LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te içme ifadesini içeren 156 kelime bulundu...

ab-ı hurdeni / ab-ı hurdenî

  • İçme suyu. İçilir su.

abab

  • (Abb) Suyu nefes almadan içmek.
  • Işık, nur, ziyâ.

abişhor

  • Hayvan sulama yeri. (Farsça)
  • İçme kabı. (Farsça)
  • Dinlenmek için kısa bir duraklama, teneffüs. (Farsça)
  • Günlük yiyecek. (Farsça)

ahben

  • Çok su içmekten karnın şişip zahmetli olması.

akl-ı meaş / akl-ı meâş

  • Yemek, içmek, evlenmek, helâl, haram demeden kazanmak ve eğlenmek gibi hep bedenin râhatını ve nefsin menfaatini düşünüp, âhireti düşünmeyen akıl; akl-ı meâdın zıddı.

alel

  • İkinci defada içmek.

asf

  • Zulüm. Haksızlık.
  • Can çekişme.
  • Emek çekip kâr kazanma.
  • Bir tarafa eğilme.
  • Sür'atle gitme.
  • Rüzgârın kuvvetle esmesi.
  • Taze ekin yaprağı.
  • Ekin taze iken biçme.

atv

  • El ile alıp yiyip içmek.

ayb-ı hadis / ayb-ı hâdis

  • Huk: Satılan eşya müşteri elinde iken ârız olan ayıb. (Müşterinin satın aldığı kumaşı kesip biçmesiyle meydana gelen hâl gibi)

ayman

  • Süt içmeğe iştihası olan erkek.
  • Malı gitmiş kişi.

ayme

  • Süt içmeğe iştihası olmak.
  • Malın iyisi.

ayş

  • Yaşayış, yaşama. Yiyip içme. Zevk u safâ.
  • Dirilik. Hayat.

ayş u işret

  • Yiyip içme. (Bak: Îş)

ayş ü nuş / ayş ü nûş

  • Yiyip içme. (Bak: Îş)

ayş u tarab

  • Yeme içme, eğlence.

bezm

  • Sohbet meclisi. Muhabbet yeri. Yiyip içme, îş u nûş. Meclis. (Farsça)

cedef

  • (Çoğulu: Ecdâf) Makbere, kabir, mezar.
  • Yemen diyarından gelir bir otun adı. (Bir kimse bu otu yese su içmeye muhtaç olmaz.)

ceey

  • Su içmesi için deveyi çağırmak.

cer'

  • Suyu yudumlayarak içme.

cera'

  • Suyu sora sora içmek.

cezaze

  • Ekin biçmek.
  • Hurma kesmek.
  • Kıl ve yün kırkmak.

cezb

  • Kendine doğru çekme.
  • İçme.

cezz

  • Kesmek, biçmek.

cin

  • Ateşin alev kısmından yaratılan, her şekle girebilen; evlenme, yeme-içme, çoğalmaları bulunan ve gözle görülmeyen varlıklar. Fârisî dilinde cine peri denir.

da'l

  • İçmek, şirb.

direv

  • Ekin biçme, hasat. (Farsça)

dürud

  • Dua, medih, tahiyye, selâm. (Farsça)
  • Ekin biçme. (Farsça)
  • Yontmuş ağaç, kereste. (Farsça)

ebes

  • Çok süt içmekten dolayı midede ve karında meydana gelen şiş.

ebs

  • Sütü çok içmekten dolayı karnı şişmek.

efn

  • Noksan etmek. İçmek.
  • Sağmak.
  • Davarın sütü az olmak.

ekl ü şürb

  • Yeyip içme.

ekl ve nikah / ekl ve nikâh

  • Yeme-içme ve üreme.

erba'in / erba'în

  • Kırk günlük riyâzet. Maddî bağları azaltıp, mânevî tarafı kuvvetlendirmek ve kalb aynasını parlatmak için, tasavvuf büyükleri tarafından konan usûllerden biri; kırk gün az yemek, az içmek, az konuşmak, çok ibâdet etmek. Buna çile de denir.

etan

  • Dişi eşek. (Farsça)
  • Bir kısmı havada, bir kısmı suyun içinde kalan kaya; yosunlu taş. (Farsça)
  • Kuyu kenarında üstüne oturup su içmeye mahsus taş. (Farsça)

evran

  • Biçme, ölçü, mikyas, tahmin, keşif, biçim, endam, tenasüb.

ezem

  • Ağzını yumup oturmak.
  • Sabretmek.
  • Yemekten ve içmekten men'etmek.
  • Isırmak.
  • Gayret etmek.
  • Bükmek.

fenn-i ziraat / fenn-i zirâat

  • Ekin ekme ve içme hususunda olan bilgi ve tecrübeye dayanan bu husustaki ilim kolu.

fursa

  • (Çoğulu: Furus) İçmek, şirb.
  • Nöbet.

gamc

  • Suyu sora sora içmek.
  • Deve yavrusunun anasının karnı ve ayaklarının altına gelmesi.

gams

  • Suyu şiddetli içmek.
  • Bir şeyi hakir görmek, birisine iftira etmek.
  • Nimete şükretmemek.
  • Göz yummak.

hakk-ı şirb

  • İçme, hayvan veya tarla için su olma hakkı.

half

  • Yemin etmek. Andiçmek. Kasem etmek.

halfe

  • Andiçme, yemin etme.

haly

  • Ot biçmek.

hasad

  • Ekin biçmek. Ekin biçme mevsimi.

hasve

  • (Çoğulu: Husvât) Yudum yudum, azar azar içme.

havaic-i zaruriye / havâic-i zaruriye

  • Gerekli ihtiyaçlar, giderilmesi lüzumlu olan ihtiyaçlar; yeme içme, ev ve binek gibi temel ihtiyaçlar.

husaf

  • Hasad, hasad mevsimi.
  • Ekin biçme.

ibtirad

  • Duş yapma, soğuk su ile banyo yapma.
  • Serinlemek için soğuk su içme.

icaa

  • (Cu. dan) Yemek içmek için hiçbir şey vermiyerek aç bırakma.

ictira'

  • (Cür'a. dan) Suyu soluk almadan birden içme.
  • Ağacı bir tutuşta kırma.

ictizaz

  • Yün kırkma.
  • Çayır ve ot biçme.

igtibak

  • Akşam vaktinde şarap içmek.

igtilal

  • Hayvanın çok susaması.
  • Elbiseleri üst üste giyme.
  • İçme.
  • İyi sağılmadığı için (koyun) hastalanma.

igtiraf

  • Avuçla su içme, eliyle su alma.

ihsad

  • Ekin veya ot biçme veya biçtirme. Hasâd etme.

ıhtidad

  • Otu köküyle birlikte biçmek.

ıhtila'

  • Ot biçmek.

ihtila'

  • Tenha yere veya halvete çekilme.
  • Taze ot koparma, biçme.

ihtisad

  • Hasad etme, biçme.

ihtiyaç / ihtiyâç

  • Ruh ve nafaka (yeme, içme, barınma) için ve bedeni sıkıntıdan korumak için lâzım olan şey.

ihtiyacat-ı zaruriye

  • Zaruri ihtiyaçlar. (Ev, yeme, içme, yakma, giyinme v.s. gibi)

ihzariye

  • Aleyhine açılan dâva münasebetiyle getirilen şahıslardan, gönderilen mübaşir veya muhzirin masrafı karşılığı olarak tahsil edilen para. İhzariyeye mübaşir ve muhzirin at ve araba masrafından başka yemek, içmek gibi şahsî masrafları da ilâve edilirdi.
  • Birinin mahkemeye çağrılması için

ıksam

  • Kasem etme, and içme, yemin etme.

iksam

  • Kasem etme, yemin etme, and içme.

ilac

  • Derde devâ olan şey. Hastayı veya yaralıyı iyi etmek için içmek veya sürmek üzere verilen şey.
  • Devâ, mualece.
  • Mc: Tedbir, çare, tavsiye, derman.
  • Hastaya bakma, iyi olmasına çalışma.

ilm-i adab / ilm-i âdâb

  • Yemek, içmek, yatıp kalkmak, giyinmek, sefer gibi hâllere dair hadisler için, ilm-i hadis istılâhında kullanılan tâbirdir.

imsak

  • Kendini tutmak. Bir şeyden el çekme.
  • Oruca başlama zamanı.
  • Hapsetmek.
  • Şer'an müftirat denen şeylerden (orucu bozan şeylerden) nefsi hakikaten veya hükmen men' etmek.
  • Yemez içmez adamın hâli. Cimrilik, hasislik, pintilik.

irfaş

  • Yeme içme ile uğraşma.
  • Bir yerde daimi oturma.

irşaf

  • Suyu yavaş yavaş ve yudum yudum içme.

irtişaf

  • Emerek ve azar azar içme.
  • Tıb: Vücudun her hangi bir yerinde toplanan suyun, dışarı atılması.

iş u nuş / îş u nûş

  • Yiyip içme. Sefahet. İşret ve eğlence.

is'ar

  • Narh koyma, fiat veya pahâ biçme.

işret / عِشْرَتْ

  • İçki. Alkollü meşrubat.
  • İçki içme. Alkollü içki kullanma.
  • İçki içme.

istika'

  • (Saky. den) Su isteme. İçmek için su alma.
  • Kendini zorlıyarak ve sun'i olarak kusma.

istilac

  • İçilecek şeylerden pek çok içme.

istimare

  • ing. Gümrük'e ticarî mallara değer takdiri.
  • Baha biçme.

istişrab

  • İmâ ederek ve kapalı olarak anlatmak isteme.
  • İçmek isteme.

işü nuş / îşü nûş

  • Îşü nûş etmek: Yiyip içmek, gününü gün etmek.

ka'b

  • Yemek yemek. Su içmek.

ka'f

  • (Çoğulu: Kıâf) Ayağı sert olarak basmak.
  • Ayak ile toprağı yerinden koparıp küremek.
  • Kap içindeki suyun tamamını içmek.
  • Koparmak.

kahf

  • Kap içindeki suyun tamamını içme.

kamıh

  • Suyu içmeyip, başını kaldırıp duran davar.

kanaat / kanâat

  • Yeme, içme ve barınacak yer husûsunda bileğin emeği, alın teri ile kazanılana râzı olmak, başkasının kazancına göz dikmemek. Kanâat, çalışmayıp, sâdece eline geçeni kullanmak, tembel oturup, başka bir şey aramamak değildir. Aksine hırslı hareketlerden kaçınıp, gönül huzûru ile yaşamaktır.

kat'

  • Kesme, biçme.
  • Halletme, karar verme, sona erdirme, bitirme.

kayl

  • (Çoğulu: Akyâl) Ulu şerif kimse.
  • Öğle vakti şarap içmek.

ker'

  • (Çoğulu: Küru') Suyu yerinden ağız ile içmek.
  • Yağmur suyu.
  • (Kız) erkek istemek.

kereb

  • Kova bağladıkları ip.
  • Suyu yatıp ağızla içmek.
  • Hurma ağacının kökü.

kuvve-i şeheviye

  • Cinsi istek kudreti. Yemek, içmek, konuşmak, uyumak gibi kabiliyetler.

laas

  • Çok yemek, çok içmek.

mahluf

  • Yemin etme, and içme, kasem etme.

maşraba

  • Tas, su içmek için kullanılan kap.

mass

  • Emmek. Bir şeyi eme eme içmek.

massetmek

  • Emmek, emerek içmek.

me'kel

  • Yeme içme, beslenme.

mecamir

  • (Tekili: Micmer) İçlerinde tütsü yakılan kaplar, buhurdanlar.

meşreb / مشرب

  • Huy. Yaradılış. Adet. Ahlâk.
  • Gidiş.
  • İçmek. İçilecek yer.
  • Fehmetmek.
  • Mânevi haz ve feyz alınan yer ve yol.
  • Yaratılış, tabiat. (Arapça)
  • İçme yeri. (Arapça)

mevh

  • Avucuyla su içmek.

mezr

  • (Mezra) Zarif adam.
  • Bir kimseye düşmanlık etmek.
  • Parmakla çimdiklemek.
  • Su kırbasını tamamen doldurmak.
  • Tadını anlamak için biraz ağzına almak, içmek.

muahede / muâhede

  • Karşılıklı and içme, antlaşma.

mubah

  • (İbâhe. den) İşlenmesinde sevab ve günah olmayan şey.
  • Fık: Yapılması ve yapılmaması şer'an câiz bulunan şey. (Yemek, içmek, uyumak gibi.)

mubikat-ı seb'a

  • İnsanı felâkete götüren yedi kebâir, yedi büyük günah: Katil, zinâ, şarab içmek, ukuk-ı vâlideyn (yâni; sılâ-yı rahmi terk), kumar oynamak, yalan şâhidliği, dine zarar verecek bid'alara tarafdarlık.

mühakale

  • Ekini biçmeden buğday ile satmak.

müşarebe

  • (şürb. den) Beraber içme.

müvakere

  • Ziraat etmek, ekip biçmek.

nazar-ı takdir

  • Kıymet biçme bakışı, takdir bakışı.

nehel

  • Susuz olmak.
  • İçmenin evveli.
  • Yaşlı, ihtiyar.
  • Semiz etli deve.

neşef

  • İçmek.
  • Sinmek.
  • İçine girmek, dühul etmek.

neşf

  • İçmek, suyu emerek içmek.
  • Sızmak. Sünger gibi sızmak.
  • Suyu çekmek.

nikal

  • Devenin suyu içip gittikten sonra gelip yine içmesi.

nuş / nûş

  • Nûş etmek: İçmek.

nuş etmek / nûş etmek

  • İçmek, keyiflenmek.

nuşiden

  • "İçmek" mastarındandır. İçen ve içiçi gibi mânâlara gelir.

oruç

  • İslâm'ın beş şartından biri. Fecrin (tan yerinin) ağarmasından yâni imsaktan güneş batıncaya kadar yimeği, içmeği ve cimâ'ı terk etmek.

ra's

  • Boyanmış renkli yün.
  • Süt vermek.
  • Süt içmek.

reşaşet

  • Su serpintisi.
  • Emmek, emerek içmek.

reşf

  • Suyu dudakları ile emmek, emerek içmek.

ret'

  • (Rita' - Rütu') Yemek, içmek. Bolluk içinde dilediğini yiyip içmek.
  • Oynamak.

riyazet

  • Nefsi kırma. Fani şeylerden nefsini çekerek kanaat içinde yaşamak.
  • Bir hastalıktan dolayı veya nefsini terbiye maksadıyla çok yemek ve içmeyi terkederek faydalı fikirlerle, ibadet ve ilimle meşgul olmak. Az gıda ile yaşamak.
  • İdman.

savm

  • Oruç. Fecrin (tan yerinin) ağarmasının evvelki vaktinden (imsaktan) akşam namazı vakti girinceye kadar, yemeği, içmeği ve cimâ'ı terk etmek.
  • Oruç. İkinci fecirden başlıyarak güneşin batmasına kadar yemekten, içmekten ve cinsi mukarenetten nefsi men'etmek suretiyle yapılan ibâdet.

seb'

  • İçmek için şarap satın almak.
  • Yakmak.
  • Bir kimseyi değnek veya kamçı ile dövmek.

sedd-i remak

  • Ölmeyecek kadar yeyip içmek.

sehb

  • Çekmek.
  • şiddetle yemek ve içmek.

şehvet

  • Hevâ-yı nefsin meyli ve arzusu.
  • Bir şeyi fazla istemek.
  • Cinsî istek. Mahbube için olan istek, iştiha. (Yemek, içmek, uyumak da şehvetin şubelerindendir.)Kudsi Hadis'te Cenab-ı Hak buyuruyor: "Ey benim için şehvetini bırakıp gençliğini bana veren genç! Sen meleklerin bir kısmı

setl

  • (Çoğulu: Estâl) Pınarlarda su içmeye mahsus susak.
  • Hamam tası.
  • Bakıcıların hayvanlara su verdikleri kap.

sevm

  • Satılık bir şeye kıymet takdir etme, paha biçme.
  • Su-i kasd. Zulüm ve minnete giriftar etmek. Derde sokmak.
  • Dağlamak.
  • Başına buyruk olup istediği yere gitmek.
  • Kuş havada dolaşmak.
  • Satışa arzetmek.
  • Satın almak istemek.
  • Fâide yetiştirmek.<

sikaye

  • Su içilen kap. Maşraba.
  • İçme suyunun toplanması için yapılan yer.

şikemperver / شِكَمْپَرْوَرْ

  • Yeme içmeye düşkün.

şir'a

  • (Şeria-Meşrea) Lügat mânası, bir ırmak veya herhangi bir su menbaından su içmek veya almak için girilen yol demektir. Bunda insanların, hayat-ı ebediye ve saadet-i hakikiyeye vusulü için Allah'ın vaz' u teklif ettiği ahkâm-ı mahsusaya ve mezheb-i müstakime bil'istiare ıtlak edilmiştir ki, din demekt

şirb

  • (Şürb) İçme veya içirme nöbeti. İçmek.

sırm

  • (Çoğulu: Esrâm-Esârım) Ağaçtan yemiş düşürmek.
  • Ekin biçmek.
  • Cem'olmuş beytler.

sıyam / sıyâm

  • Oruç tutmak. Fecrin ağarmasından (imsaktan) güneş batıncaya kadar, yemeyi, içmeyi ve cimâ'ı terk etmek.

şürb / شرب / شُرْبْ

  • İçme. İçilme.
  • İçme.
  • İçmek.
  • İçme. (Arapça)
  • İçme.

suva'

  • Sa' denilen ve ahkâm-ı İslâmiyede muteber olan ölçek.
  • Su içmek için kullanılan taş. Maşraba.

tahlif / tahlîf / تحليف

  • And içirme. (Arapça)
  • And içme. (Arapça)
  • Tahlîf etmek: Halef bırakmak. (Arapça)

takdir / takdîr

  • Ölçme, değer biçme, değer verme, tâyin etme. Allahü teâlânın, olacak hâdiseleri ezelde (başlangıcı olmayan öncelerde) ilm-i ezelîsi (başlangıcı olmayan ilmi) ile bilip tâyin etmesi.

taktir / taktîr

  • Nafakada (yeme-içme, giyme ve meskende) ihtiyaçlarından kısıp, çok mal ve para biriktirmek.

tasy

  • Sütü ve suyu çok içmekten dolayı vücudun ağırlaşması.
  • Süst olmak, zayıflamak.

tecerru'

  • (Cur'a. dan) Yudum yudum ve süzerek içmek.
  • Hışmını ve gadabını yutup def'etmek. Hiddetini yenmek.

tegammür

  • Suyu az içmek.

temakkuk

  • Dinlene dinlene içmek.

temerruk

  • Çorba içmek.

temezzüz

  • Yavaş yavaş ve dinlenerek içmek.

tenavül / tenâvül

  • Yemek veya içmek.

terşif

  • Yudumlama. Yudum yudum içme.

teşaff

  • Kap içinde olan suyu içmek.

teşerrub

  • İçme.

teşerrüb

  • Suyu kendine çekme, içme.
  • Meşreb sahibi olma.
  • İçme; karakter hâline getirme.
  • İçme.

teşerrüb etme

  • İçme, içine çekme.

teshir

  • Büyüleme, sihir yapma, aldatma.
  • Yemek ve içmeğe muhtaç etme.

tesmin

  • (Sümn. den) Sekizleme. Sekize bölme. Sekize çıkarma.
  • Bir şeye kıymet biçme.

tişrab

  • Şarap içmek.

velg

  • Köpeğin kap içinden su içmesi veya bir şey yeyip yalaması.

vülug

  • Köpeğin su içmesi.

yalak

  • Hayvanların su içmelerine mahsus içi oyuk kütük veya taş. Çeşmelerin musluğu altına konulan tasa da bu ad verilir.

yemin-i mün'akide / yemîn-i mün'akide

  • Akit yemini, and içme.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın