LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te ilm kelimesini içeren 116 kelime bulundu...

adem-i harici / adem-i hâricî

  • İlm-i İlâhide mevcud olup, maddi vücudu olmayan.

ami / âmî

  • İlmi olmayan kimse. Mukallid. Çoğulu avâm'dır.

ayn-ı ilmi

  • İlmin kendisi.

biilmelyakin / biilmelyakîn

  • İlmî delillerle elde edilen kesinlikle.

cemiyet-i ilmiye

  • İlmî kurum, dernek.

cevab-ı ilmi / cevab-ı ilmî

  • İlmî cevap.

cinan-ı ulum / cinan-ı ulûm

  • İlm-i Kur'ân ve imân cennetleri. Maarif-i İlâhiye ve tahkikî ve yakinî imân derslerinin okunduğu ulemâ-i İslâm ve talebe-i ulûm meclisleri.

dakaik-aşina

  • İlmî incelikleri bilen, anlaşılması ve tefhimi müşkül, yüksek ve ince ilmî mes'elelere vâkıf olan. (Farsça)

dakaik-ı fenniye

  • İlmî incelikler. Fennin ince ve güç anlaşılan noktaları. (Farsça)

dekaik-ı ilmiye

  • İlmin incelikleri.

dekaik-i ilmiye

  • İlmin incelikleri.

desatir-i ilmiye / desâtir-i ilmiye

  • İlmin düsturları, kuralları.
  • İlmin düsturları. İlmin icab ettirdiği kaideler.

düstur-u ilmi / düstur-u ilmî

  • İlme dayalı kural.

edille-ii ilmiyye

  • İlmî deliler.

esrar-ı ilmiye

  • İlmin sırları.

fatiha-i hayat-ı ilmiye / fâtiha-i hayat-ı ilmiye

  • İlmî hayatın başlangıcı.

fenni / fennî

  • İlmî, bilimsel.

fenni bir nazar / fennî bir nazar

  • İlmî, bilimsel bir bakış.

fezail-i ilmiye / fezâil-i ilmiye

  • İlmi faziletler, üstünlükler.

füyuzat-ı ilmiye / füyuzât-ı ilmiye

  • İlmin verdiği feyizler, bereketler.

galebe-i ilmiyye

  • İlmî üstünlük.

gaye-i ilmiye

  • İlmin amacı.

gayr-ı ilmi / gayr-ı ilmî

  • İlmî olmayan.

gayr-i ilmi / gayr-i ilmî / غَيْرِ عِلْم۪ي

  • İlmî olmayan.

gurur-u ilmi / gurur-u ilmî

  • İlmin verdiği gurur ve enaniyet.

hakaik-i ilmiye

  • İlme ait gerçekler, esaslar.

hakaik-i müberhene ve ilmiye

  • İlmî ve delillerle ispatlanan hakikatler, gerçekler.

hakikat-ı ilmiye

  • İlmî gerçek.

hakim-i müdebbir / hâkim-i müdebbir

  • İlmiyle herşeyin sonunu görüp idare eden, ona göre hikmetle iş yapan Allah.

hassasiyet-i ilmiye

  • İlmî duyarlılık.

hatırat-ı ilmiye / hâtırat-ı ilmiye

  • İlmî hatıralar.

haysiyet-i ilmiye

  • İlmin haysiyeti, şerefi.

heyet-i ilmiye

  • İlmi heyet.

heyet-i ilmiye ve fenniye

  • İlmî ve teknik kurul.

hizmet-i ilmiye

  • İlme hizmet.

hürriyet-i fikr-i ilmiye

  • İlmî düşünceyi ifade özgürlüğü.

icazet-i ilmiye

  • İlmî icazet, diploma.

ihata-i ilim

  • İlmin kuşatıcılığı ve genişliği.

ihata-i ilmiye

  • İlmin kuşatıcılığı ve genişliği.

iktidar-ı ilmi / iktidar-ı ilmî

  • İlmi güç.

ilm-i bedi'

  • İlm-i beyânın üç bölümünden üçüncü bölümüdür ki, bediiyat da denir. Muktezâ-yı hâle uygun bir kelâmın lâfız ve mânâ bakımından daha da güzelleştirilmesinin kaidelerinden bahseder. Bu kaidelere Edebî San'atlar da denir.Her şeyin güzellik cihetlerinden bilhassa Arabi terkiblerden bahseder, kelâmın güz

ilm-i nücum

  • İlm-i Ahkâm-ı Nücum da denir. Yıldızların ahvalinden, hareketlerinden mâna çıkarmağa çalışmak ve araştırmak ilmidir.

ilm-i tevhid

  • İlm-i kelâm.

ilm-i yakin / ilm-i yakîn

  • İlmî delillere dayanan kesin bilgi.

ilme'l-yakin / ilme'l-yakîn

  • İlmî bilgi. Kesin bilgi.

ilmelyakin / ilmelyakîn

  • İlmî ve sağlam delillere dayanarak, kuşkuya yer bırakmayacak derecede kesin bilme.

ilmi müdafaat / ilmî müdafaat

  • İlmî savunmalar.

ilmin ulüvv-ü kadri

  • İlmin değer ve kıymetinin yüksekliği.

ilmiye kıyafeti

  • İlmiye mensublarının giyiniş tarzları. İlmiye kıyafeti; şalvar, cübbe ve sarıktı. Bununla birlikte ilmiye mensublarının kıyafetlerinde bazı değişiklikler de vardı. Orta derecedekiler cübbe ile sokağa çıktıkları halde üst tabakayı teşkil eden ricâl kısmı, lata yahut biniş giyerlerdi. Ayrıca ilmiyenin

ilmiye ricali

  • İlmiye tarikinin yüksek tabakasına verilen addır. Bunun yerine "ricâl-i ilmiye" tabiri de kullanılırdı. İlmiye mensubları cübbe ile sokağa çıktıkları halde ilmiye ricali lata yahut biniş giyerlerdi.

ilmiye rütbeleri

  • İlmiye denilen ulema sınıfına mahsus rütbeler. Rütbeler, aşağıdan üste doğru şöyle idi: Müderrislik, kibar-ı müderrisîn, mahreç mevleviyeti, bilâd-ı hamse mevleviyeti, Haremeyn-iş şerifeyn mevleviyeti, İstanbul kadılığı, Anadolu ve Rumeli kazaskerliği.

intizam-ı ilmi / intizam-ı ilmî

  • İlmî düzen, disiplin.

istibdad-ı ilmi / istibdad-ı ilmî

  • İlmî baskı, ilmî zorbalık.

ıstılah / ıstılâh / اِصْطِلَاحْ

  • İlmî ta'bîr.

izzet-i ilmiye

  • İlmin izzeti; ilmin gerektirdiği vakar, ağırbaşlılık.

kanaat-i ilmiye

  • İlmî kanaat, ilmî görüş.

kanun-u ilmi / kanun-u ilmî

  • İlmî kanun, kaide.

kazasker

  • İlmiye mesleğinin en yüksek mertebelerinden biri. Lügat mânası asker kadısı, ordu kadısı demektir. Osmanlılarda Kazaskerliğin ihdası Sultan I.Murat zamanındadır. İlk Kazasker de "Çandarlı Kara Halil"dir.

kemal-i ilmi / kemâl-i ilmî / كَمَالِ عِلْم۪ي

  • İlmî mükemmellik.
  • İlmen mükemmellik.

keramet-i ilmiye

  • İlmi keramet, lütuf, ihsan.

keşfiyat-ı fenniye

  • İlmi keşifler, buluşlar.

kifayet-i ilmiye

  • İlmî yeterlilik.

kisve-i ilmiye

  • İlmi temsil eden elbise.

kötü din adamı

  • İlmini dünyâ kazancına, mala, mevkîye kavuşmaya vâsıta eden, ilmi ile amel etmeyen, insanları ibâdete ve âhirete yönelmeye teşvik etmeyen din adamı.

kudret-i ilmiye

  • İlmî güç ve iktidar.

külliyat-ı ilmiye

  • İlmî kitap kolleksiyonu.

kütüb-ü ilmiye ve arabiye

  • İlmî ve Arapça kitaplar.

kuvve-i ilmiye

  • İlmî güç.

laboratuvar

  • İlmî ve sınaî çalışma ve araştırmalar yapmak için çeşitli cihaz ve malzemelerin bulunduğu yer. (Fransızca)

lezzet-i ilm

  • İlmin lezzeti.

ma'dumat-ı hariciyye / ma'dumat-ı hâriciyye

  • İlm-i İlâhide olup, maddi vücudu olmayan şeyler.

maharet-i ilmiye

  • İlmi beceri, ustalık.

mahiyet-i ilmiye

  • İlmî mahiyet; ilmen var olan asıl, öz.

makàsıd-ı ilmiye

  • İlmi maksatlar, gayeler.

mebahis-i ilmiye

  • İlmi bahisler.

meleke-i ilmiye

  • İlmi kàbiliyet, yetenek.

menabi-i ilmiye / menâbi-i ilmiye

  • İlmin kaynakları.

meratib-i ilim / merâtib-i ilim

  • İlmin mertebeleri, dereceleri.

mesail-i ilmiye / mesâil-i ilmiye

  • İlmî meseleler.

mesail-i ilmiye ve aliye / mesâil-i ilmiye ve âliye

  • İlmî ve yüksek meseleler.

meslek-i ilmiye ve ameliye

  • İlme ve amele ait yol, metod.

meşrutiyet-i ilmiye

  • İlmî meşrutiyet.

mevcudat-ı ilmiye / mevcûdât-ı ilmiye / مَوْجُودَاتِ عِلْمِيَه

  • İlmen var olan şeyler.

mezi

  • İlm-i Halde: Kadınla oynamak veya şehvetle yanına gelmek gibi hâllerde erkeğin tenasül cihazında zuhur eden yapışkan renksiz akıcı cisim. (Bu hâl abdesti bozar, gusül icab ettirmez)

mizan-ı ilmi / mizan-ı ilmî

  • İlmî ölçü.

mu'cizat-ı ilmiye

  • İlmî mu'cizeler.

mübahesat ve münakaşat-ı ilmiye

  • İlmî tartışma ve konuşmalar.

mücadele-i ilmiye

  • İlmî mücadele.

muharebe-i ilmiye

  • İlmî savaş, ilmî tartışma, mücadele.

muhayyir

  • İlmî şeyler arasında seçim yaparak beğenmeyi serbest eden. Muhayyer kılan.

münakaşa-i ilmiye

  • İlmî tartışma.

münazara-i ilmiye

  • İlmî sohbet ve tartışma.

münazarat-ı ilmiye

  • İlmî münazaralar, tartışmalar.

mütebahhir / مُتَبَحِّرْ

  • İlmi derin olan, çok bilgili.
  • İlmi deniz gibi derin ve geniş olan.

mütebahhirin / mütebahhirîn

  • İlmi derin olan âlimler.

müzakere-i ilmiye

  • İlmi sohbetler, fikir alış verişleri.

nazariyat-ı hikemiye

  • İlmî nazariyeler, teoriler.

nefs-i ilim

  • İlmin hakikati, ilmin kendisi.

neşr-i maarif

  • İlmi ve bilgiyi yayma.

rebbi

  • İlmiyle amel eden kişi.

rüsuh

  • İlmin derinliğine inmek, dalmak, ilimde ileri gitmek.

san'at-üt tedelli

  • İlm-i belagatın bir kaidesi. En âlâdan başlayıp ednaya doğru gitme, yukarıdan aşağıya inme san'atı.

şerafet-i ilmiye

  • İlmin şeref ve haysiyeti.

şevk-i ilim

  • İlmin verdiği şevk, moral.

sübut-u ilmi / sübût-u ilmî / ثُبُوتُ عِلْم۪ي

  • İlmen varlığı kesin olma.

taife-i ilmiye

  • İlmiye sınıfı.

teayyün-i evvel

  • İlm-i ilâhîde ilk teayyün, zuhûr, ortaya çıkış.

tecrübe-i ilmiye

  • İlmin kazandırdığı deneyim.

tetkik-i ilmi / tetkik-i ilmî

  • İlmî inceleme, araştırma.

tetkikat-ı ilmiye

  • İlmî bakımdan incelemeler, araştırmalar.

ulema-i amilin / ulema-i âmilîn / ulemâ-i âmilîn

  • İlmine ve bilgisine göre amel eden, ilmini tatbik eden âlimler.
  • İlmi ile amel eden âlimler.

ulemaüs-su ashabı / ulemâüs-sû ashabı

  • İlmi kötüye kullanarak dünyaya yönelik menfaatler için ilmi âlet yapan âlimler ve onlara tâbi olanlar,uyanlar.

ura'

  • İlmek yapmak.

vazife-i ilmiye

  • İlmî vazife, görev.

vücud-u ilmi / vücud-u ilmî / vücûd-u ilmî

  • İlmî varlık, ilik olarak var olan.
  • İlmî varlık.
  • İlmî varlık; sadece bilgi olarak var olan.

vücud-u manevi ve ilmi / vücud-u mânevî ve ilmî

  • İlmî ve mânevî varlık.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın