LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te imkansız ifadesini içeren 55 kelime bulundu...

abese irca

  • Mantık ve matematikte bir isbat şeklidir. Bir hükmün doğruluğunu isbat için, bu hükmü inkâr eden diğer hükmün yanlışlığı isbatlanır. Meselâ: Allah'ın varlığının inkâr edilmesinin imkânsızlığını veya abesiyetini göstermek, Allah'ın varlığını isbat yollarından biridir. Bu, "Abese irca" yolu ile isbat

adem-i imkan / adem-i imkân

  • İmkânsızlık. Mümkün olmayış.

adim-ül imkan / adîm-ül imkân

  • İmkânsız. Olamaz.

adimülimkan / adîmülimkân / عدیم الامكان

  • İmkânsız. (Arapça)

asla

  • Olması imkânsız.

bi'l-farzı'l-muhal

  • İmkansız olan bir şeyin olduğunu varsayarak.

cenab-ı lemyezel / cenâb-ı lemyezel

  • Yok olması, gelip geçmesi imkansız olan Allah.

eynessera-min-es-süreyya

  • (İmkânsızlık bildiren bir tâbirdir ki) Yer nerede, Süreyyâ nerede?.. Süreyyâ ile yer bir olur mu? (meâlindedir ve birbirlerine zıt ve uzak olan şeyler için söylenir.)

farz-ı muhal

  • Olması imkânsız olup, var gibi kabul edilen. Olmayacak şeyi, olmuş gibi düşünmek.

farzımuhal / farzımuhâl

  • İmkânsızı bir an mümkün sayma.

fevkattahammül

  • (Fevk-at tahammül) Tahammülün üstünde, tahammül edilmez, dayanılmaz, dayanılması imkânsız.

fıkdan-ı imkan / fıkdan-ı imkân

  • İmkân azlığı, imkânsızlık.

gayr-ı kabil

  • Mümkün olmayan, imkânsız.
  • Mümkün ve kabil değil, imkânsız. Mümkün olmayan, olamaz.

gayr-i kabil / gayr-i kâbil / غير قابل

  • Mümkün olmayan, imkansız.

gayr-ı mümkin

  • Mümkün olmayan, imkânsız.

gayr-ı mümkün

  • İmkansız.

gayr-ı münfek

  • Birbirinden ayrılması imkânsız.

hayal-i muhal

  • İmkânsız hayal.

igrak

  • Suya batırmak, boğmak.
  • Kabı doldurmak.
  • Edb: İmkânsız bulunan mübalâğa.

ilac na-pezir / ilac nâ-pezir

  • Tedavisi mümkün olmayan, ilâç kabul etmeyen. (Farsça)
  • İmkânsız, çaresiz. (Farsça)

imkan harici / imkân harici

  • İmkânsız, imkândışı.

imkan haricinde / imkân haricinde

  • İmkânsız.

imtina / imtinâ / امتناع

  • İmkansızlık.
  • Çekinme, yanaşmama, imkânsız olma.
  • İmkansızlık, çekinme.

imtina ve muhal / imtinâ ve muhal

  • İmkânsız olma ve akla aykırı olma.

imtina' / imtinâ' / اِمْتِنَاعْ

  • Feragat edip geri durma.
  • Muvafakat etmeme. Çekinme. İstememe. Yapmama.
  • İmkânsızlık, mümkün olmayış.
  • İmkânsız olma, çekinme.

inkılab ale-l a'kıb / inkılâb ale-l a'kıb

  • Ökçeler üzerine dönmek demektir ki, asker yürüyüşünde olduğu gibi, tam sağdan veya soldan geri dönmektir. İki ökçeyi birden yerinde çevirmek suretiyle inkılâb ale-l a'kıb, ayakları çaprazlaştırdığından yürümeyi imkânsız bırakır. Kur'an'da bu tâbir ya harbde firardan kinaye veya dinde irtidaddan meca

istihale / istihâle / استحاله

  • Bir şeyin terkib ve asıl şeklinin başka hâle değişmesi. Başkalaşmak.
  • Mümkün olmayış, imkânsızlık.
  • Başkalaşım, değişim. (Arapça)
  • İmkansızlık. (Arapça)

lailaç / lâilaç

  • Çâresiz, dermansız, imkânsız.

lamehale / lâmehale

  • Hilesiz.
  • Çaresiz, imkânsız, ister istemez.

ma'nevi tevatür / ma'nevî tevâtür / مَعْنَو۪ي تَوَاتُرْ

  • Yalan üzerine birleşmesi imkânsız olan bir topluluğun aynı hâdiseyi farklı tarzlarda haber vermesi.

muhal / muhâl / محال / مُحَالْ

  • İmkânsız, vukuu mümkün olmayan. Bâtıl, boş söz.
  • Hurâfe olan nazariye.
  • Mümkün olmayan, olamaz, imkansız, olanaksız.
  • İmkânsız.
  • İmkansız, mümkün olmayan.
  • İmkânsız, olması mümkün olmayan.
  • İmkansız.
  • İmkansız. (Arapça)
  • İmkansız.

muhal ender muhal / muhâl ender muhâl / مُحَالْ اَنْدَرْ مُحَالْ

  • İmkansızlık içinde imkansızlık.
  • İmkansız içinde imkansız.

muhal içinde muhal / muhâl içinde muhâl

  • İmkânsızlık içinde imkânsızlık, akla aykırılık.

muhal-ender-muhal

  • İmkânsızlık içinde imkânsızlık, olması aslâ mümkün olmayan.

muhal-i adi / muhal-i âdi

  • Herkesin anlayabileceği imkânsızlık ve muhal. Az düşünenlerin de bilebileceği, mümkün olmayan iş.
  • Herkesin anlayabileceği imkânsızlık.

muhal-i akli / muhal-i aklî

  • Akıl yoluyla imkânsız görme, aklen muhal olan şey.

muhalat / muhâlât

  • İmkânsız, olmayacak şeyler.
  • Muhaller, imkânsız olmalar.

muhaliyet / muhâliyet

  • İmkânsızlık.
  • İmkânsız oluş.

mümteni / mümtenî / ممتنع

  • İmkânsız.
  • Olması imkânsız.
  • İmkansız. (Arapça)

mümteni' / مُمْتَنِعْ

  • İmkânsız, muhal, mümkün olmayan.
  • Çekinen, imtina eden.
  • İmkânsız.

mümteni-un bizzat

  • (Mümteniatün bizzât) Varlığı, vücudu hiç bir şekilde mümkün olmayan. Zâtı itibariyle imkânsız olan.

mümtenia / mümtenîa

  • Olması imkânsız olan şey.

mümteniat / mümteniât

  • Olması imkânsızlar.
  • Olması imkansız şeyler.

mümteniat-ı adiye / mümteniât-ı âdiye

  • Normalde imkânsız olan şeyler.

müstahil

  • İmkânsız, olmayacak şey. Boş.

müstahilat

  • (Tekili: Müstahil) İmkânsız şeyler.
  • Mânâsız, boş ve saçma şeyler.

müstehil / müstehîl

  • (Çoğulu: Müstehilât) (Havl. den) Mânâsız ve boş şey.
  • Mümkün olmayan, imkânsız şey.

nakabil-i tarif / nâkabil-i târif

  • Tarifi imkânsız.

şahrah / şahrâh

  • En büyük, en işlek ve şaşırılması imkânsız olan yol.

sehl-i mümteni

  • İmkânsız birşeyi kolayca ifade etme.

sehl-i mümteni'

  • Edb: "Hem kolay, hem güç" mânasına bir tâbirdir. Yazılışı veya söylenişi kolay göründüğü hâlde taklidine kalkışınca, taklidi imkânsız eser demektir.

teklif-i bilmuhal

  • İmkânsız ve olmayacak birşeyi teklif etme.

tereccuh bila müreccih / tereccuh bilâ müreccih

  • Bir şeyin kendi zâtında diğer şeye karşı bir üstünlük vasfı olmadığı hâlde, hiç sebebsiz üstün bulunması ki; böyle bir hal imkânsızdır, muhaldir.

tevatür / tevâtür / تَوَاتُرْ

  • Yalan üzerine birleşmesi imkânsız olan bir topluluğun aynı hâdiseyi haber vermesi.

zati hassa / zâtî hassa

  • Bir varlığın kendisinde olan ve onsuz olması imkânsız olan özellik.