LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te helvâ ifadesini içeren 34 kelime bulundu...

afruşe

  • Un helvası. (Farsça)

asude / asûde

  • Rahat, huzur içinde. Dinç. Müsterih. Sâkin. (Farsça)
  • Bir cins helva adı. (Farsça)

behet

  • Sütlaç. Süt lapası. (Farsça)
  • Pirinç unu ile pişirilen ve Me'muniye adı verilen helva. (Farsça)

berike

  • Yırtmak. Paralamak.
  • Un helvası.

büruk

  • Un helvası, undan yapılan bir nevi helva.
  • Büyük oğlu varken evlenen kadın.
  • Deve çökmek (mânâsına mastardır.)

cevzenic

  • Cevizli helva.

cevzine

  • Cevizli helva.

düble

  • Beyaz helva parçası.
  • Büyük lokma.

ebu-n naci'

  • Helva.

efruşe

  • Un helvası. (Farsça)

habis

  • Un helvası.

helva / حلوا

  • Helva. (Arapça)

helva sohbetleri

  • Eskiden kış mevsiminin başlıca eğlencelerinden biriydi. Bu eğlenceler, her sınıf halk arasında rağbetteydi. Devlet erkânı, vükelâ, zengin konak sahibleri ve orta halli halk kendi imkânları ölçüsünde helva sohbetleri düzenler, eş ve ahbabına ziyafetler verirdi. Vükelânın düzenlediği sohbetler tantana

helva-ger

  • Helvacı. (Farsça)

helva-hane

  • İçinde helva pişirilen genişçe ve derinliği az tencere. (Farsça)
  • Tar: Saray için her türlü tatlı yiyeceklerin yapılmasına yarayan saray mutfağının bir bölümü. (Farsça)

helvafuruş / helvafurûş / حلوا فروش

  • Helvacı. (Arapça - Farsça)

helvayi / helvayî / helvâyî / حلوایى

  • Helva satan. Helvacı.
  • Helvacı. (Arapça)

heytale

  • (Çoğulu: Heyâtıl) Helva kazanı.

irmik

  • Buğday gibi hububatdan elde edilen ve helva, çorba yapımında kullanılan iri taneli un.

kubbiti / kubbitî

  • Beyaz helva satan kimse.

levzine / levzîne

  • Bâdemli helva. (Farsça)
  • Bâdem helvası. (Farsça)

levzinec / levzînec

  • Bâdemli helva.

men ve selva / men ve selvâ

  • Mûsâ aleyhisselâmın duâsı ile Allahü teâlânın İsrâiloğullarına gökten yağdırdığı kudret helvası (men) ve bıldırcın eti (selvâ).

menn

  • Nimet vermek. İyilik etmek.
  • Minnet.
  • Rıza.
  • Esiri fidye almadan, ücretsiz salıvermek.
  • Kesmek.
  • Zayıf etmek.
  • Ettiği iyiliği başa kakmak.
  • İki batman ağırlık.
  • Kudret helvası.

mıhbasa

  • (Çoğulu: Mehâbıs) Helva küreği.

miyane

  • Ara. (Farsça)
  • Orta, vasat. (Farsça)
  • Helva gibi bazı yemeklerin pişme kıvamı. (Farsça)
  • Ortaya serilen halı. (Farsça)
  • Gerdanlığın ortasındaki büyük inci. (Farsça)

natıf

  • Beyaz kaba helva.

palavan

  • (Pâlâven) Süzgeç, helvacı süzgeci. (Farsça)

pergul

  • Bulgur. (Farsça)
  • Bulgur pilavı. (Farsça)
  • Un helvası. (Farsça)

peşm

  • Yapağı, yün. (Farsça)
  • Keten helvası. (Farsça)

şahi / şahî

  • şaha, hükümdara ait, şah ile ilgili. (Farsça)
  • Hükümdarlık, şahlık. (Farsça)
  • Eski topların bir çeşiti. (Farsça)
  • Nişastalı, yumurtalı bir helva. (Farsça)
  • Tar: Osmanlı Padişahlarından Yavuz Sultan Selim Han'ın bastığı altun para. (Bu ismin verilmesi, üzerinde "şah" kelimesinin yazılı bulunmasından (Farsça)

şefaric

  • Bir cins helva.

tahin

  • Darı unu.
  • Öğütülmüş tahıl.
  • Şekerle karıştırılarak helvası yapılan öğütülmüş susam.

tarancibin

  • Kudret helvası.