LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Osmanlıca - Türkçe Sözlük'te i ta kelimesini içeren 415 kelime bulundu...

a'sar-ı tavile / a'sâr-ı tavîle

  • Uzun asırlar.

acz-i tam

  • Tam bir acziyet, güçsüzlük.

acz-i tamm

  • Tam bir âcizlik, güçsüzlük.

adab-ı tarikat / âdâb-ı tarikat

  • Tarikat kaideleri, âdâbları.

adab-ı tasavvuf / âdâb-ı tasavvuf

  • Tasavvuf kaideleri, davranış edep ve kuralları.

adalet-i tamme / adalet-i tâmme

  • Tam ve eksiksiz adalet.

adem-i ta'kib

  • Takibsizlik.
  • Huk: Muhakemeye lüzum görmemek.

adem-i taalluk / adem-i taallûk

  • İlgili olmama.

adem-i tagayyür

  • Asla değişmeme.

adem-i tahavvuf

  • Korkusuzluk.

adem-i tahavvüf

  • Korkusuz olma.

adem-i tahayyüz

  • Hacimsiz, yer ile bağlı olmamak.
  • Boşlukta yer kaplamamak. Mekândan münezzeh oluş. Yer ile bağlı olmamak. Hacmi olmayış.

adem-i tahdid

  • Sınırsızlık, hudutsuz olma.

adem-i takayyüd

  • Kayıtsızlık, bağlı olmama.
  • Kayıtsızlık. Bir şeye bağlı olmayış. Kıymet vermemek. Üzerine almamak.

adem-i tarassud

  • Gözetlememe.

adem-i tarassut

  • Gözlemlememe.

adem-i tasavvur

  • Düşünememe.

adem-i tasdik / adem-i tasdîk / عَدَمِ تَصْدِيقْ

  • Tasdik etmeye yanaşmama; tasdiksizlik.
  • Doğrulamama.

ahsen-i takvim / ahsen-i takvîm / اَحْسَنِ تَقْوِيمْ

  • İnsanın en güzel bir şekilde ve tam kıvamında yaratılmış olması.
  • En güzel kıvama koyma.
  • Cenab-ı Hakkın her şeyi kendisine lâyık en güzel kıvam, sıfat ve surette yaratması. İnsanın en yüksek ve câmi isti'dâd ve kabiliyetlerde ve en güzel surette yaratıldığı.
  • En güzel boy ve sûret. Bedenen ve rûhen en güzel olan.
  • En güzel ve en iyi kıvamda en güzel biçimde.
  • En güzel kıvam, biçim verme.

ahsen-i takvim sureti / ahsen-i takvim sûreti

  • Yaratılışın tam kıvamı ve en güzel şekli.

akraba-i taallukat / akraba-i taallûkat

  • Hısım akraba; yakın uzak bütün akrabalar, aile çevresi.

akvam-ı tatariye / akvâm-ı tatariye

  • Tatar kavimleri.

alat-ı tab'iyye / âlât-ı tab'iyye

  • Baskı âletleri. Matbaa levâzımatı.

alem-i tagayyür / âlem-i tagayyür

  • Değişken âlem.

alet-i tazip / alet-i tâzip

  • Azap verme aleti.

amel-i talih / amel-i tâlih

  • Yaramaz iş, makbul olmayan amel.
  • Faydasız, yararsız iş; makbul olmayan amel.

anasır-ı tabayi / anâsır-ı tabâyi

  • Tabiattaki unsurlar; dağ, taş, deniz vs. gibi.

arabi tarih / arabî tarih

  • Arap takvimine göre belirlenen tarih.

arz-ı tahsin-i eser / arz-ı tahsîn-i eser

  • Eseri beğendiğini arz etme, söyleme.

arz-ı tazim / arz-ı tâzim

  • Hürmet ve övgüyü arzetme, sunma.

arz-ı tazim ve hürmet / arz-ı tâzim ve hürmet

  • Saygı ve hürmet sunma.

arz-ı tazimat / arz-ı tâzimat / arz-ı tâzimât

  • Saygılar sunma.
  • Karşısındakine büyük bir hürmetle takınılan tavır ve hareket.

asar-ı tahripkarane / âsâr-ı tahripkârâne

  • Tahrip edici davranış ve hareketler.

asar-ı tavile / asâr-ı tavîle

  • Uzun asırlar, yüzyıllar.

ashab-ı tahkik

  • Gerçeği delilleriyle araştıran kimseler.

ashab-ı tahric / ashâb-ı tahric

  • (Bak: Tahric)

aşk-ı tabiat

  • Tabiat aşkı.

aza-yı tabiiye / âzâ-yı tabiiye

  • Doğal üyeler.

beçe-i tavus-u ulvi / beçe-i tavus-u ulvî

  • Gökteki tavusun yavrusu.
  • Kamer, ay.
  • Güneş, şems.
  • Ateş, nar.
  • Gündüz.
  • Yâkut.

bedr-i tam

  • Tam ay, dolunay.

belde-i tayyibe

  • Güzel ve hoş belde. Medine-i Münevvere.

bera-yı tashih / berâ-yı tashih

  • Tashih için, düzeltmek için.

bereket-i taam

  • Yemekteki bereket.

burhan-ı tatbik / burhân-ı tatbîk

  • Kelâm ilminde Allahü teâlânın varlığını ve kadîm (ezelî), olduğunu (başlangıcının olmadığını) isbâtta kullanılan delîllerden biri.

ca-yı taaccüp / câ-yı taaccüp

  • Şaşılacak ve hayret edilecek şey.

camiiyet-i tamme / câmiiyet-i tâmme

  • İnsanın İlâhî ilimlerin tecellîlerini mükemmel bir şekilde mahiyetinde toplanması.

celb-i ervah-ı tayyibe / celb-i ervâh-ı tayyibe

  • İyi ruhları çağırma.

cenah-ı tair / cenah-ı tâir

  • Kuş kanadı.

cerir-i taberi / cerir-i taberî

  • (Bak: Taberî)

cihazat-ı tamiriye

  • Onarım ve tamir aletleri.

cinas-ı tamm

  • Edb: Lâfızda, harekelerde ve harflerde eksiklik ve ziyâdelik bulunmayan cinâs. Kır (kırmaktan emir), kır (çöl); yaz (yazmaktan emir), yaz (mevsim).

dağdağa-i tagayyür

  • Değişimlerin çalkantı ve gürültüsü.

daire-i takva / daire-i takvâ

  • Takvâ dairesi; Allah'tan korkup emir ve yasaklarına titizlikle uyma dünyası.

daire-i tasarruf / dâire-i tasarruf

  • Dilediği gibi tasarruf etme, tedbir ve idare etme dâiresi, bütün yaratılmışlar dâiresi olan kâinat.

daire-i tasarruf ve malikiyet

  • Etkili olup hükmettiği ve sahip olduğu daire.

daire-i tasarruf-u rububiyet

  • İlâhî irâde ve terbiyenin tasarruf dairesi.

daire-i tasarrufat / daire-i tasarrufât

  • Tasarruf etme dairesi, hareket alanı.

def-i tabii / def-i tabiî

  • Bünyede ve içte olan şeyi, fıtrî ve normal şekilde dışarı atmak.
  • Doğal şekilde çıkarma, başından atma.

dekaik-i tasavvurat

  • Düşünce incelikleri.

derecat-ı takdir / derecât-ı takdir

  • Takdir, övgü dereceleri.

derece-i tahkik

  • Araştırma ve her şeyin gerçek yüzünü ortaya çıkarma derecesi.

derece-i takva / derece-i takvâ

  • Allah'tan korkma derecesi.

derece-i tavsif

  • Allah'ı vasıflandırma, bildirme derecesi.

desatir-i tarikat / desâtir-i tarikat

  • Tarikat düsturları, prensipleri.

dest-i tasarruf-u kudret

  • Allah'ın herşeyi dilediği gibi kullanan ve yöneten kudret eli.

edille-i taliye / edille-i tâliye

  • Huk: Örf, âdet, teâmül, istishab, asıl ve amel, maslahat-ı mürsele, kaide-i külliye, âsâr-ı sahabe ve âsâr-ı kibar-ı tabiîn gibi deliller.

ehl-i taat ve ibadet

  • Allah'ın emirlerini yerine getirenler ve ibadete düşkün olanlar.

ehl-i tabiat

  • Herşeyin tabiatın tesiriyle meydana geldiğine inananlar.

ehl-i tahassun

  • Sığınanlar.

ehl-i tahkik / ehl-i tahkîk / اَهْلِ تَحْق۪يقْ

  • Gerçeği araştıran ve delilleriyle bilen âlimler.
  • Hakikatleri delilleri ile bilen âlimler.
  • Tahkik ehli.
  • Araştırmacı âlimler.

ehl-i tahkik ve keşif

  • Maneviyat âlemlerinde iman hakikatlerini gözleme yeteneğine sahip insanlar.

ehl-i tahkik ve tetkik

  • Gerçeği araştıran ve delilleriyle bilen âlimler.

ehl-i takib

  • Takip edenler, peşinden gidenler.

ehl-i takva / ehl-i takvâ / اَهْلِ تَقْوَا

  • Takvâ sahipleri; Allah'tan korkup emir ve yasaklarına titizlikle uyan kimseler.
  • Günahlardan sakınanlar.

ehl-i takva ve salahat / ehl-i takvâ ve salâhat

  • Allah'tan korkup emir ve yasaklarına titizlikle uyan ve dindarlıkta çok ileri olan kimseler.

ehl-i takva ve vicdan / ehl-i takvâ ve vicdan

  • Allah'tan korkan, emirlerine bağlı olan dindar kimseler ve vicdan sahipleri.

ehl-i tarih

  • Tarih ilmiyle uğraşanlar, tarihçiler.

ehl-i tarik / ehl-i tarîk

  • Tarikata mensup olanlar.
  • Tasavvuf yollarından birine girmiş olan.

ehl-i tarikat / ehl-i tarîkat

  • Tarikata mensup olanlar.

ehl-i tarikat ve hakikat

  • Tarikata mensup olanlar ve hakikat mesleğinde olanlar.

ehl-i tarikat ve velayet / ehl-i tarîkat ve velâyet

  • Tarikata mensup olanlar, tasavvufla ilgilenenler ve Allah dostları, velîler.

ehl-i tasavvuf / اَهْلِ تَصَوُّفْ

  • Tasavvuf ehli; kalbi dünyanın gelip geçici işlerinden ayırıp Allah sevgisi ile bağlayan tarikat ehli kimseler.
  • Tasavvufla meşgul olanlar.

elfaz-ı tahmidiye / elfâz-ı tahmidiye

  • Allah'ı öven ve Ona şükürlerini sunan sözler.

elfaz-ı tazimiye / elfâz-ı tâzimiye

  • Övücü, yükseltici sözler.

elhan-ı tayyibe / elhân-ı tayyibe

  • Güzel nağmeler, güzel sesler.

emniyet-i tamme / emniyet-i tâmme

  • Tam bir güven.
  • Tam bir emniyet ve korkusuzluk.

emr-i tacizi / emr-i tâcizî

  • İnsanı âciz bırakan emir; Allah'ın, iman etmeyenlerden Kur'ân'ın benzerini ortaya koymalarını istemesi böyle bir emirdir.

enaniyet-i taassubkarane / enaniyet-i taassubkârâne

  • Kendisini beğenme ve üstün görmede çok katı ve inatçı davranma.

enva-ı tabiin / envâ-ı tâbiîn

  • Hz. Muhammed'in (a.s.m.) ashabıyla görüşmüş olan Müslümanların oluşturduğu gruplar.

erbab-ı tarikat

  • Kendini tarikata, tasavvufa verenler.

ervah-ı gayr-ı tayyibe

  • İyi olmayan ruhlar.

ervah-ı tayyibe / ervâh-ı tayyibe / اَرْوَاحِ طَيِّبَه

  • İyi ruhlar, iyi kimselerin ruhları.
  • İyi ve temiz ruhlar.
  • Temiz ruhlar.

esas-ı takva / esas-ı takvâ

  • Takvânın esası, temeli.

esas-ı tarikat

  • Tarikatın temeli, kökü.

esb-i tazi / esb-i tâzi

  • Arap atı.

esbab-ı basita-i camide-i tabiiye / esbab-ı basîta-i câmide-i tabiiye

  • Tabiata ait câmit, basit sebepler.

esbab-ı tabii / esbab-ı tabiî

  • Tabiî, doğal sebepler.

esbab-ı tabiiye / esbab-ı tabîiye / esbâb-ı tabiiye / esbâb-ı tabîiye / اَسْبَابِ طَب۪يعِيَه

  • Tabiattaki sebepler.
  • Doğal sebepler.
  • Tabiattaki sebebler.

esbab-ı tagayyür

  • Değişim sebepleri, nedenleri.

eser-i tasannu ve tekellüf

  • Yapmacık ve gösterişe dayalı eser veya sonuç.

eshab-ı tahric / eshâb-ı tahrîc

  • Hanefî mezhebinde, kısa bildirilmiş olup, iki türlü anlaşılabilen hükümleri açıklayarak bir mânâsını seçen dördüncü tabaka âlimleri.

eshel-i tarik

  • En çıkar yol. En kolay ve kestirme olan yol.

eşk-i tarab

  • Sevinçten dolayı akan gözyaşı.

eslem-i tarik

  • Yolun en selâmetlisi. En selâmetli yol.

esna-i tarik / esnâ-i tarik

  • Yolculuk esnasında, sırasında.

esnaf-ı tabiin / esnaf-ı tâbiîn

  • Hz. Peygamberin (a.s.m.) ashabıyla görüşmüş, onlardan hadis dinlemiş, ders almış olanların oluşturduğu sınıflar.

etbautebe-i tabiin / etbautebe-i tâbiîn

  • Sahâbe ve Tâbiînden sonra Peygamber efendimizin övdüğü nesillerden üçüncüsü olan Tebe-i tâbiîni görenler.

evamir-i tanzifiye / evâmir-i tanzifiye

  • Temizliği sağlayan emirler, kanunlar.

evrad-ı tarikat / evrâd-ı tarikat

  • Tarikatların virdleri, zikirleri.

evrad-ı tasavvuf / evrâd-ı tasavvuf

  • Tasavvuftaki virdler, zikirler.

ezvac-ı tahirat / ezvac-ı tâhirat / ezvâc-ı tâhirât

  • Hz. Peygamber Efendimizin (A.S.M.) ismetli ve iffetli, pâk zevce-i muhteremeleri (R.A.) "Mü'minlerin anneleri" diye bilinen ve Peygamberimize (A.S.M.) âilelik etmek şerefine ermiş mübârek hanımlar.
  • Temiz eşler; Peygamber Efendimizin (a.s.m.) iffetli, mübarek hanımları.
  • Peygamber efendimizin temiz ve çok mübârek hanımları, mü'minlerin anneleri.

fark-ı tamm / fark-ı tâmm

  • Tas: Dünya ile olan alâkaları tamamen terkederek, ehadiyyet dergâhına tam bir teveccühle istiğrak haleti.

felsefe-i tabiiye / felsefe-i tabîiye / فَلْسَفَۀِ طَب۪يعِيَه

  • Yaratılışı ve her şeyi tabiata dayandıran felsefe.
  • Tabiatı yaratıcı zanneden felsefe.

felsefe-i tabiiye ve maddiye

  • Herşeyi tabiata ve maddeye dayandıran felsefe.

felsefe-i tarihiyye

  • Târih felsefesi.

fenn-i tabakat-ül arz

  • Jeoloji ilmi.

fenn-i tabakatü'l-arz

  • Yer bilimi; jeoloji.

fiil-i tanzif ve tathir

  • Temizleme fiili, işi.

fiil-i tanzim ve nizam

  • Düzenleme işi ve düzen.

fikr-i ta'kib

  • Sona erdirme, peşini bırakmama.

fikr-i tabiat

  • Tabiat fikri.

fülfül-i tavil

  • Uzun biber.

fünun-ı tabiiyye / fünûn-ı tabiiyye

  • Tabiat ilminin çeşitleri.

galat-ı tahakkümi / galat-ı tahakkümî

  • Bir kelimenin gerek lâfzı ve gerekse mânası itibariyle herkesin kullandığı gibi kullanılmaması.Bu, başlıca üş şeyden olur:1- Nazımda vezne uydurmak için bir kelimenin telâffuzunu değiştirmek, hecesini uzatmak ve kısaltmak yahut harfini gizlemek.2- Çeşitli mânâları olan bir kelimeyi meşhur olmayan bi

galebe-i tamme / galebe-i tâmme

  • Tam ve eksiksiz yeniş, zafer.

gayr-ı kabil-i tahammül

  • Tahammül etmesi mümkün olmayan.

gayr-ı tabii / gayr-ı tabiî

  • Doğal olmayan.

gışa-yı tabli / gışa-yı tablî

  • Tıb: Kulak zarı.

gudde-i taht-el lisan

  • Dilaltı bezi.

hacr-ı tahrim / hacr-ı tahrîm

  • Haramı yasaklamak.

hadd-i kat'-i tarik / hadd-i kat'-i tarîk

  • Huk: Yolkesenlere verilecek ceza.

hadd-i tabii / hadd-i tabiî / حد طبيعى

  • Normal hal.

hadd-i tam

  • Tam sınırında, derecesinde, kıvamında.

hadisat-ı tarihiye / hâdisât-ı tarihiye

  • Tarihî hadiseler.

hadise-i taarruziye / hâdise-i taarruziye

  • Taarruz, saldırı hâdisesi.

hadise-i tarihiye

  • Tarihî olay, hâdise.

hafe-i tarik / hâfe-i tarîk

  • Yol kenarı.

hakaik-i tarihiye / hakâik-i tarihiye

  • Tarihî hakikatler, gerçekler.

hakikat-i tarikat

  • Tarikatin özü, tarikatle ulaşılan hakikat ve eşyanın gerçeği.

hakiki tabir / hakikî tâbir

  • Gerçek yorum.

hakk-ı takaddüm

  • Öncelik, öne geçme, önde bulunma hakkı.

halat-ı tabiiye / hâlât-ı tabiiye

  • Doğal haller.

halka-i tahmidat-ı ahmediye

  • Peygamber Efendimizin (a.s.m.) halkla beraber Allah'a hamdettiği hamd halkası.

harf-i tarif / harf-i târif

  • Gr. Arapça'da isimlerin başına gelen ve o ismi belirli, bilinen bir isim yapan "el" takısı.
  • Arabçada, elif lâm harflerinin ismin başına gelmesi hali.

hasm-ı tabiat-yılan

  • Yılan tabiatlı düşman.

hatem-i tai / hatem-i taî

  • (Ebu Adi bin Abdullah bin Said) Arab kabile reislerinin büyüklerinden ve şairlerinden olup, cömertliği ile meşhurdur. Adı, cömertlik ve keremde darb-ı mesel halini almıştır. Bazı şiirleri toplanarak bir divan yapılmış ve Londra'da bastırılmıştır. Hz. Peygamber'in (A.S.M.) zamanına yetişmiş ise, de,

hatem-i tasdik / hâtem-i tasdik

  • Tasdik ve onay mührü.

hayat-ı takdiriyye

  • Huk: Ana rahminde bulunan çocuğun hayatı.

hicri kameri takvim / hicrî kamerî takvim

  • Peygamber efendimizin Medîne'ye hicret ettiği senenin Muharrem ayının birinci gününü başlangıç olarak alan ve gökteki ayın, dünyâ etrâfında on iki defâ dönmesiyle bir yılı tamamlayan takvim.

hicri şemsi takvim / hicrî şemsî takvim

  • Resûlullah efendimizin Medîne'ye hicreti esnâsında Kubâ köyüne ayak bastığı Rebî'ul-evvel ayının sekizinci Pazartesi gününe rastlayan mîlâdî Eylül ayının yirminci gününü başlangıç ve güneş yılını esas alan takvim.

hicri tarih / hicrî tarih

  • Hz. Muhammed'in (a.s.m.) Mekke'den Medine'ye hicretini başlangıç olarak alan takvim.
  • Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (A.S.M.) Mekkeden Medine'ye hicret ettiği günü başlangıç olarak alan tarih. Milâdi ve Rumi tarihler gibi oniki ay esasına dayanan hicri sene, Muharrem adı verilen ayla başlar, zilhicce ile sona erer. Oniki ayın adları şunlardır: Muharrem, safer, rebiül-evvel, rebiül-âhi

hikaye-i tarihiye / hikâye-i tarihiye

  • Tarihî hikâye.

hikmet-i tabiiye

  • Tabiatı konu alan fen ilmi.
  • Fizik bilgisi.

hikmet-i tahsis

  • Ait kılınmasının, özellikle seçilmesinin hikmeti, gayesi.

hikmet-i tahsisi

  • Ait kılınmasının hikmeti, gayesi.

hikmet-i tamme / hikmet-i tâmme

  • Tam ve mükemmel hikmet; eksiksiz ve yerli yerinde iş.

hikmet-i tamme-i sübhaniye / hikmet-i tamme-i sübhâniye

  • Her türlü kusur ve noksandan münezzeh olan Allah'ın tam ve mükemmel hikmeti.

hiss-i taklidi / hiss-i taklidî

  • Taklit hissi, duygusu.

hiss-i taraftarlık

  • Taraftarlık duygusu.

hisse-i taallüm

  • Öğrenme payı.

hıyar-ı tağrir

  • Âkitlerden birinin diğer taraftan aldatılarak bir malı gabn-ı fâhiş ile satmasından veya satın almasından dolayı satış muamelesini fesh hususunda muhayyer olmasıdır.

hücre-i talim

  • Eğitim hücresi.

hürriyet-i tamme / hürriyet-i tâmme

  • Tam bir hürriyet, serbestlik.

hüsn-i ta'bir

  • Müstehcen veya soğuk bir şeyin güzel ve edebe uygun bir tarzda ifade edilmesi.

huşunet-i tab'

  • Tabiat ve huy kabalığı.

ibn-i cerir-i taberi / ibn-i cerir-i taberî

  • (Bak: Taberî)

idare-i taayyüş

  • Yaşamı idare etme.

ifade-i tahririye

  • Yazı ile anlatış.

ihlas-ı tam / ihlâs-ı tâm / اِخْلَاصِ تَامْ

  • Tam ihlâs, yaptığı her işinde Allah'ın emrini ve rızasını gözetme, dünyevî veya uhrevî hiçbir karşılık beklememe.
  • Tam olarak Allah rızâsını esas tutma, samîmî olma.

ihlas-ı tamm / ihlâs-ı tâmm

  • Tam bir ihlâs, samimiyet; ibadet ve davranışlarda sadece Allah'ın rızasını gözetme.

ihlas-ı tamme / ihlâs-ı tâmme

  • Tam bir ihlâs, samimiyet; ibadet ve davranışlarda sadece Allah'ın rızasını gözetme.

ihvan-ı tarikat

  • Bir tarikata mensup kardeşler.

illet-i tamme / illet-i tâmme

  • Herhangi birşeyin var olması için gerekli sebeplerin tamamı.
  • Herhangi bir şeyin var olması için lâzım gelen sebeblerin tamamı. Bu sebebler var olunca neticesinin vücuda gelmesi bizzarure ve bilvücub iktiza eder.

ilm-i tabakat-ül arz

  • Arzın tabakalarından bahseden ilim. Jeoloji.

ilm-i tabakatü'l-arz

  • Yeraltı ilmi, jeoloji.

ilm-i tahkik

  • Gerçekleri ve hakikatleri araştırma ilmi.

ilm-i tarikat

  • Tarikat, tasavvuf ilmi.

ilm-i tasavvuf ve tarikat

  • İlâhî hakikatlere ulaşmak için, şeyhin gözetiminde takip edilen yolun ilmi; tarikat ve tasavvuf ilmi.

iltizam-ı taraf-ı muhalif

  • Muhalif tarafı destekleme, karşı tarafın fikirlerine sarılma.

imam-ı taberani / imam-ı taberanî

  • (Süleyman bin Ahmed Taberanî) Hadis âlimidir. Şam'da Taberiyye'de doğmuş ve orada vefat etmiştir. (260-360) Kebir, Evsat ve Sagir hadis kitablarını yazmak için 33 sene Irak, Hicaz, Yemen, Mısır ve başka yerleri dolaşmıştır.

iman-ı tafsili / îmân-ı tafsîlî

  • Îmân edilecek şeyleri ayrı ayrı öğrenerek, bilerek îmân.

iman-ı tahkiki / iman-ı tahkikî / îman-ı tahkikî / îmân-ı tahkîkî / ا۪يمَانِ تَحْق۪يق۪ي

  • İmana aid bütün mes'eleleri yakînî surette tedkik ile bilmek ve yaşamak ve tahkikî iman derslerini veren ve taklidî imanı tahkike tebdil eden eserleri sadakatla okumak neticesinde hâsıl olan sağlam, sarsılmaz iman. (Mü'minin kalbi tasdik nuru ile o derece münevver olmasıdır ki, o nur bütün letaif-i
  • İnandığı şeylerin aslını, esâsını bilerek inanma; sarsılmaz iman.
  • Araştırma ile kuvvetlenmiş îmân.

iman-ı taklidi / iman-ı taklidî / îmân-ı taklîdî

  • Araştırmaksızın, taklide dayanan iman.
  • Az şüphelere mağlup olabilen, başkalarını takliden olan iman. Tahkik ehline ait olmayan, câhillere mahsus iman.
  • Bir hocadan veya kitaptan okuyup öğrenmeden ana, babasından ve etrâfından görüp işittiği gibi inanmak.

iman-ı tam

  • Tam, eksiksiz iman.

inayet-i tamme / inâyet-i tamme

  • Bütün yararların, hikmetlerin ve faydaların kaynağı olan düzenliliğin eksiksiz ve tam oluşu.

inkıta-i tams / inkıtâ-i tams

  • (Kadın) âdetten kesilme.

intıbah-ı taam

  • Yemeğin pişmesi.

intizam-ı tam

  • Tam bir düzenlilik.

iptida-yı tahsil-i fıtri / iptidâ-yı tahsil-i fıtrî

  • Fıtrî, doğal öğrenimin başlangıcı.

irade-i tahsin

  • Güzelleştirme iradesi, isteği.

irade-i tahsin ve tezyin

  • Güzelleştirme ve süsleme iradesi, isteği.

irade-i tamme / irade-i tâmme

  • Tam ve eksiksiz irade, Allah'ın iradesi.

irae-i tarik

  • Yol gösterme. Kılavuzluk etme.

ırk-ı taklit

  • Taklit damarı; taklitçilik.

irza-yi tarafeyn

  • İki tarafı anlaştırma, râzı etme.

isaga-i taam

  • Yemeğin kolaylıkla yutulması.

ism-i tafdil

  • "En üstün, daha üstün, daha iyi" gibi karşılaştırma ve üstünlük ifâde eden sözler.
  • Renge, şekil ve vasfa dâir (ef'al) vezninde olan mutlak ve uzuv noksanlığına delâlet etmemek üzere mukâyeseli üstünlük ifâde eden sıfatlardır. Daha büyük, en büyük, daha küçük, en küçük, en güzel, daha güzel gibi mânâlara gelir. (Kebir kelimesinin ism-i tafdili: Ekber; sağir kelimesinin ism-i tafdil

ism-i tasgir

  • Küçültme ismi. Küçüklük veya azlığa delâlet eden isimdir. Arapçada ekseri (Fueyl) veya (Fuayil) vezninde, Türkçede kelime sonuna cik, cık, cağız, ceğiz gibi ekler getirerek yapılır. Abd: Kul, Ubeyd: Kulcağız, kulcuk gibi.

istidad-ı tabii / istidad-ı tabiî

  • Müsait olan doğal gelişim.

istidad-ı tahkik ve terakki

  • Delilleriyle inceleme ve ilerleme istidadı, yeteneği.

istiğna-yı tam / istiğnâ-yı tam

  • Hiçbir yönden başkasına ihtiyaç duymama hâli.

istikra-ı tam / istikrâ-ı tam

  • Bütün cüz'î olaylardan hareket ederek küllî bir hükme varma; tümevarım; endüksiyon; burada bütün ilimlerin hep birlikte aynı sonuca parmak basmaları kastediliyor.

istikra-i tam / istikrâ-i tâm

  • Tümevarım, endüksiyon; bir bütünü oluşturan parçaların hepsini inceleyerek o bütün hakkında hüküm vermek.

istikra-i tamm / istikrâ-i tâmm

  • Tam bir tümevarım, endüksiyon; parçalardan bütüne, fertlerden türlere, olaylardan kanunlara, ilimlerden kâinatın mükemmel olan düzen ve düzenliğine varma yöntemi.

istikra-i tamme / istikrâ-i tâmme

  • Bütün cüz'î olaylardan hareket ederek küllî bir hükme varma; tümevarım; endüksiyon; burada bütün ilimlerin hep birlikte aynı sonuca parmak basmaları kastediliyor.

istirahat-ı tamme

  • Tam rahat ve huzur.

ıttıla-ı tam

  • Tam olarak görme ve farkında olma.

kabil-i tabir

  • Yoruma açık, ifade edilebilir.

kabil-i taklit

  • Taklidi mümkün.

kabil-i taksim

  • Bölünebilen.

kabil-i tarif / kabil-i târif

  • Tarifi mümkün, tarif edilebilir.

kàbil-i tatbik

  • Uygulanabilir.

kabza-i tasarruf / قَبْضَۀِ تَصَرُّفْ

  • Tasarrufu altında bulundurma.
  • İdaresinde tutma.

kabza-i tasarrufunda

  • Tasarrufu altında.

kaide-i tabiiye / kaide-i tabiîye

  • Tabiî kural, prensip.

kaide-i taksimü'l-a'mal / kaide-i taksimü'l-a'mâl

  • İşbölümü kuralı.

kalem-i tahsin ve tezyin

  • Güzelleştirme ve süsleme kâlemi.

kanaat-i tamme

  • Tam, kesin kanaat.

karine-i taayyün

  • Belli edici ve tayine yardım eden iz, işaret, delil.
  • Belli edici ve tâyine yardım eden iz, işâret, delil.

kasd-ı tahsis

  • Bir şeyi bilerek ve isteyerek birine ait kılma, tahsis etme.

kat'-ı tarik

  • Yol kesicilik.

katı-ı tarik-ı ilahi / kâtı-ı tarîk-ı ilâhî

  • İnsanların Allahü teâlânın emirlerine ve yasaklarına uymalarına ve rızâsına kavuşmasına mâni olan, hidâyet ve saâdetlerini engelleyen, saptırıcı, yol kesici.

kavanin-i tabiiye

  • Allah'ın kâinata koyduğu tabiat kanunları, kâinattaki kanunlar.

kaziye-i tabiiye

  • Normal hüküm, doğal hüküm.

kaziye-i taklidiyye

  • Man: Mücerred. Başkasından duymakla hükmolunan kaziyye.

kaziye-i tasdiki / kaziye-i tasdikî

  • Delillerle tasdik edilip onaylanan hüküm, önerme.

kelimat-ı takdiriyye

  • Takdir edici sözler.

kelimat-ı tayyibe

  • Güzel kelimeler.

kelime-i tahkir ve eziyet

  • Alaycı ve eziyet verici ifade.

kelime-i tayyibe

  • Güzel ve hoş söz.
  • "Lâ ilâhe illallah, Muhammedün resûlullah" sözü. Kelime-i tevhîd de denir.
  • Allah ve Resulullah kelâmı. Dua, niyaz ve salâvatlar gibi kelâmlar. Meselâ (Sübhânallah velhamdülillah ve Lâilâhe illâllah vallahü Ekber) kelime-i tayyibedir.

kemal-i taaccüb / kemâl-i taaccüb / كَمَالِ تَعَجُّبْ

  • Tam bir hayret etme.

kemal-i taaccüp / kemâl-i taaccüp

  • Çok fazla şaşırma.

kemal-i tahkik / kemâl-i tahkik

  • Mükemmel tahkik, araştırma ve inceleme.

kemal-i takdir / kemâl-i takdir

  • Eksiksiz bir takdir; çok beğenme.

kemal-i takdir ve tahsin / kemâl-i takdir ve tahsin

  • Mükemmel bir takdir ve güzel bulma; çok beğenme.

kemal-i tam / kemâl-i tam

  • Tam bir mükemmellik, olgunluk.

kemal-i tazarru ve niyaz

  • Tam bir dua ve yakarış.

kemal-i tazim / kemâl-i tâzim

  • Allah'ın sonsuz büyüklüğünü mükemmel bir şekilde dile getirme. Büyük saygı, hürmet.

kemal-i tazimat ve tekrimat

  • Sonsuz saygı ve hürmetleri arz etme, belirtme.

kerahet-i tahrimiyye / kerâhet-i tahrîmiyye

  • Kur'ân-ı kerîm ve hadîs-i şerîfteki delilinden zan ile anlaşılan yasak. Harama yakın mekruh.

kesret-i tabaka

  • Çokluk tabakaları.

kitab-ı tarih

  • Tarih kitabı.

kitab-ı tasavvuf

  • Tasavvuf kitabı.

kudret-i tamme / kudret-i tâmme

  • Allah'ın eksiksiz tam kudreti, noksansız iktidarı.

külfet-i tahsil

  • Bir ilmi tahsil etme sırasında karşılaşılan zorluklar.

kutta-i tarik

  • Yol kesenler, eşkiyalar, haydutlar.

lam-ı ta'rif veya lam-ı istiğrak / lâm-ı ta'rif veya lâm-ı istiğrak

  • Kelimenin mânâsını umuma teşmil ettiği için, istiğrak mânâsı verilir. El-i istiğrak veya harf-i ta'rif de denir. Meselâ: Hamd kelimesi herhangi bir hamdi ifâde ettiği halde; El-Hamd dediğimiz zaman her ne kadar hamd varsa, bütün hamd ve senâlar mânâsına gelir. Bu, harf-i ta'rif ile olur. Harf-i ta'r

lam-ı tarif / lâm-ı tarif

  • İsimlerin başına getirilen belirleme edatı.

layiha-yı tashih / lâyiha-yı tashih

  • Mahkeme kararının düzeltilmesi istemiyle bir üst mahkemeye sunulan yazı, dilekçe.

letafet-i tab'

  • İnsan tabiatındaki, mizacındaki hoşluk, şirinlik.

levazım-ı taayyüş

  • Yaşamı sürdürebilmek için gerekli olan şeyler.

leyl-i tarık / leyl-i târık

  • Karanlık gece.

libas-ı takva

  • Takva elbisesi. Sâlih ameller.

lisan-ı tarih

  • Tarih dili.

lisan-ı tasavvuf / lisân-ı tasavvuf

  • Tasavvuf dili.

lisan-ı tasrih

  • Açıkça ifade eden dil.

lisan-ı tazarru / lisân-ı tazarru

  • Yalvarma ve yakarış dili.

lüzum-u zati-i tabii / lüzum-u zâti-i tabiî

  • Birşeyin bizzat kendisinde zorunlu olarak doğal bir şekilde bulunan ve ondan ayrılması düşünülemeyen şey; meselâ tam olmasa da "Ateşin lüzum-u zâti-i tabiîsi sıcaklıktır." denilebilir.

mah-i taban / mah-i tâbân

  • (Meh-i tâbân) Parlayan ay. Parlak ay.

mahall-i taalluk / mahall-i taallûk

  • Bağlantılı ve ilgili olduğu yer, bölge.

mahall-i taalluk-u kudret / mahall-i taallûk-u kudret / مَحَلِّ تَعَلُّقُ قُدْرَتْ

  • Cenâb-ı Hakkın kudret sıfatının tecellî ettiği yer, mahal.
  • Cenâb-ı Hakkın kudret sıfatının tecellî ettiği yer, mahal.
  • Kudretin alakalı olduğu, iş gördüğü yer.

mahi-i tarik-ı fetret / mâhi-i tarik-ı fetret

  • Fetret dönemini ortadan kaldıran, yok eden.

mahz-ı tahkik

  • Hakikati araştırmanın ta kendisi, sırf araştırarak.

makam-ı ahsen-i takvim

  • Yaratılışın en güzel kıvamında olma derecesi.

makam-ı tasdik

  • Doğruluma makamı, konumu.

makam-ı tazim / makam-ı tâzim

  • Saygı makamı.

marifet-i takva ve hikmet / mârifet-i takvâ ve hikmet

  • Hikmet ve takva ilmi.

marifet-i tam / mârifet-i tam

  • Tam mânâsıyla bilmek.

marifet-i tamme

  • Allah'ı tam olarak tanıma ve bilme.

marifet-i tasavvuriye

  • Tasavvur ederek elde edilen bilgi.

mazhar-ı tahavvülat / mazhar-ı tahavvülât

  • Değişikliğe uğramış.

mazhar-ı takdir

  • Takdire lâyık olan.

mebde-i tarih / مبدأ تاریخ

  • Tarih başlangıcı.

mecra-yı tabii / mecrâ-yı tabiî

  • Tabii yol, doğal akım kanalı.

medar-ı taaccüp

  • Şaşkınlık sebebi, şaşkınlığa sebep olan nokta.

medar-ı taayyüş / medâr-ı taayyüş / مَدَارِ تَعَيُّشْ

  • Geçim kaynağı.
  • Maişet tedarikine sebeb olan, geçim vesilesi.
  • Geçinme sebebi.

medar-ı tahakkuk

  • Gerçekleşme sebebi.

medar-ı tahakküm

  • Baskı, zorbalık sebebi.

mefahir-i tarihiye

  • Tarihe ait övünç kaynakları.

meh-i taban / meh-i tâbân

  • Parlayan ay.

meleke-i tadil-i ahlak / meleke-i tâdil-i ahlâk

  • Ahlâken ölçü ve kurallara uyma melekesi, pratiği.

menatık-ı duşize-i tahayyül

  • Tahayyülün bâkir mıntıkaları.

merkez-i taassup

  • Taassubun merkezi.

merkez-i tasarruf

  • İdare, terbiye ve tasarruf merkezi.

mertebe-i tadad / mertebe-i tâdâd

  • Sayma ve sıralama mertebesi.

mesele-i tarikat

  • Tarikat meselesi.

mevadd-ı taamiye

  • Yiyecek maddeleri, yiyecekler.

mevki-i tatbik

  • Uygulama yeri, makamı.

meydan-ı tayeran-ı ervah / meydan-ı tayeran-ı ervâh

  • Ruhların uçuştuğu meydan.

meyl-i tabi'i / meyl-i tabî'î

  • İç güdü. İnsanın irâdesi dışında, yaratılıştan olan meyl, bedenin istemesi.

meyl-i tabii / meyl-i tabiî

  • Yaratılışta olan meyil, tabiî.

meyl-i tahaddi / meyl-i tahaddî

  • Meydan okuma meyli. Üstünlüğünü göstermek fikri.

meyl-i tahakküm

  • İnsanları zorla hâkimiyeti altına alma meyli, eğilimi.

meyl-i taharri / meyl-i taharrî

  • Araştırma, inceleme meyli, isteği, eğilimi.

meyl-i taharri-i hakikat / meyl-i taharrî-i hakikat

  • Gerçeği araştırma eğilimi, isteği.

meyl-i tahrip

  • Yıkma ve dağıtma eğilimi.

mu'cize-i taamiye

  • Peygamberimizin (a.s.m.) yiyecekle ilgili mu'cizesi.

mu'cize-i tarihi

  • Tarihî mu'cize.

mucib-i taaccüp / mûcib-i taaccüp

  • Şaşkınlık sebebi.
  • Şaşkınlık sebebi.

müddet-i taharri / müddet-i taharrî

  • Araştırma süresi.

müddet-i tahsiliye / مدت تحصيليه

  • Öğrenim süresi.

muhakkıkin-i ehl-i tarikat / muhakkıkîn-i ehl-i tarikat

  • Tarikata mensup olanlardan gerçekleri araştıran ve delilleriyle bilen âlimler.

muhtac-ı ta'rif

  • Tarif edip anlatmağa muhtaç.

mülki tamamiyet / mülkî tamamiyet

  • Ülke varlığı, toprak bütünlüğü.

murabba-i tamm / murabba-i tâmm

  • Geo: Tam kare.

mürg-i tarab

  • Şarkı söyliyen. Hânende, okuyucu.
  • Güvercin.
  • Bülbül.

muvafakat-ı tarafeyn

  • İki tarafın râzı olması.

müzhir-i tam / müzhir-i tâm

  • Tam izhar eden, gösteren.

na-kabil-i tarif / nâ-kabil-i tarif

  • Anlatılması mümkün olmayan.

nakabil-i tarif / nâkabil-i târif

  • Tarifi imkânsız.

nazar-ı takdir

  • Kıymet veren, değer bilen bakış.
  • Kıymet biçme bakışı, takdir bakışı.

nazar-ı takdir ve hürmet

  • Takdir ve hürmet bakışı.

nefs-i tağut / nefs-i tâğut

  • Her türlü lezzetlerin kaynağı olan, insanı daima kötülüğe sevk eden, Allah'a iman ve kulluktan uzaklaştıran azgın duygu.

nekre-i tamme / nekre-i tâmme

  • Mübhem mânâ ifade eden kelime.

nemat-ı takrir

  • Söyleme tarzı.

netice-i tahrib

  • Yok etme, bozma sonucu.

nihayet-i tahkik

  • Araştırmanın sonucu.

nişane-i tasdik

  • Doğruluğunu gösteren işaret.
  • Kabul edildiğine dâir işaret, tasdik işareti.
  • Mu'cizeler.

nizam-ı tamme / nizam-ı tâmme

  • Tam bir düzen.

perde-i tasarrufat / perde-i tasarrufât

  • Varlıklar üzerindeki işlemlerin önündeki perde.

rayiha-i tayyibe / râyiha-i tayyibe

  • Güzel, hoş koku.

revaih-i tayyibe / revâih-i tayyibe

  • Hoş ve güzel kokular.

revan-ı tabiat

  • Âlemin canlılığı, akıcılığı, hareketli oluşu.

revayih-i tayyibe / revâyih-i tayyibe

  • Temiz ve güzel kokular.

ric'i talak / ric'î talâk

  • Geri dönülebilen talâk (boşanma). Zevceye yaklaştıktan sonra sarîh (açık) veya işâretle, üç adedine veya bir ivâza (bedele, karşılığa) bağlı olmaksızın ve beynûnete yâni ayrılığa delâlet eden (gösteren) bir sıfatla sıfatlanmamış ve bir şeye teşbîh ed ilmemiş (benzetilmemiş), gerek sarîh (açık) lafız

rıza-yı tarafeyn

  • İki tarafın isteği.

rü'yet-i taksir / rü'yet-i taksîr

  • Kendini günâhkâr ve kabahatli, kusurlu görmek, kendini suçlamak.

rumi tarih / rumî tarih

  • Rûmî takvime göre belirlenen tarih.

sa'd-ı taftazani / sa'd-ı taftazanî

  • (M. 1322-1389) Horasan'da doğmuş büyük bir İlm-i Kelâm âlimidir. En meşhur eseri, "Makasıd" adlı kelâm kitabıdır.

sa'deddin-i taftazani / sa'deddin-i taftazanî

  • (Hicr: 722-792) Horasan taraflarında Teftazan'da doğdu. İslâmiyete kıymetli eserleriyle hizmet eden büyük âlimlerdendir. Asıl ismi Ömer oğlu Mes'ud'dur.

saha-yı tatbik / sâha-yı tatbik

  • Uygulama sahası, alanı.

sahaif-i tarihiye / sahâif-i tarihiye

  • Tarihî sayfalar.

şaheser-i tarikat / şâheser-i tarikat

  • Mânevî ilerlemeye götüren yolun şâheseri.

sahib-i tahric / sâhib-i tahric

  • (Bak: Tahric)

sahib-i tasarruf

  • Her şeyi dilediği gibi kullanma ve yönetme kabiliyetine sahip olma.

şaibe-i taklit

  • Taklit kusuru.

salavat-ı tayyibe / salâvât-ı tayyibe

  • Varlıkların ibadet ve duaları, Allah'ı tesbih ve takdis eden güzel sözleri.

şarab-ı tahur

  • Temiz ve helâl içecek.
  • Temiz ve helâl olan Cennet şarabı. Cennete mahsus şurub.

şayan-ı takdir / şâyân-ı takdir

  • Takdire, övgüye lâyık.

şayan-ı takdir ve hayret / şâyân-ı takdir ve hayret

  • Takdir ve hayret etmeye değer.

şayan-ı takdir ve tebrik / şâyân-ı takdir ve tebrik

  • Takdire ve tebrike değer.

sebeb-i tahakküm

  • Baskı ve zorbalık sebebi.

şecere-i tayyibe

  • Temiz ağaç. Bütün iyiliklerin ve güzelliklerin kaynağı olan İslâmiyet'e verilen ad.

şehid-i tam / şehîd-i tâm

  • Allah yolunda savaşırken öldürülen. Dünyâ ve âhiret şehîdi de denir. Tam şehîd.

şems-i taban / şems-i tâbân

  • Tavan güneşi, gök güneşi.

şems-i taban-ı zülcemal / şems-i tâbân-ı zülcemâl

  • Sonsuz güzel ve parlak olan yüce (ezelî) güneş.

şer'i takvim / şer'î takvim

  • (Bak: Takvim-i Arabî)

serbestiyet-i tamme / serbestiyet-i tâmme

  • Tam özgürlük.

serdi-i tabiat / serdî-i tabiat

  • Tabiat ve huy sertliği.

sevk-i tabi'i / sevk-i tabi'î / سوق طبيعى

  • İçgüdü.
  • Sevk etmek: Göndermek, yönlendirmek, götürmek.

sevk-i tabii / sevk-i tabiî

  • İçgüdü, düşünme sonucu olarak değil, tabii hareket.
  • İstek dışı hareket. İç güdü. Canlıların hayâtiyetini ve nesillerini devâm ettirmek için, Hak teâlâ tarafından kendilerine verilen kuvvet.
  • Hayvan veya insanların düşünmeksizin Cenab-ı Hakk'ın sevki ile olan hikmete uygun hareketi. Sevk-i kaderî, ilham veya sevk-i İlâhî demek daha doğrudur.

şevk-i taklid

  • Taklit etme şevki, isteği.

şevk-i taklidi

  • Benzerini yapma arzusu ve isteği.

şevk-i taklit

  • Taklit arzusu.

seyyah-ı talib / seyyâh-ı tâlib / سَيَّاحِ طَالِبْ

  • İstekli yolcu.

seyyah-ı talip

  • Öğrenmek için seyahat eden.

seyyale-i berkiye-i tarihiye

  • Tarihe ait elektrik akıntısı, telgraf.

seza-yı takriz

  • Övmeye, medhetmeğe lâyık.

şiddet-i takva / şiddet-i takvâ / شِدَّتِ تَقْوَا

  • Allah korkusunun nihayet derecesi.
  • Şiddetle günahlardan sakınma.

şiddet-i tazyik

  • Şiddetli bir sıkıştırma, baskı.
  • Tazyik ve baskının şiddeti.

sikke-i tasdik / sîkke-i tasdîk / سِكَّۀِ تَصْد۪يقْ

  • Tasdik mührü.

sille-i tahkir ve tekfir

  • Hakaret ve küfür tokadı.

silsile-i tahsil

  • Öğretim kademeleri.

sınıf-ı tabiin / sınıf-ı tâbiîn

  • Hz. Peygamberin (a.s.m.) ashabıyla görüşmüş, onlardan ders almış olan Müslümanların topluluğu.

sırr-ı ahsen-i takvim

  • İnsanın en güzel şekilde ve tam kıvamında yaratılmış olmasının sırrı.

sırr-ı tarikat

  • Tarikatın sırrı.

su-i talih / sû-i tâlih

  • Kötü talih, kötü kısmet.

şübhe-i tarık / şübhe-i târık

  • Zulmetten gelen şüphe belâsı.

sülale-i tahire / sülale-i tâhire

  • Temiz sülale olan Hazret-i Muhammed'in (A.S.M.) soyu.

şüphe-i tarık / şüphe-i târık

  • Hırsız şüphe.

suret-i taayyüş

  • Yaşama tarzı.

suret-i tagayyür

  • Değişme şekli.

suret-i tahakkuk / sûret-i tahakkuk

  • Gerçekleşme şekli.
  • Gerçekleşme şekli.

sūret-i tahakkuk / صُورَتِ تَحَقُّقْ

  • Gerçekleşme şekli.

taavvuz-ı tams

  • Kadınların âdet görmesi.

tabiatı taklid

  • Tabiatta cari olan kanunları kelâmda da kendine göre tatbik etme.

tahsis-i taabbüd

  • İbadeti ve kulluğu sadece Allah için yapma.

taht-ı taahhüd

  • Sorumluluk ve güvence altı.

taht-ı tasarruf / تَخْتِ تَصَرُّفْ

  • Tasarrufu altında.
  • İdare altında olma.

taht-ı tasarruf ve temellük

  • Kendi tasarruf ve mülkü altında bulunma.

taht-ı tasdik / taht-ı tasdîk / تَحْتِ تَصْدِيقْ

  • Doğrulama altında olma.

taht-ı tasdikinde

  • Doğrulaması ve onayı altında.

talim-i iman-ı tahkiki / tâlîm-i imân-ı tahkikî

  • Delillere dayalı bir şekilde iman dersi verme.

tarih-i tabii / tarih-i tabiî

  • Tabii bir tarih; yaratılış, oluş tarihi.

tarik-ı tabii / tarik-ı tabiî

  • Tabiî yol ve yöntem.

tarz-ı tatbik

  • Uygulama tarzı.

tasdikleri tahtında

  • Doğrulayacakları gibi, bilgileri dahilinde.

taziyane-i ta'zib

  • Azab vermek, azablandırmak kamçısı.

te'ziyane-i tazip / te'ziyâne-i tâzip

  • Ceza ve azap kamçısı.

tebe-i tabiin / tebe-i tabiîn / tebe-i tâbiîn

  • Tabiînden olan birisinden (yâni ikinci derecede olarak) hadis nakletmiş olan. Veya Tabiîn olanlardan ders almış, onlara uymuş müslümanlar.
  • Tabiinleri görmüş veya onlardan ders almış Müslümanlar.
  • Peygamber efendimizin Eshâbını gören ve sohbetinde bulunmakla Tâbiîn denen büyükleri görmekle şereflenenler.

tekbir-i tahrime / tekbîr-i tahrîme

  • Tahrime Tekbîri. Namaza dururken "Allahü ekber" demek. Buna, iftitah (namaza başlama) tekbîri de denir.

tesavi-i tarafeyn / tesâvi-i tarafeyn

  • İki tarafın birbirine eşit olması.

tesavi-i tarafeyn olan / tesavî-i tarafeyn olan

  • İki tarafı birbirine eşit olan; varlığı ve yokluğu eşit olan.

tetimme-i tarif

  • Tanımın tamamlayıcısı, devamı.

tezadd-ı tabi' / tezadd-ı tâbi'

  • Sonradan gelenin, tâbi olanın zıt olması. Tâbi olanın zıt oluşu.

vasf-ı tahsini / vasf-ı tahsinî

  • Bir şeyin mahiyetini beyan etmekten ziyade lâfzını süslemek için kullanılan sıfatlar. Bunlar haşv-i melih kabilindendir.

vasıta-i tahakküm

  • İnsanları baskı altına alma aracı.

vazife-i tahkikat

  • Araştırma, inceleme görevi.

vazife-i tashih

  • Tashih görevi.

vech-i tahsis / vech-i tahsîs / وَجْهِ تَخْص۪يصْ

  • Tahsis yönü, has kılma sebebi.
  • Hususi kılma yönü.

vech-i tatbik

  • Uygulama yönü, açısı.

veçh-i tatbik

  • Uygulama yönü.

velvele-i takdir ve istihsan

  • Takdirleri ve güzellikleri pek çok dille bir arada haykıran sesler.

vesait-i tabiiye-i münakale

  • Taşımacılığı sağlayan doğal vasıtalar.

vesika-i tarihiye

  • Tarihî belge.

vukuat-ı tarihiye

  • Tarihî olaylar.

vukūat-ı tarihiye / vukūât-ı târîhiye / وُقُوعَاتِ تَارِخِيَه

  • Târihî olaylar.

yadigar-ı tahattur / yâdigâr-ı tahattur

  • Hâtıra, hatırlatacak bir hediye.

yed-i tasarruf

  • Tasarruf eli; yönetimi ve hakimiyeti altında tutma.
  • Sahibolma, sâhiblik.

zade-i tab / zâde-i tab

  • Bir kimsenin düşünce mahsûlü olarak kaleminden çıkan, doğan.

zade-i tab'

  • (Zâde-i tabiat - Zâde-i hâtır) Bir kimsenin kabiliyetinden, tabiatından meydana gelen eseri.

zahiri taharet / zâhirî taharet

  • Dış temizlik, dışa ait temizlik.

zerrat-ı taamiye / zerrât-ı taâmiye

  • Yiyecekleri oluşturan atomlar.

zevcat-ı tahirat / zevcât-ı tâhirât

  • Peygamber efendimizin iffetli, pâk, muhterem zevceleri. Mü'minlerin anneleri.

zevk-i tarikat

  • Tarikat ve tasavvuf dairesindeki mânevî zevk.