LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Osmanlıca - Türkçe Sözlük'te i hal kelimesini içeren 93 kelime bulundu...

ağleb-i hal

  • Çoğunlukla; çoğu halde.

ala küll-i hal / alâ küll-i hâl / عَلٰي كُلِّ حَالْ

  • Her halükarda.

ala külli hal / alâ külli hal

  • Her durumda.

arazi-i haliye / arâzi-i hâliye

  • Boş, sahipsiz bırakılmış topraklar.

arz-ı hal / arz-ı hâl

  • Halini arzetme. İstida. Arzuhal.

bende-i halka-beguş / bende-i halka-begûş

  • Kulağı halkalı olan köle, esir.
  • Mc: İtaatli, muti'.

beyan-ı hal / beyan-ı hâl

  • Hâlini arzetme, anlatma.
  • Halini anlatma, durumunu bildirme.

bidayet-ı hal / bidayet-ı hâl

  • Durumun başlangıcı, başlangıçta.

bidayet-i hal

  • Durumun başlangıcı, başlangıçta.

büzuzet-i hal / büzûzet-i hâl

  • Kıyafet pejmürdeliği, hâl perişanlığı.

çare-i halas / çare-i halâs

  • Kurtuluş çaresi.
  • Kurtuluş çaresi.

cenab-ı halık / cenâb-ı hâlık

  • Herşeyin yaratıcısı olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah.

cenab-ı halık-ı rahim / cenâb-ı hâlık-ı rahîm

  • Herbir şeyi sonsuz şefkat ve merhametle yaratan, sonsuz şan ve şeref sahibi olan Allah.

cenab-ı hallak-ı alem / cenâb-ı hallâk-ı âlem

  • Âlemin yaratıcısı olan, çokça ve sürekli olarak yaratan Allah.

cenab-ı hallak-ı rahim / cenâb-ı hallâk-ı rahîm

  • Sonsuz şefkat, merhamet, şeref ve yücelik sahibi olan herşeyin yaratıcısı Allah.

da'va-yı halk / da'vâ-yı halk

  • Yaratmak iddiasında bulunmak, halk etmeyi, yaratmayı dâva etmek.

dava-yı halk / dâvâ-yı halk

  • Yaratma iddiası.

delalet-i hal / delâlet-i hal

  • Hâl ve hareketlerin işareti, delil olması.

deyn-i hal / deyn-i hâl

  • Huk: Herhangi bir vakte bağlı ve te'hir edilmeyen borç.

ef'ide-i halise / ef'ide-i hâlise

  • Temiz ve saf kalbler. Bozulmamış, tahrib edilmemiş kalbler, gönüller.

ehl-i hal / ehl-i hâl / اهل حال

  • İlâhî aşka bağlanmış, çoşkunluk ve vecd sahibi.
  • Hâl sâhibi. Mânevî zevklere kavuşmuş kişi.
  • Hâlden anlayıp, duruma göre idâre eden kimse. İlâhi tecellilere ve mânevi feyze mazhar olan. (Farsça)
  • Halden anlayan

ehl-i hall ü akit

  • Bir ülkeyi yönetme, bir devlet başkanını seçme veya azletme yetkisine sahip kişiler, millet vekilleri.

ehl-i hall ve akd

  • Hükümet ve Cumhurbaşkanının seçme ve azletme yetkisine sahip olan meclis.

ekrem-i halk

  • Yaratılmışların en şereflisi.

elhamdü lillahi ala külli hal / elhamdü lillâhi alâ külli hal

  • Her türlü hâl için Allah'a hamd olsun!.

emr-i halık / emr-i hâlık

  • Herşeyi yaratan Allah'ın emri.

enfas-ı halaik / enfâs-ı halâik

  • Yaratılmışların nefisleri.

enzar-ı halk / enzâr-ı halk

  • Halkın dikkati, bakışı.

erbab-ı hall-u akd / erbâb-ı hall-u akd

  • Halife seçmeye yetkili olan kişiler. Medine halkının ileri gelenleri.

fa'al-i hallak / fa'âl-i hallâk

  • Herşeyi devamlı olarak yaratan, dilediğini dilediği gibi yapan Allah.

fakr-ı hal / fakr-ı hâl

  • Fakirlik.
  • Fakirlik hâli.

fakr-i hal

  • Fakirlik, muhtaçlık.

fıdda-i halise / fıdda-i hâlise

  • Hâlis ve saf gümüş.

fırka-i halisa / fırka-i hâlisa

  • Samimî grup, samimî, içten kişilerin partisi.

hakikat-ı hal / hakikat-ı hâl

  • Hakikat-ı halde: aslında, gerçekte, işin aslında.
  • Durumun gerçek yönü.

hakikat-i hal

  • Bir durumun ardında gizlenen gerçek.

hamız-ı hall / hâmız-ı hall

  • Kim: Sirke asidi.

hançer-i halide

  • Saplanmış hançer.

harika-i san'at-ı halıkane / harika-i san'at-ı hâlıkane

  • Allah'ın yarattığı san'at harikası.

hasb-i hal

  • Halleşme. Görüşüp konuşma.

hikmet-i halık / hikmet-i hâlık

  • Yaratıcının hikmeti.

ibadet-i halisa / ibadet-i hâlisa

  • Samimiyetle, içtenlikle yapılan ibadet.

ihsan-ı halık / ihsan-ı hâlık

  • Herşeyin yaratıcısı olan Allah'ın lütuf, ihsan ve ikramı.

iktiza-yi hal

  • Halin ve durumun gösterdiği lüzum.

ilm-i hal / ilm-i hâl

  • Her müslümanın îmân, ibâdet ve ahlâk ile ilgili bilmesi gereken şeyler veya bu bilgileri anlatan kitap.
  • İslâm dininin her müslüman için bilinmesi gereken temel bilgileri.
  • İbadet usullerini, din kaidelerini bildiren kitap.

insidad-ı halime

  • Tıb: Meme başlarının tıkanması.

irade-i halık / irade-i hâlık

  • Yaratıcının iradesi.

ıslah-ı hal / ıslah-ı hâl / ıslâh-ı hâl / اِصْلاَحِ حَالْ

  • Durumun düzeltilmesi.
  • Kendi halini ıslah etme, düzeltme.
  • Hâlini iyileştirme.

ism-i halık / ism-i hâlık

  • Herşeyi var eden yaratıcı mânâsında Allah'ın ismi.

karine-i hal

  • Durumun gösterdiği alâmet, belirti.

keffaret-i halk

  • Hac için ihrama girip de bir özre mebni saçlarını vaktinden evvel traş ettiren kimsenin tutacağı üç günlük oruçtan ibârettir.

kudret-i halık / kudret-i hâlık

  • Herşeyi yaratan Allah'ın kudreti.

lisan-ı hal / lisân-ı hâl / لِسَانِ حَالْ

  • Hal dili. Bir şeyin görünüşü ile bir mânâ ifade etmesi.
  • Hal ve davranış dili.
  • Hâl dili.

lisan-ı hal ve kal

  • Söz ve hâl dili.

lisan-ı hal ve kàl

  • Beden ve konuşma dili.

lisan-ı hal ve kal / lisan-ı hâl ve kal

  • Beden ve konuşma dili.

lisan-ı hal-i şevk

  • Şevk ve arzunun hâl dili, beden dili.

meclis-i halvet / مَجْلِسِ خَلْوَتْ

  • Zikir meclisi.
  • Yalnızlık meclisi.

meratib-i halıkıyet / merâtib-i hâlıkıyet

  • Yaratıcılık mertebesi.

meşreb-i hal / meşreb-i hâl

  • Mânevî haz ve feyiz almayı hedef kabul eden tasavvufî bir yöntem.

muamele-i halisane / muamele-i hâlisane

  • Hâlis, samimi bir muamele, içtenlikle davranma.

mukteza-i hal / mukteza-i hâl

  • Duruma göre. İcabına göre. Hal ve vaziyetin gerektirdiğine göre.

mukteza-yı hal / muktezâ-yı hâl / مُقْتَضَايِ حَالْ

  • Halin gerektirdiği şekilde, icabına göre.
  • Hâlin gereği.

mukteza-yı hale mutabakat / muktezâ-yı hâle mutabakat

  • Hâlin icabına ve gereğine uygunluk.

müşevveşiyet-i hal

  • Hal, durum karışıklığı.

mutabık-ı mukteza-yı hal / mutabık-ı mukteza-yı hâl / mutâbık-ı muktezâ-yı hâl / مُطَابِقِ مُقْتَضَايِ حَالْ

  • İçinde bulunulan durumun gerektirdiği şartlara uygun olma.
  • Hâlin gereğine uygun.

mutabık-ı muktezā-yı hal / mutâbık-ı muktezā-yı hâl / مُطَابِقِ مُقْتَضَايِ حَالْ

  • Hâlin gereğine uygun.

muvazene-i hal

  • Halin, durumun karşılaştırıması.

niyet-i halis / niyet-i hâlis

  • Saf, temiz niyet.

niyet-i halisa / niyet-i hâlisa

  • Saf, temiz niyet.

niyet-i halisane / niyet-i hâlisâne

  • Samimi niyet; her türlü iş ve hareketlerinde yalnızca Allah rızasını gözetme niyeti.

niyet-i halise / niyet-i hâlise

  • Saf, temiz niyet.

sahife-i haliye / sahife-i hâliye

  • Boş sahife.

sal-i hal

  • İçinde bulunulan yıl.

salah-ı hal / salâh-ı hal

  • Durumun düzelmesi.

salah-i hal

  • Durumun düzelmesi.

salah-ı hal / salâh-ı hâl / صَلَاحِ حَالْ

  • İyi hâl üzere olma.

sia-i hal / sia-i hâl

  • Rahatlık, genişlik, bolluk.

su'-i hal / sû'-i hâl / سُوءِ حَالْ

  • Kötü hal. Birini tezlîl için zahmetle etme iştigâl, Arkadaş kazanmaya, mâni sû'i hâl.
  • Kötü hal.

su-i hal / sû-i hal

  • Kötü durum, hâl.
  • Fena hareket tarzı. Kötü hal.
  • Kötü durum.

taakkuli halat / taakkulî halat

  • Akıl yürütmekle ilgili hâller.

tahayyüli halat / tahayyülî halât

  • Hayal etmekle ilgili hâller.

tarik-i halas / tarîk-i halâs

  • Kurtuluş yolu.

tazallüm-i hal / tazallüm-i hâl

  • Kendine yapılan bir hâlden, hareketten dolayı sızlanmak. Hâlinden şikâyet etmek.

terceme-i hal / terceme-i hâl

  • Hal ve hayatını anlatma. Biyografi.

tercüme-i hal

  • Biyografi, bir kişinin hayatını anlatan eser.

tevhid-i halık / tevhid-i hâlık

  • Sadece bir Yaratıcının olduğuna, başka yaratıcıların olmadığına inanma.

ubudiyet-i halisa / ubûdiyet-i hâlisa

  • Halis, samimi kulluk.

vaki-i hal / vâki-i hâl

  • Hâlin hakikatı, o işin hakikatı.

vav-ı haliye / vav-ı hâliye / vâv-ı hâliye

  • Haller cümle olabilir. Eğer isim cümlesi olursa, başında bir "vav" bulunur. Ona Vav-ı hâliye denir. Bu vav, hâl'i zi-l-hâle bağlar. (Reeytuhu ve biyedihi kitâbün: Elinde bir kitap olduğu halde onu gördüm) cümlesindeki gibi.
  • Cümlede öznenin, tümlecin veya her ikisinin durumunu bildiren sözün başında bulunan "vav" harfi.

vuku'-i hal / vuku'-i hâl

  • Bir hâdisenin çıkış ve oluş şekli.

vüs'at-i hallakıyet / vüs'at-i hallâkıyet

  • Yaratıcılığın genişliği.

zaman-ı hal / zaman-ı hâl / زَمَانِ حَالْ

  • İçinde bulunulan zaman dilimi (Peygamber Efendimizin (a.s.m.) yaşadığı dönem.
  • Şimdiki zaman.
  • Şimdiki zaman.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR