LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te iban ifadesini içeren 43 kelime bulundu...

abek / âbek

  • Sulu, su dolu olan şeyler.
  • Çıban.
  • Civa. (Hg).

abile

  • Su üzerindeki kabarcık. (Farsça)
  • Sivilce. Çıban. (Farsça)

ahtapot

  • Çok ayaklı, kafadan bacaklı bir nevi deniz hayvanıdır ve yakaladığı canlı hayvanı kıstırıp kanını emer. (Fransızca)
  • Canlı yengece benzeyen bir çıban. (Fransızca)

akbenek

  • Gözün saydam tabakasında bir yara veya çıbandan kalan ve görmeyi yavaş yavaş azaltan beyaz benek.

arf

  • (Çoğulu: A'râf) Rüzgâr.
  • El ayasında çıkan çıban.

asar / asâr

  • Kurumayıp daima sulanır çıban.

bece

  • Çıban, arpacık, sivilce.

benaver

  • İri, büyük çıban. Kan çıbanı. (Farsça)

besur / besûr

  • (Tekili: Besr) Siğiller, sivilceler, küçük çıbanlar.

çirkin

  • Güzel olmıyan. (Farsça)
  • Çok kirli. (Farsça)
  • Kanlı, irinli çıban veya yara. (Farsça)

cirşab

  • Hasta olduktan sonra zayıflayıp gövdede çıban çıkmak.

dümel / دمل

  • Tıb: Büyük kan çıbanı.
  • Kan çıbanı. (Arapça)

etave

  • Gelmiş, geçmiş, gelen, misafir, garib, gariban, kimsesiz, biçare.

habna'

  • Çıbanları olan kadın.

hadil / hâdil

  • (Hadl. den) Aşağıya sarkıtılmış.
  • Gözlerinde ve ağzında çıban olan deve yavrusu.

hıbne

  • (Çoğulu: Hıben) Büyük çıban.

hudre

  • Göz kapağının içinde çıkan çıban.

hurac

  • Tıb: Bedenin çeşitli yerlerinde çıkan çıbanlar.

hurace

  • Çıban.
  • İrinlenme.

hurka

  • Yanmak.
  • Hararet.
  • Yanık çıban.

hurkat

  • Yangın. Yanma. Yanıklık.
  • Bir nevi çıban.

hürmet-i riba

  • Ribanın yani faizin haram oluşu.

intizac

  • Çok ağlama, fazlaca göz yaşı dökme.
  • Tıb: Çıbanın olgun hâle gelmesi.

irticac

  • Çalkanmak. Heyecana gelme.
  • Sarsıntı. Muztaribane hareket etmek.

karih

  • Yaralı, cerihalı.
  • Çıbanlı.

kazib

  • (Çoğulu: Kuzıbân) Ağaç dalı.

kurha

  • (Çoğulu: Kuruh) Silâh yarası.
  • Çıban.

madde

  • Zahir duygularla hissedilen, ruhâni olmayıp, ağırlığı olan, cismâni bulunan.
  • Asıl, esas, cevher, mâye.
  • Bend, fıkra, kısım.
  • İlm-i Kelâmda: His âzâmız üzerine bir takım muayyen ihtisâsât husule getiren veya getirebilen, her şey.
  • Tıb: Çıbanın içinde hasıl olan ya

müdemmil

  • Çıban yapan.

munzic

  • Hazmettirici, sindirici.
  • Tıb: Yara veya çıbanı cerahatlendiren.
  • Kemâle eren, inzâc eden.

mütekarrih

  • (Karh. dan) Yaralı, çıbanlı. Cerahatli yara veya çıban.

nakıbe

  • (Çoğulu: Nukab) Kişinin yan tarafında çıkan çıban.

nekre

  • Belirsiz olan.
  • Çıban ve yaradan çıkan kan ve irin.
  • Garip ve gülünç fıkralar.
  • Hoş sohbet ve hazır cevap kimse.
  • Gr: Belirtilmemiş isim, neye delâlet ettiği belli olmayan (harf-i tarifsiz) isim.

peruş

  • Küçük çıban, sivilce. (Farsça)

sa'fe

  • Çocuğun başında çıkan çıban.
  • Kel.

şafe

  • Ayakta çıkan ve dağlamayınca gitmeyen çıban.

sill

  • Bir çıban.
  • Sırtmadan zayıflamak. Erime.
  • Verem.

şirpençe / şîrpençe / شيرپنچه

  • (Şir-pençe) (Aslan pençesi) Vücutta ve daha ziyade sırtta çıkan çok tehlikeli bir çıban. (Farsça)
  • Arslan pençesi. (Farsça)
  • Sırtta ve boyunda çıkan bir tür kan çıbanı. (Farsça)

tabib

  • (Çoğulu: Tabibân-Etibbâ) Doktor, hekim.

takarruh

  • (Karh. dan) Yara derinleşip büyüme.
  • Yara çıban olma.

tekazzu'

  • Çıbanın irinlenmesi.

ufunet

  • Çıban veya yaranın çürüyüp fena kokması.
  • İltihab.
  • Her hangi bir maddenin çürümesinden hasıl olan pis koku, çürük kokusu.
  • Sıkıntı veren manevî ağırlık.

urret

  • (Çoğulu: Urr) Devenin dudaklarında ve ayaklarında çıkan bir çıban.
  • Ulaşmak, varmak.
  • Kuş tersi.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın