LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te iş şey ifadesini içeren 127 kelime bulundu...

adet / âdet

  • Bir şehir ve memleketteki insanların, yapageldikleri usûller, gelenekler, alışılmış şeyler. An'ane, örf.
  • Kitab, sünnet, icma' ve kıyasdan sonra ikinci derecedeki dînî delillerden biri. Dînin ve aklın beğendiği şeyler.

adiyat / âdiyât

  • Her zaman olagelen alışılmış şeyler.

anise

  • Sıkı bağlanmış. (Farsça)
  • Koyulaşmış, katılaşmış şey. (Kan ve mürekkeb gibi akıcı maddeler.) (Farsça)

asir / asîr

  • Üsâre. Özsu.
  • Bir maddenin sıkılmış suyu.
  • Suyu alınmak için sıkılmış şey.

avihte

  • Asılmış şey, asılı nesne. (Farsça)

ayar

  • Altın ve gümüşten yapılmış şeylerin saflık ve hafiflik derecesi.
  • Saadete, mutluluğa doğru gitme.

bedia

  • Nâdide ve güzel, yeni icad edilmiş şey. Beğenilen ve takdir edilen çok yeni şey.

behrec

  • Eksik veya ayarı bozulmuş para.
  • Arzuya, isteğe bırakılmış şey, iş.
  • Faydasız, işe yaramaz olan şey.

beraverde

  • İltimas ile korunarak ileri çekilmiş adam. (Farsça)
  • Seçilmiş, ayrılmış şey. (Farsça)
  • Yükseğe kaldırılmış. (Farsça)

bicrit

  • Temiz, hâlis şey.

bid'at / بدعت

  • Sonradan ortaya çıkma. (Arapça)
  • Dinde yeni getirilmiş şey. (Arapça)

cehennem

  • Allah yerine, tabiat, madde, sebepler vb. yaratılmış şeyleri ilâh kabul eden; Allah'a kul olacaklarına, arzularına ve heveslerine, başka insanlara ve mahlukata kul olanların işledikleri cürüm ve suçtan dolayı İlâhi adaletle ceza görecekleri yer. Cehennem'in varlığını bütün geçmiş peygamberler ve onl

cevin

  • Arpadan yapılmış şey. Arpa unu. (Farsça)

cibt ve tagut

  • Haç ve put. Allah'tan başka canlı cansız mabut edinilmiş şeyler.

cümma'

  • Bir araya gelerek toplanmış şey, küme.

dakik

  • İnce, ufak, nâzik.
  • Toz haline getirilmiş şey, un.
  • Dikkatli ölçülü davranan titiz kimse.

damime

  • (Çoğulu: Damâyim) Sonradan yapıştırılmış şey.

define

  • Para veya altın gibi eskiden saklanmış şeylerin bulunduğu yer.
  • Kıymetli eşya. Kıymeti ve değeri yüksek olan şeyler veya kimse.

devair-i masnuat / devâir-i masnuat

  • San'atla yapılmış şeylerin oluşturduğu daireler.

encas

  • (Tekili: Necis) Pisler. Necis şeyler.

enise

  • Donmuş, pekişmiş şey. (Farsça)

enkaz

  • Yıkıntı, yıkılmış şeyin artıkları. Harabenin parçaları.

ferid / ferîd

  • Katılaşmış şey, donmuş nesne. (Farsça)
  • Avcı kuş. (Farsça)

ferş

  • Yer. Yeryüzü.
  • Döşeme. Döşeyiş. Yaymak. Yayılmak. Döşenmiş şey.
  • Küçük develer.

gamir

  • Ekilmemiş, terkedilmiş ıssız yer.
  • Faydalanılmamış şey.
  • Mamur olmayan harap yer.

güzeran-ı hayat / güzerân-ı hayat

  • Hayatın geçmesi; hayatın geçmiş seyri.

habais / habâis

  • (Tekili: Habise) Kötülükler. Murdar ve pis şeyler.
  • Kötü, alçak, pis şeyler, haramlar. Habîsin çoğulu.

habes

  • (Tekili: Habis) Kötüler. Alçaklar. Pisler.
  • Necaset denilen ve maddeten pis şeyler (Necis veya necaset-i hakikiye de denir.)

hadaid

  • (Tekili: Hadîd) Demirden yapılmış şeyler. Sert şeyler.

haram / harâm

  • Allah ve resulü tarafından kesin olarak yasaklanmış şey.
  • Dince yasak edilmiş şey.

havayic-i gayr-ı zaruriye

  • Zorunlu olmayan ihtiyaçlar, ihtiyaç olmadığı halde ihtiyaç haline gelmiş şeyler.

helal / helâl

  • Dinen yapılmasına izin verilmiş şey.

hubesa

  • (Tekili: Habis) Habisler, pis şeyler.
  • Abdestsiz, gusülsüz gezen pis kâfirler.

husale

  • Kırıntı, ufalanmış şey.

istihkak / استحقاق

  • Hak etme. (Arapça)
  • Hak edilmiş şey. (Arapça)

kamıh

  • Tarhana.
  • Kokutup ekşitilmiş şey.

katere

  • Bir şey üzerine çökmüş toz.
  • İs gibi bir karanlık.
  • Toz.
  • Kebap yapmak.
  • Pişmiş şeyin kokması.

kısm

  • Parçalara ayrılmış şeyin her parçası, çeşit.

kitabet-i fıtriye

  • Fıtri olan yazılmış şeyler.
  • Kâinat sahifelerinin kitab gibi oluşu.

levsiyyat / levsiyyât

  • Kirli ve pis şeyler.

ma'mulat / ma'mulât

  • İmal edilmiş, yapılmış şeyler. Makine veya elle işlenmiş eşya.

mahatim

  • (Tekili: Mahtum) Bağlanmış ve kilitlenmiş şeyler.
  • Mühürlenmiş şeyler.

mahfuzat

  • (Tekili: Mahfuz) Mahfuz olunmuş, gizlenilmiş şeyler.
  • Hıfzedilip ezberlenmiş şeyler.

mahzurat / mahzûrât

  • Dinde yasak edilmiş şeyler, haramlar.

mahzure

  • (Çoğulu: Mahzurât) Şer'an yasaklanmış olan şey. Men ve haram edilmiş şey.

makalim

  • (Tekili: Maklem) Ucu budanmış ve sivrilmiş şeyler.

mameza

  • Geçen veya geçmiş şey. Geçmiş zaman. Mazi.

mamulat / mâmulât / mâmûlât

  • Yapılmış ürünler, imâl edilmiş şeyler.
  • Yapılmış şeyler.

masur

  • Birbirine katılmış şey. Mümtezic.

matabih / matabîh

  • (Tekili: Matbuh) (Tabh. dan) Tabholunmuş yani pişirilmiş şeyler.

matbuat / matbûât / مَطْبُوعَاتْ

  • Matbaada basılmış şeyler.
  • Tab' edilmiş neşriyat. Basılmış şeyler. (Kitap ve gazeteler gibi)
  • Basılmış şeyler.

matvi / matvî

  • Bükülü, dürülmüş, kıvrılmış şey.

mazmun

  • Meâl. Mâna. Mefhum.
  • Nükteli, san'atlı, ince söz.
  • Ödenmesi lâzım olan.
  • Fık: Gasb, telef veya zulüm sebebi ile ödenmesi lüzum etmiş şey.

me'kul

  • Ekl olunmuş, yenmiş şey, yiyecek.

mebhus-ün anh

  • Sözü geçmiş şey. Bahsolunan şey.

mebi'

  • Satılmış şey, satılan mal.
  • (Bey'. den) Satılmış şey.

mecmu'

  • Bütün, hepsi. Topluca. Yığılmış. Cem' olunmuş. Bir araya getirilmiş şey.

mecmua

  • Toplanıp biriktirilmiş, tertip ve tanzim edilmiş şeylerin hepsi.
  • Seçilmiş yazılardan meydana getirilen kitap. Risâle.
  • Kolleksiyon.

medlul

  • Delil getirilmiş şey.
  • Delalet olunan, gösterilen.
  • Bir kelimeden veya bir işaretten anlaşılan.

medsus

  • Gömülerek saklanmış olan. Gizli bulunan.
  • İçine desise karışmış şey.

memluhat

  • (Tekili: Memluh) Tuzlanmış şeyler. Tuzlu şeyler.

menahi

  • (Tekili: Nehi) Menedilmiş şeyler. Şer'an yasak edilmiş olan şeyler.

merbutat / merbutât

  • (Tekili: Merbut) Rabt olunup bağlanmış şeyler. Ekli ve bağlı şeyler.

merfud

  • İhsan edilmiş, armağan olarak verilmiş, bağışlanmış şey.

mermiyat

  • (Tekili: Mermi) Atılmış şeyler.
  • Ateşli silâhlarda atılan tâneler, mermiler.

mermuze

  • (Çoğulu: Mermuzât) İşaretle anlatılmış. Remzolunmuş. Açıktan değil de işaretle anlatılmış şeyler.

meş'urat

  • (Tekili: Meş'ur) şuur hâlinde geçmiş şeyler.

mesafih

  • Sahife haline getirilmiş şeyler, kitaplar.
  • Mushaflar, Kur'ânlar.

mesnun / mesnûn

  • Bilenmiş.
  • Sünnete uygun olan.
  • Yıllanmış şey.

mevcudat

  • Var olan her şey. Kâinat. Yaratılmış şeyler.

mevduat

  • (Tekili: Mevdu) Emanet bırakılmış şeyler.
  • Bankaya konan para ki, faizle olduğundan haramdır.

meyasir

  • (Tekili: Meysur) Kolaylaştırılmış şeyler.

meysur

  • Kolay. Kolay olmuş. Asan. Kolay kılınmış şey.

meysurat

  • (Tekili: Meysur ve Meysure) Kolaylatılmış şeyler. Asan edilmiş şeyler.

mezbele

  • Çöplük. Pis şeylerin bulunduğu süprüntü yeri.

mezruat

  • (Tekili: Mezru) Arşınlanmış şeyler. Ölçülmüş nesneler.

mu'cem

  • İ'câm edilmiş, noktalanmış, noktalı.
  • Hadis şeyhlerinin herbirisi.
  • Harf-ı heca sırasına konularak, her birisinin tarikından müellife kadar gelen rivayetleri toplayan kitaba denir.

mubi' / mubî'

  • (Bey'. den) Satılmış şey.

mücerrebat / mücerrebât

  • (Tekili: Mücerreb) Tecrübe olunmuş ve denenmiş şeyler.

müddaharat / müddaharât

  • Depolanmış şeyler.

müddeharat / müddeharât

  • Depolanmış şeyler.

muharrefat

  • (Tekili: Muharref) Tahrif edilmiş ve değiştirilmiş şeyler.

mukattaat

  • (Tekili: Mukattaa) Kat' edilmiş, kesilmiş şeyler.
  • Kısaltmalar.
  • Çeşitli gazel ve kasidelerden seçilmiş beyitler.
  • Herbiri bir kelimeye delâlet eden harfler.

mükerrerat

  • (Tekili: Mükerrer) Mükerrer olan ve tekrarlanmış şeyler.

muktatafat

  • (Tekili: Muktataf) (İktitaf. dan) Derlemeler, toplamalar. Derlenmiş şeyler.

mülemle

  • Bâzısı bâzısına yapışıp toplanmış şeyler.
  • Sağlam ve sert yuvarlak taş.

mülevves

  • Kirli. Pis. Bulaşık. Bulaştırılmış.
  • Alıkoyulup sonraya bırakılmış veya durdurulmuş olan.
  • Tazelenmek için suda ıslatılmış şey.
  • Karışık, intizamsız.

mülga

  • İlga edilmiş. Kaldırılmış. Metruk ve lağvedilmiş şey. Terkedilmiş.

münakkayat

  • Temizlenmiş şeyler.

münderecat / münderecât

  • Bir şeyin içine dercedilmiş şeyler, anlatılan şeyler, muhteva.

münkerat / münkerât

  • Şeriatçe yapılması yasaklanmış şeyler.

münşeat

  • Kaleme alınmış şeyler. Nesir yazılar. Mektublar.

murassa / murassâ

  • Değerli mücevherlerle süslenmiş şey.

müsevvegat

  • (Tekili: Müsevveg) Râzı olunmuş, izin verilmiş şeyler.

müstahzarat / müstahzarât

  • (Tekili: Müstahzar) Hazırlanmış şeyler.
  • Hazırlanmış şeyler.

müstehab

  • Sevilmiş şey. Yapılması sevaplı olan.
  • Fık: Peygamber efendimizin (A.S.M.) bazen yapıp bazen terkeylediği şeydir. Farz ve vacibin dışındaki sevaplı iş, sevap olduğu bilinen iş. Nafile, mendub, fazilet, tatavvu, edeb namları da verilir.

müsvedde

  • (Seved. den) Temize çekilmek üzere yazılmış şey. İlk yazılan. Acele ile temiz yazılmayan yazı.

müzahref

  • Süprüntü, dışı süs içi pis şey.

müzahrefat / müzahrefât

  • Süprüntüler, dışı süs içi pis şeyler.

müzeyyelat / müzeyyelât

  • (Tekili: Müzeyyel) Zeyiller, ilâveler, katılmış şeyler.

müzeyyenat / müzeyyenât

  • Süslenmiş şeyler.

neceş

  • Değeri artırmak için almak.
  • Bir kumaşın pahasını artırmak.
  • Dağılmış şeyleri bir yere toplamak.
  • Örtmek, setretmek.

nefais-perest

  • Nefis şeyleri beğenenen, güzel şeyleri seven. (Farsça)

nemeş

  • Dağınık, parçalanmış şeyleri toplamak.
  • Nakış hatları.
  • Yüzde olan siyah ve beyaz noktalar.

neşriyat / neşriyât

  • Gazete, kitap, radyo ve sâir vasıtalarla neşrolunmuş, yayılmış şeyler.

nevahi

  • (Nehy. den) Yasak edilmiş şeyler.
  • Allah (C.C.)tarafından menedilmiş olanlar.

nişande

  • Hedef. Nişan olarak dikilmiş şey.

rıhlet-i şitaiye / rıhlet-i şitâiye

  • Kış seyahati, kış yolculuğu.

saff

  • Bir sıra dizilmiş şey, bir şeyi sıra ile uzun uzadıya dizmek.
  • Câmide cemâatın sırası.

safsatiyat / safsatiyât

  • Safsatalar, yalan ve yanlış şeytâni sözler.

şerha

  • Dilim. Kesilip dilimlenmiş şey. parça.

serika

  • Çalınmış. Çalınmış şey.

sevabık

  • (Tekili: Sâbıka) Geçmiş şeyler. Geçmiş haller. Geçmişte işlenmiş suç ve kabahatlar.

şeytan-ı lain / şeytan-ı lâîn

  • Kovulmuş, lanetlenmiş şeytan.

şeytan-ı racim / şeytan-ı racîm / şeytân-ı racîm / شَيْطَانِ رَج۪يمْ

  • Kovulmuş, lânetlenmiş şeytan.
  • Kovulmuş, taşlanmış şeytan.

şıkk

  • Bir bütünün parçalarından her biri.
  • İki ihtimalden ve iki cihetten her biri.
  • İkiye ayrılmış şeyin bir kısmı.

sımt

  • (Çoğulu: Sümut) Dizi. Dizilmiş şey.

sırf

  • Sadece, yalnızca.
  • Sâfi ve hâlis şey. Karışık olmayan.

taharet

  • Temizlik. Nezafet. Temizlenmek.
  • Fık: Habes, necaset denilen maddeten en pis şeylerin veya hades denilen şer'î bir mâninin zevalidir.

talif

  • Alınmış şey.

tumar

  • (Çoğulu: Tevâmir) Dürülüp yuvarlak yapılmış şey, tomar.

turfa / طرفه

  • Yepyeni, görülmemiş şey. (Arapça)

tuva

  • Övünmüş, senâ edilmiş şey.
  • Tur-i Sina dağı eteğinde bir vâdinin adı.
  • Örülmüş kuyu.

usare

  • Vücud bezlerinden akan faydalı su. Sıkılmış şeylerden çıkan su. Öz su.

yahni

  • Et yemeği, yahni. (Farsça)
  • Azık, zahire. (Farsça)
  • Pişmiş şey. (Farsça)

zebir

  • Sıkıntı, mihnet.
  • Yazılmış şey. Mektup.

zevaib

  • (Tekili: Zâib) Erimiş şeyler, eriyenler.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın