LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te hil kelimesini içeren 76 kelime bulundu...

asab-ı dessasane / âsâb-ı dessasâne

  • Hile ve desisecilik damarları.

çep-endaz

  • Hileci,hilekâr, hile yapan kişi. (Farsça)

dağal / دغل

  • Hile, hilehurda, alavere dalavere. (Farsça)

dagal-baz / dagal-bâz

  • Hileci. (Farsça)

dağalbaz / dağalbâz / دغل باز

  • Hileci. (Farsça)

dar-ül hilafe / dâr-ül hilâfe

  • Hilâfet Merkezi. Halifenin bulunduğu yer. (Osmanlılar devrinde İstanbul idi ve bir ismi de Dersaâdet idi)

dek

  • Hile, oyun.

dek-baz

  • Hileci, hilekâr, oyuncu, aldatıcı. (Farsça)

desais / desâis / دسائس

  • Hileler, aldatmacalar.
  • Hileler, oyunlar. (Arapça)

desise / desîse / دسيسه / دَس۪يسَه

  • Hile, aldatma.
  • Hile, oyun.
  • Hile, oyun. (Arapça)
  • Hile.

desiseci

  • Hileci, aldatıcı.

desisekar / desisekâr / desîsekâr / دسيسه كار

  • Hileci, hile yapan. (Farsça)
  • Hileci, düzenbaz. (Arapça - Farsça)

desisekarane / desisekârâne

  • Hilekârcasına. Desise ve hile edene yakışır surette. (Farsça)

dessas / dessâs / دساس

  • Hilebaz, aldatıcı.
  • Hileci, oyuncu, aldatıcı.
  • Hileci, düzenbaz. (Arapça)

dessasane / dessasâne / dessâsâne

  • Hileci, aldatıcı gibi.
  • Hileli ve aldatıcı bir şekilde.

düzenbaz

  • Hile yapan, aldatıcı.

entrika / اَنْتْرِيقَه

  • Hile, düzen.
  • Hile.

fend / فند

  • Hile. (Farsça)

fıkdan-ı hile

  • Hilesizlik.

gabn

  • Hileli alışveriş.

gışş / غش

  • Hile, kötülük. (Arapça)

hadiane / hadiâne

  • Hile ile, hile yaparak. (Farsça)

hadim-ül haremeyn-iş şerifeyn / hâdim-ül haremeyn-iş şerifeyn

  • Hilâfeti haiz olmaları hasebiyle Osmanlı Padişahlarına verilen ünvandır. Haremeyn; Mekke ile Medine'ye denilir. İslâm âleminin bu iki şehre hürmet-i mahsusaları sebebiyle ve daha fazla tâzim kasdiyle şerif sıfatını da ilâve ederek "Haremeyn-iş şerifeyn" denilmiştir. Haremeyn'in Hâdimi mânasına gelen

halis / hâlis

  • Hilesiz, katkısız, duru.

haspuş

  • Hilekâr, hileci, iki yüzlü, mürai. (Farsça)

haspuşi / haspuşî

  • Hile, riyâ.

hava-i gıll ü gış / havâ-i gıll ü gış

  • Hile, yalan ve dolanın hâkim olduğu ortam, hava.

hıda'

  • Hile.

hida'

  • Hile. Düzen kurmak. Aldatmak için yapılan oyun.

hilafet saltanatı / hilâfet saltanatı

  • Hilafetin egemenliği.

hilafetpenah

  • Hilafetin dayanak yeri. Halifeliği haiz bulunan, hilafeti koruyan kimse. Halife, padişah. (Farsça)

hilafi / hilafî

  • Hilafa, ihtilafa sebeb olana dair.

hilebaz / hîlebâz / hîlebaz / حيله باز

  • Hilekâr, aldatıcı.
  • Hileci, yalancı, düzenbaz, oyuncu. (Farsça)
  • Hile yapan.
  • Hilekâr, düzenbaz. (Arapça - Farsça)

hilekar / hilekâr / hîlekâr

  • Hileci, hilebaz.
  • Hileci, hilebâz. (Farsça)
  • Hileci.

hilekarane / hilekârane / hîlekârâne

  • Hilekârcasına, hile yapanlar gibi. (Farsça)
  • Hile edercesine.

hilekari / hilekârî

  • Hilekârlık. (Farsça)

hileperdaz

  • Hile yapan, hileci. (Farsça)

hilmi / hilmî

  • Hilm'e ait ve hilm'e bağlı.

hiyel / حيل

  • Hileler. (Arapça)

hubb

  • Hilekâr, dolandırıcı, aldatıcı, kurnaz.

hud'a

  • Hile, aldatma.

huda / hudâ

  • Hile, düzen.

ihtiyal / ihtiyâl / احتيال

  • Hile yapma. (Arapça)

iktiyad

  • Hile yapma, dalavere ve oyun etme.

ilbas-ı hil'at

  • Hil'at giydirmek. (Üst elbisesi demek olan hil'at; padişahlar ile sadrazam ve vezirler tarafından memurlarla, âyân ve eşrâfa, taltif makamında giydirilirdi. Sonradan bunun yerine rütbe ve nişan verilmeğe başlanmıştır.)

insan-ı dessas

  • Hilebaz, aldatıcı insan.

keras

  • Hilyon ve marulca dedikleri ot.

keyd / كيد

  • Hile, düzen.
  • Hile, düzen. (Arapça)

macin / mâcin

  • Hileyi, hile yolunu öğreten.

maden-i desais / maden-i desâis

  • Hile ve aldatmaların kaynağı.

mah-ı nev / mâh-ı nev / ماه نو

  • Hilal, ay. (Farsça)

makarr-ı hilafet / makarr-ı hilâfet

  • Hilâfet merkezi.

makir

  • Hile yapan. Mekreden.

mana-yı hilafet / mânâ-yı hilâfet

  • Hilâfetin anlamı; Peygamberimizin vekili olarak Müslümanların din ve dünya işlerinin tedbirini gören genel başkanlık makamının anlamı.

mecaa

  • Hilebazlık etmek, hile yapmak.

mekkar / mekkâr

  • Hilekâr. Düzenbaz. Çok aldatıcı. Mekir yapan.
  • Hileci, düzenci.

mekr / مكر

  • Hile, aldatma.
  • Hile. (Arapça)

mekur

  • Hileci, yalancı, dolandırıcı.

merkez-i hilafet / merkez-i hilâfet

  • Hilâfet merkezi, halifelik makamının bulunduğu yer.

muhili / muhîlî

  • Hilekârlık. Sahtekârlık. Hile.

muhtale

  • Hileci ve dalavereci kadın.

muhtedi'

  • Hilekâr. Dolandırıcı.

muhtediane / muhtediâne

  • Hile ve dalaverecilikle. (Farsça)

muhtelib

  • Hilekâr, aldatıcı, hile yapan, dalavereci.

mümakere

  • Hile etmek, aldatmak.

nemş

  • Hile, oyun, dalavere, desise. (Farsça)

pelus

  • Hilekâr. Hile yapan. (Farsça)

riv

  • Hile, düzen. (Farsça)

rü'yet-i hilal / rü'yet-i hilâl

  • Hilâl (yeni ayın) görülmesi. Kamerî ayların başında ve sonunda hilâlin görülerek ayın başının ve sonunun anlaşılması.

sahtekari / sahtekârî

  • Hilekârlık, sahtekârlık. (Farsça)

şerait-i hilafet

  • Hilafetin şartları.

telbis / telbîs / تلبيس

  • Hile, oyun.
  • Hile yaparak aldatma. (Arapça)

temahhul

  • Hile etmek.

tuba-i hilkat

  • Hilkat ağacı, hilkat tubası. Kâinat, teşbih yapılarak tuba ağacına benzetilmiştir.

zerk

  • Hile, şırınga.

zerk-füruş

  • Hileci, hilekâr. İkiyüzlü, müraî. (Farsça)

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın