LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te hayret ifadesini içeren 213 kelime bulundu...

acaib

  • (Tekili: Acib) Şaşırtacak ve hayret verici şeyler.

acaib vezaif / acaib vezâif

  • Acayip vazifeler, hayret ve hayranlık uyandıran görevler.

acaib-i ef'al / acaib-i ef'âl

  • Şaşırtıcı ve hayret uyandırıcı işler ve fiiler.

acaib-i kudret

  • Allah'ın güç ve iktidarının insanı hayrette bırakan san'at eserleri.

acaib-i masnuat-ı ilahiye / acaib-i masnuat-ı ilâhiye

  • Allah'ın hayrette bırakan san'at eserleri.

acaib-i san'at-ı ilahiye / acaib-i san'at-ı ilâhiye

  • Allah'ın hayrette bırakan san'at eserleri.

acaibü'l-mahlukat / acâibü'l-mahlûkat

  • Yaratılmışların şaşırtıcı, hayret verici halleri.

acaip / acâip

  • Hayret verici ve şaşırtıcı.

aceb

  • Taaccüb, şaşma, hayret.
  • Garib, hoş, lâtif ve nâdir-ül vücud olduğundan bir şey için inkâr ve istiğrab etme hâli.
  • Acaba, hayret.

acep

  • Nasıl ki, hayret.

acib / acîb

  • Hayret veren. Şaşılacak şey.
  • Şaşılan ve hayret uyandıran şey. Benzeri görülmeyen. Garib. Taaccüb olunan şey.
  • Hayret verici, şaşırtıcı.
  • Şaşılacak ve hayret edilecek şey.

acibe / acîbe

  • Şaşılan ve hayret uyandıran şey; benzeri görülmeyen; garip.
  • Alışılmış surette olmayan. Çok hârika. Acib ve garip, hayret verici, şaşılacak şey.

acibü'ş-şekil / acîbü'ş-şekil

  • Hayret edilecek şekil, şaşılacak şekil.

acip / acîp

  • Hayret verici, şaşırtıcı.

acube-i hilkat / acûbe-i hilkat

  • Acayip, hayrette bırakan bir yaratılışta.

acube-i san'at

  • San'at yönüyle hayret verici olan.

ahval-i hayret-feza / ahval-i hayret-fezâ

  • Hayret verici haller.

asar-ı acibe / âsâr-ı acîbe

  • Hayrette bırakan eserler.

aya / âyâ

  • (Şüphe ve tereddüt bildiren edât; hayret ve taaccüb, soru ile beraber ümid ifâde eder) Acabâ. Âyâ, nasıl oluyor. Hayret, sen bu işi nasıl olur da yaparsın?.. der gibi.
  • Acaba, hayret!

ayat-ı acibe / âyât-ı acibe

  • Hayret verici deliller.

ayet-i acibe / âyet-i acîbe

  • Hayret ve şaşkınlık uyandırıcı âyet.

ayfe

  • Hayret.
  • Tereddüt.
  • İğrenmek.

ayiş

  • Bolluk içinde rahat yaşayan.
  • Hz. Peygamber'in (A.S.M.) zevcesi ve mü'minlerin vâlidesi, Hz. Ebu Bekir'in (R.A.) kızının bir ismi. Aişe-i Sıddıka diye de anılır. Hayret edilecek derecede takva, iffet ve zekâvet sahibesi olup 2210 Hadis-i Şerif nakletmiştir. Hicretin 57. yılında vefat

ba'l

  • (Çoğulu: Buûl) Cahiliyet devrine mahsus bir put. Güneş Tanrısı.
  • Karıkocadan herbiri.
  • Yılda bir kez yağmur yağan yüksek yer.
  • Hayret.
  • Zaaf, zayıflık.

beda

  • (Bedâat) Hayret verici, yenilik ve iyiliklerde üstünlük. Acib ve garib olma. Yeni zuhur etme.

bedi'

  • (Bedia) Eşi, benzeri olmayan. Hayret verici güzellikte olan.
  • Garib. Acib.
  • Benzeri olmayan şeyleri vücuda getiren. Kimseye benzemeyen. İcad edici olan.
  • Hâlık ve Hallak-ı Cihan olan.
  • Beğenilen.
  • Yeni bulunmuş ve görülmedik tarzda olan.
  • Edb: Sözün

berk-i basar

  • Gözün şimşek çakması.
  • Birdenbire tepesinde çakan şimşekten mâruz olduğu dehşet ve şiddet hâlinden mecaz olarak, ansızın başına gelen mühlik hâdisenin şiddetli âlâm ve ıztırabıyla dehşet ve hayret içinde duyulan keskin intibahı ifade eder.

betar

  • Çok fazla sevinmek.
  • Hayret.
  • Dehşet.
  • Tekebbürlenmek, gururlanmak.

bühüt

  • (Tekili: Behût) İşitenleri hayrete düşürecek kadar olan iftira ve yalanlar.

bütlal

  • Şaşa kalan, hayret eden, hayran olan. (Farsça)

ca-yı hayret / câ-yı hayret

  • Hayret verici nokta.

ca-yı taaccüp / câ-yı taaccüp

  • Şaşılacak ve hayret edilecek şey.

cay-ı hayret / cây-ı hayret

  • Hayret edilecek yer veya şey.

çi

  • (Çe) Ne? Nasıl? (Soru edatı) (Farsça)
  • Taaccüb ve hayret yerinde de kullanılır. (Farsça)

dahil

  • Hayrette kalan kimse.

düstur-u acib

  • Hayret verici düstur.

ef'al-i acibe-i ilahiye / ef'âl-i acîbe-i ilâhiye

  • Cenab-ı Allah'ın şaşırtıcı ve hayret uyandırıcı harika fiilleri.

efid

  • (Eftid) : Medhedici, öven, sena eden. (Farsça)
  • Hayret edilecek, şaşılacak, taaccüb edilecek şey. (Farsça)

efza

  • (Sonlarına eklenen kelimelere) Artıran, çoğaltan mânasını verir. Meselâ: Hayret-efzâ : Hayret verici, hayret artıran. (Farsça)

ehsa

  • Şaşmış, şaşa kalmış, hayret etmiş ve taaccübüne gitmiş olan kimse.

eksantrik

  • Lât. Merkezden uzakta kurulmuş.
  • Mat: İç içe olduğu hâlde merkezleri ayrı olan daireler.
  • Müstesna, taaccüb edilip şaşılacak, hayret verici.

faaliyet-i hayretnüma / faaliyet-i hayretnümâ

  • Hayret veren, hayranlık uyandıran faaliyet.

fabrika-i acibe

  • Hayret verici, şaşılacak fabrika.

fe-sübhanallah

  • Allah (C.C.) ne güzel yaratmış; Allah Sübhândır, bütün noksanlıklardan münezzehtir; Her şey kendine tesbih eder (anlamında olup hayret ve taaccübü ifâde için söylenir.)

fesübhanallah / fesübhânallah

  • "Allah her türlü eksiklikten sonsuz derecede yücedir" anlamında kullanıp hayret ve hayranlığı ifade eden kelime.

feya

  • Yahu... gibi mânaya gelir, hayret ifade eder.

feya acaba / feyâ acaba

  • Hayret ve taaccüb ifadesi için söylenir; hayret verici.

feya li'l-aceb

  • Hayret verici, çok ilginçtir ki!.

feyaacaba

  • Hayret doğrusu!

feyalilaceb

  • (Fe-yâ lil'aceb) Hayret ve taaccüb ifâdesi için söylenir.
  • Hayret ifadesi.

feza

  • (Efzâ) Artıran, ziyadeleştiren, çoğaltan (mânâlarına gelip, kelime sonlarına getirilerek birleşik kelime yapılır.) Meselâ: Can-feza : Can verici. Hayret-feza : Çok hayret verici. Ruh-feza : Ruh verici. (Farsça)

füsun

  • Şaşırtıcı, hayret verici ve kendine cezbedici bir güzellik. (Farsça)
  • Büyü. (Farsça)

garabet / garâbet

  • Gariplik, hayret vericilik.

garaib

  • (Tekili: Garib) Acaib şeyler. Hayret edilecek şeyler. Tuhaflıklar.

garaib-i fen / garâib-i fen

  • İlimdeki şaşırtıcı ve hayret verici şeyler.

garaib-i mahlukat / garaib-i mahlûkat

  • Hayrette bırakan yaratıklar.

garib

  • Hayret verici. Tuhaf.
  • Kimsesiz. Zavallı.
  • Gurbette olan.

garibüzzaman

  • Zamanın garibi; zamanın şaşırtıcı, hayret verici kişisi.

garik-ı beht ve hayret / garîk-ı beht ve hayret

  • Hayret ve şaşkınlığa düşmek.

garip

  • Hayret verici, şaşırtıcı.

gaşyet

  • Kendinden geçme, bayılma.
  • Örtmek.
  • Hayret.

hadise-i müthişe / hâdise-i müthişe

  • İnsanı hayrete ve dehşete düşüren olay.

haim

  • (Hâyim) Hayrette kalan. Mütehayyir. Sersem.

hair

  • Hayrette kalmış, mütehayyir. Şaşırmış, taaccüb etmiş.

hakaik-ı acibe

  • Şaşırtıcı ve hayrette bırakan gerçekler.

hakikat-i acibe

  • Hayret verici gerçek.

harekat-ı garibe / harekât-ı garîbe

  • Hayret verici, şaşırtıcı hareketler.

harika / hârika

  • İmkânların üstünde olan şey, hayret uyandıran, hayranlık vren. Büyük ve görülmedik eser. Görülmedik derecede kıymetli.
  • Normalin üstünde olup hayret uyandıran şey.

harikat / hârikat

  • (Tekili: Hârika) Şaşılacak şeyler, hârikalar. İnsanda hayret uyandıran şeyler.

harikulade / hârikulâde

  • Olağanüstü. İnsan gücünün üzerinde, insanı hayrette bırakan âdet dışı şaşılacak iş.

havarık

  • (Tekili: Hârika) Acib ve garip olan hâdise. İnsanda hayret ve hayranlık uyandıran şeyler.
  • Okun nişanı delerek öbür tarafından çıkıp gitmesi.

hayır

  • Hayrette kalan, mütehayyir. Şaşıran.
  • Birikmiş su.

hayret-alud / hayret-âlûd

  • Hayret verici.

hayret-bahş

  • Hayret veren.
  • Hayret veren, şaşırtan. (Farsça)

hayret-bahşa / hayret-bahşâ

  • Hayret bahşeden, hayret veren.
  • Hayret veren, şaşkınlık veren, hayrete düşüren. (Farsça)

hayret-efza

  • Hayrete düşüren.

hayret-engiz

  • Hayret verici.
  • Hayret veren. Hayret içinde bırakan. (Farsça)

hayret-feza / hayret-fezâ

  • Hayret verici, şaşırtıcı.
  • Hayret veren, hayreti artıran. (Farsça)

hayret-nüma / hayret-nümâ

  • Hayret gösteren, hayret veren. (Farsça)

hayret-nümun

  • Hayret verici, şaşırtıcı.

hayret-zede

  • Hayrete düşmüş ve şaşırmış olan. (Farsça)

hayretalud / hayretâlûd

  • Hayretle karışık.

hayretbahş / حيرت بخش

  • Hayret verici. (Arapça - Farsça)

hayretbahşa / hayretbahşâ

  • Hayret verici.
  • Hayret veren.

hayretefza / hayretefzâ

  • Hayret içinde bırakacak şekilde; hayret saçan.
  • Hayret artıran.

hayretengiz

  • Hayret veren.

hayretfeza / hayretfezâ

  • Hayret verici, şaşırtıcı.
  • Hayret verici.
  • Hayret artıran.

hayreti mucip

  • Hayret ettiren.

hayretimi mucib

  • Hayret ettiren, ilginç.

hayretkar / hayretkâr / حيرت كار

  • Hayretli.
  • Hayret eden. (Arapça - Farsça)

hayretkarane / hayretkârâne

  • Hayret edercesine.
  • Hayret ederek.

hayretnüma / hayretnümâ

  • Hayret verici, şaşırtıcı.
  • Hayret içinde bırakan.

hayretnümun / hayretnümûn

  • Hayret veren, şaşırtan.

i'cab

  • Şaşırtmak. Hayran etmek. Hayrete düşürmek.
  • Hodpesendlik. Kendini beğenmişlik.

ibtar

  • Şaşma, tuhafına gitme, hayrette kalma.
  • Alabileceği miktardan fazla yük yükletme.

iman-ı hayret

  • Hayret veren, hayret ettiren.

imma

  • (Terdid edatıdır) "Ya, veya" diye tercüme edilir.. Şek, şüphe, ibahe, bağışlamak, hayret vermek mânâlarını da ifade eder.

inaka

  • Aşırı güzelliği ve câzibedarlığı ile hayret verme.

inkılab-ı acibe / inkılâb-ı acibe

  • Acayip, hayret verici köklü değişim, dönüşüm.

inkılabat-ı acibe / inkılâbât-ı acîbe

  • Şaşırtıcı ve hayret verici değişimler.

intizam-ı acip

  • Hayrette bırakan düzenlilik.

isti'cab

  • (Aceb. den) Şaşma, taaccüb etme, hayrette kalma.

istibdadat-ı acibe / istibdâdât-ı acîbe

  • Hayret verici baskılar, zulümler.

istifham

  • Sual sorup anlamak. Anlamak için sormak.
  • Edb: Cevap istemek için değil, daha çok dikkati çekmek, hisleri kuvvetlerdirmek maksadıyla soru şeklinde söylemek san'atıdır. Şefkat, sevgi, hayret, kin ve nefret gibi duyguların te'siri altında vuku bulur.

istiğrab

  • Garip görme, hayret etme.

istigrak

  • Gark olmak, dalmak.
  • Dalgınlık.
  • Ist: Seraba kapılmak. Manevî bir hal ile hayret ve taaccübden bayılmak derecesine gelmek.
  • Tas: Dalgınlıkla, zihni bütün bütün meşgul olmak. Aşk-ı İlâhî ile dünyayı unutup kendinden geçmek.
  • Gr: "El" harf-i ta'rifinin, isimleri umu

istiğrap

  • Şaşırma, hayret etme.

iz'an-rüba

  • Anlayışı şaşırtan. Aklı oynatan. Çok hayret ve taaccüb veren. Aklı alan. (Farsça)

iz'an-rüba-i kainat / iz'an-rüba-i kâinat

  • Kâinatın aklı alan vechesi, herkese hayret ve şaşkınlık veren yüzü.

izhaf

  • Yalan söyleme.
  • Hıyanet etme, verdiği sözünü tutmama.
  • Hayrette bırakma, şaşırtma.

izhar-ı hayret eyleme

  • Hayretini gösterme, ifade etme.

kavanin-i acibe / kavanîn-i acibe

  • Hayret verici kanunlar.

kemal-i hayret / kemâl-i hayret

  • Tam bir hayret ve şaşkınlık.

kemal-i hayret ve istihsan / kemâl-i hayret ve istihsan

  • Tam bir hayret ve beğenmişlik.

kemal-i taaccüb / kemâl-i taaccüb / كَمَالِ تَعَجُّبْ

  • Tam bir hayret etme.

kıssa-i acibe

  • Şaşırtıcı, hayrette bırakan ibretli hikâye.

kıssa-i acibe-i meşhure / kıssa-i acîbe-i meşhure

  • Hayret verici meşhur kıssa.

lemeat-ı i'caziye

  • İ'caza dair lem'alar. İ'caz, insanları âciz bırakma, hayrete düşürme parıltıları.

lu'bet

  • Oynayan veya oynatılan şey. Oyuncak.
  • Herkesi hayrette bırakıp şaşırtacak şey.

ma'razgah-ı acaib / ma'razgâh-ı acaib

  • Hayret uyandırıcı eserlerin sergilendiği yer.

mahall-i garaip

  • Hayret verici ve şaşırtıcı yerler.

mahşer-i acaib / mahşer-i acâib

  • Herkesi hayrete sevkeden toplanma. Veya toplanma yeri.
  • Hayret edilecek harika şeylerin bulunduğu yer.

mahşer-i acaip / mahşer-i acâip

  • Hayret verici şeylerin toplandığı yer.

makine-i acibe-i ilahiye / makine-i acîbe-i ilâhiye

  • Allah'ın hayret verici makinesi, eseri.

mebhut

  • Hayretle, şaşkın, mütehayyir. Sersem.

mecma-i garaip

  • Hayret verici şeylerin toplandığı yer.

medar-ı hayret / medâr-ı hayret

  • Hayret sebebi.

medar-ı ibret ve hayret

  • Hayret ve ibrete sebep.

medar-ı ibret ve hayret ve şükran

  • Teşekkür, hayret ve ibret sebebi.

mehbut

  • Korkudan şaşırmış. Hayret ve korkuya kapılmış.

mehyum

  • Şaşmış, hayrette kalmış, şaşırmış.
  • Sevgi ve aşkdan serseme dönmüş.

menba-ı acaip / menba-ı acâip

  • Hayrette bırakan kaynaklar.

meşahir-i mu'cizat / meşâhir-i mu'cizat

  • Meşhur mu'cizeler; Allah'ın izniyle peygamberler tarafından ortaya konulup bir benzerini yapmakta başkalarını âciz ve hayrette bırakan olağanüstü hallerin, mucizelerin meşhurları.

mu'cib

  • (Aceb. den) Taaccübe, hayrete düşüren. Şaşkınlık veren.

mu'cizat / mu'cizât

  • Allah'ın izniyle peygamberler tarafından ortaya konulup bir benzerini yapmakta başkalarını aciz ve hayrette bırakan olağanüstü işler.

mu'cizevi / mu'cizevî

  • Bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz ve hayrette bırakır şekilde.

mucib / mûcib

  • Hayrete düşüren.

mucib-i hayret / mûcib-i hayret

  • Hayret etmeyi gerektiren.

müdheş

  • Hayret verici, hayret veren, şaşırtan.

müfezzi'

  • Hayretle ve şaşkın şaşkın baktıran.

muhayyir

  • Hayret ettiren.
  • Hayret veren. Hayrette bırakan. Şaşkınlık veren.

muhayyir-ül ukul

  • Akıllara hayret veren. Akılları şaşırtan, akılları durduran.

muhayyirü'l-ukul

  • Akıllara hayret verip hayranlık uyandıran.

mütehayyer

  • Hayrette kalınan şey, şaşılacak şey.

mütehayyir / مُتَحَيِّرْ

  • Hayrete düşen.
  • Şaşmış, hayrette kalmış.
  • Hayrette kalan, şaşırmış.

mütehayyirin

  • (Tekili: Mütehayyir) Şaşırmış olanlar. Şaşmış kimseler. Hayrette kalanlar.

nahun-be-dendan / nâhun-be-dendân

  • Hayretten veya kederden dolayı parmağını ısırmış olan. (Farsça)

nakş-i acip

  • Hayrette bırakan nakış, işleme.

nakş-ı garip

  • Hayrette bırakan nakış, işleme.

nazar-ı hayret

  • Hayretli bakış.

nazar-ı istiğrab

  • Garip ve hayretli bakış.

nazm-ı garib-i hikmet

  • Hikmetin hayret verici düzeni.

nigah-ı hayret / nigâh-ı hayret

  • Hayret bakışı.

nokta-i garabet

  • Hayret verici nokta.

rehk

  • Aradan yetişip yaklaşma.
  • Yürüme.
  • şaşa kalma, taaccüb etme, hayrette kalma.
  • Kötü şeylere düşkünlük.

rüba

  • Kapan, çalan, alan (mânâsına birleşik kelimeler yapılır). Meselâ: Dil-rüba : Gönül kapan, gönül alan. İz'an-rüba : Aklı alan, hayret veren. (Farsça)

sada-yı hayret ve taaccüp / sadâ-yı hayret ve taaccüp

  • Şaşkınlık ve hayret sesi.

sadir

  • Şaşan, hayrette kalan.

samid

  • Yükselen, başını kaldırıp göğsünü kabartan.
  • Hayrette kalan.
  • Gafil.

san'at-ı acibe / san'at-ı acîbe

  • Hayrette bırakan ve hayranlık veren san'at.

san'at-ı acip

  • İnsanı hayrette bırakıp hayranlık veren sanat.

şayan-ı gıbta ve hayret / şâyân-ı gıbta ve hayret

  • Gıpta ve hayrete lâyık.

şayan-ı hayret / şâyân-ı hayret / شَايَانِ حَيْرَتْ

  • Şaşmağa değer. Hayret edip şaşılacak şey.
  • Hayrete değer, hayret verici.
  • Hayrete değer.

şayan-ı hayret ve teemmül / şâyân-ı hayret ve teemmül

  • Hayret verici ve üzerinde etraflıca düşünmeye değer.

şayan-ı istiğrab / şâyân-ı istiğrab

  • Şaşkınlık sebebi, hayret verici, şaşırtıcı.

şayan-ı takdir ve hayret / şâyân-ı takdir ve hayret

  • Takdir ve hayret etmeye değer.

sebt

  • (Çoğulu: Esbât-Sübut-Esbüt) Rahat etmek.
  • Boyun vurmak.
  • Saç sarkıtmak. Bir çeşit deve yürüyüşü.
  • Cumartesi günü.
  • Şaşırmak, hayrette kalmak.
  • Çok zeki, dâhiye.
  • Başı tıraş etmek.

secde-ber-zemin-i hayret ve muhabbet

  • Hayret ve muhabbetle yere secde etmek.

secde-i hayret

  • Hayret secdesi.

sekerat

  • Sarhoşluk.
  • Hayretler. şiddetler.
  • Mestlikler.

sergeşte

  • Sersem. Başı dönmüş. Avâre ve mütehayyir olan. Hayrette kalmış. (Farsça)

silsile-i acibe

  • Hayret verici haller ve durumlar zinciri, dizisi.

sırr-ı acib

  • Acip, hayret veren sır.

sırr-ı acip

  • Hayret verici sır; hakikat.

sübhanallah

  • Cenab-ı Hakk'ın mahlukatı ve eserleri karşısında duyulan hayret ve taaccübü ifade etmek için söylenir. Cenab-ı Hakkın zâtında, sıfâtında ve ef'alinde bütün kusurlardan münezzehiyetini ifade eder.

ta'cib

  • Hayrete düşürme, şaşırtma.

taaccüb / تَعَجُّبْ

  • Hayret etme, şaşkınlık.
  • Şaşma, hayret etme. Tahayyür.
  • Şaşma, hayret etme, tahayyür.
  • Hayret etme.

taaccübü mucip

  • Şaşkınlığı, gerektiren, hayret sebebi.

taaccüp

  • Şaşma, hayret etme.

tabi'iyyeciler / tabî'iyyeciler

  • Canlılarda ve cansızlardaki, akıllara hayret veren intizâmı (düzeni) ve incelikleri görerek, bir yaratanın varlığını söylemekle berâber; öldükten sonra tekrar dirilmeği, âhireti, Cennet'i ve Cehennem'i inkâr edenler (red edip, kabûl etmeyen, inanmaya nlar).

tahavvülat-ı garibe

  • Tuhaf, hayret verici dönüşümler.

tahayyür

  • Hayrette kalma.
  • Şaşakalmak. Hayret etmek. Şaşırmak. Hayran olmak.

tahayyürat / tahayyürât

  • (Tekili: Tahayyür) Hayrete düşüp şaşakalmalar. Hayran olmalar.

tanagguz

  • Taaccüb edip, şaşırıp, hayrette kalıp başını sallamak.

tasarrufat-ı acibe / tasarrufât-ı acîbe

  • Hayret verici tasarruflar, işler.

tasarrufat-ı muntazama-i acibe / tasarrufât-ı muntazama-i acibe

  • Hayret verici ve düzenli işler, tasarruflar.

tebarekallah / tebarekâllah

  • "Cenab-ı Hakk'ın (C.C.) ne bereketli, ne hayırlı işleri var, ne kadar bereketli!" diyerek hayret taaccübü. Allah'ın (C.C. ) yaptığı eserlerinden dolayı hayranlık hislerini ifade maksadıyla, Allah (C.C.) hakkında söylenen ve aynı zamanda dua için okunan bir kelâm.

tebaüd-ü acib / tebâüd-ü acîb

  • Hayret verici ölçüde birbirinden uzaklaşma.

tefekküh

  • Yemiş toplayıp vermek. Meyvedar olmak. Meyvelenmek.
  • Pişman olmak.
  • Pek hoşlanıp hayrette kalmak.

tefekkün

  • Pişman olmak.
  • Taaccüb etmek, hayrette kalmak, şaşırmak.

tefkih

  • Hayrete düşürme.
  • Hoşlandırma.
  • Yemiş yedirme.

tefzi'

  • Ürkütme. Korkutma.
  • Hayretle baktırma.

tehekkür

  • Taaccüb etmek, hayrette kalmak, şaşırmak.

tevafuk-u acibe

  • Hayret verici, şaşırtıcı uygunluk, denk gelme.

teve'ur

  • Bir şeyin güçlenerek halli ve yenilmesi müşkil olması.
  • Bir hususta çetin zorlukla karşılaşmak.
  • Konuşanın çapraşık söylemesinden ve anlaşılmadığından dolayı, dinleyenin hayrette kalması.

tılsım-ı acib / tılsım-ı acîb

  • İnsanları hayrette bırakan sır, gizem.

tiryak-ı acip

  • Hayret verici ilâç.

u'cube

  • Taaccüb olunacak şey. Ucube. Pek acib ve garib olan.
  • Hayret edilecek derecede olan isti'dad.

u'cube-i hilkat

  • Yaratılıştan insanlara hayret verici olan. Şaşılacak, hayrete düşülecek hilkat garibesi.

uhduse

  • Hayret edilecek derecede uydurma haber.
  • Haber verilen nesne.

üslub-u garip / üslûb-u garip

  • Hayret verici, şaşırtıcı ifade ve anlatım tarzı.

vak'a-i acibe

  • Garip, hayrette bırakan.

vakfe-i hayret

  • Hayret duraklaması.

valih / vâlih

  • Keder ve hüzünle aklı gitmiş, şaşırmış, hayrette kalmış.

valihin / vâlihîn

  • Hayrette kalanlar. Şaşıranlar.

varta-i hayret

  • Tehlikeli, hayret uçurumu.

veleh

  • Hayret, şaşkınlık.
  • Fazla hüzünden akıl gidip tembel olmak.

veleh-resan

  • Hayret verici, hayret edilen, şaşkınlık veren.

veleh-resan-ı efkar / veleh-resan-ı efkâr

  • Fikirleri, düşünceleri hayrette bırakan.

veleh-resan-ı ukul

  • Akılları hayrette bırakan.
  • Akılları hayrette bırakan.

velvele-i hayret

  • Hayret ve şaşkınlık bağırtısı, sesi.

velvele-i istiğrab

  • Garip karşılayarak bağırma, hayret feryadı.

vezaif-i acibe / vezâif-i acibe

  • Hayrette bırakan vazifeler, hayranlık veren işler.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR