LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te hayati ifadesini içeren 278 kelime bulundu...

ab-ı kevser

  • Kevser âb-ı hayatı. Kevser letâfeti.

adab-ı hayatiye / âdâb-ı hayatiye

  • Hz. Peygamberin (a.s.m) hayatında yaşadığı ahlâk kuralları.

ahir hayat / âhir hayat

  • Hayatın sonu.

ahir vakit / âhir vakit

  • Dünya hayatının kıyamete yakın son devresi.

ahir zaman / âhir zaman

  • Dünya hayatının kıyamete yakın son devresi.

ahir-i hayat / âhir-i hayat

  • Hayatın sonu.

ahir-i ömür / âhir-i ömür

  • Hayatın son dönemi.

ahiret ehli / âhiret ehli

  • Âhiret hayatını esas tutan kimseler.

ahirzaman / âhirzaman

  • Dünya hayatının kıyamete yakın son devresi.
  • Dünyanın son zamanı ve son devresi. Dünya hayatının kıyamete yakın son devresi.

ahirzaman peygamberi / âhirzaman peygamberi

  • Dünya hayatının kıyamete yakın son devresinde gönderilen Peygamberimiz Hz. Muhammed (a.s.m.).

alaturka

  • Eski Türk gelenek, görenek, töre ve hayatına uygun, alafranga karşıtı.

alem-i nasut / âlem-i nâsut

  • İnsanlar âlemi ve dünya hayatı. Mahlukiyet. Âlem-i Lâhut'un zıddı.

antropoloji

  • yun. İnsan dediğimiz varlığı inceleyen ilim. İnsan biyolojik özellikleri açısından incelendiğinde biyolojik antropoloji, cemiyet halinde yaşıyan bir varlık olması açısından incelendiğinde sosyal antropoloji veya kültür antropolojisi, insanın mahiyeti, diğer varlıklardan farkı, hayatının mânası, düny

arş-ı hayat ve ihya

  • Hayatın ve hayat verip diriltmenin tecellî ettiği yer, makam.

ashab-ı suffa / ashâb-ı suffa

  • Suffa ehli. Bunlar, Hz. Peygamberin (A.S.M.) mescidine bitişik üstü örtülü, etrafı açık bir yerde otururlardı ve orada yaşarlardı. Bu zatların yaşayışları ve hâlleri din hizmeti, hayatı bakımından büyük değer taşımaktadır. Bütün hayatları Peygamberimiz'in (A.S.M.) yanında bulunarak Kur'ânın en yükse

ataraksiya

  • yun. Tesirlere (etkilere) karşılık göstermeme, durgunluk hâli.
  • (Fels.) Ruhun sükunete ulaşması, arzu ve ihtiraslardan uzak kalma. Eski çağ felsefesi, hayatın gayesi, saadet olarak duygusuzluk halini gösteriyordu. İnsan arzuları sonsuz, düşmanları sonsuzdur, (mikroptan kuyruklu yıldız

ayn-ı hayat

  • Hayatın kendisi.

ayn-ı ömür

  • Hayatın tâ kendisi.

ayn-ül hayat

  • Hayatın tâ kendisi.

aynelhayat / aynelhayât

  • Hayatın kendisi.

aynülhayat

  • Hayatın pınarı, kaynağı.

azrail

  • Ölüm meleği. Dört büyük melekten biridir, ölenlerin ruhlarını almak görevi vardır. Diğer bir ismi de "melek-ül mevt: Ölüm meleği"dir. Yeryüzünde hayatın var olması, insanın yaratılışı tesadüfle açıklanamıyacağı gibi, ölüm de tesadüfle açıklanamaz. Hayatı yaratan ölümü de yaratmıştır. Hayat gibi ölüm

bade / bâde

  • Şarap, içki. Kadeh. (İçkinin her çeşiti haramdır, büyük günahtır. İnsan sağlığına zararları ilmî bir gerçektir. Aile, cemiyet hayatı ve ahlâk için de yıkıcıdır. İçkiden ve içenlerden uzak durmak gerekir.) (Farsça)

bahar-ı hayat

  • Hayatın baharı olan gençlik çağı.

bedavet / bedâvet

  • Bedevilik, göçebelik; şehirlilikten uzak köy ve göçebe hayatı.

bedevi / bedevî

  • Çölde yaşayan. Göçebe. Medeni olmayan ve şehir hayatı yaşamıyan.
  • Seyyid Ahmed-i Bedevî nâmındaki büyük bir zâtın tarikatı ve onun mensubu olan.

bedeviyet

  • (Bedâvet) Göçer hayatı yaşayış. Göçebelik. Bedevilik.

beka alemi / beka âlemi

  • Sonsuzluk âlemi, âhiret hayatı.

bekà-i ahiret / bekà-i âhiret

  • Âhiretin hayatının devamlılığı, kalıcılığı.

beka-i dünyevi / beka-i dünyevî

  • Dünya hayatında devamlılık. Uzun ömür.

bekà-i dünyevi / bekà-i dünyevî

  • Dünya hayatında devamlılık, uzun ömür.

beşerin hayat-ı nev'iyesi

  • İnsan türünün hayatı.

besmele-i hayat

  • Hayatın başlangıcı.

besmele-i hayat-ı dünyeviye

  • Dünyadaki hayatının ilk başladığı zaman dilimi.

bid'at

  • (Bid'a) Sonradan çıkarılan âdetler.
  • Fık: Dinin aslında olmadığı hâlde, din namına sonradan çıkmış olan adetler. Meselâ: Giyim ve kıyafetlerde, cemiyet (toplum) hayatındaki ilişkilerde, terbiye ve ahlâk kurallarında, ibadet hayatında yani dinin hükmettiği her sahada, dine uygun olmaya

bidayet-i hayat / bidâyet-i hayat

  • Hayatının başlangıcı.

biyocoğrafya

  • yun. Nebat ve hayvanların yer yüzünde dağılışını ve sebebelerini tetkik eden ilim kolu. Hayatî Coğrafya. Biyojeografi.

biyografi

  • Bir kimsenin hayatını anlatan eser.

bürhan-ı enfüsi / bürhan-ı enfüsî

  • İnsanın içinde ve hayatında görünen bürhan. Nefse ve şahsa ve içe ait bürhan.

burjuva

  • Hayatını emek vererek kazanmayan zengin kimse.
  • Orta halli olup, ne çok zengin ve ne de çok fakir olan halk. Eskiden Avrupa'da köylü ve asilzade olmayıp şehirde yaşayan halka denirdi. Kendi başına işi ve malı olan, ücretle çalışmayan, ferde bağlı iş hayatını güden sınıftan olan. (Fransızca)

can

  • Yaşayış. Diride olan kudret, kuvvet. Hayat cevheri. Madde ilimleri, maddenin; hayat ilimleri (biyolojik ilimler) hayatın ne olduğunu açıklıyamamışlardır. Aslında bunların konusu da madde, hayat ve ruhun kendisi değil, bunların tezahürleri yani olay haline gelen tesirleridir. Deney ilimlerini (Farsça)

cemiyet-i hayatiye

  • Hayatın kapsamlılığı; insanın hayatının herşeyle alâkalı ve irtibatlı oluşu.

cennet-i bakiye / cennet-i bâkiye

  • Devamlı ve kalıcı olan Cennet hayatı.

cennet-i ebediye

  • Sonsuz Cennet hayatı.

cevher-i hayat

  • Hayat cevheri; hayatın özü.

cilve-i hayat-ı sermedi / cilve-i hayat-ı sermedî

  • Sürekli ve sonsuz olan bir hayatın görüntüsü, aksi.

dağdağa-i hayat

  • Hayatın sıkıntıları.

dağdağa-i hayat-ı cismaniye

  • Maddî hayatın sıkıntıları.

dercan etmek

  • Can içine almak, hayatını ona vermek.
  • Hayatını ona vermek, gönlüne sindirmek.

devam-ı hayat

  • Hayatın devamı.

devam-ı hayat-ı insaniye

  • İnsan hayatının devam etmesi.

din

  • Ceza, ivaz.
  • İman ve amel mevzuu olarak insanlara Cenab-ı Hak tarafından teklif olunan Hak ve hakikat kanunlarının hey'et-i mecmuasıdır. Din, kâinatın, dünyanın hayatın ve insanın yaratılış gayeleri ve var oluş şekillerini açıklıyarak, onları mânasızlıktan ve abesiyetten kurtarır. İns

dünyadar / dünyadâr

  • Dünya işleriyle uğraşan, mal ve mülk sahibi olan. Dünya hayatına fazla meyilli olan. (Farsça)

düstur-u hayat-ı içtimai / düstur-u hayat-ı içtimaî

  • Sosyal hayatın prensibi.

ecel / اجل

  • Belli vakit. Hayâtın sonu. Hayat sâhibinin, canlının ölümü için Allahü teâlânın takdir ve tâyin ettiği vakit.
  • Hayatın sonu. (Arapça)

ecel-i müsemma / ecel-i müsemmâ

  • Belli vakit, bilinen ecel, Allahü teâlânın bir kimse için ezelde takdir ve tâyin buyurduğu (belirlediği) hiç bir şekilde değişmeyen ecel, hayâtın sonu.

ehl-i ahiret / ehl-i âhiret

  • Âhiret ehli, âhiret hayatını esas tutan kimseler.

enfas-ı ma'dude

  • Sayılı nefesler. İnsan hayatı. Miktarı muayyen olan ömür dakikaları.

enfas-ı ma'dude-i hayat / enfâs-ı ma'dude-i hayat

  • Hayatın sayılı nefesleri.

enfüsi / enfüsî

  • Bir kimseye mahsus görüş ve düşünüş. Nefse, kendi hayatına aid, dâhile aid. (Subjektif) (Objektifin zıddı)

erbab-ı siyer

  • Peygamberimizin (a.s.m.) hayatı, ahlâkı, sözleri ve yaşayışı hakkında kitap yazanlar, İslâm tarihçileri.
  • Tarihçiler. Peygamberimiz Resul-i Ekrem'in (A.S.M.) hayatını bilenler.

eşkal-i hayat / eşkâl-i hayat

  • Hayatın şekilleri.

etvar-ı hayat / etvâr-ı hayat

  • Hayatın durumları, tavırları.

ezvak-ı hayat / ezvâk-ı hayat

  • Hayatın lezzetleri, zevkleri.

faiz

  • Ödünç verilen para için alınan ve şer'an haram olan kâr. Faizin iş hayatındaki mânası, "sen çalış, ben yiyeyim"dir. Küçük tasarruf sahiplerinin paraları bankalarda toplanıp, büyük yekûnlere ulaşır. Banka bu parayı aldığından daha büyük faizle iş sahiplerine kredi olarak verir. İstihsâl edile

fatiha-i hayat-ı ilmiye / fâtiha-i hayat-ı ilmiye

  • İlmî hayatın başlangıcı.

felsefe

  • Yunanca (Philosophos)dan Arapçalaşmış. Feylesofların mesleği.
  • İlm-i hikmet.
  • Maddeyi, hayatı ve bunların çeşitli tezâhürlerini, sebeblerini, ilk unsurları ve gaye cihetinden inceleyen fikri çalışma ve bu çalışmaların neticelerini toplayan ilim.
  • Herkesin hususi fikri. M

fıtrat-ı hayat-ı hakiki

  • Hakiki hayatın mahiyeti.

fünun-u kevniye

  • Kevne (kâinattaki fizikî, kimyevî ve hayatî hâdiselere) dair fenler.

gaye-i hayat

  • Hayatın gayesi.

guşenişin / gûşenişîn / گوشه نشين

  • Köşesine çekilen, inziva hayatı süren. (Farsça)

güzeran-ı hayat / güzerân-ı hayat

  • Hayatın geçmesi; hayatın geçmiş seyri.

hacat-ı hayatiye / hâcât-ı hayatiye

  • Hayatın ihtiyaçları, hayat için gerek duyulan ihtiyaçlar.

hadise-i ahirzaman / hâdise-i âhirzaman

  • Âhirzaman hâdisesi, dünya hayatının kıyamete yakın son devresindeki meydana gelen olay.

hakaik-i hayat

  • Hayatın içindeki gizli hakikatler, gerçekler.

hakikat-i hayat

  • Hayatın hakikati, gerçeği.

hakikat-i hayatiye

  • Hayatın içinde gizli olan gerçek.

hakiki rızık / hakikî rızık

  • Hayatın devamı için sahip olmamız gereken nimetler.

halife / halîfe

  • Birinin yerine geçen.
  • Resûlullah efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) vekîlî ve yeryüzündeki bütün müslümanların reîsi (başı).
  • Bir tasavvuf büyüğünün yetiştirip, hayâtında veya vefâtından sonra insanları terbiye etmek ve talebe yetiştirmekle vazîfelendirdiği talebesi.

halık-ı hayat / hâlık-ı hayat

  • Hayatı yoktan yaratan Allah.

halık-ı mevt ve hayat / hâlık-ı mevt ve hayat

  • Hayatı ve ölümü yaratan Allah.

hasr-ı hayat

  • Hayatını sadece bir şeye vermek, bütün çalışmalarını yalnız bir şeye yöneltmek.

hatıra-i hayat-ı medresiyye

  • Medresede hayatının hatırası, anısı.

hayat-ı ahiret / hayat-ı âhiret

  • Âhiret hayatı, öldükten sonraki hayat.

hayat-ı akdes

  • Cenâb-ı Hakkın Zâtına mahsus, her türlü noksanlıktan mukaddes hayatı.

hayat-ı alem / hayat-ı âlem

  • Kâinatın hayatı.

hayat-ı amme / hayat-ı âmme

  • Genel hayat, hayatın genel mânâsı.

hayat-ı askeriye

  • Askerlik hayatı.

hayat-ı askeriyye

  • Askerlik hayatı.

hayat-ı baki / hayat-ı bâki

  • Devamlı ve kalıcı âhiret hayatı.

hayat-ı bakıye / hayat-ı bâkıye

  • Devamlı ve kalıcı âhiret hayatı.

hayat-ı bakiye / hayat-ı bâkiye

  • Devamlı ve kalıcı olan âhiret hayatı.

hayat-ı bakiye ve ebediye / hayat-ı bâkiye ve ebediye

  • Kalıcı ve sonsuz olan âhiret hayatı.

hayat-ı berzahiye

  • Öldükten sonra kıyamete kadar yaşanan kabir hayatı.

hayat-ı beşer

  • İnsanlık hayatı.
  • İnsan hayatı.

hayat-ı beşeriye

  • İnsan hayatı.

hayat-ı beşeriye-i sefihane / hayat-ı beşeriye-i sefihâne

  • İnsanların haram ve yasak eğlence hayatı.

hayat-ı cinsiye

  • Aynı alt türdeki varlıkların hayatı.

hayat-ı diniye ve ebediye ve uhreviye

  • Ebedî hayat , dinî hayat ve âhiret hayatı.

hayat-ı dünya

  • Dünya hayatı.

hayat-ı dünyevi / hayat-ı dünyevî

  • Dünya hayatı.

hayat-ı dünyeviye / hayat-ı dünyevîye

  • Dünya hayatı.

hayat-ı dünyeviye ve uhreviye

  • Dünya ve ahiret hayatı.

hayat-ı faniye / hayat-ı fâniye

  • Geçici ve ölümlü dünya hayatı.

hayat-ı faniye-i dünyeviye / hayat-ı fâniye-i dünyeviye

  • Geçici olan, gelip geçici dünya hayatı.

hayat-ı faniye-i maddiye / hayat-ı fâniye-i maddiye

  • Maddî olan geçici hayat, dünya hayatı.

hayat-ı hızıriye / hayat-ı hızırîye

  • Hz. Hızır'ın (a.s.) hayatı.

hayat-ı içtimaiye / hayat-ı içtimâiye

  • Toplum hayatı.

hayat-ı içtimaiye ve ticariye

  • Toplumsal hayat ve ticaret hayatı.

hayat-ı içtimaiye-i beşeriye

  • İnsanların sosyal hayatı.

hayat-ı içtimaiye-i ehl-i iman / hayat-ı içtimâiye-i ehl-i iman

  • Mü'minlerin toplumsal hayatı.

hayat-ı içtimaiye-i insan

  • İnsanların sosyal hayatı.

hayat-ı içtimaiye-i insaniye

  • İnsanlığın toplum hayatı.

hayat-ı içtimaiye-i islamiye / hayat-ı içtimaiye-i islâmiye

  • İslâmiyetin sosyal hayatı.

hayat-ı içtimaiye-i siyasiye / hayat-ı içtimâiye-i siyâsiye

  • Toplumun siyasal hayatı.

hayat-ı içtimaiye-i siyasiye-i beşeriye

  • İnsanlığın sosyal ve siyasî hayatı.

hayat-ı içtimaiye-i ümmet

  • Ümmetin (Müslümanların) sosyal hayatı.

hayat-ı ihtilal / hayat-ı ihtilâl

  • Karışıklığın, ayaklanmanın hayatı ve sebebi.

hayat-ı imaniye

  • İman hayatı.

hayat-ı insan

  • İnsan hayatı.

hayat-ı insaniye

  • İnsanlık hayatı.

hayat-ı istidad

  • Yeteneklerin hayatı.

hayat-ı kainat / hayat-ı kâinat

  • Evrenin hayatı.

hayat-ı maddiye-i nefsiye

  • Hayatın madde ve nefse bakan yönü.

hayat-ı maneviye-i ubudiyet / hayat-ı mâneviye-i ubudiyet

  • Kulluğun mânevî hayatı.

hayat-ı muhammediye

  • Hz. Muhammed'in hayatı.

hayat-ı nebat

  • Bitki hayatı.

hayat-ı nebatiye

  • Bitkilerin hayatı.

hayat-ı şahsiye ve uhreviye

  • Kişisel hayat ve âhiret hayatı.

hayat-ı şahsiye-i insaniye

  • İnsanın şahsî hayatı.

hayat-ı sariye / hayat-ı sâriye

  • Varlıklara sirayet etmiş olan umumî hayat; Cenâb-ı Hakkın Hayat sıfatının bir tecellîsi olan varlıklardaki hayatın mebdei, kâinatın hayatı, ruhu.

hayat-ı şehriye

  • Şehir hayatı.

hayat-ı siyasiye

  • Siyaset hayatı.

hayat-ı takdiriyye

  • Huk: Ana rahminde bulunan çocuğun hayatı.

hayat-ı uhreviye / hayat-ı uhrevîye

  • Âhiret hayatı.

hayateyn

  • İki hayat, dünya ve âhiret hayatı.

hayatperest / حَيَاتْپَرَسْتْ

  • Hayatı çok seven.

hayatperverane / hayatperverâne

  • Hayatı severcesine.
  • Hayatı besler tarzda.

hedaya-yı hayatiye / hedâyâ-yı hayatiye

  • Hayatın sunduğu hediyeler.

heyet-i içtimaiye-i islamiye / heyet-i içtimaiye-i islâmiye

  • Müslümanların sosyal hayatı, konumu, yapısı.

hıfz-ı hayat

  • Hayatı koruma.

hikmet-i teklif

  • İnsanlara dünya hayatında bazı sorumlulukların yüklenmesinin hikmeti, imtihan gayesi.

hubb-u hayat

  • Hayatı, yaşamayı sevmek.

hukuk

  • (Tekili: Hakk) Haklar.
  • İnsanın cemiyet hayatında riâyet etmesi lâzım gelen kaideler, esaslar, yâni; şer'i ve adli hükümler. Haklıyı haksızdan ayıran kaideler.
  • Şeriat kitablarında yazılı olan haklar, kanunlar ve kaideler.
  • Üniversitenin hukuk tahsili yaptıran kısmı.

ibn-i ishak

  • (Ebu Abdullah Muhammed) Medine'de büyümüştür. Hz. Muhammed'in (A.S.M.) hayatına dair vak'aları derin bir alâka ile toplamağa başladı. Daha sonra Mısır'a, oradan da Irak'a gitti. Hi: 151 veya 152 tarihinde Bağdat'ta vefat etti. Siyere dair iki eser vücuda getirmiştir.1. Kitab-ül Mübtedâ ve Kısâs-ul E

içtimaat-ı hayatiye

  • Hayatın devamlılığını sağlayan parçaların bir araya gelmesi.

ictimai / ictimaî

  • Topluluğa ait, birlikte yaşayanlara dair. Cemiyet hayatına ait ve müteallik. Sosyal.

içtimaiyat-ı beşeriye / içtimaiyât-ı beşeriye

  • İnsanlığın sosyal hayatı.

içtimaiye-i beşeriye

  • İnsanlığın toplum hayatı.

ictimaiyyat

  • İçtimaî ilimler. Topluluk hayatına dair ilimler. Sosyoloji.

ictimaiyyun

  • İçtimaî hayatı en güzel şekilde idareyi düşünen ve ona çalışan. İçtimaî mes'elelere dair ilimlerle uğraşan kimseler. Sosyologlar.

idame-i hayat

  • Hayatı devam ettirme.

idame-i hayat etme

  • Hayatını devam ettirme, yaşamını sürdürme.

idil

  • Kır hayatını mevzu yapan nazım veya nesir yazı. (Fransızca)

ifna-yi hayat

  • Hayatını sarf edip bitirmek. Hayatını yok etmek.

imam-ı şafii / imam-ı şâfiî

  • (Hi: 150-204) İmam-ı Abdullah bin Muhammed diye de anılır. Üçüncü ceddi olan Şâfiî, hayatında Resulüllâh'ı (A.S.M.) gördüğü için o isimle anılır. Nesebi, Abd-i Menaf'da Peygamberimiz (A.S.M.) ile birleşir. Gençliğinde çok fakir bir hayat yaşadı. Çok ileri muhaddis ve müfessir-i Kur'andır. Usul-ü Had

iman-ı ye's

  • Çaresiz kalan, hayatından ümidsiz olan bir kimsenin imanı.

inkılab-ı acib-i medeni ve dünyevi / inkılâb-ı acîb-i medenî ve dünyevî

  • Medeniyet sahasında ve dünya hayatıyla ilgili acayip köklü değişim.

inkılab-ı azim-i içtimai / inkılâb-ı azîm-i içtimaî

  • Toplum hayatında meydana gelen büyük değişim.

intiha-i terakkiyat-ı hayat-ı ahmediye

  • Hz. Peygamberin (a.s.m.) hayatı süresince katettiği mânevî mertebelere yükselme ve ilerlemesinin en son noktası.

ıslah-ı nefis

  • Nefsi düzeltme, hayatını değiştirme.

istiare-i musarraha

  • (Açık istiare) Teşbihin iki temel unsurundan yalnız kendisine benzetilen ile yapılan istiare.Meselâ: Büyük âlimlere; ayaklı kütüphane veya yaşlı kimselere hayatının son baharında denilmesi gibi.

istidad-ı hayatiye

  • Hayatî kabiliyet, yetenek.

istihfaf-ı hayat

  • Hayatı küçümseme, hafife alma.

istimdad-ı hayat / istimdâd-ı hayat

  • Hayat talep etmek, hayatî yardım istemek.

iştiyak-ı hayat

  • Hayatı aşk derecesinde istemek.

kat'-ı hayat / kat'-ı hayât

  • Hayatın kesilmesi. Ölüm, mevt.

katib-i ezeli / kâtib-i ezelî

  • Her şeyin hayatının mukadderatını ezelden bilip yazan Cenab-ı Hak (C.C.)

kıssa-i lut ve davud / kıssa-i lût ve davud

  • İncil ve Tevrat'ta Hz. Lût (a.s.) ve Hz. Davud'un (a.s.) hayatıyla ilgili aktarılan hadiseler.

kurun-u uhra / kurûn-u uhrâ

  • Son çağ, dünya hayatının kıyamete yakın son devresi.

kütüb-ü siyer

  • Peygamberimizin (a.s.m.) hayatını konu alan kitaplar.

kütüb-ü siyer ve ehadis / kütüb-ü siyer ve ehâdis

  • Hadis ve Peygamber Efendimizin (a.s.m.) hayatını anlatan İslâm tarihi kitapları.

kuvve-i hayatiyesi

  • Hayatî gücü.

layemut / lâyemut

  • Ölmez. Mahvolmaz. Hayatı sona ermez.

levazımat-ı hayat-ı insaniye / levâzımât-ı hayat-ı insaniye

  • İnsan hayatına gerekli olan şeyler.

levh-i mahfuz

  • Her şeyin hayatının ind-i İlâhîde yazılması. İlm-i İlâhînin bir ünvanı.

lezzet-i hayat

  • Hayatın lezzeti.

lezzet-i hayatiye

  • Hayatın zevk ve lezzeti.

maaş

  • Kazanma yeri ve zamanı; dünya hayatı.

maden-i hayat-ı içtimaiye / mâden-i hayat-ı içtimaiye

  • Sosyal hayatın madeni, kaynağı.

mahiyet-i hayat / mâhiyet-i hayat / مَاهِيَتِ حَيَاتْ

  • Hayatın mahiyeti, esası, içyüzü.
  • Hayatın ne olduğu.

mahiyet-i hayatın / mâhiyet-i hayatın

  • Hayatının mahiyeti, asıl yapısı, içyüzü.

mahiyet-i hayatiye

  • Hayatın yapısı, esası, hakikatı.

makasıd-ı hayatiye

  • Hayatın gaye ve maksatları.

makes-i hayatı / mâkes-i hayatı

  • Hayatının aynası.

malikane

  • Büyük ve gösterişli köşk. (Farsça)
  • Tar: Bir kimseye, gelirinden hayatı boyunca istifade etmek; fakat satamamak ve miras bırakamamak şartıyla verilen beylik arazi. (Farsça)

materyalizm

  • Allahü teâlâyı inkâr ve maddeyi her şeyin esâsı kabûl eden görüş, düşünce; toplum hayâtını ve fertler arasındaki münâsebetleri ve davranışları belirleyen tek faktörün madde olduğunu savunan felsefe akımı; maddecilik.

maye-i hayat / mâye-i hayat

  • Hayatın mayası, hayat için gerekli olan.

mebde-i hayat

  • Hayatın başlangıcı.

mebde-i hayatı

  • Hayatının başlangıcı.

menba-ı hayat-ı içtimaiye

  • Toplumsal ve sosyal hayatın kaynağı.

menfalık / menfâlık

  • Sürgün hayatı. (Arapça - Türkçe)

menkıbe

  • Bir zâtın güzel iş, söz ve hallerini, hayâtını konu edinen hikâye ve hâtıralar. Çoğulu menâkıbdır.

menşe-i hayat

  • Hayatın kaynağı.

meşakk-ı hayat / meşâkk-ı hayat

  • Hayatın meşakkat, zahmet ve sıkıntıları.

mevlid

  • Dünyâya gelme; doğum yeri ve zamânı. Peygamber efendimizin dünyâya gelişini, mi'râcını ve mübârek hayâtını anlatan eser.
  • Hz. Muhammed'in (a.s.m.) doğumu, hayatı ile ilgili eser.

mevlid-i şerif

  • Süleyman Çelebinin yazdığı, Peygamberimizin (a.s.m.) doğumunu ve hayatını anlatan manzum eser.

nafaka-i uhreviye

  • Âhiret hayatında geçinmek için lüzumlu olan şey.

nakdine-i hayat

  • Hayatın kıymeti.

namık kemal

  • (Mi: 1840 - 1888) Tekirdağ'lı olup İslâm mücahidlerindendir. Yeni Osmanlılık hareketine vatan mefhumunu sokmuş, "Firâki, hapsi, nefyi kadr-i nâmusumla gördüm hep" diye haklı olduğunu dâima müdâfaa etmiştir. Ehl-i kemâl bir zat olduğu, davasının istikameti ve samimiyetinden anlaşılır.Hayatının sonlar

nebiyy-i ahirüzzaman / nebiyy-i âhirüzzaman

  • Dünya hayatının kıyamete yakın son devrenin Nebisi; son Peygamber.

neş'e-i ulya / neş'e-i ulyâ

  • Ahiretteki yüksek dereceli hayat, âhiret hayatı.

netaic-i hayat / netâic-i hayat

  • Hayatın neticeleri.

netice-i hayat

  • Hayatın neticesi, hayatın meyvesi, ürünü.
  • Hayatın neticesi ve gayesi.

nimet-i hayatiye

  • Hayatı devam ettiren nimet.

nur-u berzah

  • Kabir hayatının aydınlığı.

ömr-ü cahim

  • Cehennem hayatı.

ömr-ü dünyevi / ömr-ü dünyevî

  • Dünya hayatı.

ömr-ü ebed

  • Sonsuz hayat, âhiret hayatı.

ömr-ü sani / ömr-ü sâni

  • İkinci ömür; ahiret hayatı.
  • İkinci hayat, âhiret hayatı.

örfi idare / örfî idare

  • (İdare-i örfî) Askerî kuvvete ihtiyacı gerektiren ve cemiyet hayatında zuhur eden müşkil hallerde vaktin icablarına göre ve vaziyet düzelinceye kadar sivil idare yerine askeri idare konması. Sıkı yönetim.

pastoral

  • Yun. Kır hayatına, köy âlemine dair yazılan manzume.

rabia-i adeviye

  • (Hi: 95 - 185) Basra'lı bir hatun. Bütün hayatını dine hizmet için vakfetmiş, zengin kimseler evlenmek teklifinde bulundukları halde; "Allah'ı anmaktan, dine hizmetten beni alıkor" fikri ile reddetmiş, fakirliği ve istiğnayı kabul edip dine hizmetten vaz geçmemiştir. Talebe okutmuş meşhur bir veliye

rabıta-i hayatiye

  • Hayatî öneme sahip olan ve hayat veren bağ.

rabıta-i mevt / râbıta-i mevt

  • Ölümü her an hatırlama ve hayatını buna göre şekillendirme.

revabıt-ı hayat-ı içtimaiye

  • Toplum hayatını sağlayan bağlar.

ruh / rûh

  • Can; bedene hayâtiyet (canlılık) veren kuvvet.
  • Bir şeyin özü, cevheri, hakîkati.
  • Emr âleminin beş latîfesinden biri.

rumuzat-ı hayatiye / rumûzât-ı hayatiye

  • Hayatın belirtileri, işaretleri.

saadet-i bakiye / saadet-i bâkiye

  • Sonsuz mutluluk, âhiret hayatı.

saadet-i dünyevi

  • Dünya hayatındaki mutluluk.

saadet-i dünyeviye

  • Dünya hayatındaki mutluluk.

saadet-i dünyeviye ve uhreviye

  • Dünya ve ahiret hayatı mutluluğu.

saadet-i hayat

  • Hayatın mutluluğu.

saadet-i hayat-ı dünyeviye

  • Dünya hayatındaki mutluluk.

saadet-i hayat-ı uhreviye

  • Âhiret hayatındaki mutluluk.

saadet-i hayatiye

  • Hayatın mutluluğu, huzuru.

saadet-i hayatiye ve ebediye

  • Dünya ve âhiret hayatındaki mutluluk.

saadet-i uhreviye

  • Âhiret hayatındaki mutluluk.

saadet-saray-ı ebediye / saadet-sarây-ı ebediye

  • Sonsuz mutluluk sarayı; hiç bitmeyecek şekilde mutluluğun yaşanacağı Cennet hayatı.

şahadet

  • (Şehâdet) Şâhidlik.
  • Bir şeyin doğruluğuna inanmak.
  • Delâlet. Alâmet, işaret, iz.
  • Allah (C.C.) rızâsı yolunda hayatını fedâ etmek. Din için muharebeden şehitlik.

sahife-i hayat

  • Hayatın devreleri, hayat sayfası.

şahsi hayat / şahsî hayat

  • Kişisel hayat, ferdin hayatı, yaşamı.

saik-i hayat-ı ebediye / sâik-i hayat-ı ebediye

  • Sonsuz hayata, âhiret hayatına sevk edici, yönlendirici.

şehid

  • Şâhid olan.
  • Meşhude. Allah (C.C.) yolunda canını feda eden müslüman. Hak için hayatını feda ederek ölen. Allah'ın rızasına eren. (Naklinde ve gaslinde Rahmet melekleri hazır oldukları için yahut kıyamette ümem-i sâlife hakkında istişhad olunan zevattan olduğu için yahut vefat etmeyip

semerat ve gayat-ı hayatiye / semerat ve gayât-ı hayatiye

  • Hayatın gayeleri ve meyveleri.

semere-i hayat

  • Hayatın netice ve faydaları.

şerait-i hayat / şerâit-i hayat

  • Hayatın şartları.

şerait-i hayat-ı dünyeviye / şerâit-i hayat-ı dünyeviye

  • Dünya hayatının şartları.

sevk-i tabii / sevk-i tabiî

  • İstek dışı hareket. İç güdü. Canlıların hayâtiyetini ve nesillerini devâm ettirmek için, Hak teâlâ tarafından kendilerine verilen kuvvet.

sıhhat-i uhreviye

  • Ahiret hayatında sağlıklı olma.

siret-i nebevi / sîret-i nebevî

  • Sevgili Peygamberimizin örnek hayâtı, güzel ahlâkı.

sırr-ı hayat

  • Hayatın sırrı.

siyer

  • Peygamberimizin (a.s.m.) hayatını konu alan ilim dalı.
  • Gidişât. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellemin hayâtını, güzel ahlâkını, üstün vasıflarını anlatan ilim dalı; bu hususta yazılmış kitab.

siyer-i nebi

  • Mevzuu Hazret-i Peygamber'in (A.S.M.) hayatı, ahlâkı ve yaşayışı olan, O'nun gaye ve cihanı irşad eden mesleğinden bahseden kitap.

siyer-i seniye

  • Hz. Muhammed'in (a.s.m.) hayatı, yüksek ahlâk ve vasıflarına dair yazılan kitap.

sultan-ı levlake levlak / sultan-ı levlâke levlâk

  • Hayatın ve herşeyin yüzü suyu hürmetine yaratıldığı; Hz. Muhammed.

suret-i hayatiye

  • Hayatî suret, canlı şekil.

tabaka-i hayat

  • Hayat tabakası. Kabirdeki hayat, dünya hayatı gibi.

tahiyyat

  • Selâmlar. Duâlar. Manevî hayat hediyeleri. Tezahürat-ı hayatiye.
  • Mâlikiyet, beka ve mülk.

takriz

  • Hayatında bir kimseyi methetmek, övmek.

tanzim-i maişet

  • Hayatın düzenlenmesi.

tarih-i hayat-ı hürriyet

  • Hürriyet hayatının tarihi, tarihi geçmişi.

tarihçe-i hayat-ı saniye

  • İkinci hayatın tarihçesi.

tarz-ı hayat-ı içtimaiye

  • Toplum hayatının şekli.

tasaffi-i hayat / tasaffî-i hayat

  • Hayatın kirlerden ve kusurlardan arınması, saflaşması.

tebdil-i hayat-ı içtimaiye

  • Sosyal hayatın değişmesi.

tekalif-i hayatiye / tekâlif-i hayatiye

  • Hayatın yükümlülükleri, sorumlulukları.

tekemmül-ü hayat

  • Hayatın mükemmelleşmesi, tamamlanması, gelişmesi.

temin-i hayat

  • Hayatın devamını temin etme; yaşamı rahatlatacak vesileleri, araç ve gereçleri elde etme.

tengis

  • (Nags. dan) Hayatını tasalı, kederli kılmak.

terceme-i hal / terceme-i hâl

  • Hal ve hayatını anlatma. Biyografi.

tercüme-i hal

  • Biyografi, bir kişinin hayatını anlatan eser.

tesbih

  • Dâim olmak, süreklilik.
  • Bir kimseyi hayatında sena edip övmek.

teşri / teşrî

  • Kânun koyma. Allahü teâlânın ve peygamberlerinin, insan hayâtının maddî ve mânevî bütün yönlerine dâir emir ve yasaklar koyması.

tul-ü emel / tûl-ü emel

  • Dünya hayatının kısa ve geçiciliğine rağmen devamlı yaşayacakmış gibi dünyaya ait işlere karşı gösterilen aşırı arzu, istek.

uluhiyet-i sariye ve hayat-ı sariye / uluhiyet-i sâriye ve hayat-ı sâriye / ulûhiyet-i sâriye ve hayat-ı sâriye

  • Vahdet-ül vücud ehlince kullanılan tasavvufî tabirler olup; İlâhî sıfatların ve hayatiyetin eşyaya sirayet etmesi, yani tecelli etmesi mânasında olan bu tabirlerden, ehil olmayanlar; Allah'ın tecessümünü veya eşyaya hulûl'ünü veya eşya ile ittihad ve ittisal'ini zu'metmek gibi bâtıl vehimlere düştül
  • Vahdetü'l-vücud ehlince kullanılan tasavvufî tabirler olup; İlâhî sıfatların ve hayatın eşyaya sirayet etmesi.

uruk-u hayat

  • Hayatın damarları.

vahib-ül hayat / vâhib-ül hayat

  • Hayatı bağışlayan, hayat veren Allah (C.C.).

vahibü'l-hayat / vâhibü'l-hayat

  • Hayatı veren Allah.

vakf-ı hayat

  • Hayatını vakfetme.
  • Ömrünü tamamen din hizmetine vermek.

vakıat-ı istikbaliye ve berzahiye ve uhreviye / vâkıât-ı istikbaliye ve berzahiye ve uhreviye

  • Ahiretle, kabir hayatıyla ve gelecekle ilgili olaylar.

veli

  • Sahib, mâlik.
  • Evliya.
  • Muin. Muhafaza eden.
  • Küçük çocukların hâlinden mes'ul kimse.
  • Sıddık.
  • Baba. Babanın babası, cedde de denir.
  • Fık: Hayatını mücadelelerle ve azimet ve fevkalâde bir zühd ve takva ile ibadet ve taata sarfederek kendisinden All

yekçeşm

  • Tek gözlü.
  • Âhir zamanda gelecek olan Deccal'ın bir ismi. "Sadece dünya hayatını şiddetle isteyip âhireti unutan ve inkâr eden" meâlinde mecazen söylenilmiştir.
  • Güneş.

yuşa

  • Hz. Musa'dan (A.S.) sonra peygamber olmuş ve Benî İsrail'i çöllerden kurtarmıştı. Ondan sonra pek çok reisler Yahudilerin idaresinde bulundu, bazan da hâkimsiz kalarak esaret hayatı yaşadılar. Tâ bir müddet sonra İsmail (A.S.) hâkim oldu. Onbir sene Benî İsrail'i idare etti. Sonra içlerinden bir mel

zahmet-i hayat

  • Hayatın zorluğu.

zat-ı baki-i hayy-ı kayyum / zât-ı bâki-i hayy-ı kayyûm

  • Varlığının sonu olmayan, hayatı ezelî ve ebedî olan ve bütün varlıkların ayakta durmaları, devam ve bekàları Kendine bağlı olan Zât; Allah.

zelzele-i beşeriye

  • İnsanî zelzele; insanın maddî ve mânevî hayatında meydana gelen sarsıntı, Dünya Savaşları, dinsizlik gibi.

zeval-i hayat / zevâl-i hayat

  • Hayatın bitmesi, ölüm.