LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te inkâr ifadesini içeren 186 kelime bulundu...

abese irca

  • Mantık ve matematikte bir isbat şeklidir. Bir hükmün doğruluğunu isbat için, bu hükmü inkâr eden diğer hükmün yanlışlığı isbatlanır. Meselâ: Allah'ın varlığının inkâr edilmesinin imkânsızlığını veya abesiyetini göstermek, Allah'ın varlığını isbat yollarından biridir. Bu, "Abese irca" yolu ile isbat

abesiyyun

  • Kâinatın ve hâdiselerin başı boş, faydasız ve gayesiz, kendi kendine, Haliksız olduğuna inanmak isteyen bâtıl yoldaki felsefeciler. Zamanımızda Ekzistansializm "Varoluşculuk" adı altında yeniden ortaya çıkan bir varlık ve hayat felsefesidir. İki kola ayrılmıştır. Bunlardan uluhiyeti inkâr edenler, h

aceb

  • Taaccüb, şaşma, hayret.
  • Garib, hoş, lâtif ve nâdir-ül vücud olduğundan bir şey için inkâr ve istiğrab etme hâli.

adat-ı küfriye ve zalimane / âdât-ı küfriye ve zâlimâne

  • İnkâra ait ve zâlimlere yakışan âdet ve uygulamalar.

adem-i inkar / adem-i inkâr

  • İnkâr etmeme. İnkârsızlık.

adem-i kabul

  • İsbatı tasdik etmemek. Şek, hükümsüzlük. İman hükümlerini lâkaydlıkla karşılamak, nefy ve inkâr etmek, kabul etmemek, göz kapamak gibi câhilâne bir hükümsüzlük. Bir terk, bir cehl-i mutlak.

akliyyun

  • (Rasyonalistler) Herşeyin hakikatını akıl ile bulma iddiasında olan, hadiseleri yalnız akıl ile araştırıp hakikat ve hikmetlerini tam bulamayıp, aklına güvenip dine tâbi olmayan filozoflar ve onların yolunda kalarak dalâlete gidenler. Bunlar iki kola ayrılır. Uluhiyeti ve vahyi inkâr eden birinci kı

alem-i küfür / âlem-i küfür

  • Küfrü ve inkarcılığı yaymaya çalışan kişilerden meydana gelen güruh.

arşi ve süllemi / arşî ve süllemî

  • Devir ve teselsülü inkâr maksadıyla yukarıya doğru gittikçe daralan ve tek bir yaratıcının varlığına dayanan mantıkî delil.

asa-yı inkar / asa-yı inkâr

  • İnkâr değneği. Kabul etmeme.

ayet / âyet

  • Eser.
  • Kimsenin inkâr edemiyeceği açık delil. Nişân. Alâmet. İşaret.
  • Menzil, mekân.
  • Kur'ân-ı Kerim'deki her bir cümle. Mânen uyanmağa, intibâha sebeb olan hâdise. (Kur'ân-ı Kerim'de 6666 âyet vardır.)

ayet-i zulümat / âyet-i zulümat

  • Dalâlet ve inkâr karanlıklarında bulunan kâfirlerin durumunu açıklayan Nur Sûresinin 39. ve 40. âyetleri.

bahira / bahîra

  • Süryâni rahiblerindendir. Zamanın ilim ve fenlerine vâkıf ve bilhassa hey'et ve nücumda ihtisas sahibiydi. Bu sebepten rahiblerin câhilleri kendisinden hoşlanmazlardı. Hazret-i İsâ'nın ulûhiyetini ve Hz. Meryem'in ümmullah olduğunu inkâr ve ilân ettiğinden, bulunduğu manastırın reisi tarafından kovu

bıtr

  • Bir şeyin boş yere zâyi olması.
  • İnkâr etmek.

brahma dini / brahma dîni

  • Hindistan'da mîlâddan asırlarca önce ortaya çıkmış, Allahü teâlânın varlığına inandığı gibi, başka tanrıları (ilâhları) da kabûl eden ve bütün peygamberleri inkâr eden bozuk yol ve inanış.

bürhan

  • Delil, hüccet, isbat vasıtası.
  • Man: Yakînî mukaddemelerden meydana gelen kıyas.
  • Red ve inkâr için itiraz kabul edilmeyecek surette isbat-ı hakikat eden kavi hüccet.

cahd

  • Bile bile inkâr etme.

cahid

  • Bildiği halde inkâr eden. Ayak direyen.

cahiliyyet

  • Cahilliğe âit.
  • İslâmiyet'ten önceki câhiliye devrine âit. Cahiliyet sadece İslâmiyet öncesine ait değildir. Bu gün "tabiatçılık, maddecilik" gibi çeşitli adlarla eski puta tapıcılık daha da yobazlaşarak devam ediyor. Allah'ı inkâr ederken tabiatı ve maddeyi onun yerine koyarak kendil

cahud / cahûd

  • (Cahd. dan) İsrarla inkâr eden. Muannidce, isnat edilen bir sözü kabul etmeyen.
  • Yahudi.

cani

  • Cinayet işlemiş olan. Birisini öldürmüş veya yaralamış bulunan. Caniler nasıl haksız yere insanı öldürüyorlar ve onların hayatlarına son veriyorlarsa; kâfirler, inkârcılar, dinsizler de birer cani sayılırlar. Çünkü Allah'ın eserleri olan canlı ve cansız varlıklar onun sonsuz kudretini, ilmini, irade

ceber

  • (Ceberiyyun) Cüz'i iradeyi inkâr eden bir fırka-i dalle. Hak yolundan çıkmış, dalâlete düşmüş bir fırka. Bunların zıdları da Mu'tezile'dir.

cebir / جَبْرْ

  • Kulun iradesini inkar eden batıl Cebriye mezhebi.

cebri / cebrî / جَبْرِي

  • İnsan iradesini inkâr eden batıl bir mezhebe inanan kimse.
  • Kulun iradesini inkar eden batıl Cebriye mezhebi.

cebriye

  • Cüz'i irâdeyi inkâr edenlerin bâtıl mezhebi.
  • İnsandaki iradeyi inkâr eden batıl bir mezhep.

cebriyye

  • Cüz'î iradeyi inkâr eden mezhep.

cühud / cühûd

  • Bilerek inkâr etme.
  • Bilerek inkâr etmek. Bildiği hâlde yanlış söylemek.
  • Peygamberimiz Resul-i Ekremi (A.S.M.) bildikleri ve mukaddes kitablarında O'nun evsâfını okudukları hâlde inkâr eden Yahudiler. (Türkçedeki "cıfıt" kelimesi bundan gelir.)
  • Bir kimseyi bahil bulmak.
  • Bilerek inkâr etme.

dalalat / dalâlât

  • Hak yoldan sapkınlıklar, inkârlar.

dalalete seyf-i hemta / dalâlete seyf-i hemta

  • Sapkınlık ve inkarcılık düşüncesini yok edecek seviyede güçlü olan kılıç.

dehri

  • Dünyanın sonsuzluğuna inanıp ahireti inkâr eden kimse Materyalist.

dehriyun

  • Dünyanın sonsuz olduğuna inanıp, âhireti inkâr edenler.

dehriyyun

  • Dünyanın sonsuz olduğuna inanıp, âhireti inkâr edenler.

deneycilik

  • (Ampirizm) Fels: İnsan zihninde mevcut her bilginin ve her düşüncenin kaynağı tecrübe (deney) olduğunu iddia eden felsefi görüş. Bu görüş, tecrübenin ehemmiyetini belirtirken aklın ve dinin rolünü inkâr ediyor. Tecrübe maddi dünyayı anlamak için gerekli ama, yeterli değildir. Tecrübe görüneni ve müş

ehl-i bid'a ve ilhad / ehl-i bid'a ve ilhâd

  • Dinin aslında olmadığı halde, sonradan çıkarılan zararlı âdet ve uygulamaları dine mal etmeye çalışanlar ve inkârcılar.

ehl-i ilhad / ehl-i ilhâd

  • İnkarcılar, dinsizler.

ehl-i inkar / ehl-i inkâr

  • Allah'ın bildirdiği şeyleri inkâr edenler.

ehl-i küfr

  • İnkârcılar.

ehl-i küfür

  • İnkârcılar, inançsızlar, kâfirler.

ehl-i küfür ve dalalet / ehl-i küfür ve dalâlet

  • İnkârcılar, hak yoldan ayrılanlar.

ehl-i küfür ve tuğyan

  • İnkârcılar, inanmayanlar ve azgınlık ve taşkınlıkta çok ileri gidenler.

ehl-i nefiy ve inkar / ehl-i nefiy ve inkâr

  • İnkâr edenler, reddedenler.

ela / elâ

  • Arabçada söze başlarken kullanılır. İstiftah harfi tâbir edilir. Beş vecih üzere bulunur: 1 - Tevbih ve tenbih, 2 - İnkâr, 3 - İstifham-ı anin-nefiy, 4 - Arz, 5 - Teşvik ve rağbet ettirme, makamlarında.

emr-i küfri / emr-i küfrî

  • İnkârla ilgili husus.

erendan

  • "Hâşâ" mânasına inkâr ifade eden bir kelimedir. (Farsça)

esbabperest

  • Allah'ı unutarak sebeblere haddinden ziyade değer veren. Her şeyi bir sebebe bağlayıp, Allah'ın fâil ve her şeyin hâkimi olduğunu inkâr eden veya ona kıymet vermek istemeyen.

fikr-i küfri / fikr-i küfrî

  • Allah'ın varlığını inkâr etme düşüncesi.

gavur / gâvur

  • Kâfir, Allah'ı veya Onun bildirdiği kesin olan şeylerden herhangi birini inkâr eden kimse.

gayr-ı kabil-i inkar / gayr-ı kabil-i inkâr

  • İnkâr edilemez.

girdab-ı inkar / girdâb-ı inkâr

  • İnkâr girdabı, çıkmazı.

güruh-u isyan ve tuğyan ve küfran / gürûh-u isyan ve tuğyan ve küfrân

  • Azgınlık, isyan ve inkârda çok ileri gidenler.

hakikat-i küfriye

  • Küfrün hakikati, inkâr ve inançsızlığın gerçeği.

hiss-i inkar / hiss-i inkâr

  • İnkâr duygusu.

hükm-i zımni / hükm-i zımnî

  • Fık: Zımnen vaki olan hüküm. (Bir kimse diğer bir kimse aleyhine; "Benim filân şahıs zimmetinde sâbit olacak şu kadar lira alacağıma onun emriyle kefil olmuş idin" diye dâva ve o kimse kefâleti ikrar ve borcu inkâr etmekle müddei, borcu isbat ederek hâkim dahi hükmetse bu hüküm kefil aleyhine sarâhe

hürriyet-i vicdan

  • Amme hukuku ile ferdî hukuka tecavüz etmemek şartıyla herhangi bir kimsenin her hangi bir fikir veya dini kabul etmekte veya kabul etmemekte serbest olması. Ancak, İslâmiyeti kabul etmiş olan bir kimse, İslâmın esaslarını kısmen de olsa, inkâr ve reddetmekte serbest değildir; İslâm hukukunda mürted

idealizm

  • Bilgide temel olarak düşünceyi alan ve eşyanın müstakil mevcudiyetlerini inkâr edip fikren mevcudiyetlerini kabul eden yanlış bir felsefe doktrini. (Fransızca)

ilhad / ilhâd

  • Dinsizlik, inkâr.

ilva

  • Çevirmek. Baş eğmek. Başı eğilmek.
  • Başkasının sözünü maksadı olmayan başka tarafa çevirmek.
  • Birinin hakkını inkâr eylemek.
  • Bayrağı kaldırmak. Sancak dikmek.

inadiye

  • Eşyanın hakikatlarını, varlığını inkâr eden bir zümre.

inadiyye

  • Eşyanın hakikatini inkâr etme felsefesine bağlılık.

inkar / inkâr / انكار

  • Yadsıma, reddetme. (Arapça)
  • İnkâr edilmek: Yadsınmak. (Arapça)
  • İnkâr etmek: Yadsımak. (Arapça)

inkar-ı haşir / inkâr-ı haşir

  • İnsanların âhiret âleminde tekrar diriltileceğinin inkâr edilmesi.

inkar-ı haşir mefkuresi / inkâr-ı haşir mefkûresi

  • Öldükten sonra âhirette tekrar dirilmenin inkâr edilmesi fikri.

inkar-ı haşr / inkâr-ı haşr

  • Öldükten sonra dirilmeyi inkâr.

inkar-ı mutlak / inkâr-ı mutlak

  • Her yönüyle inkârcılıkta bulunma.

inkar-ı uluhiyet / inkâr-ı ulûhiyet

  • Cenâb-ı Allah'ı inkâr fikri.

inkar-ı uluhiyet mefkuresi / inkâr-ı ulûhiyet mefkûresi

  • Cenâb-ı Allah'ı inkâr fikri.

inkari / inkârî

  • İnkârla alâkalı.
  • İnkârla ilgili.

insan-ı kafir / insan-ı kâfir

  • Allah'ı inkâr eden insan.

irtidatkar / irtidatkâr

  • İnkâr eden, kabul etmemekte direnen.

istidrac

  • İnkârcı veya günahkâr kimselere Cenâb-ı Hakkın verdiği olağanüstü özellikler.

istidraç

  • İnkârcı veya günahkâr kimselere Cenâb-ı Hakkın verdiği olağanüstü özellikler.

istifham-ı inkari / istifham-ı inkârî

  • Gr: Menfî cihetle sual sormak. (İnkâr ettiğini bildirir şekilde "Olmaz" diyen birisine karşı, "Olur mu? diye sormak gibi.)

istinkar / istinkâr

  • Bilmemezlikten gelmek.
  • İnkâr etmek.
  • Bilmediği bir şeyi sormak.
  • İnkâra yeltenme, inkâr etme çabası içinde olma.
  • İnkâr etme.

istinkar etmemek / istinkâr etmemek

  • İnkâra yeltenmemek, reddetmeye kalkışmamak.

itikad-ı küfriye

  • Küfür itikadı, inkâra dayalı inanç biçimi.

kabul-i adem

  • Kalben ademi kabul etmektir. Hakkı inkâr etmek, hatalı bir hüküm ve itikattır. Hak mesleği kabul etmeyip indi ve şahsi görüşünü ileri sürerek başka bir yolda gitmektir, bir iltizamdır. İmânın zıddına şahsi görüşüne tâbi olmak, bâtılı kabul etmektir.

kabul-ü adem

  • Yokluğunu kabul etme, inkâr.

kaderiyye

  • Hicrî ikinci asırda Vâsıl bin Atâ tarafından kurulan ve "Kul kendi fiillerini kendi yaratır" diyerek kaderi yâni işlerin, Allahü teâlânın takdîri ile olduğunu inkâr eden bozuk fırka. Bu fırkaya Mu'tezile adı da verilir.

kafir / kâfir

  • Hakkı görmeyen ve örten. İyilik bilmeyen. Allah'ı inkâr eden. Dinsiz. İmanın esaslarına veya bunlardan birine inanmayan. Mülhid.
  • Allah'ı veya Allah'ın bildirdiği kesin olan şeylerden birini inkâr eden kimse.

kafir-i mel'un / kâfir-i mel'un

  • Allah'ı veya Allah'ın bildirdiği kesin birşeyi inkâr eden lânetlenmiş kimse.

kafir-i mutlak / kâfir-i mutlak

  • Hiçbir dinî değere inanmayan inkârcı.

kafir-i ni'met / kâfir-i ni'met

  • Nankör. Nimeti inkâr eden.

kafirane / kâfirâne

  • Kâfirce, inkâr ederek.

kafire / kâfire

  • İnkârcı; Allah'ın kesin olarak bildirdiği birşeyi inkâr eden.

kebair

  • (Tekili: Kebire) Büyük şeyler, büyük günahlar. Kebairin sıralanışı:-Allah'ı inkâr etmek.-Allah'a şirk koşmak.-Kat'iyyen sâbit olan dini bir hükme inanmamak.-Allah'ın rahmetinden ümidini kesmek.-Allah'ın cezasından, mekrinden ve azabından emin olmak.-Günah üzerinde ısrar etmek. Yâni, herhangi bir gün

kefere

  • Kâfirler, inkârcılar.

kend

  • Kesmek, kat'etmek.
  • Bir kimsenin nimetini ve iyiliğini bilmeyip inkâr etmek.

kızıl alev

  • İnsanlığı inkarcılığa yönelterek dünyada da, âhirette de ateşe atan dinsizlik rejimi.

kızıl ejder

  • İnsanlığı inkarcılığa yönelten dinsizlik rejimi.

küffar

  • (Tekili: Kâfir) Gâvurlar. Hak din olan İslâmiyeti inkâr edenler. Kâfirler.
  • Kâfirler, inkârcılar.

küfr

  • Örtmek mânâsınadır. Kalbe âit bir sıfattır. Hak dini inkâr edip, hakkı inkâr edene ve gizleyene "kâfir" denilir. Kâfirliğin sıfatı küfürdür.
  • Allaha inanmamak. Hakkı görmemek. İmansızlık.
  • Allaha (C.C.) yakışmıyan sıfatlar uydurmak. Müslümanlığa uymayan şeylere inanmak.
  • İnkâr ve inançsızlık.
  • Örtmek; hakkı örtmek, kapamak, Hakk'ı inkâr etmek. Dinde bilinmesi ve inanılması zarûrî olan şeyleri ve ahkâm-ı şer'iyyeden (dînî hükümlerden) tevâtüren (kesin olarak) bildirilenleri inkâr etmek ve dinden olduğu herkesçe bilinen bir şeyi kabûl etmemek.

küfr-i mutlak

  • Hiç bir imâni hükmü olmamak, dine âit hiç bir hakikatı, Allah'ın varlığına âit hiç bir delili kabul etmemek. İhsan ve inayet-i İlâhiyyeye karşı şükür etmiyerek fiilen ve kavlen inkâr etmek. ("Neuzü billâh" dine söğmek gibi) Küfr-ü icabettiren bazı çirkin sözlere de "küfür" denilmiştir.

küfr-i nifaki / küfr-i nifâkî

  • Diliyle îmân ettiğini söyleyip, kalbiyle inkâr etmek. İnanmamak

küfr-ü irtidad

  • Dinden çıkma küfrü; dinden çıkarak inkâra gidiş.

küfr-ü mağrurane / küfr-ü mağrûrâne / كُفْرِ مَغْرُورَانَه

  • Gurura dayalı inkâr.

küfr-ü meşkuk / küfr-ü meşkûk / كُفْرِ مَشْكُوكْ

  • İnkârda, küfürde şüpheye düşme.
  • İnkârında şüpheye düşme.

küfr-ü mutlak / كُفْرُ مُطْلَقْ

  • Tam bir küfür ve inkâr, hiçbir dinî değere inanmamak.
  • Dine âit her şeyi inkâr etme.

küfran

  • Nankörlük etmek. Allah'ın ihsan ve inayetine mukabil teşekkür etmeyip fiilen veya kavlen inkâr etmek.

küfri / küfrî

  • İnkârcılığa ait, inkâr ve inançsızlığa sebep olan iş, söz.

küfriyat / küfriyât

  • İnkâr ve inançsızlığa sebep olan işler, sözler.

küfür / كُفُرْ

  • İnkâr etme, kabul etmeme.
  • İnkâr etme.

künud

  • Nankörlük. Nimeti inkâr etmeklik.

la / lâ

  • Arabçada kelimenin başında nefy edatı'dır. Cevap yerine veya yersiz inkârda kullanılır. "Yoktur, değildir" gibi. Mâzi fiilinin evvelinde bulunan Lâ, duâiye olur. Lâ zâle sıhhatehu: "Sıhhati zâil olmasın" sözündeki gibi.
  • Harf-i atıf da olur. Ve mâba'dını makabline nefyen rabt eder ve

lafz-ı kafir / lâfz-ı kâfir

  • İnkârcı söz, hakkı örten söz.

latt

  • (Çoğulu: Litât) Gerdanlık.
  • Lâzım olmak.
  • İnkâr etmek.
  • Sarkıtmak.
  • Örtmek.

maddiyunluk

  • Maddiyunların mesleği. Maddecilik. Hiçbir müsbet delile dayanmıyan ve sadece maddeye istinad eden ve ruhâniyatı ve mâneviyatı inkâr edenlerin bâtıl akideleri.

maddiyyun

  • (Maddiyun) Maddeciler. Her şeyin esası madde olduğunu iddia edip, ruhaniyatı inkâr eden dinsizler. Her şeyi madde ile ölçenler. Masnuât-ı İlâhiye olan mahlukatı ve zerrelerin muntazam hareketini, tesadüf eseri gibi kabul ve tevehhüm edip dinsizliğe yol açmağa çalışanlar.

maddiyyunluk

  • Maddecilik, materyalizm, maddeden başka her şeyi inkâr eden dinsiz felsefeciler.

masiyet-i küfriye / mâsiyet-i küfriye

  • Küfürden, inkârdan gelen günah.

materyalizm

  • Maneviyatı ve Allah'ı inkâr eden maddiyyunların mesleği. (Fransızca)
  • Allahü teâlâyı inkâr ve maddeyi her şeyin esâsı kabûl eden görüş, düşünce; toplum hayâtını ve fertler arasındaki münâsebetleri ve davranışları belirleyen tek faktörün madde olduğunu savunan felsefe akımı; maddecilik.

medar-ı inkar / medâr-ı inkâr

  • İnkâra sebep.

menakir / menakîr

  • (Tekili: Minkar) Minkarlar, gagalar. Yırtıcı kuşların gagaları. Taşçı kalemleri.

menfi hareket / menfî hareket

  • Yıkmak, yakmak, saptırmak, inkâr etmek vs. gibi olumsuz ve yıkıcı hareket, davranış.

menkur / menkûr

  • İnkâr olunmuş.
  • İnkâr edilen.

meslek-i küfri / meslek-i küfrî

  • Allah'ı inkâr etmeye dayalı yol, metod.

mu'attala

  • Allahü teâlânın sıfatlarını inkâr eden bozuk bir fırka, topluluk.

muattıl / مُعَطِّلْ

  • Allah'ın sıfatlarını inkâr eden.
  • Allahı inkâr eden.

muattıla

  • Allah'ı veya Allah'ın sıfatlarını inkâr eden.

mucib-i bizzat

  • Her şeyi yapmaya bizzat mecbur olan, Cenâb-ı Hakkın iradesini inkâr eden felsefî görüş.

mükabere etme / mükâbere etme

  • Büyüklük taslayarak doğruyu kabul etmeme; göz göre göre inkâr etme.

mükeffer

  • İyilikleri inkâr edilip kendisine teşekkür edilmeyen adam.

mülhid-i bihuş / mülhid-i bîhuş

  • Sersem mülhid, akılsız inkârcı.

münakere

  • Kavga ve niza etmek.
  • Karşılıklı inkâr.

münker / منكر

  • Allah'ın (C.C.) râzı olmadığı şey.
  • İnkâr edilmiş olan.
  • Şeriatın kabâhat ve haram diye bildirdiği şey. Makbul ve müstehab olmayıp, günah ve kabahat olan.
  • Mezardaki suâl meleklerinden birisinin ismi. Diğerinin ise "Nekir" dir.
  • İnkâr edilen. (Arapça)

münkir / منكر / مُنْكِرْ

  • (Nekr. den) İnkâr eden, kabul etmiyen, hakikatı tasdik etmiyen, dinsiz.
  • İnkârcı, inançsız.
  • İnkâr eden, kabul etmeyen.
  • Mezarda sual soracak iki melekten biri. Münkir-Nekir.
  • İnanmayan, kabûl etmeyen, inkâr eden kimse.
  • İnkâr eden, dinsiz.
  • İnkâr eden. (Arapça)
  • İnkâr eden.

münkir-i cahil

  • Cahil inkârcı.

münkir-i gafil

  • Gaflet içinde olan inkârcı.

münkir-i hakikat

  • Hakkı, hakikatı inkâr eden.
  • İmansız.

münkir-i küreviyet

  • Dünyanın küre şeklinde olduğunu inkar eden, inanmayan.

münkir-i sani / münkir-i sâni

  • Kâinatı san'atla yaratan Cenâb-ı Hakkı inkâr eden.

münkirane / münkirâne

  • İnkâr edercesine.
  • İnkâr edercesine.
  • Münkircesine, inkâr edercesine. (Farsça)

münkirin / münkirîn

  • İnkâr edenler, münkir olanlar.

müsellem

  • (Selm. den) Teslim olunmuş olan, doğruluğu şeksiz kabul edilen. Herkes tarafından kabul edilip emniyet ve itimad edilen.
  • Tasdik edilip inkâr edilmeyen.
  • Ayıplardan teberri olunmuş.

müstenker

  • İnkâr edilmiş.

müstenkir

  • İnkâr eden. Münkir.

mütecahid

  • İkrar etmeyen, inkâr eden.

nafi / nâfî / نَاف۪ي

  • Yok edici, inkârcı.
  • İnkâr eden.

nakur

  • Sur gibi ağızla üflenerek çalınan boruya denir. Nakr; vurmak ve didiklemek mânalarına geldiği gibi, boru çalmak mânasına da gelir. Çünkü boru çalındığı zaman, içinden hava tazyiki ile didiklenmiş olacağı gibi, dışından da o ses, çarptığı kulakları didikleyeceği cihetle boruya "minkar" mânasıyla alâk

nankör

  • Gördüğü iyiliği unutan, nimeti inkâr eden. Nimetin şükrünü eda etmeyen, gafil. (Farsça)

naşir-i küfr-ü küfran / nâşir-i küfr-ü küfran

  • Küfür ve küfranı yayan; kutsal şeylere karşı inkarcılığı ve nimetlere karşı nankörlüğü yayan.

natüralizm

  • (Osm: Tabiiye) Fls: Kâinatta hâdiselerin ve varlıkların meydana gelişinde tabiat kuvvetleri dışında hiçbir sebep ve müessir kuvvet ve yaratıcı kabul etmeyen inkârcı, maddeci görüş.

nefiy / نَفِيْ

  • İnkâr, kabul etmeme.
  • İnkâr.

nefyeden

  • İnkâr eden, reddeden.

nefyetme

  • İnkâr etme.

nefyetmek

  • İnkâr etmek, reddetmek.

nükr

  • Anlayışı, fikri, ferâseti iyi olmak.
  • Zorluk.
  • İnkâr.

örf

  • İnsanlar arasında güzel görülmüş, red ve inkâr edilmeyip mükerreren yapılagelmiş olan şeydir. Bu kelime; ihsan, ma'ruf, cud, sehâ, bezl ve atâ olunan, atiyye, tanımak, bilmek, biliş, ikrar eylemek, arka arkaya tetebbu ve tevâli etmek, Allah (C.C.) tarafından ulülemre ve Sultana tevdi' olunan

redd / رد

  • Geri çevirme. (Arapça)
  • İnkar etme. (Arapça)

rejim-i küfri / rejim-i küfrî

  • İnkârcılık rejimi.

ruh-u habis / ruh-u habîs

  • İsyan ve inkârla bozulmuş kötü ruh.

ruh-u kafir / ruh-u kâfir

  • İnkâr eden, inanmayan insanın ruhu.

sahib-i zuhur

  • Zuhur sahibi; inkârcılık fikrine karşı ortaya çıkıp insanları hidayete ulaştırmaya vesile olan ve âhirzamanda ortaya çıkması beklenilen.

şahs-ı manevi-i dalalet / şahs-ı mânevî-i dalâlet

  • İnkârcılığı yaymaya çalışan kişilerden oluşan manevî kişilik.

salib

  • Bir şeyin vücudunu veya vukuunu inkâr eden.
  • Kapıp götüren, zorla alan.
  • Alan.
  • Bir şeyin vücudunun olmadığını veya meydana gelmediğini söyleyip isbat eden.

sarsar-ı ilhad

  • İnançsızlık ve inkâr kasırgası.

şecere-i küfriye

  • Küfür ağacı, ağaç gibi dal budak vermiş olan inkâr.

şekk-i küfri / şekk-i küfrî

  • İnkâr ettiği şey hakkında şüpheye düşme.

selb / سلب

  • Zorla alma, kapma, soyma.
  • Nefy ve inkâr etme.
  • Kaldırma, giderme, izale.
  • Man: İki şey arasında nisbet-i vücudiyenin kalkması.
  • Kapma, kendine çekme. (Arapça)
  • İnkâr etme. (Arapça)
  • Selb: Etmek (Arapça)
  • Kapmak, çekmek, almak. (Arapça)
  • İnkâr etmek. (Arapça)
  • Yok etmek. (Arapça)

selben

  • İnkâr yoluyla,
  • Gidererek, kaldırarak, yok ederek.

selbetmek

  • Red, inkâr etmek.
  • Kapmak, zorla almak.

sıfat-ı küfriye

  • Küfre ait özellikler, inkârâ ait nitelikler.

şirk-alud / şirk-âlûd

  • Şirk, inkâr bulaşmış.

sofestai / sofestaî / sofestâî / سُوفَسْطَائ۪ي

  • Septisizme mensup, şüpheci, inkârcı.
  • (Sevfestâi) Kâinatın yaratıcısını, Cenab-ı Hakkı kabul etmemek için herşeyi inkâr eden. Müsbet veya menfi hiç bir hükme varmayan, daima şüphe içinde kalmayı esas alan felsefi bir doktrinin (Septisizm) mensubu. Septik. Alemde hakikat namına hiç bir şey tanımayan ve hakikatı araştırmaktan sarf-ı nazar
  • Şüpheci; herşeyi, hattâ kendisini dahi inkâr eden, olumlu veya olumsuz hiçbir hükme varmayan daima şüphe içinde kalmayı esas alan bir felsefi zihniyet ve tutum sahibi, septik.
  • Varlıkları inkâr eden felsefeci.

sofestailer / sofestâîler

  • Kâinatın yaratıcısını kabul etmemek için herşeyi, hatta kendilerini dahi inkâr edenler.

ta'til

  • Allah'ı inkâr etmek.
  • Çalışmağa ara vermek. Çalışmayı durdurmak. İzine başlamak.
  • Kesmek.
  • Muattal bırakmak.
  • Ziynetsiz etmek, süssüz yapmak.
  • Allah'ın sıfatlarını inkâr eden felsefecilerin mesleği.

tabi'iyyeciler / tabî'iyyeciler

  • Canlılarda ve cansızlardaki, akıllara hayret veren intizâmı (düzeni) ve incelikleri görerek, bir yaratanın varlığını söylemekle berâber; öldükten sonra tekrar dirilmeği, âhireti, Cennet'i ve Cehennem'i inkâr edenler (red edip, kabûl etmeyen, inanmaya nlar).

tabiat

  • (Tabia) Yaratılış, huy, karakter.
  • Âlem ve içindekiler. Şeriat-ı fıtriyye. Hadiselerin ve varlıkların bağlı olduğu kanunlar. Allah, tabiatı yarattığı ve varlıkların nasıl hareket edeceğini kanunlariyle ve emirleriyle tayin ettiği halde Allah'ı inkâr edip tabiat yapıyor diyenler büyük

tahayyül-ü küfri / tahayyül-ü küfrî

  • Küfür ve inkârla ilgili meseleleri hayal etme.

taife-i dalle / taife-i dâlle

  • Dalâlete ve inkârcılığa düşenler topluluğu.

tasdik-i küfür

  • Küfür ve inkârcılığı kabul etme.

tasmim

  • Bir şeyi önceden iyice kararlaştırmak. Azimet-i sadıka ile kastetmek.
  • Muhkem kılmak.
  • İnkâr etmek.
  • Endişe edip kaçınmamak.

tatil

  • Çalışmaya ara vermek, izine başlamak, kesmek, Allah'ın sıfatlarını inkâr eden felsefecilerin mesleği.

tàtil

  • Cenab-ı Hakkın sıfatlarını inkâr etme, varlıkların Allah ile olan bağlarını kesme, yaratıcıyı kabul etmeme.

tatil / tâtil

  • Allah'ı inkâr etme.
  • İnkâr, îmansızlık.

tecahüd

  • İnkâr etmek.

tecrübe-i küfran

  • İnkârcılık tecrübesi.

teebbi

  • İnkâr etmek.
  • (Ebb. den) Bir kimseyi baba kabul etme. Baba edinme.

tekzib

  • Yalanlamak. Bir işe inanmayıp inkâr etmek. Yalan olduğunu söylemek.

tenakür / tenâkür

  • Birbirlerini inkâr etme, yekdiğerine inkârla yabani bakma.
  • İnkâr etme.

vahdet-i vücut

  • "Allah'ın varlığı o kadar mükemmeldir ki, diğer varlıklar Ona göre bir gölge gibidir ve ‘varlık' adını almaya lâyık değiller" tarzında, Allah'tan başka varlıkları âdeta inkar eden bir tasavvufî görüş.

vahdetü'l-mevcud

  • "Yaratıcı, kâinatı oluşturan varlıkların toplamıdır. Allah da kâinat da birdir. Tek olan ilâh kâinatın bütünüdür" şeklinde kâinat hesabına Allah'ı inkâr eden materyalist felsefî düşünce sistemi.

yekçeşm

  • Tek gözlü.
  • Âhir zamanda gelecek olan Deccal'ın bir ismi. "Sadece dünya hayatını şiddetle isteyip âhireti unutan ve inkâr eden" meâlinde mecazen söylenilmiştir.
  • Güneş.

zaman-ı isyan ve tuğyan ve küfran

  • İtaatsizlik, zulüm ve küfürde çok ileri gitme ve Allah'ın varlığına, birliğine inanmama, nimetini inkar etme devri.

zaruri / zarurî

  • İnkâr edilemeyen, zorunlu olan.

zeal

  • İnkârdan sonra ikrâr etmek.

zındıka-i felsefe

  • Felsefe dinsizliği, felsefeden gelen inkârcılık.