LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te ilgisi ifadesini içeren 132 kelime bulundu...

a'ma

  • Kör. Gözü görmeyen.
  • Manevi körlük, cahillik, bilgisizlik.
  • Yağmur bulutları.

abdal

  • Dünya ile ilgisini kesen mânevî makam sahibi kişi.

adem-i ilim

  • Bilmeme, ilim ve bilgisinin olmaması.

adem-i ma'lumat / adem-i ma'lûmât / عَدَمِ مَعْلُومَاتْ

  • (Bir konu hakkında) Bilgisizlik.

adem-i teveccüh / عدم توجه

  • İlgisizlik.

agmar

  • (Tekili: Gamr) Yüce kimseler.
  • Seller.
  • (Gumr) Bilgisizler, cahiller.

ahlakiyat / ahlâkiyat / اخلاقيات

  • Ahlak bilgisi. (Arapça)

alakasız / alâkasız

  • İlgisiz.

amiyane / âmiyâne

  • Bilgisizce, körü körüne.

avamperestane / avamperestâne

  • Bilgisizce, câhilce; avamâ, sıradan kimselere yakışır şekilde.

bi-haber / bî-haber

  • Habersiz, bilgisiz. (Farsça)

bibliyograf

  • yun. Kitaplar üzerinde geniş bilgisi olan kişi.

bigane / bîgâne

  • Alâkasız, ilgisiz.
  • İlgisiz.

bilinç

  • Psk: İnsanın kendi varlığından ve kendine tesir eden çevresinde meydana gelen hadise ve değişikliklerin, bilgisine sahip olması hali. Şuurun dereceleri vardır. Meselâ: Düşünüyorum ve düşündüğümü biliyorum, yine düşündüğümü bildiğimi de biliyorum ve hakeza. Şuurlu olma ruhun bir vasfıdır. Maddede şuu (Türkçe)

bilinçaltı

  • Psk: Şuur altı. Geçmişte yaşadığımız ve etkisi altında kaldığımız hâdiselerden şimdi hatırlayamadıklarımız, şu anda da varlığımızda meydana gelen hadiselerden bilgisine sahip olmadıklarımızın hepsi. İnsan şuurlu hareket ettiği gibi şuuraltı etkilerle de hareket eder. İnsan şuuraltının etkisiyle hare (Türkçe)

cahil / câhil / جاهل

  • Tecrübesiz. Bilgisiz. Genç. Toy.
  • Allah'ı unutmuş olan. Gafil. (Dünya ve kâinatta Allah'ın bunca eserleri sergilenip dururken bunların sanatkârını ve yaratıcısını tanımamak cahilliğin en akılsızcasıdır.)
  • Bilgisiz.
  • Allahü teâlâyı unutmuş olan; gâfil, bilgisiz. Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki:
  • İlmiyle amel etmeyen.
  • Bilgisiz.
  • Bilgisiz. (Arapça)

cahilane / câhilâne

  • Cahilce, bilgisizce.
  • Bilgisizce.

cehalat / cehâlât

  • Cahillikler, bilgisizlikler.

cehalet / cehâlet / جهالت

  • Bilmeme, bilgisizlik. Din bilgilerini bilmeme. Câhillik.
  • Cahillik, bilgisizlik.
  • Cahillik, bilgisizlik. (Arapça)

cehaletperver / cehâletperver

  • Cahillik sever, bilgisizliği koruyan.
  • Bilgisizliği seven.

cehele

  • Cahiller, bilgisizler.

cehil

  • Cahillik, bilgisizlik.
  • Bilgisizlik.

cehl / جهل

  • İlimsizlik, bilgisizlik, dînî bilgilerden haberi olmamak.
  • Cehalet, bilgisizlik.
  • Bilgisizlik.
  • Cahillik, bilgisizlik. (Arapça)

cehlistan / cehlistân

  • Bilgisizlik yeri.

cühela / cühelâ

  • (Tekili: Câhil) Cehele, cühhâl. Cahiller. Bilgisizler.
  • Bilgisizler.

cühhal

  • (Tekili: Câhil) Bilgisizler, câhiller.

daire-i cehl

  • Bilgisizlik dairesi.

ecahil

  • (Tekili: Echel) En cahil, daha bilgisiz olanlar.

echel

  • Çok câhil. Çok bilgisiz. En câhil.

echeliyet

  • Aşırı bilgisizlik.

echeliyyet

  • Çok bilgisizlik. Çok câhil oluş.

ehl-i cehl

  • Bilgisizler, câhiller.

fakahet

  • Şeriat bilgisinde âlimlik. Fıkıh bilgisinde mütehassıslık. Anlayışlı olmak.

fen yobazı

  • Fen bilgisinde mütehassıs (uzman) olmadığı hâlde, kendisini fen adamı ve müslüman olarak gösterip müslümanların dînini, îmânını bozmağa, İslâmiyet'i içerden yıkmağa çalışan kimse.

fenn-i hikmet

  • Felsefe bilgisi.

fenn-i hikmet-ül eşya

  • Tabiat bilgisi. Eşyadaki intizam, mükemmellik ve insanlara olan faydaları ve onlardan faydalanmak hakkında bilgi veren ilim kolu.

fenn-i kıraat

  • Okuma bilgisi. Okumanın çeşitli usûllerini öğreten ilim dalı.

fenn-i sarf

  • Morfoloji ilmi, kelime bilgisi.
  • Gramer. Sarf bilgisi.

fenn-i teşrih

  • tıb: Bir cesedin, canlı vücudunun iç yapısını öğrenme bilgisi. (Anatomi)

feraiz / ferâiz

  • (Tekili: Farîze) Allah'ın farz kıldığı ibadetler, yapılması mecburi olan din emirleri.
  • Şeriatın hükümleriyle mirasçılar arasında mal taksimi bilgisi. İslâmın miras hukuku.

ferdi / ferdî

  • (Ferdiye) Tek şey, bir tek.
  • Fertle ilgisi olan.

fiil

  • (Fi'l) Müessirin te'siri. Amel, iş.
  • Gr: Hâdiseye veya zamana delâlet eden kelime. (Sarf bilgisinde geniş izahı vardır.) Türkçede; gelme, gitme, yazma, okuma, gezme gibi kelimelere de fiil denir. (Fi'l diye de yazılır.)

fıkıh-fıkh

  • Bir şeyi anlayıp bilme,
  • Şeriat ilmi, şeriatın usül ve hükümleri, amelî ve şer'î meseleler bilgisi. Hukuk bilgisi.

firaset / firâset

  • Anlayışlı, çabuk seziş,
  • Binicilik, at yetiştirme bilgisi.
  • Yiğitlik, mertlik.

fürsiyyat

  • Fars dili ve edebiyatı bilgisi.

gramer

  • Cümlelerin, kelimelerin, hecelerin ve harflerin hallerinden bahseden ilim. Dil bilgisi. (Fransızca)
  • Dilbilgisi.

hakikat-i külliye

  • Herşeyle ilgisi olan, çok büyük ve geniş hakikat.

hane-harab

  • Câhil, bilgisiz. (Farsça)
  • Evi yıkılmış, evsiz barksız kalmış. (Farsça)
  • Hâli perişan olmuş kimse. (Farsça)
  • Mc: Müflis, züğürt, sefil. (Farsça)

hendese

  • Geo: şekil bilgisi.
  • Mat: Çizgi, yüzey ve hacim olarak bu üç şeklin özelliklerini ve ölçülerini inceleyen matematik kolu.

hıfzıssıhha

  • (Hıfz-üs sıhha) Sağlıklı yaşamak için doğrudan doğruya kişi ve içinde bulunan çevrenin sağlıkla alâkalı şartlarını tetkik edip inceleyen, gerekli tedbirleri olan ve bu çeşit çalışmalardan bahseden hekimlik kolu veya sağlık bilgisi.
  • Sıhhatini korumak. Sağlığını muhafaza etmek.

hikmet-i bedayi'

  • Güzel sanat bilgisi. Güzel san'at sevme (estetik). (Farsça)

hikmet-i beşeriye

  • İnsanların bilgisi.

hikmet-i şeriat ve islamiyet / hikmet-i şeriat ve islâmiyet

  • Şeriat ve İslâmiyet bilgisi, ilmi.

hikmet-i tabiiye

  • Fizik bilgisi.

hukukiyyat

  • Hukuk bilgisi.

iktisadiyat

  • İktisad bilgisi. İktisad ve tutumla alâkalı olan işler.

ilm-i ahlak / ilm-i ahlâk

  • Ahlâk bilgisi.

ilm-i alet / ilm-i âlet

  • Ulûm-i âliyye denilen sekiz yüksek din bilgisini öğrenebilmek için lâzım olan yardımcı ilimlerdir. Bunlara ulûm-i ibtidâiyye, başlangıç ilimleri de denir. Ulûm-i âliyye şunlardır:Tefsîr, usûl-i kelâm, kelâm, usûl-i hadîs, ilm-i hadîs, usûl-i fıkh, fı kh, ilm-i tasavvuf. Böylece din bilgileri yirmi o

ilm-i beden

  • (İlm-ül ebdân) Hekimlik bilgisi, tabâbet.

ilm-i esma / ilm-i esmâ

  • İsimleri bilme, isimlerin bilgisi.

ilm-i hesab

  • Hesap bilgisi, aritmetik, matematik.

ilm-i hikmet

  • Düşünce bilgisi, felsefe.

ilm-i ictimai / ilm-i ictimaî

  • İçtimaî hayat ilmi. Toplu yaşayış ve cemiyet bilgisi. Sosyoloji.

ilm-i kelam / ilm-i kelâm

  • Kelime-i şehâdeti ve buna bağlı olan îmânın altı temel bilgisini öğreten ilim.

ilm-i nahiv ve beyan

  • Dilbilgisi ve belâğatın hakikat, mecaz, kinâye, teşbih ve istiâre gibi konularını öğreten ilim dalı.

ilm-i nahv

  • Arabî cümle bilgisi. Kelimelerin cümle içindeki yerlerini ve buna göre sonlarının aldığı durumlardan (harekelerden) bahseden ilim.

ilm-i sarf

  • Kelime bilgisi. Arabîde kelimenin aldığı şekillerden bahseden ilim. Morfoloji.
  • Dilbilgisi, gramer.

ilm-i sarf ve nahv

  • Arapçada kelime ve cümle bilgisi.

iltifat-ı ravza-i mutahhara

  • Ravza-i Mutahhara'nın iltifatı, lütfu, yakın ilgisi.

imla / imlâ / املا

  • Doldurma, doldurulma.
  • Yazı yazma. (Dikte)
  • Bir dildeki kelime ve sözleri doğru yazma bilgisi.
  • Müddeti mühlet vererek uzatma.
  • Doldurma, yazma bilgisi.
  • Doldurma. (Arapça)
  • Yazı bilgisi. (Arapça)
  • Yazı. (Arapça)

irfan-ı saadet / irfân-ı saâdet

  • Saâdet bilgisi, ilmi.

kaide-i nahviye

  • Arapça gramer kaidesi, dilbilgisi kuralı.

kaide-i nahviyece

  • Arapça dilbilgisi kuralı olarak.

kat'-ı nazar

  • Bir şeye bakmaktan vazgeçme, ondan ilgisini kesme.

kelime

  • Gr: Mânası olan en küçük söz veya cümlenin yapısını teşkil eden unsurlardan birisidir. Kelime, isim, fiil ve harf olmak üzere dilbilgisinde üç kısma ayrılmıştır. "Bir tek söze" kelime denir.

kem-bidaa

  • Sermayesi az. (Farsça)
  • Bilgisi zayıf, câhil. Az okumuş. (Farsça)

kıbal

  • Ebelik bilgisi ve işi.

kihalet

  • Göz için sürme yapma. Sürmecilik.
  • Göz doktorluğu. Göz hastalıkları bilgisi.

küll-ü nurani / küll-ü nuranî

  • Nurlu bir küll, bütün varlıklarla ilgisi olan bir kapsamlılık.

kuyud ve hey'at / kuyud ve hey'ât

  • Bir sözün bütününü meydana getiren harf, kelime gibi parçalarıyla bunların sarf ve nahiv (dilbilgisi) yönünden özellikleri; meselâ, erkeklik-dişilik, belirlilik-belirsizlik, isim-sıfat gibi.

kuyudat / kuyûdât

  • Kayıtlar; bir sözün bütününü meydana getiren harf, kelime gibi parçalarıyla bunların sarf ve nahiv (dilbilgisi) yönünden özellikleri; meselâ, erkeklik-dişilik, belirlilik-belirsizlik, isim-sıfat gibi.

kuyudat-ı kelam / kuyûdât-ı kelâm

  • Sözün kayıtları; bir sözün bütününü meydana getiren harf, kelime gibi parçalarıyla bunların sarf ve nahiv (dilbilgisi) yönünden özellikleri; meselâ, erkeklik-dişilik, belirlilik-belirsizlik, isim-sıfat gibi.

lakayd / lâkayd

  • Kayıtsız, ilgisiz.
  • Kayıtsız, ilgisiz.

lakaydane / lâkaydane / lâkaydâne

  • Kayıtsızca, ilgisizce.
  • İlgisizce, duyarsızca.

lakaydi / lâkaydî

  • Kayıtsızlık, ilgisizlik, alâkasızlık.

lakayt / lâkayt

  • Kayıtsız, duyarsız, ilgisiz.

lakaytlık / lâkaytlık

  • İlgisizlik, duyarsızlık.

laubali / lâubâlî

  • Senli benli, saygısız, ilgisiz, umursamaz.

laubaliyane / lâubâlîyâne

  • Saygısızca, ilgisizce.

layuhti / lâyuhtî

  • Hatasız, yanlışsız, yanılgısız.

lokman

  • Kurânda adı geçen tıp bilgisiyle ünlü bir zat.

maarifsiz

  • Bilgisiz.

maliyat

  • Maliye işleriyle alâkalı. Maliye bilgisi.

mesail-i nahviye / mesâil-i nahviye

  • Arapça dilbilgisi konuları.

meyelan-ı teçhil / meyelân-ı teçhil

  • Başkalarını cehaletle itham etmeye, bilgisiz görmeye yönelik eğilim.

milahat

  • Gemicilik. Gemicilik bilgisi.

mitoloji

  • Efsane bilgisi. (Fransızca)

müfti-yi macin / müftî-yi mâcin

  • Din bilgilerini fıkıh kitablarından öğrenmeyip, kendi düşüncelerini din bilgisi olarak söyleyen, müslümanları mezhebsiz yapan câhil din adamı.

muktebis

  • (Çoğulu: Muktebisîn) (Kabs. dan) İktibas eden. Faydalanmak üzere aktaran. Birinin bilgisinden faydalanan.

mümeyyiz

  • Temyiz eden, ayıran, iyiyi kötüyü farkeden.
  • İmtihandaki talebenin bilgisini imtihan ederek yoklayan kimse.
  • Gr: Tırnak işareti.

münasebat-ı nahviye ve sarfiye / münasebât-ı nahviye ve sarfiye

  • Dilbilgisi kurallarına ait münasebetler; fiil çekimi ve cümle yapısı ile ilgili kurallara ait bağlar.

münasebet geldi

  • İlgisi, alâkası geldi; gerekçe oluştu.

müntemi

  • (İntimâ. dan) İlgisi ve ilişiği olan. Yakınlık peydâ eden.
  • Birinin adamı olan.

muttali'

  • Haberli. Bilgisi olan. Bir yüksek yerden bakarak görüp anlayan. Vâkıf. Derk eden.

nahiv / نَحِوْ

  • Dilbilgisi, gramer.
  • Dilbilgisinin konusu cümle olan kısmı.
  • Cümle bilgisi.

nahv

  • Dilbilgisinin konusu cümle olan kısmı.

nahv ilmi

  • Cümle bilgisi. Kelimelerin cümle içinde fiil, fâil (özne), mef'ûl (nesne, tümleç) olma gibi durumlarından ve buna göre sonlarının aldıkları i'râbdan (harekelerden) bahseden ilim.

nazar-ı ehl-i dikkat

  • Dikkatli olan kimselerin gözü, bakışı, ilgisi.

raci / râci

  • Geri dönen.
  • Dokunan, ilgisi bulunan.

racilen

  • Yaya. Piyade.
  • Mc: Cahil, bilgisiz.

rasih / râsih / راسخ

  • (Çoğulu: Râsihîn-Râsihûn) (Rüsuh. dan) Temeli kuvvetli, sağlam.
  • Bilgisi, bilhassa dinî bilgileri çok geniş olan.
  • İyice oturmuş, dem ve damarlarına yerleşmiş, temeli sağlam ve kuvvetli olan.
  • Derin din bilgisi olan. (Arapça)
  • Temeli sağlam olan. (Arapça)

rasihun

  • (Tekili: Rasihîn) (Râsih) Âlimler, din bilgisi çok sağlam ve derin olan büyük zatlar.
  • Temeli kuvvetli ve sağlam olanlar.

riyaziye

  • Hesap ilmi. Matematik bilgisi. Hesapla alâkalı.
  • Bir yazı çeşidi.

riyaziyyat

  • Matematik bilgisi.

sarf / صَرْفْ

  • (Çoğulu: Süruf) Harcama, masraf, gider.
  • Fazl.
  • Hile.
  • Men etme. Bir kimseyi yolundan ve işinden ayırıp başka tarafa yöneltme.
  • Farz.
  • Gr: Bir lisanı meydana getiren kelimelerin değişmesinden, birbirinden türemesinden bahseden ilim şubesi. Kelime bilgisi. K
  • Dilbilgisinin konusu kelimeler olan bölümü.
  • Kelime bilgisi.

sarf nahiv

  • Dil bilgisi; dilin şekil ve cümle yapılarını inceleyen bölümleri.

sarf u nahiv

  • Dilbilgisi. Gramer.

sarf ve nahiv / صَرْفْ وَ نَحِوْ

  • Arapça kelime ve cümle bilgisi.

sarf ve nahv ilmi

  • Arabî dilbilgisi. Sarf; kelime bilgisi; kelimelerde meydana gelen değişikliklerden ve birbirlerinden türemelerinden bahseden ilim. Nahv; cümle bilgisi; kelimelerin cümle içinde fiil, fâil (özne), mef'ûl (nesne, tümleç) olma gibi durumlarından ve buna göre sonlarının aldıkları i'râbdan (harekelerden)

sarfi / sarfî

  • (Sarfiye) Masrafa, sarfa ait, gidere dair.
  • Gr: Sarf kaidesine dair, gramere ait, dilbilgisiyle ilgili.

seyr-i afaki / seyr-i âfâkî

  • Tasavvuf yolunda bulunan kimsenin; ilminin, bilgisinin ve kendi ihtiyârı (dilemesi, istemesi) olmaksızın dış âlemde ilerlemesi.

sıga-i mübalağa / sıga-i mübalâğa

  • Arapça dilbilgisinde bir şeyin çokluğunu ve fazlalığını ifade için kullanılan kalıp, kip.

staj

  • Mesleki bilgisini artırmak maksadıyla başka birinin nezareti altında yapılan çalışma. (Fransızca)

suruf

  • (Tekili: Sarf) Dilbilgisi kitapları, gramerler.

techil / techîl / تجهيل

  • Bilgisizliğini çıkarma. (Arapça)

tekasülat / tekâsülât

  • (Tekili: Tekâsül) Tembellikler, üşenmeler. İlgisizlikler.

tenkihü'l-menat

  • Menatın (illetin) ayıklanması; kıyasın dört esasından biri olan illetin, hükümle ilgisi olmayan yabancı unsurlardan ayıklanması.

teveccüh-ü amme / teveccüh-ü âmme

  • Kamuoyunun teveccühü, halkın ilgisi.

ulema-i amilin / ulema-i âmilîn

  • İlmine ve bilgisine göre amel eden, ilmini tatbik eden âlimler.

üstad-ı küll / üstâd-ı küll

  • Herkesin üstadı. Her çeşit ilimde çok ileri bilgisi olan.
  • Her çeşit ilimde çok bilgisi olan.

vafi / vâfî

  • Vefalı, kendini seveni unutmayan, ilgisini kesmeyen.

vukufsuz

  • Bir konu hakkında hiçbir bilgisi olmayan.
  • Bilgisiz. (Arapça - Türkçe)

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR