LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te ikna ifadesini içeren 49 kelime bulundu...

ahen-keş

  • Demiri çeken. Mıknatıs. (Farsça)

ahen-rüba / ahen-rübâ

  • Demiri kapan, mıknatıs. (Farsça)

ahenkeş / âhenkeş / آهنكش

  • Miknatıs. (Farsça)

ahenrüba / âhenrüba / آهن ربا

  • Miknatıs. (Farsça)

armatür

  • Lât. Fiz: Kuvvet akımını toplu bir hale koymak için mıknatısın kutupları arasına yerleştirilen demir parçası.
  • Kondansatördeki iki iletken yüzeyden her biri.

behsale

  • (Çoğulu: Behâsile) Etli, kısa boylu, tıknaz kadın.

beliğ-i mukni / beliğ-i muknî

  • İkna edici belâgatçi, edip.

bodur

  • Enine göre boyu kısa ve tıknaz olan.

cezbetmek

  • Çekmek, ikna etmek, sevdirmek.

ci'zare

  • Kısa boylu tıknaz kimse.

cüşüm

  • Kısa boylu, tıknaz kimse.

delil-i iknaiye / delil-i iknâiye

  • İkna edici, inandırıcı delil.

dıhl

  • Kısa boylu, tıknaz kimse.

dıhvenne

  • Habis kimse.
  • Semiz kısa boylu, tıknaz kişi.

habenta'

  • Kısa boylu, tıknaz kişi.

hads-i mukni

  • İkna eden güçlü sezgi ve kavrayış.

hass

  • Tergib. Teşvik. Bir kimseyi bir şey için iknâ etmek.

ictibaz

  • Mıknatıstaki kendine çekme hasiyeti.

ifham

  • İkna edip sükût ettirmek. Delil göstermekle ve isbat etmekle galip gelmek.

ikna / iknâ / اقناع

  • Razı etme. (Arapça)
  • İknâ etmek: Razı etmek. (Arapça)

iknaiyat

  • İkna ve inandırma ile ilgili konular.

iknaiyyat

  • İknâ etmek veya râzı etmek için söylenilen sözler.

iknaiyyat-ı hitabiyye

  • Kelâm ilmine ait bir ıstılahtır. Zannî olan aklî delil demektir. Bürhanın aşağı mertebesidir. Aklı, muhalif fikirlerle karışmamış ve bürhanı anlayamayacak kimseler için kullanılır. İsbattan çok ikna vasfı taşır.

ıra'

  • Mıknatıs.

irza / irzâ / ارضا

  • İkna etme, razı etme. (Arapça)

kani / kâni / قانع

  • Yetinen, kanaat eden. (Arapça)
  • Kâni etmek: İkna etmek. (Arapça)
  • Kâni olmak: İkna olmak. (Arapça)

kemkam / kemkâm

  • Katı yüzlü, kaba ve tıknaz kimse.
  • Pelit ağacına benzer bir ağacın zamkı veya kabuğu.

kilaz

  • Bodur, tıknaz kimse.

kıyas-ı istisnai / kıyas-ı istisnâî

  • Bir kıyasın sonucunun aynı yahut karşıt halinin öncüllerde hem anlam hem de şekil bakımından bulunmasıyla meydana gelen kıyas; meselâ, "mıknatıs bu cismi çekiyor; o halde bu cisim demirdir" cümlesi gibi.

kutb

  • (Kutub) Dünyanın şimâl veya cenub uçları. (Güney ve kuzey taraflarının son kısımları.)
  • Elektrik cereyânını meydana getiren veya mıknatısın uçlarından her biri.
  • Dini bir meslek veya grubun başı. Bir çok müslümanların kendisine bağlandıkları azim ve büyük evliyaullahtan zamanın

kuvve-i mıknatısiye

  • Mıknatısın çekim gücü.

magnatıs

  • Mıknatıs.

magnetik

  • yun. (Manyetik) Mıknatıs gibi çekici kuvveti olan.

makani'

  • (Tekili: Mıkna' ve Mıknaa) Başörtüleri, eşarplar.

mıkna'

  • (Mıknaa) (Çoğulu: Mekani') Başörtüsü.

mıknatıs

  • yun. Demir ve benzeri mâdenleri kendine çekici hususiyeti bulunan câzibe.
  • Başka te'sir altında kalmadan kuzey ve güney kutuplarına doğru yönünü değiştiren demir çubuk. (İki kutbu bulunan bu mıknatıslı çubuğun şimale bakan kısmına şimal (kuzey) ucu, cenuba çekilen ucuna da cenub (güne

mıknatısiyyet

  • Mıknatıs kuvveti ve hassası.

mukni / muknî / مقنع

  • İkna edici.
  • İkna eden, inandıran.
  • İkna edici. (Arapça)

mukni' / مُقْنِعْ

  • İkna eden. Kanaat veren. Kâfi derecede izah ve isbât eden.
  • Başını kaldırıp gözünü önüne dikip duran.
  • İkna edici.

mukniane / mukniâne

  • İkna ederek, ikna edici bir şekilde.

mukniyane / muknîyâne

  • İkna edercesine, inandırarak.

mümaresat-ı ilzamiyat / mümâresât-ı ilzâmiyat

  • İkna ve ilzam etmek için meharetle bir işe devam etmek. İlzam için yapılan ustalıklar.
  • İknâ veya mağlup etmek için çaba harcamaya devam etmek, bu konuda ustalık göstermek.

muravaza

  • Bir kimseyi kahır veya hile ile iknâ etme, aldatma, kandırma.

tatmin

  • İkna etmek. Kandırmak.
  • İnsanın kalbini emin etmek. Rahatlandırmak.
  • İkna etme, manen doyurma.

tatmin etmek

  • İkna etmek.

tatminkar / tatminkâr

  • Doyurucu, ikna edici, memnun edici.

topuz

  • t. Ucu top şeklinde sopadan ibâret eski silâh.
  • Top şeklinde toplanmış saç.
  • Kısa ve tıknaz kimse.

üslub-u müzeyyen

  • (Ziynetli ve parlak üslub) Bu üslub tergib ve terhib (teşvik etme ve sakındırma) gibi hususları tazammun eder. Hitabiyat ve iknaiyatta kullanılır.

veza

  • Tıknaz, topaç, bodur kimse.