LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te hatal ifadesini içeren 32 kelime bulundu...

ağlat / ağlât / اغلاط

  • Hatalar. (Arapça)

amir-i hatadar / âmir-i hatâdar

  • Hâtâlı idareci, yönetici.

ba-asam / bâ-âsâm

  • Günahlarla, hatalarla.

betr

  • Kat', kesme.
  • Hatalı, eksik bırakma.

egalit

  • (Tekili: Uglute) İnsanı yanıltacak hatalı sözler, yanlış kelâmlar.

fezayıh / fezâyıh

  • Suç ve hatalar, kusurlar.

fütüvvet

  • Cömertlik. Başkasını, kendisine tercih etmek. Başkalarının işlerini düzeltmeye çalışmak ve faydasına koşmak. Fütüvvetin başka değişik târifleri de yapılmıştır. Bunlardan bâzıları şöyledir: Kendi nefsinde başkasının üzerine bir meziyet, üstünlük görme mek. Hatâlarını îtirâf edenleri affetmek, hiç kim

gafur / gafûr

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Kulların günâh, ayıb ve hatâlarını pek çok örtüp, bağışlayan.

galatat

  • Hatalar, yanlışlar.
  • Galatlar, hatalar, yanlışlar.

hata-puş

  • Kabahatleri örtbas eden, suçları örten, hataları göstermeyen. (Farsça)

hata-yı umumi / hatâ-yı umumî

  • Genelin yaptığı hatâlar; genele yönelik yapılan hatâlar.

hataalud / hataâlûd / خطا آلود

  • Hatalı, yanlış dolu. (Arapça - Farsça)

hatabahş / hatâbahş / خطا بخش

  • Hataları affeden. (Arapça - Farsça)

hataiyyat / hatâiyyât / خطائيات

  • Hatalar, yanlışlıklar. (Arapça)

hatakar / hatâkâr / hatakâr / خطاكار

  • Hatalı, suçlu.
  • Hatalı.
  • Hatalı, hata yapan. (Arapça - Farsça)

hatakarane / hatâkârane

  • Hatalı ve kusurlu.

hatapuş / hatâpûş / خطاپوش

  • Hataları örten. (Arapça - Farsça)

hataya / hatâyâ / خطایا

  • (Tekili: Hatâ) Hatâlar. Yanılmalar.
  • Hatalar.
  • Yanlışlar, hatalar. (Arapça)

hatiat / hatîât

  • Hatalar, yanlışlar.
  • Hatalar.

hıtar

  • (Tekili: Hatar) Tehlikeler, hatalar.

içtihad-ı hata / içtihad-ı hatâ

  • Yanlış ve hatâlı hüküm çıkarma.

ihatat / ihâtât

  • İhatalar, kuşatmalar, kavrayışlar.

ismet

  • Günahsızlık, mâsumluk. Günahlardan kaçınmak melekesine sâhib olmak. Suçsuzluk.
  • Peygamberlik vasıflarından birisidir. Peygamberler (A.S.), hiç bir zaman gizli, âşikâr herhangi bir ma'siyete yaklaşmazlar; bütün kusur ve hatâlardan ve şâibelerden müberrâdırlar.

kabul-i adem

  • Kalben ademi kabul etmektir. Hakkı inkâr etmek, hatalı bir hüküm ve itikattır. Hak mesleği kabul etmeyip indi ve şahsi görüşünü ileri sürerek başka bir yolda gitmektir, bir iltizamdır. İmânın zıddına şahsi görüşüne tâbi olmak, bâtılı kabul etmektir.

kusurat / kusurât / kusûrât

  • Kusurlar, hatalar.
  • Eksikler, hatâlar.

mugalata / mugâlata

  • (Galat. dan) Karşısındakini yanıltmak için söz söylemek. Doğruya benzer yanlış sözler. Safsata. Hatalı ve yanlış söz. Demagoji.
  • Man: Vehimlerden terekküb eden kıyastır.
  • Hatâlı ve yanlış söz, karşısındakini yanıltmak için söz söylemek veya bu sûretle söylenen söz.

muhti / muhtî

  • Hatâ işleyen. Günahkâr. Hatâlı.
  • Hatâya düşürten. Yanıltan.

mukil / mukîl

  • Hataları, yanlışları afveden.
  • Hataları affeden.

su-i tefsir / sû-i tefsir

  • Yanlış ve hatalı yorum, kötüye yorumlama.

tahtie / تَخْطِئَه

  • Bir kimseyi veya bir şeyi hatalı görmek, hata isnad etmek, yanıltmak. "Bu hatadır" diye iddia etmek.
  • Ist: "Mezhebim haktır, hata ihtimali var. Başka mezheb hatadır, savaba ihtimal var" diyenler ki, bu hatalı anlayışa izafeten "Tahtie" denmiştir.
  • Hatalı görme.
  • Hatalı görme.

tahtieci

  • "Doğru bir tanedir, fazla olmaz" diyerek muhataplarının görüşlerini hatâlı bulan kimselere metodoloji ilminde Tahtieci denir.

zellat

  • (Tekili: Zelle) Yanılmalar, yanlışlar.
  • Sürçmeler, kaymalar.
  • Hatalar.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın