LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te ibda ifadesini içeren 26 kelime bulundu...

aselbent

  • Tıbda ve kokuculukta kullanılan bir reçinedir ve aynı adla anılan ağacın kabuklarının çizilmesiyle elde edilir.

cebl

  • İhtira, ibda. Yoktan yaratma.

dest-i istibdad

  • İstibdadın verdiği azap, istibdadın eli.

devr-i istibdad

  • İstibdat devri, baskı ve zulüm dönemi.

gasıb-ül gasıb

  • Gasbedilmiş malı gasıbdan gasbeden.

halk

  • İnsan topluluğu. İnsanlar.
  • Yaratmak. İcad. Örneği ve benzeri olmayan bir şeyi yaratmak, ibdâ' eylemek.
  • Bir şeyi yumuşatıp düzleştirmek.

hazakat

  • İhtisas. Meharet peyda etmek. Üstad olmak. Bir san'atta, hususan tıbda gereği gibi öğrenip mâhir ve mütehassısı olmak.

helile / helîle

  • Tıb: Tohumları tıbda müshil olarak kullanılan bir bitki.

hılt

  • Bir şeye karışık, karışmış bulunan.
  • Eski tıbda: Ahlât-ı erbaa (Kan, salya, safra, dalak) dan birisi.
  • Soyu, nesebi karışık kimse.

hükumet-i müstebidde / hükûmet-i müstebidde

  • İstibdatla idare olunan hükûmet.

hükumet-i müstebide / hükûmet-i müstebide

  • Ülkeyi istibdatla, dikta ile yöneten hükûmet.

hükümet-i müstebide / حكومت مستبده

  • İstibdat hükümeti.

ibda' / ibdâ' / ابداع

  • Cenab-ı Hakkın âletsiz, maddesiz, zamansız, mekânsız yaratması ve icâdı.
  • Misli gelmemiş bir eser meydana koymak, icâd, ("İbda', ihdâs, ihtirâ, icâd, sun', halk, tekvin" kelimeleri birbirine yakın mânâdadırlar.)
  • Edb: Geçmişte benzeri olmayan şiiri söylemek.
  • Yeni bir şey getirme, yaratma, geliştirme. (Arapça)
  • İbdâ' etmek: Yeni bir şey getirmek, yaratmak, geliştirmek. (Arapça)

ibda-ı san'at

  • Benzeri olmayan mükemmellikte san'at eseri. İbda' yapabilene mübdi', eserlerine bedi'a denir.

idare-i müstebide

  • İstibdat idaresi.

ihbar-ı gaybi / ihbar-ı gaybî

  • Gayıbdan verilen haber. Geçmiş zamandan veya gelecekten verilen haber.

istibdadkarane / istibdadkârane

  • İstibdad idaresi gibi. Kendi kendine, kanunları ve kimseyi tanımadan idare eder surette. (Farsça)

istibdal-i müseccel

  • Lüzumuna hükmolunduğundan dolayı nakzı caiz olmayan istibdal.

istibra

  • (Bak: İstibda)

jelatin

  • Tıbda ve fotoğrafçılıkta kullanılan şeffaf, renksiz ve kokusuz bir cisim. Hayvanların kemik ve kıkırdak gibi kısımlarından elde edilir. (Fransızca)
  • Bir cins kâğıt. (Fransızca)

mansıbdar / mansıbdâr

  • Mansıbda bulunan. (Farsça)

müstebdel

  • (Bedel. den) Değiştirilmiş, istibdâl edilmiş.

müstebdil

  • (Bedel. den) Değiştiren, istibdal eden.

müstebid

  • Başlı başına, müstakil olan. Emri altındakilere söz ve hürriyet hakkı tanımayan, istibdat yapan. Despot.

müstebidane / müstebidâne

  • İstibdat yaparak, müstebitçe. (Farsça)

terzik

  • Rızık verme, besleme. Rızık için verip yedirme. Nasibdâr kılmak.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın