LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te hidayet ifadesini içeren 61 kelime bulundu...

ayn-ı hidayet

  • Hidayetin ta kendisi.

basiret

  • Hakikatı kalbiyle hissedip anlama. Kalbde eşyanın hakikatlarını bilen kuvve-i kudsiyye. Ferâset. İm'ân-ı dikkat.
  • İbret alınacak hidâyet sebepleri. Beyyine. Hüccet.
  • Bir evin iki tarafının arası.
  • Yer üstündeki kan.

cevahir-i hidayet / cevâhir-i hidayet

  • Hidayet cevherleri.

dua

  • Allah'a (C.C.) karşı rağbet, niyaz, yalvarış, tazarru.
  • Salât, namaz.
  • Cenab-ı Hak'tan hayır ve rahmet dilemek. Allah'ın rızâsını, hidayet ve istikamete muvaffakiyyeti dilemek, yalvarmak.
  • Peygamber'e (A.S.M.) salavat getirmek.
  • Birisini çağırmak.
  • Birisini

ehl-i hidayet

  • Hidâyette ve doğru yolda olanlar. Hidâyete erişmiş kimseler.

el-hüda / el-hüdâ

  • Hidayet, Kur'ân-ı Kerim.

envar-ı hidayet / envâr-ı hidayet

  • Hidayet nurları.

hadi / hâdî / هَاد۪ي

  • Hidayet veren Allah.
  • Hidayete ermiş, mürşit.
  • Hidayet eden, doğru yolu gösteren, mürşit.
  • Hidayete ermiş. Mürşid. Rehber, delil. Hidayet yolunu gösteren. Hidayete, doğruluğa eriştiren. Önde giden.
  • Hidâyet yolunu gösteren.
  • Hidâyete eren.

hadiy-üt tarik / hâdiy-üt tarik

  • Hidayet yoluna sevkeden, mürşid. Doğru yolda giden.

hevadi / hevadî

  • (Tekili: Hâdî) Rehberler, deliller, kılavuzlar.
  • Hidayet edenler, istikametli ve selâmetli yolu gösterenler.

hidat

  • (Tekili: Hâdî) Hidayeti ve doğru yolu gösterenler.

hidayet / هدایت

  • Doğru yolu gösterme. (Arapça)
  • Hidâyet etmek: Doğru yolu göstermek. (Arapça)

hidayet-bahş

  • Hidâyet veren.

hidayet-eda / hidayet-edâ

  • Hidayet verici.
  • Hidayete sebeb olan. Hidayet verici. (Farsça)

hidayet-i fıtrıye

  • Yaratılıştan gelen hidayet; kötü tercih ve telkinlerle bozulmamış olan insanı yaratılışındaki doğruluk.

hidayet-i ilahiyye / hidayet-i ilâhiyye

  • İlâhî hidayet, Allah'ın doğru yola erdirmesi.

hidayet-i rahmaniye / hidayet-i rahmâniye

  • Allah'ın hidayeti.

hidayetbahş / hidâyetbahş

  • Hidayet veren.

hidayeteda / hidâyetedâ

  • Hidayet verici.

hüda

  • Doğru yol göstermek.
  • Doğruluk. Hidâyet.
  • Kur'ân-ı Kerimin bir ismi.
  • Doğru yol gösterme.
  • Hidayet etme.
  • Kur'ân-ı Kerim'in adlarından biri.

hüda-i kur'an / hüdâ-i kur'ân

  • Kur'ân'ın insanlara sunduğu hak ve hidayet yolu.

hüda-yı kur'ani / hüdâ-yı kur'ânî

  • Kur'ân'ın gösterdiği hak ve hidayet yolu.

hüdat

  • (Tekili: Hâdi) Hidâyet edenler.

ihda

  • İman ve İslâmiyet yolunu göstermek. Hidayete eriştirmek. Doğru yola götürmek. Allah rızasına uyan yola girmesine vesile olmak.
  • Hediye etmek. Armağan yollamak.

ihtida / ihtidâ / اهتدا / اِهْتِدَا

  • Hidayete ermek. Delâlet ve irşadı kabul edip doğru yola girmek. Allah'a ve Resül-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimize iman etmek.
  • Başkasına tekaddüm etmek.
  • Hidayete ermek, İslâm olmak.
  • Doğru yola girme, müslüman olma, din olarak İslâmiyet'i seçme; hidâyete erme.
  • Hidayete erme, müslüman olma. (Arapça)
  • İhtidâ etmek: Hidayete ermek, müslüman olmak. (Arapça)
  • Hidâyete erme.

in'am

  • Nimet vermek. İhsan etmek.
  • Doğruya sevketmek, hidâyete ulaştırmak.
  • İyilik etmek, bahşiş vermek.
  • Tar: Osmanlı İmparatorluğu zamanında yeniçerilerin aylıklarına yapılan zam.

irşad / irşâd / ارشاد

  • Doğru yolu göstermek. Akli ve kalbi, mukni ve te'sirli eserler veya sözlerle gafletten uyandırıp hidâyet yolunu göstermek. Cadde-i kürba-yı Kur'aniye yolunda selâmetle devam ettirmek. Allah'a ibadet ve itaata kavuşturmak. Veli bir zâtın, bir kimsenin hidâyete ermesine vesile olması.
  • Hidayete erdirme, doğru yolu gösterme. (Arapça)
  • İrşâd etmek: Hidayete erdirmek, doğru yolu göstermek. (Arapça)

irşad-ı nebevi / irşad-ı nebevî

  • Hz. Peygamberin doğru yolu, hidayet yolunu gösteren uyarıları, öğütleri.

istihda'

  • (Hüdâ. dan) İrşad ve hidâyet istemek. Hak, hakikat, imân ve İslâmiyet yolunu istemek.

kases

  • Hidayet edici delil.

katı-ı tarik-ı ilahi / kâtı-ı tarîk-ı ilâhî

  • İnsanların Allahü teâlânın emirlerine ve yasaklarına uymalarına ve rızâsına kavuşmasına mâni olan, hidâyet ve saâdetlerini engelleyen, saptırıcı, yol kesici.

kutb-i irşad / kutb-i irşâd

  • İnsanların irşâdına (doğru yolu bulmasına) ve hidâyetine (saâdete ve kurtuluşa ermesine) vesîle kılınan zâtların reisi.

mahz-ı hidayet / mahz-ı hidâyet

  • Tam bir hidâyet, doğru yol.

mehdi / mehdî

  • Hidâyete eren veya hidayete vesile olan. Sâhib-üz-zaman. "Hususi ve şahsi bir tarzda Allah'ın hidayetine mazhar olan, kendisine Cenâb-ı Hak tarafından yol gösterilen" mânasınadır. Bu kelime ihtida etmiş olanlar için de kullanılmıştır. Mehdi-yi Resul, Mehdi-yi muntazır da denir. Ahir zamanda gelip bü
  • Hidayete eren ve hidayete vesile olan, âhirzamanda eserleri ve talebeleriyle îmana hizmet ederek yeryüzünü nurlandıran büyük ve nuranî âlim.

mehdi-i al-i resul / mehdî-i âl-i resul

  • Resulullah'ın neslinden gelen, âhir zamanın en büyük mürşidi, hidâyete sevk edicisi.

mehdi-i resul / mehdî-i resul

  • Resulullah'ın neslinden gelen, âhirzamanın en büyük mürşidi, hidâyet edicisi.

mehdi-misal

  • Mehdiye benzer surette. Mehdi gibi hidayete vesile olan.

menba-ı hidayet / menba-ı hidâyet

  • Hidayet kaynağı.

minhac-ı hidayet

  • Doğru yol. Hidayet yolu.

mühdi / mühdî

  • Hediye veren. Hediye gönderen. İhda eden.
  • Hidayete getiren. Hidayete vesile olan.
  • Mürşid, muvaffak.
  • Risalet ve nübüvveti bütün âlemlere rahmet ve saadet sebebi olduğundan, Cenab-ı Hakk'ın bütün âlemlere hediye ve atiyyesi mânasında Resul-i Ekrem'in (A.S.M.) mübarek bi
  • Hidayete vesile olan.
  • Hidayete getiren.

mühtedi / mühtedî / مُهْتَد۪ي

  • Hidayete ermiş olan. İslâmiyete girmiş olan. Doğru yolu seçen. Hak dinine girmiş olan.
  • Sonradan hidâyete eren, doğru ve hak yolu kabul eden.
  • Hidayete eren.

müstehdi / müstehdî

  • (Hedy ve Hidâyet. den) Hak yolu, doğru yolu, müslümanlık yolunu isteyen.

müteheddi

  • (Hidyet. den) Hediye gönderen.
  • Hidâyete eren, doğru yola giren. İslâm dinini kabul edip müslüman olan.

nefs-i hidayet

  • Hidayetin kendisi; doğru ve hak yola erişmenin kendisi.

ni'met

  • (Nimet) İyilik, lütuf, ihsan. Saadet. Hidayet.
  • Giyecek şeyler.
  • Yiyecek faydalı şey, rızık.

niam

  • (Tekili: Ni'met) İyilikler. Yiyecekler. Nimetler.
  • Hidayetler.

nur / nûr

  • Aydınlık, ışık, feyz, bereket ihsân.
  • Kur'ân-ı kerîm.
  • Îmân.
  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından. Tam ve kusursuz olarak zâhir olup her şeyi ortaya çıkarıcı, yaratıcı veya göktekileri ve yerdekileri nûru ile hidâyet edici, doğru yolu gösterici, gökleri; güneş, ay ve yıld

nur-u hidayet / nûr-u hidayet

  • Doğru yola eriştiren hidayet nuru.

nur-u huda / nur-u hudâ

  • Hidayet verici olan Allah'ın nuru.

nur-u hüda / nur-u hüdâ

  • Hidayet verici olan Allah'ın nuru.

reşed

  • Hayır. Rahmet. Hidayet.

ruh-u hidayet

  • Hidayetin ve istikâmetin ruhu, özü.

sahib-i zuhur

  • Zuhur sahibi; inkârcılık fikrine karşı ortaya çıkıp insanları hidayete ulaştırmaya vesile olan ve âhirzamanda ortaya çıkması beklenilen.

salik / sâlik

  • Bir yola bağlı olan, bir yolu takip eden, bir tarikata girip hidayet yolunu takip eden, mürid.

şems-i hidayet / şems-i hidâyet

  • Hidayet güneşi. Hz. Muhammed'in (A.S.M.) bir ismi.
  • Hidâyet güneşi olan Peygamberimiz (a.s.m.).

serencam-ı hidayet / serencam-ı hidâyet

  • Hidâyetin hayat hikayesi.

sıfat-ı sabite / sıfat-ı sâbite

  • Sabit sıfat, nitelik; burada Cenâb-ı Hakkın zatında sabit olan hidayet etme sıfatı kastediliyor.

sirac-ı rah-ı hidayet / sirac-ı râh-ı hidâyet

  • Hidayet yolunun ışığı.

tarik-i hak ve hidayet

  • Hak ve hidayet yolu; doğru yol olan İslâmiyet.

teheddi

  • Doğru yola girme. Hidayetlenme.

tevrat

  • Hz. Musâ Aleyhisselâm'a nâzil olan kitab-ı mukaddesin nâm-ı celili. (Hakiki Tevrat, Kur'an-ı Kerim ile barışıktır. Şimdiki ise, çok yerleri değiştirilmiş, tahrif edilmiştir. Bu kitabın aslından az bir şey kalmıştır. Aklı başında ve İslâmiyeti, Kur'an-ı Kerim'i tetkik eden Yahudiler de hidayeti seçmi