LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te hic kelimesini içeren 145 kelime bulundu...

adem

  • Hiçlik, yokluk.

adem zulümatı

  • Hiçlik karanlıkları.

adem-i mutlak / عَدَمِ مُطْلَقْ

  • Hiçbir varlık mertebesinde olmama.

amik

  • Hicaz vilâyetinde ulu bir ağaç.

amir-i müstakil / âmir-i müstakil

  • Hiç kimseye bağlı olmayan ve istiklâl sahibi olan âmir, kumandan.

anarşilik

  • Hiçbir kayıt ve kural tanımama, kargaşa çıkarma.

anarşist

  • Hiçbir kayıt ve kural tanımayan, kanun ve düzen karşıtı.

arabi aylar / arabî aylar

  • Hicrî senenin on iki ayı. Hicrî takvimde kullanılan Arabî ayların adları sırasıyla şunlardır: Muharrem, Safer, Rebî'ul-evvel, Rebî'ul-âhir, Cemâzil-evvel, Cemâzil-âhir, Receb, Şa'bân, Ramazan, Şevvâl, Zilka'de, Zilhicce.

arabice / arabîce

  • Hicrî takvime göre.

aram-gar / ârâm-gâr

  • Hiçbir sıkıntısı olmayan, rahat yaşayan adam.

asla / اصلا

  • Hiçbir zaman.
  • Hiçbir zaman. (Arapça)

aşure günü / âşûre günü

  • Hicrî senenin ilk ayı olan Muharrem ayının onuncu günü.

ayine-i samedaniye / âyine-i samedâniye

  • Hiçbir şeye muhtaç olmayan ve herşeyin Kendisine muhtaç olduğu Allah'ın eserlerini gösteren ayna.

baki-i layezal / bâkî-i lâyezâl

  • Hiçbir zaman yok olmayan, varlığı kalıcı ve sürekli olan Allah.

bari / bâri / bârî / باری

  • Hiç olmazsa, hele.
  • Hiç olmazsa, en azından. (Farsça)

beşam

  • Hicaz'da yetişen bir cins ağaçtır ki, hoş kokuludur ve dallarından misvak yapılır.

bi-çun vebi-çigune / bî-çûn vebî-çigûne

  • Hiçbir şeye benzemeyen, nasıl olduğu anlaşılamayan. Allahü teâlânın nasıl olduğunun bilinemeyeceğini ve akıl ile anlaşılamayacağını, idrâk olunamayacağını ifâde eden bir terim.

bi-hicab / bî-hicab

  • Hicabsız, perdesiz, âşikâr olarak.

bikr-i fikr

  • Hiç söylenmemiş, yeni fikir.

bilatefrik / bilâtefrik / بلاتفریق

  • Hiçbir ayırım gözetmeksizin. (Arapça)

bir guna / bir gûna

  • Hiçbir suretle. Bir suretle. Bir türlü.
  • Hiçbir, herhangi bir. (Türkçe - Farsça)

birader-i ebu laşey / birader-i ebu lâşey

  • Hiçbirşeyi olmayan kişinin kardeşi.

cebr-i keyfi / cebr-i keyfî

  • Hiçbir hukukî dayanağı olmayan keyfî zorlama.

cebriyye

  • Hicrî birinci asrın sonlarında ve ikinci asrın başlarında Cehm bin Safvân tarafından ortaya çıkarılan bozuk yol. Buna mürcie fırkası da denir.

cemaziye'l-ahir / cemâziye'l-âhir

  • Hicrî aylardan altıncısı.

cemaziyelahir

  • Hicrî takvime göre altıncı aya verilen isim.

daire-i vücub

  • Hiç değişikliğe uğramayan, varlığı zorunlu ve vasıflarının zıddı düşünülemeyen ilâhlık dairesi.

dar-ül hicre / dâr-ül hicre

  • Hicret edilen yer. Medine şehri.

dinsiz

  • Hiç bir dîne inanmıyan, ateist.

ebu laşey / ebû lâşey

  • Hiçbirşeyin babası, hiçbirşeyi olmayan.

ebu-la-şey

  • Hiçbir şeyin babası. Hiç bir şeyi olmayan.

ebulaşey / ebulâşey

  • Hiçbir şeyi olmayan.

eser-i ibda / eser-i ibdâ

  • Hiçten yaratmanın neticesi, eseri.

fa'alane / fa'alâne

  • Hiç durmazcasına çalışarak. Daima çalışır surette. (Farsça)

ferd-i aferide / ferd-i âferîde

  • Hiç kimse.

feyyaz-ı müteal / feyyâz-ı müteâl

  • Hiçbir kayıt ve şarta bağlı olmadan çok bereket ve bolluk veren yüce Allah.

ganiyy-i mutlak

  • Hiçbir şeye hiçbir şekilde muhtaç olmayan ve bütün varlıkların her türlü ihtiyaçları gayb hazinelerinde bulunan sınırsız zenginliğe sahip olan Allah.

haci / hâcî / هاجى

  • Hicveden, yeren. (Arapça)

hali zaman / hâlî zaman

  • Hiç kimsenin olmadığı zaman.

hallak-ı baki / hallâk-ı bâkî

  • Hiçbir zaman yok olmayan, varlığı kalıcı ve devamlı olan, her şeyi sürekli olarak çokça yaratan Allah.

havacib

  • Hicablar, perdeler, örtüler.

haya

  • Hicab, utanma, edeb, ar, namus. Allah korkusu ile günahtan kaçınmak.

hayret

  • Hiçbir cihete teveccüh edemeyip kalmak. Şaşkınlık. Ne yapacağını bilememek.

hecagu / hecâgû / هجاگو

  • Hicveden, yeren. (Arapça - Farsça)

heccav / heccâv

  • Hicveden, yeren.

hiç / hîç / هيچ

  • Hiç. (Farsça)

hiç ender hiç

  • Hiç içinde hiç.

hiç-ender-hiç / هِيچْ اَنْدَرْ هِيچْ

  • Hiçlik içinde bir hiç, değersiz.
  • Hiç içinde hiç.

hica'

  • Hicvetme, yerme. Birisi hakkında alay eder tarzda yazılar yazma.

hicab-aver

  • Hicab verici, utandırıcı. (Farsça)

hiçahiç

  • Hiçin hiçi, tamamen bir hiçlik.
  • Hiç. Yok. Bomboş. (Farsça)

hiçi / hiçî

  • Hiçlik. Yokluk. (Farsça)

hiçkes / hîçkes / هيچكس

  • Hiç kimse. (Farsça)
  • Hiç kimse. (Farsça)

hicran-meal

  • Hicran bildiren, hicran anlatan.

hicri / hicrî

  • Hicrete ait ve müteallik.
  • Hicretle başlayan takvime göre.

hicv

  • Hiciv, yerme, taşlama.

hicvi / hicvî

  • Hicivle alâkalı. Hiciv denilen tarz-ı zemme ait ve müteallik olan şeyler.

hicviyye

  • Hicv sözü veya yazısı, taşlama.

huneyn vak'ası

  • Hicretin sekizinci senesinde şirkten kurtulmamış bazı Arap kabileleri Mekkeyi geri almak maksadıyla hücum ettikleri zaman burada müslüman askerlere karşı gelerek başlangıçta galip gibi görünmüşlerse de daha sonra galebe ve zafer, İslâm askerlerine nasib olmuştur. Bu muhârebede Sahabe-i kiramdan birç

huzur-u lamekani / huzur-u lâmekânî

  • Hiçbir mekâna muhtaç olmayan Zâtın huzuru; Allah'ın hiçbir mekânla sınırlı olmayan katı.

ibda' / ibdâ' / اِبْدَاعْ

  • Hiçten îcâd etme.

ihbar-ı faruki / ihbar-ı fârukî

  • Hicri ikinci bin yılın müceddidi İmam-ı Rabbânî Ahmed el-Fârukî es-Sirhindî'nin (k.s.) bildirdiği, haber verdiği kişi.

iskerek

  • Hıçkırık. (Farsça)

istiğna-yı mutlak / istiğnâ-yı mutlak / اِسْتِغْنَايِ مُطْلَقْ

  • Hiçbir şeye ihtiyaç duymama.

istiğna-yı tam / istiğnâ-yı tam

  • Hiçbir yönden başkasına ihtiyaç duymama hâli.

kaderiyye

  • Hicrî ikinci asırda Vâsıl bin Atâ tarafından kurulan ve "Kul kendi fiillerini kendi yaratır" diyerek kaderi yâni işlerin, Allahü teâlânın takdîri ile olduğunu inkâr eden bozuk fırka. Bu fırkaya Mu'tezile adı da verilir.

kadir-i layezal / kadîr-i lâyezâl

  • Hiçbir zaman kaybolup gitmeyecek, sonsuz kudret sahibi Allah.

kafir-i mutlak / kâfir-i mutlak

  • Hiçbir dinî değere inanmayan inkârcı.

kameri aylar / kamerî aylar

  • Hicrî takvimde kullanılan on iki ay. Arabî aylar da denir.

karn-ı evvel

  • Hicretin birinci asrı.

kat'an

  • Hiçbir zaman, aslâ, katiyyen.

küfr-i mutlak

  • Hiç bir imâni hükmü olmamak, dine âit hiç bir hakikatı, Allah'ın varlığına âit hiç bir delili kabul etmemek. İhsan ve inayet-i İlâhiyyeye karşı şükür etmiyerek fiilen ve kavlen inkâr etmek. ("Neuzü billâh" dine söğmek gibi) Küfr-ü icabettiren bazı çirkin sözlere de "küfür" denilmiştir.

lakelam / lâkelâm

  • Hiçbir diyecek yok.

lazy

  • Hiçbir dîne inanmıyanlar ile müşriklerin (Allahü teâlâya ortak koşanların) azâb görecekleri, Cehennem'in altıncı tabakası.

mahbub-u layezal / mahbûb-u lâyezâl

  • Hiçbir zaman kaybolup gitmeyecek yegane sevgili olan Allah.

mahv u nabud / mahv u nâbud

  • Hiçbir izi kalmayacak şekilde yok olma.

medami'-i hicran

  • Hicran gözyaşları. Ayrılık gözyaşları.

mehcüv

  • Hicvolunmuş. Zemmolunmuş. Kötülüğü ilân ile zevklenilmiş.

mekke

  • Hicaz'da Kâbe'nin bulunduğu en mukaddes şehrin ismidir. Aynı zamanda Hazret-i Peygamber'in (A.S.M.) doğduğu şehirdir.

mektub-u samedani / mektub-u samedanî

  • Hiç bir şeye muhtaç olmayan Allah'ın eserleri. Yeryüzü. İnsanlar, ağaçlar, çiçekler, çekirdekler, dağlar, denizler gibi çok hakikatlı mâna ifâde eden Allah'ın mektupları.

menba-ı daimi / menba-ı daimî

  • Hiç bitmeyen kaynak.

mezheb-i selef / مَذْهَبِ سَلَفْ

  • Hicri ilk üç asırdaki salih insanların yolu.

mu'tezile

  • Hicrî ikinci asırda Vâsıl bin Atâ tarafından kurulan ve aklı, nakilden yâni dînî delillerden önde tutan bozuk fırka. "Büyük günâh işleyen kimse ne kâfirdir, ne de mü'mindir, iki menzile (yer) arasında bir menzilededir (yerdedir)" diyen Vâsıl bin Atâ, hocası Hasen-ül-Basrî'nin ders halkasından ayrıld

müceddid-i elf-i sani / müceddid-i elf-i sâni / müceddîd-i elf-i sânî

  • Hicrî ikinci bin yılının müceddidi, yenileyicisi olan İmam-ı Rabbânî (r.a.).
  • Hicrî ikinci bin yılının yenileyicisi mânâsına İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin lakabı.

muhacirin

  • Hicret edenler.

muharrem / مُحَرَّمْ

  • Hicrî yılının birinci ayı.
  • Hicrî ayların ilki.

muharrem ayı

  • Hicrî kamerî yılın ilk ayı.

muhasser vadisi / muhasser vâdisi

  • Hicaz'da, Minâ ile Müzdelife'yi birbirinden ayıran ve hacıların Minâ'ya giderken durmamaları gereken yer.

mühteci / mühtecî

  • Hicveden, yeren.

muhtecib

  • Hicablanmış. Perdeli. Örtülü. Örtülmüş. Saklanan. Gizlenen.

münteha-yı hiçi / münteha-yı hiçî

  • Hiçliğin en sonu, nihayeti.

müstağni-yi mutlak

  • Hiçbir şekilde ihtiyacı olmayan.

mütehaciyane

  • Hicvedercesine. (Farsça)

muye

  • Hıçkıra hıçkıra ağlama. (Farsça)

muyeger

  • Hıçkıra hıçkıra ağlayan. (Farsça)

name-i hicran

  • Hicrân mektubu. Ayrılık, mektubu.

neccariyye / neccâriyye

  • Hicretin üçüncü asrında Hüseyin bin Muhammed en-Neccâr tarafından kurulan bozuk fırka.

nu'z

  • Hicaz'da yetişen misvak ağacı.

nuhat

  • Hıçkırma.

nur-u layezali / nûr-u lâyezâlî

  • Hiç yok olmayan, devamlı nur.

nur-u samedani / nur-u samedânî

  • Hiçbir şeye muhtaç olmayan ve her şey Kendisine muhtaç olan Allah'ın nuru.

rahib / râhib

  • Hiç evlenmeyen, bekâr ve yalnız yaşayan, yalnız ibâdetle meşgûl olan ve kilisede vazîfeli olan hıristiyan din adamı.

ramazan

  • Hicrî ayların dokuzuncusu ve mübarek üç ayların üçüncüsü.
  • Hicrî ayların dokuzuncusu, üç ayların sonuncusu ve farz olan orucun tutulduğu ay. Ramazan yanmak demektir, çünkü bu ayda oruç tutan ve tövbe edenlerin günahları yanar, yok olur.

rebi'ul-evvel / rebî'ul-evvel

  • Hicrî-Kamerî senenin üçüncü ayı, Peygamberimizin doğduğu ay.

rebiü'l-evvel

  • Hicrî takvimde üçüncü ay.

rebiülahir / rebiülâhir

  • Hicrî takvimde dördüncü ay.

receb ayı

  • Hicrî ayların yedincisi ve mübârek üç ayların birincisi.

recep

  • Hicrî takvime göre yedinci ay.

redd-i müdahale kanunu

  • Hiç kimsenin karışmasını kabul etmeme kanunu.

saadet-i layezali / saadet-i lâyezâlî

  • Hiç bitmeyen mutluluk, tükenmez saadet.

şaban

  • Hicrî takvime göre sekizinci ay.

şaban-ı şerif / şâbân-ı şerif

  • Hicri ayların sekizincisi ve mübarek üç ayların ikincisi olan değerli ve şerefli Şâban ayı.

safiyane / sâfiyane

  • Hiç kötülük düşünmeden, temiz bir kalple.

saltanat-ı uluhiyet / saltanat-ı ulûhiyet

  • Hiçbir ortak kabul etmeyen Allah'ın bütün âlemdeki saltanatı.

samed / صَمَدْ

  • Hiçbir şeye muhtaç olmadığı halde, her şey kendisine muhtaç olan (Allah).

samedani / samedânî

  • Hiçbir şeye muhtaç olmayıp herşeyin kendisine muhtaç olduğu Allah'a ait olan.

şehik / şehîk

  • Hıçkırıkla karışık iç çekme.

şehka

  • Hıçkırık. Keskin çığlık.

selef / سَلَفْ

  • Hicri ilk üç asrın salih insanları.

selef-i salihin / selef-i sâlihîn

  • Hicrî ilk asrın müslümanları. Eshâb-ı kirâm, Tâbiîn ve Tebe-i tâbiînin büyükleri.

şenc

  • Hıçkırık tutmak.

sene-i hicri / sene-i hicrî

  • Hicri yıl.

sene-i hicriyye / سنهء هجریه

  • Hicrî yıl.

şevval

  • Hicrî ayların onuncusu; Ramazan'dan sonraki ay.

şevval-i şerif / şevvâl-i şerif

  • Hicrî aylardan onuncusu; Ramazan'dan sonraki ay.

tağayyürsüz

  • Hiçbir zaman değişmeyen.

tahacu

  • Hicvedişmek. Mesel söyleşmek.

takvim-i arabi / takvim-i arabî

  • Hicretten 17 sene sonra görülen lüzum üzerine Hazret-i Ömer (R.A.) tarafından Kamer senesi esas ve hicret tarihi başlangıç sayılmak suretiyle tertiplenen takvim.

tebeddülsüz

  • Hiçbir zaman değişmeyen.

tebuk

  • Hicaz'ın kuzey tarafında Medine-i Münevvere'den Şam'a giden yolun ortasında bir yerdir ve Peygamber Efendimizin son gazvesinin yeri olmakla meşhurdur. Tebuk'te Peygamberimiz tarafından yaptırılan bir duvar bir hurmalık ve bir de çeşme var olduğu rivayet edilir.

tebuk gazvesi

  • Hicretin dokuzuncu senesinde vuku bulmuştur. Şam'da bulunan Rumlar tarafından o civarın halkı, müslümanlara karşı ayaklandırıldığı Peygamberimiz tarafından duyulduğunda, onlara karşı asker hazırlayarak Tebuk'e gitmiş ve oranın ileri gelenleri Peygamberimize gelerek barışa çalışmışlardır. Tebuk'te on

tecrid-i mutlak / tecrîd-i mutlak / تَجْر۪يدِ مُطْلَقْ

  • Hiç kimse ile görüştürmeme.

tehaci / tehâcî / تهاجى

  • Hicivleşme. (Arapça)

tercih bila müreccih / tercih bilâ müreccih

  • Hiç bir üstünlük sebebi yok iken birbirine eşit iki şeyden birisini diğerine üstün tutmak.

tevfikat-ı samedani / tevfikat-ı samedanî

  • Hiçbir şeye muhtaç olmayan, ama herşey Kendisine muhtaç olan Allah'ın yardımları, muvaffakiyet bahşetmesi.

tevfikat-ı samedaniye

  • Hiçbir şeye muhtaç olmayan ve her şey Kendisine muhtaç olan Allah'ın başarılı kılması.

turra-i samediyet / طُرَّۀِ صَمَدِيَتْ

  • Hiçbir şeye muhtaç olmayan Allahın mührü.

uhud

  • Hicazda bulunan mübarek bir dağ.

umman-ı adem

  • Hiçlik, yokluk deryası.

vechen min-el vücuh

  • Hiçbir suretle.

veda haccı / vedâ haccı

  • Hicretin onuncu senesinde Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem yüz bin kişiden fazla sahâbinin katılmasıyla yaptığı son haccı.

vücub mertebesi

  • Hiç değişikliğe uğramayan, varlığı zorunlu olan ve vasıflarının zıddı düşünülemeyen İlâhlık derecesi.

yakinen / yakînen

  • Hiç şübhesiz olarak, kat'i surette.

zefir

  • Hıçkırarak nefes verme, ağlama.

zındık

  • Hiçbir dinde olmadığı ve Allahü teâlâya inanmadığı hâlde, müslüman görünüp müslümanlığı değiştirmeye, îmânı bozmaya, dinsizliği müslümanlık olarak yaymaya çalışan ve İslâmiyet'i içerden yıkmaya uğraşan sinsi İslâm düşmanı, azılı kâfir, münâfık. Kâdıy ânîler ve Behâîler böyledir.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR