LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te imay ifadesini içeren 89 kelime bulundu...

aks-ün nakiz / aks-ün nakîz

  • Birbirine zıt olan iki şey.
  • Man: Mevzuun nakîzini yüklem; ve yüklemin nakîzini de mevzu kılmak. Misâl: "Her aklı başında olan insan Allah'ı tanır" kaziyesinden aks-ün nakîz yolu ile şu hüküm elde edilir: "Allah'ı tanımayanlar, aklı başında olmayan insanlardır."

anarşist

  • Hiçbir kayıt ve kural tanımayan, kanun ve düzen karşıtı.

asi / âsi

  • İsyan eden. Emirlere itâat etmeyen.
  • Günah işleyen.
  • Meşru idâreyi tanımayıp baş kaldıran.

barbaros

  • Hayreddin Paşa: (Mi: 1466-1546) Tarihin en büyük Denizcisi Hayreddin Paşa, kardeşleri ile İslâm âlemini birleştirmek, tek bir bayrak altında muhteşem imparatorluğumuzun himayesinde toplamak için çalıştı. Sonunda müstakil devleti ile, Osmanlı Devletine iltihak etti. Kaptan-ı Derya olarak Akdenizi bir

çımacı

  • Vapurda ve iskelede çımayı atıp tutmak vazifesiyle görevli tayfa.

cünh

  • Koruma, esirgeme, himâye ve muhafaza etme.

cüvar

  • (Civâr) Yakınlık. Komşuluk.
  • Himâyet, korumak.
  • Riâyet.
  • Süt emen deve yavrusu.
  • Karga sesi.
  • Öküz avazı.

damacana

  • Su veya başka sıvıları taşımaya mahsus dar ağızlı, şişkin gövdeli çoğu hasırla sarılı veya sepetli büyük şişe.

dar-ı zimmet / dâr-ı zimmet

  • Müslümanların, ahid ve emânını ve himayesini kabul etmiş oldukları; gayr-i müslimlere mahsus yerler.

def'

  • Ortadan kaldırmak, Öteye itmek.
  • Mâni' olmak. Savmak. Savunmak.
  • Himaye etmek.
  • Fık: Bir dâvayı müdafaa için başka bir dâva açmak.

deskere

  • Şehir ve kasaba, il ve ilçe. (Farsça)
  • Hasta insan, eşya vs. taşımaya yarayan tahta. (Farsça)

ebu firas el-hamedani / ebû firâs el-hamedânî

  • Meşhur Arap şâirlerindendir. 932 yılında Musul'da doğdu. Hamedan devleti hükümdarı Seyfü'd-Devle'nin himâyesinde yetişti. Arap milletinin asâleti ve Seyfü'd-Devle'yi öven çok sayıda kaside ve mersiye yazdı. 968 tarihinde öldü.

ehl-i tefekkür

  • Varlıklar üzerinde Allah'ı tanımayı sonuç verecek şekilde düşünenler.

ehl-i zimmet

  • İslâm devletinin himaye ve tabiiyyetinde bulunan hıristiyanlar.

eser-i himayet

  • Koruma, himaye etme eseri, belirtisi.

esma-i müpheme / esmâ-i müpheme

  • Gr. ism-i mevsuller; mânâsı kapalı isimler; yalnız başına müstakil bir mânâ taşımayan ancak kendinden sonra gelen cümle ile (sıla cümlesi) birlikte bir mânâ içeren isimler.

fasık / fâsık

  • Allah'ın emirlerini tanımayan, günah işleyen.

fevzai / fevzaî

  • Anarşist. Hiç bir din ve nizam tanımayan.
  • Kargaşalık ve anarşi ile alâkalı.

fevzaiye

  • Fls: Anarşik. Kanun ve nizam tanımayan hal ve hareket.

fir'avniyyet

  • Firavun gibi oluş, isyankârlık ile Allah'ı tanımayış. İnat ile Allah'a isyan edip halkı sapık yollara, dalâlete ve dinsizliğe sevke çalışmak.

hacr

  • Men etme, yasak etme.
  • Kucak, oğuş, himaye.

hadis-i merdud / hadîs-i merdûd

  • Mânâsı olmayan ve rivâyet şartlarını taşımayan söz.

hami / hamî / hâmî / حامى

  • Himaye edici, himaye eden. Koruyucu, koruyan. Kayıran.
  • Himaye eden, koruyucu.
  • Himaye edici, koruyucu.
  • Gözeten, himaye eden. (Arapça)

hamiyyet

  • Dîni, milleti himâye etmekte, korumakta, şerefini savunmakta tenbellik etmeyip, bütün kuvveti ile gayret etmektir.

haris / hâris

  • Muhafız. Bekçi.
  • Gözcü. Himaye eden. Bekleyen.

hıfz-ı ilahiye / hıfz-ı ilâhiye

  • Allah'ın koruması, himayesi.

hıfz-ı kur'ani / hıfz-ı kur'ânî

  • Kur'ân'ın koruması, himayesi.

himaye-i rabbaniye

  • Her bir varlığa muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah'ın koruma ve himâyesi.

himayegerde

  • Himayesi altında olan, korunmuş.

himayekarlık / himayekârlık

  • Himaye etme. (Arapça - Farsça - Türkçe)

himayet-i rabbaniye / himâyet-i rabbâniye

  • Allah'ın koruma ve himâyesi.

himayetkarane / himayetkârâne

  • Himaye ederek, koruyarak.

hodbin

  • Başkasına hak tanımayıp, kendi lezzet ve menfaatını tâkib eden. Bencil. Enaniyetli. Kibirli. (Farsça)

hufas

  • Isırdığı yer acımayıp zarar vermeyen yılan.

humat

  • (Tekili: Hâmî) Himaye edenler, koruyanlar.

ibadet-i tefekkür

  • Allah'ı tanımayı sonuç verecek şekilde varlıklar üzerinde düşünme ibadeti.

ibaha mezhebi / ibâha mezhebi

  • Dinî kuralları, ahlâk ve namus prensiplerini, şahsî mülkiyet kavramını tanımayan sözde özgürlükçü batıl bir akım.

ihtima'

  • (Himye. den) Perhiz.
  • Kaçınma, ictinâb etme.
  • Sığınma, himâyesine girme.

iltica

  • Sığınmak. Melce' ve penaha varmak. Birinden himâye istemek.

irtimaz

  • Yerinden kaldırıp sıçratma.
  • Birini koruma, himâye etme.

isti'taf

  • Yardım taleb etme.
  • Acımayı isteme.

istihma'

  • Himâye isteme, korunma arzulama.

istiman

  • Aman dilemek, himaye istemek.
  • Teslim olmak.

istizlal

  • (Zıll. dan) Gölgelenme. Gölge altına girme.
  • Sığınma, himâyesine girme.
  • Gölgede oturma.

kafir / kâfir

  • Hakk'ı tanımayan, bilmeyen,
  • Allah'ın varlığına ve birliğine inanmayan.
  • Küfreden, küfredici.
  • İyilik bilmeyen, nankör.

konvoy

  • ing. Aynı yere giden nakil vasıtaları topluluğu.
  • Aynı yere nakledilen insan grubu.
  • Harb gemilerinin himayesinde sefer yapan yük gemileri katarı.

küfr-i inkari / küfr-i inkârî

  • Aslâ Cenab-ı Hakk'ı tanımayıp, İslâmiyet hakikatlarını ikrar ve tasdik etmemektir.

levz

  • Sığınma, himâyesine girme.

mahmi

  • Korunan, himaye gören. Hıfzolan.

mahmiye

  • (Himâye. den) Bir şeyi koruma, muhafaza ve himâye etme.
  • (Muhâfazalı) büyük şehir.

mahrus

  • Himâye edilen. Korunan. Gözetilen.

materyalizm

  • Maddecilik, maddeden başka varlık tanımayan îmansız felsefe.

muahid

  • Antlaşma yapanlardan her biri.
  • İslâm hükümetine bir para ödeyerek kendini himaye ettiren hıristiyan veya bir başka dinden kimse.
  • Andlaşma yapanlardan her biri. Yeminli ve anlaşmalı olanlardan her biri.
  • İslâm hükümetine vergi ödeyerek kendini himâye ettiren gayr-ı müslim.

mücir / mücîr

  • (Civar. dan) Himâye eden.
  • İmdada yetişen.
  • İmdad isteyen.
  • Himaye eden, Allah.

muhafaza

  • Zarar ve ziyandan sakınıp korumak.
  • Himâye ve hıfzetmek. Gözetlemek.
  • Bir şeye devamlı olmak.

muhami / muhamî

  • Avukat.
  • Himaye eden.

mustazill

  • (Zıll. dan) Gölgelenen, gölgede oturan.
  • Birinin koruyuculuğu ve himâyesi altında bulunan.

müstazıll

  • (Zıll. dan) Gölgelenen, gölge altına girmiş olan.
  • Mc: Birinin himayesine sığınmış olan.

müstebid

  • Başlı başına, müstakil olan. Emri altındakilere söz ve hürriyet hakkı tanımayan, istibdat yapan. Despot.

müstecir

  • (İcaret. den) Eman dileyen, himaye isteyen. Korunmasını dileyen.

mutazallil

  • (Zıll. den) Gölgede oturan, gölgede bulunan, gölgelenen.
  • Korunan, muhafaza ve himaye olunan.

mütehami

  • Korunan, sakınan, kendini himaye eden.

mütehamiyane

  • Sakınarak, korunarak. Kendini himaye edercesine. (Farsça)

mütehammi

  • Kendini koruyan, kendini himaye eden.

na-şinas

  • Bilmez, câhil. (Farsça)
  • Tanımaz olan, tanımayan. (Farsça)

nakliye

  • Taşımayla ilgili olan.

navakıf / nâvâkıf

  • Tanımayan, bilmeyen.

nefis

  • Can, maddî arzuların kaynağı olup sınır tanımayan bir duygu.

pencere-i marifet

  • Allah'ı bilmeye ve tanımaya açılan bir pençere.

protestanlık

  • (Prutluk) Papayı Hristiyanların başı olarak tanımayıp ruhaniyetini kabul etmeyen bir Hristiyanlık mezhebi.

saye

  • Gölge. (Farsça)
  • Mc: Himaye, sahip çıkma, koruma. (Farsça)
  • Muavenet, yardım. (Farsça)

saye-ban

  • Gölgelik. Büyük çadır. Şemsiye.
  • Mc: Koruyan, himaye eden.

saye-dar

  • Gölge eden, gölgesi olan, gölgeli. (Farsça)
  • Sâhip çıkan, koruyan, himâye eden. (Farsça)

saye-endaz

  • Gölge salan. (Farsça)
  • Mc: Koruyuculuk eden, himâyecilik yapan. (Farsça)

saye-güster

  • Gölge eden. (Farsça)
  • Koruyan, muhafaza ve himaye eden. (Farsça)

saye-hah

  • Koruma ve himaye isteyen.

saye-nişin

  • Gölgede oturan. (Farsça)
  • Bir şeyin gölgesine sığınan. Korunan, himaye gören. (Farsça)

sıyanet

  • Koruma veya korunma. Himaye veya muhafaza.

sofestai / sofestaî

  • (Sevfestâi) Kâinatın yaratıcısını, Cenab-ı Hakkı kabul etmemek için herşeyi inkâr eden. Müsbet veya menfi hiç bir hükme varmayan, daima şüphe içinde kalmayı esas alan felsefi bir doktrinin (Septisizm) mensubu. Septik. Alemde hakikat namına hiç bir şey tanımayan ve hakikatı araştırmaktan sarf-ı nazar

sofizm

  • Fls: Sofestaiye. Safsatacılık. Alemde hakikat olarak hiç bir şey tanımayan ve hakikatı araştırmaktan sarf-ı nazar ederek zevk ü safâ ve şiir gibi şeylerle eğlenmeği tercih eden bâtıl bir meslek. İnâdiye, indiye ve Lâedriye "Septizm" adlarıyla üç kısma ayrılırlar. (Mesail-i İlm-i Kelâm'dan) (Fransızca)
  • Hakikatı tanımayan şüpheci filozofların felsefesi.

tabut / tâbut

  • Sandık. Ölü taşımaya mahsus sandık. Hz. Musa'ya inen on emrin konduğu sandık.

tahammi

  • (Hamy ve Himayet. den) Korunma, kendini himaye etme.
  • Perhiz etme.

tefekkür

  • Allah'ı tanımayı sonuç verecek şekilde düşünme.

tefekkür etmek

  • Allah'ı tanımayı sonuç verecek şekilde düşünmek.

tefekkürname / tefekkürnâme

  • Allah'ı tanımayı sonuç verecek şekilde varlıklar üzerinde düşünmeye sevk edici eser, yazı.

vücud-u misali / vücud-u misâlî

  • Yansımaya dayalı varlık.

zenbil

  • İçine öteberi konulup elde taşımaya mahsus, sazdan örülmüş ve üst tarafında yine sazdan kulpları olan, ağzı geniş kap.

zıll

  • Gölge.
  • Perde.
  • Mc: Sahip çıkma, koruma, himaye etme.

zılliyet

  • Zâhirî sahiplik. Himaye edici olma.
  • Gölgelik.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın