyordu. Hindistan’daki din adamlarından bunun için cevaz alındı. İngilizler şehri kurtarmak için büyük bir taarruza daha geçtiler. 22 Nisan’da bu da püskürtüldü. Kurtarma ümidi kırıldı. Goltz Paşa tifüsten öldü, Halil Paşa yerine geçti. Townshend, serbestçe Hindistan’a gitmesine izin verilmesi mukabilinde 1 milyon sterlin teklif etti. Reddedilince, cephaneliği yok ederek 281 subay ve 13 bin askerle teslim oldu. Kendisine hürmetkâr davranıldı. Adı ‘Lüks Esir’e çıktı. İstanbul’a gönderildi. Sonradan kendisine sahip çıkmayan memleketine küskün olarak ömrünü tamamladı.

    Böylece Kûtülamâre’de 3 muharebe olmuştur. İngilizlerin kaybı, esirlerle beraber 40 bin; Türklerinki 24 bindir. Amerikan istiklâl harbinde bile 7000 esir veren İngiltere, bu hezimete çok içerledi. Az zaman sonra Bağdad’ı, ardından da Musul’u ele geçirip, kayıpları telafi ettiler. Kût zaferi, bunu bir sene geciktirmekten öte işe yaramadı.

    Bu harbin kahramanlarından biri Halil Paşa, Enver Paşa’nın amcası olduğu için; diğer ikisi Nureddin ve Ali İhsan Paşalar ise cumhuriyet devrinde iktidar ile ters düştüğü için yakın tarih hafızasından ustaca silindi. 12 Eylül darbesinden sonra Ankara’da yaptırılan devlet mezarlığına da gömülmeyen yalnız bunlardır.

    Binlerce insanın kaybedildiği savaş iyi bir şey değil. Bir savaşın yıldönümünün kutlanması ne kadar doğru, bu bir yana, Türk-İslâm tarihinde dönüm noktası olan çığır açmış nice hâdise ve zafer varken, önce Çanakkale, ardından da bir Kûtülamâre efsanesi inşa edilmesi dikkate değer. Kahramanları, yeni rejime muhalif olduğu için, Kûtülamâre yıllarca pek hatırlanmadı. Gerçi her ikisi de sonu ağır mağlubiyetle biten bir maçın, başındaki iki güzel gol gibidir; skora tesiri yoktur. Hüküm neticeye göre verilir sözü meşhurdur. Buna şaşılmaz, biz bir lokal harbden onlarca bayram, yüzlerce kurtuluş günü çıkarmış bir milletiz.

    Neden böyle? Çünki bu ikisi, İttihatçıların yegâne zaferidir. Modernizmin tasavvur inşası böyle oluyor. Dini, hatta mezhebi kendi inşa edip, insanlara doğrusu budur dediği gibi; tarihi de kendisi tayin eder. Zihinlerde inşa edilen Yeni Osmanlı da, 1908 sonrasına aittir. İttihatçıların felâket yıllarını, gençlere ‘Osmanlı’ olarak sunar. Bu devrin okumuş yazmış takımı, itikadına bakılmadan, münevver, din âlimi olarak lanse eder. Böylece öncesi kolayca unutulur, unutturulur.

    Müşir İbrahim Edhem Paşa’nın oğlu Sakallı Nureddin Paşa (1873-1932), sert bir askerdi. Irak’ta paşa oldu. Temmuz 1920’de Ankara’ya katıldı. Fakat karakterini bilen M. Kemal Paşa, kendisine aktif vazife vermek istemedi. Merkez kumandanı iken Samsun’daki Rumları iç mıntıkalara sürgün ettiği esnada çocuk, ihtiyar, kadın demeden katliâma uğramasına göz yumdu. Bu, milletlerarası mesele oldu. Yunanlılar, bu sebeple Samsun’u bombaladı. Nureddin Paşa azledildi; M. Kemal sayesinde muhakemeden kurtuldu. Sonradan Kürtlerin de iç kısımlara göçürülmesini müdafaa edecektir. Batı cephesinde, kendisinden kıdemsiz İsmet Bey’in maiyetinde vazife kabul etti. İzmir’e girdi. Bazı kaynaklarda İzmir’i ateşe verdiği yazar. I. ordu kumandanı olarak bulunduğu İzmit’te, Sultan Vahîdeddin’in maarif ve dahiliye vekili gazeteci Ali Kemal Bey’i, sivil giydirdiği askerlere linç ettirdi; padişaha da aynısını yapacağını söyledi. Ayağına ip takılarak yerlerde sürüklenen cesed, Lozan’a giden İsmet Paşa’nın göreceği şekilde yol kenarına kurulan bir darağacına asılarak teşhir edildi. Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’da bir fedainin vursa kahraman olacağı bir insanı, vuruşma veya mahkeme kararı olmaksızın öldürmeyi cinayet olarak vasıflandırıp kınadı. M. Kemal’e gazi ve müşirlik unvanı verilmesine içerleyen Nureddin Paşa iyice muhalefet kanadına geçti. 1924’de Bursa’dan müstakil milletvekili seçildi. Asker olduğu gerekçesiyle seçim iptal edildi. İstifa edip, tekrar seçildi. Anayasa ve insan haklarına aykırılık cihetinden şapka kanununa muhalefet etti. Bu sebeple antikemalist kesimler tarafından kahraman olarak alkışlanır. Nutuk’ta da kendisine sayfalarca ağır ithamlarda bulunulur, ‘zaferin şerefine en az iştirake hakkı olanlardan biri’ diye anılır.

    Halil Kut (1882-1957), Enver Paşa’yı İttihatçıların arasına sokan adamdır. Sultan Hamid’i tevkife memur idi. Askerî tecrübesi çete takibinden ibaretken Libya’da bulundu. Yeğeni harbiye nazırı olunca, İran içine harekâta memur edildi. Irak’taki muvaffakiyeti üzerine paşa oldu. Bakü’yü işgal etti. İttihatçı olduğu için tutuklanacakken, kaçıp Ankara hareketine katıldı. Rusya ile Ankara arasında aracılık yaptı. Sonra kendisinden şüphelenilince, Almanya’ya kaçtı. Zaferden sonra memlekete dönüp köşesine çekildi. Politikaya karışmadı.

    Ali İhsan Sâbis (1882-1957), Sultan Hamid’i tahttan indiren Hareket Ordusu zâbitlerindendi. Çanakkale, Kafkasya’da bulundu. Irak’ta paşalığa terfi etti. İttihatçı olduğu için Malta’ya sürüldü. Kaçıp Ankara hareketine katıldı. I. batı cephesi kumandanı oldu. Cephe kumandanı İsmet Bey ile anlaşmadı; azledilip tekaüde sevkolundu. M. Kemal’e muhalif oldu. Nazileri öven yazılar yazdı. 1947’de devlet adamlarına yazdığı imzasız mektuplar sebebiyle 15 seneye mahkûm oldu. 1954’te DP’den milletvekili seçildi. Hatıraları, Nutuk’un antitezi gibidir.

kütle

  • (Kitle) Bir cismi terkib ve teşkil eden kısımların bütün hey'etine denir. Toplu şey. Deste. Yığın. Külçe.

kütle-i azim / kütle-i azîm

  • Büyük kütle (yani, büyük halk kitlelerinden meydana gelen topluluk).

küvs

  • Göç vakitlerinde çalınan meşhur bir büyük sazın adı.

lühud-i şüheda / lühud-i şühedâ

  • Şehitlik. Şehitler mezarlığı.

maabir / maâbir / معابر

  • (Tekili: Ma'ber) Köprüler, geçitler, kemerler.
  • Geçitler. (Arapça)

magalık

  • (Tekili: Mağlak) Kilitler, sürmeler.

maglak

  • Kilitlenecek yer.

mahatim

  • (Tekili: Mahtum) Bağlanmış ve kilitlenmiş şeyler.
  • Mühürlenmiş şeyler.

mahmuz

  • Oksitlenmiş, hamızlanmış.

mahtum

  • Mühürlenmiş. Damgalanmış.
  • Kilitlenmiş.
  • Bağlanmış.

makalid

  • (Ka, uzun okunur) Hazineler.
  • Kilitler. Anahtarlar.

makalid-i inkıyad

  • İnkıyad, bağlılık kilitleri.

makulat

  • (Tekili: Makule) Çeşitler, takımlar. Kategoriler.

mekfuf

  • Kulplarından sıkıca bağlanıp heybe gibi asılmış.
  • Kilitlenmiş.
  • Heybe.
  • Dürülmüş, toplanmış.
  • Men olunmuş. Yasak edilmiş.

merdan

  • (Tekili: Merd) Merdler. İnsanlar, erkekler, yiğitler.

mesacid / mesâcid / مساجد

  • Mesçitler. (Arapça)

mevaid

  • (Tekili: Mev'ud ve Miad) Söz verilmiş vakitler. Vaad edilen muayyen, belli zamanlar.

mevakıt

  • (Tekili: Mevkıt) Evvelden belirtilmiş olan vakitler.

mevakit

  • (Tekili: Mikat) Hacıların ihrâma girdikleri yerler.
  • Bir iş için tâyin edilen vakitler.

mevalid

  • (Tekili: Mevlid) Doğulan yerler. Mevlidler. Doğma vakitleri. Milâdlar.

mevc-i mekfuf / mevc-i mekfûf

  • Dalgaları karar kılmış, sabitleşmiş, durgunlaşmış.
  • Dalgaları karar kılmış, sabitleşmiş, durgunlaşmış.

mu'sade

  • (İ'sad. dan) Sımsıkı kapatılmış, kilitlenmiş olan.

mü'sade

  • (İsad. dan ism-i mef'uldür) "Asadet-ül bab" denir ki; kapıyı kapadım, sımsıkı kilitledim demektir. Üzerlerine ateşin yakılıp fırın gibi kapısının kapanması ateşin şiddetini icab edeceğinden, Cehennemde azabların şiddet ve ebediyetinden kinayedir.

muahede / muâhede / معاهده

  • Ahitleşme, antlaşma. (Arapça)
  • Muâhede yapmak: Antlaşma yapmak. (Arapça)

muarres

  • Çömlek koyacak yer. Gecenin geç vakitlerinde inilecek yer.

mücahidin / mücahidîn

  • Mücahitler, cihad edenler.

müçtehidin / müçtehidîn

  • Müçtehitler; âyet ve hadislerden hüküm çıkaran büyük İslâm âlimleri.

müfredat

  • Bir bütünü meydana getiren şeylerin her biri.
  • Bir şeyin içindekiler.
  • Basit ve gayr-i mürekkeb şeyler.
  • Toptan mâlum olan şeylerin tafsilâtı, birer birer zikrolunmuşları.
  • Edb: Tek tek ve ayrı ayrı beyitler.
  • Gr: Bir ibareyi meydana getiren kelimelerin her

muhammez

  • (Hamz. dan) Oksitlenmiş, paslanmış.

muhitat

  • (Tekili: Muhit) Çevreler, muhitler.

mukaffel

  • (Kufl. den) Kilitlenmiş, kilitli.

mukassatan

  • Taksitli olarak, taksitle.

mukattaat

  • (Tekili: Mukattaa) Kat' edilmiş, kesilmiş şeyler.
  • Kısaltmalar.
  • Çeşitli gazel ve kasidelerden seçilmiş beyitler.
  • Herbiri bir kelimeye delâlet eden harfler.

mürd

  • (Tekili: Emrüd) Sakalı belirmemiş genç yiğitler.

musammat

  • Edb: Beyitleri kafiyeli ve dört kısımdan ibaret olan manzume.

müstakarr

  • Sabitlenen yer, yörünge.

mütecellidin / mütecellidîn

  • (Tekili: Mütecellid) Kahramanlar, yiğitler, celâdet gösteren kahraman kimseler.

mütekafi / mütekâfi

  • (Mütekâfiyye) Birbirine denk ve akran olan. Eşitleşen.

mütenevvi

  • Çeşitlenen, türlü türlü olan, muhtelif olan.

müvakkit

  • Eskiden İslâm devletlerinde namaz vakitlerini ve bunlarla ilgili âletleri kullanan, tâmirini ve ayarını yapan vazîfeli kimse.

muvarede

  • (Çoğulu: Muvâredât) (Vürud. dan) Girip gelme.
  • İki şâirin, birbirlerinden habersiz olarak, tesâdüfen aynı beyitleri söylemeleri.

müvellid-ül humuza

  • Ekşilik, oksitlenme meydana getiren. Oksijen.

müzekki

  • (Zekâ. dan) Temizleyen, ıslâh eden, tezkiye eden.
  • Huk: Şâhitleri gizli olarak tezkiye eden kimse. Eskiden hâkimler, şâhit olarak gösterilen kişilerin iyi kimse olup olmadıklarını, şehadetlerinin kabul olunabilip olunamıyacağını icab eden kimselerden sorarlar, haklarında; "İyidir" den

na'ra

  • (Çoğulu: Na'rât) Yüksek sesle uzun uzun bağırma.
  • Tar: Eskiden yangına giderken ve dönerken kalabalık caddelerde, geçitlerde, dönemeçlerde, meydanlarda tulumbacıların içlerinden "naracı" adı verilen birinin bağırması yerinde kullanılır bir tâbirdir. Nâra atmakla yangın münasebetiyle s

nakus

  • Kiliselerde asılı bir vaziyette durup belirli vakitlerde çalınan çan. Kilisenin büyük çanı.

namcuyan / namcuyân

  • (Tekili: Namcu) Ün arayanlar, nam arayanlar. (Farsça)
  • Yiğitler, kahramanlar. (Farsça)

nefis ve heva berzahları

  • Nefis ve heva geçitleri, geçici lezzet ve arzu engelleri.

nekayat / nekâyat

  • Çarklar.
  • Vakitler.

neşaid

  • (Tekili: Neşide) Meşhur kaside ve beyitler, mısralar.

nevakis

  • (Tekili: Nakus) Çanlar. İbadet vakitlerinde kiliselerde çalınan çanlar.

nukud / nukûd / نقود

  • Nakitler, paralar.
  • Nakitler. (Arapça)

okiyye

  • (Veya hemzenin hazfı ile "Vekiyye") Eskiden kullanılan bir ağırlık ölçüsü. Yerlere ve muhitlere göre değişir. Dörtyüz dirhem ağırlık. Yedi miskal veya kırk dirhem ağırlık. Şer'an kırk dirhem kabul edilmiş. En tanınmışı dörtyüz dirhemdir.

peyman

  • And, yemin, muahede, ahitleşmek. (Farsça)

retc

  • Kapıyı sürgülemek. Kapının kilitlenmesi.

reyc

  • Akça, para, pul.
  • Örtülmüş ve kilitlenmiş olan büyük kuyu.

rub'-ı daire / rub'-ı dâire

  • Namaz vakitlerinin hesaplanmasında, yükseklik ölçülmesinde ve bâzı trigonometrik hesapların yapılmasında kullanılan el âleti. Bâzı geometrik şekillerden ibâret olup, dörtte bir dâire şeklinde tahta üzerine şekiller işlendiği için buna Rub'-ı dâire ta htası da denilmiştir.

sa'

  • Vakitler, saatler, zamanlar.

saat

  • Saatler. Vakitler.

sadat / sâdât / سادات

  • Seyitler, efendiler; Peygamber Efendimizin (a.s.m.) soyundan gelenler.
  • Seyyitler. (Arapça)

saff-zen

  • Düşman saflarını vurup yaran yiğitler. (Farsça)

salat / salât

  • Namaz. Belirli vakitlerde Kur'an'da emredildiği tarzda ve Hz. Peygamber'in tarifi vechi ile yapılan ibadet.
  • Tebrik, tezkiye.
  • Dua. Peygamberimize (A.S.M.) yapılan dua.
  • İstiğfar.
  • Rahmet.
  • Namaz, belli vakitlerde yapılan ibadet, dua.

salisat / sâlisât

  • (Tekili: Sâlise) Sâliseler. Sâniyenin altmışta biri kadar olan vakitler.

sevabit

  • (Tekili: Sâbite) Merkezlerinden ayrılmaz görünen yıldızlar.
  • Sâbit olanlar, sâbitler.

şevahid / şevâhid

  • (Tekili: Şâhid) Şahitler, şehadet edenler.
  • Şahitler.

şevahid-i vahdaniyet / şevâhid-i vahdâniyet

  • Allah'ın birliğinin şahitleri.

silahşör

  • Silahları karıştırıcı, silahlarla oynayıp uğraşıcı.
  • Eski zamanda bir sınıf silahlı asker, hususiyle muhtelif silahları kullanmakta fevkalâde meleke ve maharet ile mümtaz olup, maiyyette istihdam olunanlara verilen addı. Yeniçeri Ocağı zâbitlerinin bir takımı hakkında da kullanılır bi

şübban-ı vatan

  • Vatan gençleri, vatan yiğitleri.

sübut / sübût / ثبوت

  • Sabitleşme. (Arapça)
  • Gerçekleşme. (Arapça)
  • Kanıtlanma. (Arapça)
  • Sübût bulmak: Gerçekleşmek, olmak. (Arapça)

şücea'

  • (Tekili: Şeci') Yiğitler, cesurlar.

şüheda / şühedâ / شهدا

  • Şehitler.
  • Şehitler.
  • Şehitler. (Arapça)

sultan reşad

  • (Mi: 1844-1918) Meşrutiyet devri Osmanlı Padişahıdır. Merhametli ve halim tabiatlı olan bu dindar ve abdestsiz gezmiyen padişah, Mevlevi Tarikatına bağlı idi. Boş vakitlerini Mesnevi okumakla geçirirdi.

tabldot

  • Lokanta, okul ve otellerde belli bir miktar para karşılığında verilen belirli çeşitlerden ibaret bir öğün yemek. (Fransızca)

taglik

  • (Çoğulu: Taglikat) (Galak. dan) Kapama, kapanılma.
  • Kilitleme.
  • Edb: Muğlak ve kapalı söz söyleme.

tahammuz

  • Ekşimek. Mayalanmak. Oksitlenmek.

tahavvül-ü esnaf

  • Sınıfların, çeşitlerin dönüşümü.

tahdidat / tahdidât

  • Tahditler. Sınırlamalar.

takaffül

  • Kapamak.
  • Kilitlemek.
  • Tilki eniği.

takammül

  • Bitlenme. Bitli olma.

takarrur

  • Yerleşme, sabitleşme.

takarrur eden

  • Yerleşen, sabitleşen.

takfil

  • (Kufl. dan) Kilitleme veya kilitlenme.

tasarrum

  • Cesaretlenme, yiğitlenme.
  • Kesilmek.

teakub / teâkub / تعاقب

  • Birbirini izleme. (Arapça)
  • Teâkub etmek: Birbirini izlemek. (Arapça)
  • Teâkud etmek: Karşılıklı akitleşmek. (Arapça)

tecridat / tecrîdât

  • Tecritler, ayınmalar.

tefarik

  • Müteferrik olanlar. Tefrikalar. Ayırma ve seçmeler.
  • Taksitler. Ufak tefek şeyler. Ayrıca şeyler.
  • Küçük hediyelik eşya.

tehdid-amiz / tehdid-âmiz

  • Tehditle karışık, tehdit eder surette. (Farsça)

tehdidat / tehdidât

  • Tehditler.

tehdidat-ı kur'aniye / tehdidat-ı kur'âniye

  • Kur'ân'ın tehditleri.

tekasit

  • (Tekili: Taksit) Taksitler.

tekattu'

  • Tıb: Sıtma nöbetinin muntazam vakitlere ayrılması.

telvin-i hitab / telvîn-i hitâb

  • Sözün renklendirilmesi, çeşitlendirilmesi.

temkin zamanı / temkîn zamânı

  • Güneşin doğuş, batış vakti ve namaz vakti hesapları yapılırken, vakitlere eklenen veya çıkarılan zaman miktârı. Bu vakitler hesâb edilirken deniz ve ova gibi düz yerlerde güneş merkezinin hakîkî ufkun altına inmesi esas alınır. Hâlbuki o yerin en yük sek tepesinde bulunan bir kimsenin gördüğü ufukta

tenevvü

  • Çeşitlenme.

tenevvü'

  • (Çoğulu: Tenevvüât) Çeşitlenmek, çeşit çeşit olmak.

tenevvüat / tenevvüât

  • Çeşitlenmeler.
  • Çeşitlenmeler.

tenkidat / tenkidât

  • Tenkitler.

tenkidat-ı siyaset

  • Siyaset eleştirileri, tenkitleri.

tenkidat-ı ukala / tenkidât-ı ukalâ

  • Akıllıların tenkitleri, eleştirileri.

tenvi'

  • (Çoğulu: Tenviât) (Nev'. den) Çeşitlendirme, nevilendirme, türlü türlü etme.

tergib / tergîb

  • Ümitlendirme, isteklendirme, şevklendirme, rağbet ettirme, özendirme.

teskif

  • Düzeltip ve doğrultup beraber etmek. Eşitlendirmek.

teştir

  • Edb: Bir gazeli teşkil eden beyitlerin beher mısraı arasına ikişer mısra ilâve etmek.

tesviye / تسویه

  • Eşitleme. (Arapça)
  • Düzleme. (Arapça)
  • Sonuçlandırma. (Arapça)
  • Hesap kapatma. (Arapça)
  • Tesviye edilmek: (Arapça)
  • Eşitlenmek. (Arapça)
  • Düzlenmek. (Arapça)
  • Sonuçlandırılmak. (Arapça)
  • Hesap katılmak. (Arapça)
  • Tesviye etmek: (Arapça)

tevhidi / tevhidî

  • Tevhitle, her şeyin bir olan Allah'a ait olması ile ilgili.

tevkit

  • Vakit tayin etmek. Vakitlendirmek.

tezacür

  • Birbirini kandırıp bir iş üzerine ümitlendirme.

tufeylat / tufeylât / طفيلات

  • Parazitler. (Arapça)

ukud / ukûd / عقود

  • Akitler. (Arapça)

ümera

  • (Tekili: Emir) Emirler, beyler. Seyyidler. şerifler.
  • Yüksek rütbeli zabitler.

ümidbahş

  • Ümitlendiren, ümit veren. (Farsça)

ümidbeste

  • Ümitlenmiş, ümit bağlamış. (Farsça)

vitamin

  • Vücudda yokluğu bazı hastalıklara yol açan ve taze yiyeceklerde ve bazı meyvalarda bulunan organik madde. A, B, C, D, E gibi remizlerle gösterilen çeşitleri vardır. (Fransızca)

vülat-ı emr / vülât-ı emr

  • Vâliler. İşin başındakiler, idareciler. İdareye memur zâbitler.

yemin

  • Sözü Allah'ı (C.C.) zikrederek kuvvetlendirmek. Kasem.
  • El tutuşarak, Allah'a bağlılıklarını bildirerek, Allah'a ve birbirlerine söz vererek ahitleşmek.
  • Mübarek.
  • Sağ taraf, sağ el.

zabitan / zâbitan / zâbitân

  • Zabitler, subaylar.
  • (Tekili: Zâbit) Zâbitler. Subaylar.

zahire

  • (Zahâyir) Öğle vakitleri sıcaklığın çok olduğu vakitler.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın