LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te ipler ifadesini içeren 221 kelime bulundu...

adab / âdâb

  • (Edeb kelimesinin çoğuludur.) Usul, yol, yordam, davranış kaideleri, terbiye. Ahlâk ve terbiyenin gerektirdiği konuşma ve hareket tarzı. Adaba uymayanlara edepsiz denir."Edipler edepli olmalı" yani yazarlar, edebiyatçılar dine, ahlâka ve terbiyeye uymalı. Aksi halde edebiyatçı adına lâyık olamazlar,

adalet-i kübra / adâlet-i kübra

  • Bütün hak sahiplerine haklarının verildiği ve bütün haksızlardan hesap sorulduğu büyük adâlet.

adetullah / âdetullah

  • Allah'ın kâinatta uyguladığı kanun ve prensipler.

agyar

  • Yabancılar. Başkaları.
  • Rakipler.

ahzab / ahzâb

  • Hizipler, bölümler, partiler.

akıbetü'l-müttakin / âkıbetü'l-müttakîn

  • Takva sahiplerinin sonu.

alem-i kevn ü fesad / âlem-i kevn ü fesâd

  • Oluşumlar ve bozulmalar dünyası, icatlar ve tahripler âlemi.

anka-meşrebane

  • Anka meşrebi halinde, kanaat sahibi. Eski edebiyatta kanaat sahiplerine kinaye olarak söylenir.

arazi-i haraciyye / arâzi-i harâciyye

  • Harac vergisine tâbi olan topraklar. Müslüman olmayanlardan sulh ile alınıp harac vergisi karşılığında mülkiyeti eski sâhiplerine bırakılan veya harbde zorla alınıp müslüman olmayan sâhiplerinin elinde bırakılan, yâhut zımmînin (müslüman olmayan vata ndaşın) müslüman hükümdârın izni ile işlediği ölü

arifin / ârifîn

  • Ârifler, irfan sahipleri.
  • İrfan sahipleri, İlâhî hakikatlere vakıf olanlar.

ashab / ashâb / اصحاب

  • Arkadaşlar, sahipler.
  • Sahabîler
  • Hz. Peygamber'i (a.s.m.) dünya gözüyle gören ve onun yolundan giden Müslümanlar.
  • Sahipler, sahabeler.
  • Dostlar, arkadaşlar. (Arapça)
  • Sahipler. (Arapça)

ashab-ı akıl ve nakil

  • Akıl ve bilim sahipleri ve dinî bilgileri nakleden kimseler.

ashab-ı cah ve mertebe / ashab-ı câh ve mertebe

  • Makam ve mevki sahipleri.

ashab-ı hayat

  • Hayat sahipleri.

ashab-ı ilim

  • İlim sahipleri.

ashab-ı izzet

  • İzzet, şeref sahipleri.

ashab-ı meratip

  • Makam ve mevki sahipleri; siyasi, askeri ve ekonomik gücü elinde bulunduranlar.

ashab-ı ukul / ashab-ı ukûl

  • Akıl sahipleri.

ashab-ı vicdan

  • Vicdan ve insaf sahipleri.

ashabı

  • Sahipleri.

atanib

  • (Tekili: İtnâbe) Kısa ipler.
  • Uzun ipler. Sicimler.
  • Sâyebanlar.

atnab / atnâb / اطناب

  • (Tekili: Tınâb) Çadır ipleri.
  • Ağaç kökleri.
  • Tıb : Vücuttaki sinirler.
  • İpler. (Arapça)
  • Çadır ipleri. (Arapça)
  • Ağaç kökleri. (Arapça)

avam-ı ehl-i iman / avâm-ı ehl-i iman

  • İman sahiplerinin avam tabakası.

avl

  • İslâm mîrâs hukûkunda belirli hisse (pay) sâhiplerinin (Eshâb-ı ferâizin) mîrâstan alacakları payların toplamının ortak paydadan fazla olma hâli.

bahas

  • Deve tırnağı.
  • Ayak eti.
  • Parmak diplerinin ayak tarafındaki etleri.
  • Gözün üstünde veya altında beliren yumruca et.

ber

  • (Burden) "Götürmek" mastarının emir köküdür. Kelimenin sonuna getirilerek terkipler yapılır. Emirber : Emir dinleyen, emir götüren. Fermanber : Emir veren. Emir dinleyen... gibi. (Farsça)

borç

  • Geri verilmek niyetiyle ihtiyaç sahiplerine verilen para. Müslümanlıkta faizle borç vermek haramdır, günahtır. Borcunu ödiyemiyecek durumda onların borçlarını bağışlamak veya sonraya bırakmak sevaptır. Borcunu ödeyebilecek durumda olanlar da borçlarını zamanında ödemelidirler. Ödeyemiyecek olanlar d

bülega

  • (Tekili: Belig) Beliğ olanlar, Belâgat sâhipleri. Belâgat ilmi mütehassısları. Edebiyatçılar.
  • Belegat sahipleri, düzgün ve güzel konuşanlar, beliğ olanlar.

büleğa / büleğâ / بلغاء

  • Belagat sahipleri. (Arapça)

çarmıh

  • (Çar: Dört; Mıh: Çivi) Salib. Suçluyu haça germek için kurulmuş, haç şeklinde darağacı. (Farsça)
  • Geminin direkleri başından aşağıya inen kalın ipler. (Farsça)

cumhur-i ukala / cumhûr-i ukalâ

  • Akıllılar topluluğu. Akıl sahiplerinin hepsi.

dahis

  • Hayvanların tırnak diplerindeki et parçası. Dolama hastalığı.

derebeyi

  • Ortaçağda kendi arazisi içindeki insanlara istedikleri gibi hükmeden, devamlı olarak birbirleriyle savaşan geniş toprak sahiplerinden her biri.
  • Mc: Asi, zorba.

desatir / desâtir

  • Düsturlar, prensipler, kurallar.

desatir-i akliye / desâtir-i akliye

  • Aklın düsturları, prensipleri.

desatir-i aliye / desâtir-i âliye

  • Yüce prensipler.

desatir-i fıtrat / desâtir-i fıtrat

  • Fıtrata, yaratılışa ait düsturlar, prensipler.

desatir-i hikmet-i sübhaniye / desâtir-i hikmet-i sübhâniye

  • Her türlü kusur ve noksandan yüce olan Allah'ın hikmet düsturları, prensipleri.

desatir-i içtimaiye / desâtir-i içtimaiye

  • Sosyal prensipler.

desatir-i ilm-i ilahi / desâtir-i ilm-i ilâhî

  • Allah'ın ilminin düsturları, prensipleri.

desatir-i islamiye / desâtir-i islâmiye

  • İslâmiyetin düsturları, prensipleri.

desatir-i kudsiye / desâtir-i kudsiye

  • Kudsî düsturlar, mukaddes prensipler.

desatir-i kudsiye-i kur'aniye / desâtir-i kudsiye-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın kutsal prensipleri.

desatir-i külliye

  • Her yerde ve konumda geçerli olan genel kurallar, prensipler, kanunlar; evrensel kanunlar.

desatir-i muazzama / desâtir-i muazzama

  • Muazzam, çok büyük düstûrlar, prensipler.

desatir-i rabbaniye / desâtir-i rabbaniye

  • Besleyen, yetiştiren, verdiği nimetlerle varlıkları terbiye eden, idaresi ve tasarrufu altında bulunduran Allah'ın düsturları, prensipleri.

desatir-i sünnet-i seniyye / desâtir-i sünnet-i seniyye

  • Hz. Muhammed'in (a.s.m.) sünnetiyle ilgili prensipler.

desatir-i tarikat / desâtir-i tarikat

  • Tarikat düsturları, prensipleri.

desatir-i umumiye / desâtir-i umumiye

  • Genel prensipler.

devahi

  • (Tekili: Dâhiye) Büyük belâler. Afetler. Kazâlar.
  • Çok üstün zekâ sahipleri.

düstur-u adalet / düstur-u adâlet

  • Adalet prensipleri.

düstur-u esasiye-i şer'iye

  • Şeriatın esas prensipleri, ana kanunları.

düstur-u irade-i ilahiye / düstur-u irade-i ilâhiye

  • İlâhî iradenin kaide ve prensipleri.

düstur-u kur'an / düstur-u kur'ân

  • Kur'ân'ın prensipleri.

eazım-ı üdeba / eâzım-ı üdebâ

  • Ediplerin, edebiyatçıların en büyükleri.

ebsar

  • (Tekili: Basar) Gözler. Dikkat sahipleri. Görücüler.

edmas

  • Kaşlarının üç kısmı ince ve dipleri kalın; başının kılları ise az olan kimse.

egvar

  • (Tekili: Gavr) Dipler, çukurlar, kuyular. Sonlar, uçlar.

ehl-i akıl

  • Akıl sahipleri.

ehl-i akıl ve tahkik

  • Gerçeği araştıran akıl sahipleri.

ehl-i bid'at

  • Bid'at sâhipleri. Peygamber efendimizin ve eshâbının bildirdiği doğru îtikâddan (inanıştan) ayrılanlar.

ehl-i dikkat

  • Dikkat sahipleri.
  • Dikkatliler, dikkat sahipleri.

ehl-i din

  • Din sahipleri, dindarlar.

ehl-i edyan / ehl-i edyân

  • Din sahipleri, dine inananlar.

ehl-i fakr ve hacet

  • Fakirler ve ihtiyaç sahipleri.

ehl-i fikir ve nazar

  • Fikir ve dikkat sahipleri.

ehl-i hayat

  • Hayat sahipleri.

ehl-i hayrat / ehl-i hayrât

  • Hayır ehli, sahipleri.

ehl-i haysiyet

  • Haysiyet, itibar ve şeref sahipleri.

ehl-i himmet

  • Himmet ve gayret sahipleri.

ehl-i hüner

  • Ustalık ve beceri sahipleri.

ehl-i iman ve irfan

  • Allah'a ve Allah'tan gelen herşeye inanan kimseler ve ilim sahipleri.

ehl-i iman ve salahat / ehl-i iman ve salâhat

  • Allah'a ve iman esaslarına inanan takva sahipleri, sâlih kimseler.

ehl-i kerem ve vicdan

  • Cömertlik ve vicdan sahipleri.

ehl-i makamat

  • Makam, mevki sahipleri.

ehl-i mesalik ve meşarib / ehl-i mesâlik ve meşârib

  • Mânevî usül, tarz ve yol sahipleri.

ehl-i muhabbet

  • Muhabbet sahipleri, sevgi ehli.

ehl-i salib / ehl-i salîb

  • Haç sâhipleri. Târihte papalığın teşvikiyle müslümanlara karşı birleşerek seferler tertipleyen, milyonlarca insanın canına kıyan, devletlerin yıkılmasına sebeb olan hıristiyan milletler topluluğu, haçlılar, hıristiyanlar.

ehl-i şevk

  • Arzu, istek ve neşe sahipleri.

ehl-i takva / ehl-i takvâ

  • Takvâ sahipleri; Allah'tan korkup emir ve yasaklarına titizlikle uyan kimseler.

ehl-i takva ve vicdan / ehl-i takvâ ve vicdan

  • Allah'tan korkan, emirlerine bağlı olan dindar kimseler ve vicdan sahipleri.

ehl-i ukul / ehl-i ukûl

  • Akıllılar, akıl sahipleri.

ehl-i usulüddin

  • Din usulculeri; dinin usul ve prensiplerini bilen, itikada ait meseleleri ispat eden âlimler.

ehzab / ehzâb / احزاب

  • Hizipler. (Arapça)
  • Partiler. (Arapça)
  • Gruplar. (Arapça)

elibba'

  • (Tekili: Lebib) Akıllılar, kâmiller, kemalât sahipleri, olgun kimseler.

emval-i metruke

  • Sahipleri olmayan, sahipleri kaybolmuş, sahipsiz mallar. Terkedilmiş mallar.

erbab / erbâb

  • (Tekili: Rab) Sahipler.
  • Rabler, Terbiyeciler.
  • Bâtıl ilâhlar.
  • Türkçede diğer bir mânası: Maharet sahibi, elinden iyi iş çıkan kimse. Bir işin ehli.
  • Sahipler.
  • Sahipler, becerikliler, terbiyeciler.

erbab-ı dil / erbâb-ı dil

  • Gönül sâhipleri Erbab-ı kulûb, İbn-ül-Vakt.

erbab-ı din

  • Din sahipleri, dindarlar.

erbab-ı hasenat / erbâb-ı hasenat

  • İyilik sahipleri.

erbab-ı iman

  • İman sahipleri.

erbab-ı irfan

  • İlim ve irfan sahipleri, âlimler.

erbab-ı kulub / erbâb-ı kulûb

  • Gönül sâhipleri. Tasavvuf yolunda ilerlerken halleri değişen, her zaman başka türlü olan, bâzan şuurlu, bâzan şuursuz (içerisinde bulundukları mânevî hallere dalıp kendilerini unutan) kimseler. Bunlara İbn-ül-vakt de denir.

erbab-ı sekr / erbâb-ı sekr

  • Sekr sâhipleri.

erbab-ı ulum / erbab-ı ulûm

  • İlim sahipleri, âlimler.

erbabü'l-enva / erbâbü'l-envâ

  • Türlerin sahipleri, terbiye edicileri.

ervah-ı neyyire ashabı / ervâh-ı neyyire ashâbı

  • Nurlu ruh sahipleri; manevî âlemlerdeki nurlara ulaşan büyük zâtlar.

eshab / eshâb / اصحاب

  • Sahipler.
  • Sahipler. (Arapça)
  • Ashab. (Arapça)

etıbba / etıbbâ / اطبا

  • Tabipler, doktorlar.
  • Tabipler, doktorlar.
  • Doktorlar, tabipler. (Arapça)

etnab

  • (Tekili: Tınb) Çadır ipleri.
  • Ağacın kök damarları.
  • Vücudun sinirleri.

eysar

  • Çadır eteğini kazığa bağlamakta kullanılan kısa ipler.
  • Ot.

ezvak-ı arifin / ezvâk-ı ârifîn

  • İrfan sahiplerinin, İlâhî hakikatlere vakıf olanların aldığı mânevî zevkler.

faiz

  • Ödünç verilen para için alınan ve şer'an haram olan kâr. Faizin iş hayatındaki mânası, "sen çalış, ben yiyeyim"dir. Küçük tasarruf sahiplerinin paraları bankalarda toplanıp, büyük yekûnlere ulaşır. Banka bu parayı aldığından daha büyük faizle iş sahiplerine kredi olarak verir. İstihsâl edile

ferh

  • Civciv. Tavuk veya kuş yavrusu.
  • Nebatların diplerinde çıkan filiz.

fezail-i islamiye / fezâil-i islâmiye

  • İslâmiyetin üstün prensipleri, güzel yönleri.

garib-nüvaz

  • Kimsesizlere ve gariplere yardım eden. Biçareleri ve zavallıları koruyan. (Farsça)

guraba / gurabâ

  • Garipler, kimsesizler.

gureba / gurebâ / غربا

  • Garipler.
  • Garipler. (Arapça)

har

  • (Her) Merkep, himar, eşek. (Farsça)
  • Çay ve havuz diplerinde olan balçık. (Farsça)
  • Mc: İdraksiz kimse. (Farsça)
  • Kargaşa. (Farsça)

hayyale

  • Fikir sahipleri.

heftan

  • Zırhın altına giyilen pamuklu elbise.
  • Üstten giyilen kürk biçiminde süslü elbise. Kaftan. (Eskiden ekseriyetle taltif için, büyük kimseler tarafından liyâkat sahiplerine giydirilir veya üstlerine atılırdı.)

hibal

  • (Tekili: Habl) Urganlar. İpler, halatlar.

hısas

  • Hisseler. Paylar. Nasipler.
  • Kıssadan alınan dersler.

hubul

  • (Tekili: Habl) Urganlar, ipler, halatlar.

hükkam / hükkâm

  • Hâkimler, söz sahipleri, devlet adamları.

huşmendan / huşmendân

  • (Tekili: Huş-mend) Aklı başında olanlar, akıl sâhipleri.

huteba / hutebâ

  • Hatipler.

huyut / huyût

  • (Tekili: Hayt) İpler. İplikler. Lifler. Teller.
  • İpler, teller.

huyut-u berahin

  • Delil ipleri.

ibaha mezhebi / ibâha mezhebi

  • Dinî kuralları, ahlâk ve namus prensiplerini, şahsî mülkiyet kavramını tanımayan sözde özgürlükçü batıl bir akım.

ilim ve hak erbabı

  • Hak, hakikat ve ilim sahipleri.

inne rahmetallahi karibün mine'l-muhsinine / inne rahmetallâhi karîbün mine'l-muhsinîne

  • "Şüphesiz ki Allah'ın rahmeti ihsan sahiplerine yakındır.".

istihzar

  • Huzura gelme, hazır etme, huzura dâvet etme.
  • Hazırlama, bir şeyi hatıra getirme.
  • Konferans verecek olan hatiplerin okumak ve araştırmak suretiyle evvelce hazırlanması.

iştikak

  • Türemek. Bir kökten ayrılan kelimelerin asılları ve birbirleri ile olan münâsebetleri, meydana gelişleri.
  • Çatallaşmak. Yarılmış bir şeyin bir şıkkını almak.
  • Edb: Aynı kökten türemiş olan birkaç kelimeyi bir araya getirme sanatı. Misaller:(Edipler edepli olmalı, hem de edeb-i

kahya / kâhya

  • Büyük konaklarda ev işlerini idare eden kimselerle san'at ve ticaret sahiplerinin işlerine bakmak üzere hükümet tarafından seçilen kimselere eskiden verilen addır.

kamea

  • (Çoğulu: Kamâ) Büyük gök sinek.
  • Gözün kirpikleri diplerinde çıkan sivilceler.

kanun-u esasi / kanun-u esâsî

  • Ana prensipler, ana esaslar; anayasa.

kavaid / kavâid

  • Kurallar, prensipler.

kavaid-i esasiye

  • Temel kurallar, prensipler.

kavaid-i külliye / kavâid-i külliye

  • Bütün fertleri içine alan kapsamlı, genel kurallar, prensipler.

kavanin-i ehl-i sünnet / kavânin-i ehl-i sünnet

  • Ehl-i Sünnet ekolünün kuralları, prensipleri.

kavanin-i şeriat / kavânîn-i şeriat

  • Şeriat kanunları; İslâm dininin her alanda koyduğu prensipleri.

kavanin-i umumiye-i içtimaiye / kavânin-i umumiye-i içtimaiye

  • Genel sosyal kanunlar, prensipler.

kezame

  • (Çoğulu: Kezâyim) İki kuyu arasındaki yarıklar ve delikler. (Su birinden birene akar).
  • Terazi iplerinin kendinde toplandığı halka.

kısmet

  • Bölmek ve ayırmak. Bahşetmek. Taksim etmek.
  • Fık: Hisse-i şâyiayı, yani, taksim olunmamış maldaki hisseleri sahiplerine tahsis etmektir.

kulub-u nuraniye aktabı / kulûb-u nuraniye aktâbı

  • Nuranî kalp sahiplerinin kutupları, en önde gelenleri—velilerin ileri gelenleri gibi.

küttab / küttâb / كتاب

  • (Tekili: Kâtib) Kâtipler.
  • Mektep, okul.
  • Başı yuvarlak küçük ok. (Oğlancıklar onunla ok atmayı öğrenirler.)
  • Kâtipler.
  • Kâtipler, yazıcılar. (Arapça)

kuur

  • (Tekili: Ka'r) Dipler, derinlikler. Nihâyetler.

lasaf

  • Bir cins hurma.
  • Gübre otunun diplerinde biter hıyar gibi bir nesne.
  • Yapışmak.
  • Kurumak.
  • Parlamak.

lisse

  • (Çoğulu: Lisâ-Lisât) Diş diplerinin eti.

mebadi / mebâdi / mebâdî / مبادی

  • (Tekili: Mebde) Mebdeler, başlangıçlar, ilk unsurlar.
  • Çekirdekler.
  • Prensipler.
  • Başlangıçlar; temel prensipler.
  • İlkeler, prensipler. (Arapça)

mektub-u samedani / mektub-u samedânî

  • Allah tarafından gönderilmiş birer mektup gibi, şuur sahiplerine İlâhî san'atı anlatan eser.

menfi siyaset

  • Olumsuz siyaset; aşırı taraftarlık veya rakipleri yok etmek şeklinde uygulanan siyaset.

menfi siyasetçilerin fetvaları / menfi siyasetçilerin fetvâları

  • Siyaseti kötüye kullanan veya rakiplerini yok etmeye yönelik siyaset yapan kişilerin ortaya attıkları hükümler, görüşler.

mevcudat mektubatı

  • Varlık mektupları; Allah tarafından gönderilmiş birer mektup gibi, şuur sahiplerine İlâhî san'atı anlatan eserler.

minber

  • Câmilerde hatiplerin hutbe okumaları için yapılmış merdivenli yüksek yer.

mizbanan / mizbanân

  • (Tekili: Mizban) Misafirleri ağırlayanlar, ev sahipleri.

müdrikat

  • (Tekili: Müdrik) Akıllılar. İdrak sahipleri.

müellifin / müellifîn

  • (Tekili: Müellif) (Ülfet. den) Kitap yazanlar, eser sâhipleri. Te'lif edenler.

müflis

  • İflâs eden.
  • Dünyâda iken insanların haklarını yemiş, onları dövmüş, sıkıntı ve eziyet vermiş; bu sebeblerle âhirette hesâblar görülürken, hakkı olanlara bütün günahları verilip, hiç sevâbı kalmayan ve hak sâhiplerinin günâhlarını yüklenerek, Cehennemlik olan kimse.

muharririn / muharrirîn

  • (Tekili: Muharrir) Muharirler, yazarlar. Eser sâhipleri, müellifler.

muhlis

  • Halis, katkısız, dosdoğru, her hali içten ve gönülden olan, ihlâs sahipleri, samimi ve doğru olanlar.

mülk

  • Mal. Yer. Bina.
  • Hüküm ile bir şeyin zabt ve tasarrufu.
  • İzzet, azamet, şevket.
  • Bir şeyin dış yüzü.
  • İnsanın sahip ve malik olduğu şey.
  • Akıl sahiplerini tasarruf etmek.
  • Mâlik olmak.

münşiyane

  • İyi kâtiplere yakışır surette. (Farsça)

mürekkebat

  • Terkipler, bileşikler.

mürekkebat-ı müteşabike-i mütesaide-i kainat / mürekkebat-ı müteşâbike-i mütesâide-i kâinat

  • Kâinatta bir ağ gibi birbirine bağlanarak gittikçe genişleyen terkipler, bileşikler.

mürtezika

  • (Rızk. dan) Ulufe sahipleri.

musaddak-kerde-i erbab-ı basiret

  • Kalp gözü açık basiret sahipleri tarafından tasdik ve kabul edilmiş.

müsevvidin / müsevvidîn

  • (Tekili: Müsevvid) Müsevvidler. Müsvedde yapanlar.
  • Kâtipler.

müteneffizan / müteneffizân / متنفذان

  • Etkili kişiler, nüfuz sahipleri, sözü geçenler. (Arapça - Farsça)

mu‘arrif / معرف

  • Tanıtan, sunan, bildiren. (Arapça)
  • Hayır sahiplerinin adlarını okuyan müezzin. (Arapça)

nüfus-u ehl-i iman / nüfûs-u ehl-i iman

  • İman sahiplerinin kendileri, sayıları.

nüfus-u habise / nüfûs-u habîse / نُفُوسُ خَبِيثَه

  • Pis nefis sahipleri.

ordu

  • t. Bir devletin dinini, namusunu, vatan ve istiklâlini her çeşit yabancı taarruz ve tecavüzüne karşı koruyan askerî en büyük üç kuvvetten biri. Hava Ordusu, Deniz Ordusu, Kara Ordusu gibi.
  • En büyük askerî birlik.
  • Aynı iman ve düşünce sahiplerinin faaliyette olanlarının hepsi.

rabbat

  • Kadınların efendileri, sâhipleri, kocaları.

ricalullah

  • Mânevi kudret ve kuvvet sahipleri olan evliya.

ruhban

  • Rahipler.

sa'dane

  • (Çoğulu: Sâdân) Develerin yediği dikenli ot.
  • Devenin göğsü.
  • Tırnak dibinin siniri.
  • Terâzi kefesinin iplerinin altındaki düğme.
  • Kadın memesinin etrafı.

saff-ı evvel

  • İlk saf, birinci saf.
  • İlk sahabeler.
  • Bir hareket ve cereyanın ilk sahipleri.

sahabe / sahâbe

  • Sahipler, Peygamberimizin arkadaşları.

sahb

  • (Tekili: Sâhib) Yakın dostlar. Sâhipler.

sahib-i ağraz

  • Kin ve garaz sahipleri.

şeair-i ahmediye / şeâir-i ahmediye

  • Peygamber Efendimizin (a.s.m.) sembol hükmündeki sünnetleri, prensipleri.

seleb

  • Yemen vilâyetinde yetişen bir ağacın kabuğudur. Ondan ipler ve urganlar yaparlar.
  • Kişinin malı mülkü ve metâı.

sünen-i seniyye

  • Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler.

sünnet

  • Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler.

sünnet-i seniye

  • Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler.

sünnet-i seniyye

  • Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler.

sürme

  • Kirpik diplerine sürülen bir çeşit siyah madde, kühl.

tahribat / tahribât

  • Tahripler, yıkmalar.
  • Tahripler, yıkıp bozmalar.

tahribat-ı maneviye / tahribat-ı mâneviye

  • Mânevî tahripler, yıkıp bozmalar.

takibat / tâkibat / tâkibât

  • Yapılan takipler, koğuşturma, soruşturma.
  • Takipler, izlemeler.

tekemmül-ü mebadi / tekemmül-ü mebâdî

  • Alt yapının gelişmesi; bir şeyin başlangıç prensiplerinin ve temellerinin zaman içinde gelişmesi, mükemmeleşmesi.

terkibat

  • (Tekili: Terkib) Terkipler. Birkaç şeyin karıştırılmasıyla meydana gelen şeyler.

tezkere

  • (Tezkire) Pusula.
  • Herhangi bir iş için izin verildiğini bildirmek üzere alınan resmî vesika.
  • Bazı meslek sahipleri için yazılan, o şahsın şahsî ve meslekî durumu hakkında bilgi. Biyografi.

tunub

  • (Çoğulu: Etnâb) Ağaç kökleri.
  • Gövdenin siniri.
  • Süngü eğriliği.
  • Çadır ipleri.

üdeba / üdebâ / ادبا

  • Edipler, edebiyatçılar.
  • Edipler. (Arapça)

üdeba-yı islamiye / üdeba-yı islâmiye

  • İslâm edipleri.

ukala / ukalâ / عقلا

  • Akıllılar; akıl sahipleri.
  • Akıl sahipleri. (Arapça)

ukul-ü münevvere

  • Nurlu akıllar, aydınlanmış akıl sahipleri.

ukul-ü münevvere erbabı

  • Nurlu akıllar, aydınlanmış akıl sahipleri.

ukul-u nuraniye erbabı / ukûl-u nuraniye erbabı

  • Aydınlanmış akıl sahipleri.

ukul-ü nuraniye erbabı

  • Nuranî akıl sahipleri; akıl yoluyla manevî hakikatlerin nuruna ulaşan kişiler.

ulü

  • Sahipler. Bir şeyin ehli olanlar.

ulü'l-emr

  • Emir sahipleri, buyruk sahipleri, kadılar, idareciler, yöneticiler.

ulülebsar / ûlülebsâr / اولو الابصار

  • Görüş sahipleri. (Arapça)

usul / usûl

  • Temel prensipler, bir şeyin aslını, dayandığı noktayı gösteren kurallar.

usul-i din

  • Dinin temel prensipleri.

usul-ü din

  • Din prensipleri.

usulü'd-din düsturları / usûlü'd-din düsturları

  • İslâmî esaslar, dinin temel prensipleri.

vahdet-i mevcud

  • Bütün varlıkların bir elden tedbir ve idare edilmesi ve sahiplerinin bir olması.

vahdetü'l-vücud ehli

  • "Allah'ın varlığı o kadar mükemmeldir ki, diğer varlıklar Ona göre bir gölge gibidir ve ‘varlık' adını almaya lâyık değiller" tarzındaki tasavvufî görüş sahipleri.

yakin ehli / yakîn ehli

  • Kesin ve doğru bilgi sahipleri.

zevi

  • (Tekili: Zû) Sahipler.

zevi'l-akıl

  • Akıl sahipleri.

zevi'l-efkar ve elbab / zevi'l-efkâr ve elbâb

  • Fikir ve akıl sahipleri.

zevi'l-ervah / zevi'l-ervâh

  • Ruh sahipleri, ruh taşıyan canlılar.

zevi'l-hayat

  • Hayat sahipleri, canlılar.

zevi'l-idrak / zevi'l-idrâk

  • Düşünebilen varlıklar, idrak sahipleri.

zevi'l-ihsas / zevi'l-ihsâs

  • His sahipleri.

zevi'l-ukul / zevi'l-ukûl

  • Akıl sahipleri.
  • Akıl sahipleri, akıllılar.
  • Akıl sahipleri.

zevi-l ervah

  • Ruh sahipleri. Hayatlılar, ruhlular. Can sahibi olanlar.

zevi-l idrak

  • İdrak sahipleri. Anlayış ve akıl ile kavrayışlı olan.

zevi-l ukul

  • Akıl sahipleri. Aklı olanlar.
  • Tas: Halkı zâhiren, Hakkı bâtınen görenler.

zevil

  • Sahibi, sahipler.

zevil'elbab

  • Akıl sahipleri.

zevil'ervah / zevil'ervâh

  • Ruh sahipleri.

zevil'idrak

  • İdrak sahipleri.

zevil'ukul

  • Akıl sahipleri.

zevilervah

  • Ruh sahipleri.

zevilhayat

  • Hayat sahipleri, canlılar.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın