LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te has kelimesini içeren 243 kelime bulundu...

adva

  • Hastalık başkasına bulaşmak.

akide-i haşriye / akîde-i haşriye

  • Haşir inancı.

akil-ül hevam / âkil-ül hevâm

  • Haşaratla beslenen.

alil / alîl / عَل۪يلْ

  • Hasta. İlletli.
  • Hasta, sakat.
  • Hasta.

alilem / alîlem

  • Hastayım.
  • Hastayım.

asar-ı mahsusa / âsâr-ı mahsusa

  • Has, özel eserler.

avije

  • Has, hâlis, hakiki, temiz. (Farsça)

ayat-ı haşriye / âyât-ı haşriye

  • Haşirden bahseden âyetler.

ayet-i hasbiye / âyet-i hasbiye / اٰيَتِ حَسْبِيَه

  • Hasbünallâh âyetinin kısa ismi.

ayn-ı da / ayn-ı dâ

  • Hastalığın tâ kendisi.

azamet-i celal / azamet-i celâl

  • Haşmet ve görkemin büyüklüğü, yüceliği.

ba's

  • Haşir, yeniden diriltilme.

bahil / bahîl

  • Hasis. Cimri. Tamahkâr. Hayırlı işlere malını (varsa bile) harcamayan.

bed-hisal

  • Hasletleri kötü, fena huylu.

beni haşim / benî hâşim

  • Hâşimoğulları. Peygamber efendimizin dedesi Hâşim bin Abdi Menâf'ın soyundan gelenler.

beraat / berâat

  • Haşmet, metanet. İlim ve şecaatta, güzel vasıflarda emsâlinden üstünlük. Hüsn ve cemâlde tam olmak,emsâlinden üstün olmak.

berahin-i haşriye

  • Haşre ait deliller.

berdi

  • Hasır yapımında kullanılan bir ot cinsi.

berkenar

  • Hâşiye. Kenara yazılan yazı. Kenarda. (Farsça)

bimar / bîmâr / بيمار

  • Hasta. (Farsça)

bimaran / bîmârân / بيماران

  • Hastalar. (Farsça)

bimarhane / bîmarhane

  • Hastahane.

burhan-ı haşriye

  • Haşrin delili; yeniden dirilişin ispatı.

buriya / bûriya / بوریا

  • Hasır. (Farsça)
  • Hasır. (Farsça)

celal / celâl

  • Haşmet, görkem, heybet.

celaldarane / celâldarâne

  • Haşmetlice, büyüklük gösterircesine.

celalli / celâllî

  • Haşmetli, görkemli.

cimri

  • Hasis, varyemez, pinti. Elindeki mal veya parayı harcayamıyan ve türlü sıkıntılara katlanarak daha çok biriktirmeye çalışan kimse. Cimrilik, müsriflik (savurganlık) gibi İslâmda kötü huy olarak bilinir. Cömertlik ve tutumluluk ise övünülen ahlâkî vasıflardandır. Cömertlikte de ölçülü olmak tavsiye e (Farsça)

cirşab

  • Hasta olduktan sonra zayıflayıp gövdede çıban çıkmak.

cüzame

  • Hasaddan sonra ekinden bâki kalan ekin.

da / dâ

  • Hastalık.

da' / dâ'

  • Hastalık, dert.

daire-i haşmet

  • Haşmet dairesi.

daire-i haşr

  • Haşir dairesi.

dammad

  • Hastalara efsun okuyan kimse.

dar-üs sıhha / dâr-üs sıhha

  • Hastahâne.

def-i maraz

  • Hastalığı uzaklaştırma, yok etme.

delail ve emarat-ı haşriye / delâil ve emârât-ı haşriye

  • Haşre ait deliller ve işaretler.

delail-i haşriye / delâil-i haşriye

  • Haşre ait deliller.

deva-i illet / devâ-i illet

  • Hastalığın devâsı.

deva-yı illet / devâ-yı illet / دَوَايِ عِلَّتْ

  • Hastalığın ilâcı, çaresi.
  • Hastalığın ilacı.

dune

  • Hastalık.

efyun

  • Haşhaştan çıkarılan uyutucu madde. Afyon. (Farsça)

ehass-ı havas / ehass-ı havâs / اَخَصِّ خَوَاصْ

  • Hâsların en hası.

ehval-i haşir

  • Haşir meydanının verdiği korkular, korkulu hâller.

elhasıl

  • Hasılı, sözün özü, kelâmın lübbü, neticesi, kısası, kısacası. Hülasa-i kelâm, netice-i kelâm, filcümle.

emarat-ı haşr / emârât-ı haşr

  • Haşrin belirtileri, işaretleri.

emarat-ı haşriye / emârât-ı haşriye

  • Haşrin emâreleri, belirtileri.

emraz / emrâz / امراض / اَمْرَاضْ

  • Hastalıklar. (Arapça)
  • Hastalıklar.

engiştal

  • Hasta ve zayıf kimse. Dermansız, bî-derman kişi. (Farsça)

enit

  • Hased etmek.

eşfa

  • Hastalığı def'e çok faydalı, şifa-bahş olan.

eyyub / eyyûb

  • Hastalığına sabretmesiyle meşhur bir peygamber.

fecr-i haşir

  • Haşir sabahı; öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah'ın huzurunda toplanma sabahı.

felsefe-i sakime / felsefe-i sakîme

  • Hastalıklı felsefe; yanlış yoldaki felsefe.

ferman-ı haşr

  • Haşirle ilgili ferman, buyruk.

garazkarane / garazkârane

  • Hased ve düşmanlıkla. (Farsça)

gayr-ı mahsur

  • Hasrolunmamış. Sınırsız.

hakikat-ı haşriye

  • Haşir gerçeği.

hakikat-i haşriye

  • Haşir gerçeği.

halık-ı zülcelali ve'l-ikram / hâlık-ı zülcelâli ve'l-ikram

  • Haşmeti sonsuz, lütuf ve ikramları sınırsız yaratıcı, Allah.

hamiş / hâmiş

  • Hâşiye, açıklayıcı not.

harazet

  • Hastalığın uzaması, derdin müzminleşmesi.

hasad / hasâd

  • Hasat, ürün kaldırma.

hasadet

  • Hasedcilik, kıskançlık. Çekememezlik.

hasail / hasâil / خصائل

  • Hasletler, huylar, nitelikler.
  • Hasletler, tabiatlar. (Arapça)

hasais / hasâis

  • Hasseler, nitelikler.

hasan

  • Hasan (r.a.).

hasardide / hasardîde / خساردیده

  • Hasarlı. (Arapça - Farsça)

hasaret

  • Hasar. Alış-verişte zarar, ziyan. Yoldan sapmak. Sapıtmak. Dalâlete düşmek.

hased

  • Haset, kıskançlık, çekememezlik.
  • Haset, kıskançlık.

haşerat / حشرات

  • Haşereler, börtü böcek. (Arapça)

haşhaş / خشخاش

  • Haşhaş. (Arapça)

haşiane / hâşiane

  • Hâşi' olarak. (Farsça)

hasid / hâsid

  • Hased eden, kıskanan.
  • Hased eden.
  • Haset edilen, kıskanç.
  • Haset eden, kıskanan.

hasim / hasîm

  • Hasım olan, husumet eden, düşmanlık eden.

haşim

  • Haşmetli, gösterişli, muhteşem.

hasir / hasîr / hâsir / حصير

  • Hasret çeken.
  • Hasarete uğrayan. Zarara, ziyana uğrayan.
  • Hasır. (Arapça)

haşir sözü

  • Haşir bahsinin anlatıldığı Onuncu Söz.

haşirdeki mizan

  • Haşir meydanındaki amelleri tartan terazi; insanın öldükten sonra âhirette diriltilerek Allah'ın huzurunda toplanmasının ardından günah ve sevapların tartılacağı İlâhî terazi.

haşmetkarane / haşmetkârâne

  • Haşmetlice.

haşmetmeab

  • Haşmetli, haşmet sahibi mânâlarına gelir ve eskiden padişahlara karşı hürmet bildirmek için kullanılırdı.

haşmetnüma / haşmetnümâ

  • Haşmet gösteren.

haşr-i imani / haşr-i imanî

  • Haşre iman.

hasret-fiken

  • Hasret düşüren, hasret döken. (Farsça)

hasret-keşane

  • Hasret çekene yakışır surette. Özleyenler gibi. (Farsça)

hasretkeş / حسرت كش

  • Hasret çeken. (Arapça - Farsça)

haşri / haşrî

  • Haşre âit. Öldükten sonraki dirilişe ve toplanmaya dair.

hassasane

  • Hassas ve duygulu olana yakışacak şekil ve surette. (Farsça)

hassase

  • Hassas.

hassasiyet

  • Hassaslık. Duygulu olmak. İhtimamlılık. Dikkatlilik.

hassasiyyet / hassâsiyyet / حساسيت

  • Hassaslık. (Arapça)

haste / خسته

  • Hasta. (Farsça)

hastegi / hastegî / خستگى

  • Hastalık. (Farsça)

hasudane / hasûdâne

  • Hased ederek, kıskanarak.

hatit / hatît

  • Hasis kimse.

hayat-ı alil

  • Hasta ömür, hastalıklı hayat.

hazret-i hasan

  • Hasan (r.a.).

hımve

  • Hastanın yemek yememesi.

hıssis / hıssîs

  • Hâslık.

hüccet-i haşriye

  • Haşrin delili.

huşne

  • Haşinlik.

hussad

  • Hased edenler. Kıskananlar.

husul-pezir

  • Hâsıl olmuş, meydana gelmiş.

huşunet / huşûnet / خشونت

  • Haşinlik, sertlik. (Arapça)

hutta

  • Haslet, huy.

hz. hasan

  • Hasan (r.a.).

iade-i afiyet / iade-i âfiyet

  • Hastalıktan sonra âfiyetin iadesi. İyileşme.

ıdna'

  • Hastalığın hastayı zayıflatması.

ihtisad

  • Hasad etme, biçme.

ihtişam

  • Haşmetlilik, heybetlilik.

ihtişamlı

  • Haşmetli, heybetli.

ilel ü emraz

  • Hastalıklar ve sakatlıklar.

illet / عِلَّتْ

  • Hastalık, sebep, gaye, hedef.
  • Hastalık.
  • Hastalık.

iman-ı haşri / iman-ı haşrî

  • Haşre iman.

intibac

  • Hastalıktan dolayı vücutta hâsıl olan şişkinlik.

işarat-ı haşriye / işârât-ı haşriye

  • Haşrin işaretleri.

ism-i celil / ism-i celîl

  • Haşmet, heybet ve görkem sahibinin ismi.

ism-i has

  • Has ve hususî isim.

ispat-ı haşir

  • Haşrin ispatı.

istihsal

  • Hasıl etmek. Husule getirmek. Elde etmek. Üretmek.

ıyadet / ıyâdet / عيادت

  • Hastayı ziyaret edip hatırını sormak, gidip görmek.
  • Hastayı ziyaret edip hatırını sormak.
  • Hasta ziyareti. (Arapça)

iyadet-i mariz / iyâdet-i mariz

  • Hasta ziyâreti.

ıyadeten

  • Hastaya hatır sorarak.

iyadetü'l-mariz / iyâdetü'l-marîz

  • Hasta ziyâreti.

izzet-i celal / izzet-i celâl / عِزَّتِ جَلَالْ

  • Haşmet ve yüceliğin izzeti.
  • Haşmet ve büyüklüğün şerefi, değerinin yüceliği.

kahhar-ı zülcelal / kahhâr-ı zülcelâl

  • Haşmet ve yücelik sahibi ve herşeye her zaman mutlak galip gelen ve kahretmeye gücü yeten Allah.

kalb-i hassas / kalb-i hassâs

  • Hassas, nazik ve duyarlı kalp.

kalebe

  • Hastalık. İllet.

karef

  • Hastalara yakın olmak.

keşkek

  • Haşlandıktan sonra kurutulmuş buğday.

klinik

  • Hastaya bakılan yer.

leyal-i hasret

  • Hasret geceleri.

ma'luliyet

  • Hastalıklı olma, illetlilik.

ma-hasal / mâ-hasal

  • Hasıl olan, meydana gelen, netice, sonuç.

mahi-i emraz

  • Hastalıkları yok eden.

mahkeme-i kübra-yı haşir / mahkeme-i kübrâ-yı haşir

  • Haşrin büyük mahkemesi, insanların öldükten sonra diriltilerek hesaba çekilmek üzere toplanacağı büyük mahkeme.

mahkud

  • Hased edilen, hased olunan.

mahşer / محشر

  • Haşir meydanı.
  • Haşr olunacak, toplanılacak yer. Kıyâmet gününde bütün mahlûkâtın (bütün canlıların) yeniden dirildikten sonra hesap için toplanacakları yer. Arasat Meydanı, Mevkıf.
  • Haşir meydanı.

mahsud / مَحْسُودْ

  • Hased edilen, kıskanılan.

malul / mâlûl

  • Hasta.

malulin / malûlîn / معلولين

  • Hastalar, sakatlar. (Arapça)

maluliyet / mâlûliyet

  • Hasta olma.

maraz / مرض / مَرَضْ

  • Hastalık, illet, dert. Belâ.
  • Hastalık.
  • Hastalık, illet.
  • Hastalık.
  • Hastalık.
  • Hastalık. (Arapça)
  • Hastalık, bela.

marazi / marazî / مرضى

  • Hastalıklı, hastalkla ilgili. (Arapça)

maraziyyat / maraziyyât

  • Hastalıklar ilmi, patoloji.

maristan

  • Hastahâne. (Farsça)

marız

  • Hasta, alil, mariz.

mariz / marîz / مریض

  • Hasta.
  • Hasta, hastalıklı.
  • Hasta. (Arapça)

marizane

  • Hasta olarak. (Farsça)

me'nut

  • Hased olunmuş kişi, mahsud.

medar-ı azamet ve kibriya / medar-ı azamet ve kibriyâ

  • Haşmet, yücelik ve büyüklük sebebi, kaynağı.

mehbut

  • Hastalık veya bir illetten zayıf nahif olmuş olan.

meleke-i hassasiyet

  • Hassasiyet melekesi; duyarlılık alışkanlığı, duyarlılık konusunda yatkınlık.

melhufin / melhufîn

  • Hasrette kalıp yardım isteyenler.

merga mergi / mergâ mergî

  • Hastalıktan dolayı umumi ölüm.

mertebe-i haşir

  • Haşir mertebesi.

mesele-i haşr

  • Haşir konusu.

meskum

  • Hasta ve yoksul kimse.

meslek-i sakim / meslek-i sakîm

  • Hasta meslek, hastalıklı yol.

meydan-ı haşir

  • Haşir meydanı; öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip hesap vermek için toplanılacak olan meydan.
  • Haşir meydanı. Haşrin yeri.

meydan-ı haşr

  • Haşir meydanı.

mezaya-yı haşmet / mezâyâ-yı haşmet

  • Haşmetli meziyetler, özellikler.

mimraz

  • Hastalıklı, illetli.

misal-i haşir

  • Haşrin benzeri.

miskam

  • Hastalıklı, illetli.

mizan-ı haşir

  • Haşir terazisi, büyük hesap günü olan haşir meydanında amelleri tartan terazi.

mübtela-yi maraz / mübtelâ-yi maraz

  • Hastalığa tutulmuş.

mücşab

  • Haşin, kaba.

müdnef

  • Hastalıktan dolayı zayıflamış olan.

muhammed-i haşimi / muhammed-i hâşimî

  • Haşimoğulları soyundan gelen Peygamberimiz Hz. Muhammed (a.s.m.).

muhammedü'l-haşimi / muhammedü'l-hâşimî

  • Haşimoğulları soyundan gelen Peygamberimiz Hz. Muhammed.

muhaşşa

  • Hâşiye yazılmış. Tahşiye olunmuş.

muhasser

  • Hasret kalmış, tahsir olunmuş.

muhaşşi

  • Hâşiye yazan. Hâşiyeliyen.

muhassıl

  • Hasıl eden, neticelendiren.

muill

  • Hasta eden.

mukaddeme-i haşriye

  • Haşrin mukaddemesi; Dokuzuncu Şuâ.

müsbit

  • Hastalık ve yaralardan dolayı pek hâlsiz ve kuvvetsiz kalan.

müsemma-yı zülcelal / müsemmâ-yı zülcelâl / مُسَمَّايِ ذُوالْجَلَالْ

  • Haşmet sâhibi olarak isimlendirilen (Allah).

müsteşfa

  • Hastahane, şifa yurdu.

mütehassıl

  • Hasıl olan, meydana gelen.

mütehassıl olan

  • Hâsıl olan, meydana gelen, sonuç itibariyle ortaya çıkan.

mütehassir

  • Hasret çeken, özleyen.

mütekevvin

  • Hâsıl olan. Mevcud bulunan. Var olan.

mutell / mûtell

  • Hasta.

muvazene-i a'mal / muvazene-i a'mâl

  • Haşirde amellerin tartılıp hesabdelimesi.

nebiyy-i haşimi / nebiyy-i hâşimî

  • Haşimoğulları soyundan gelen Peygamberimiz Hz. Muhammed (a.s.m.).

nehme

  • Hastaların ve çocukların yiyeceğe karşı olan hırsı, oburluğu.

nekahet / نقاهت

  • Hastalıktan sonraki zayıflık.
  • Hastalıktan sonraki tehlikeli geçiş dönemi. (Arapça)

nekahet devri

  • Hastalıktan yeni kalkmış fakat tamamıyla iyileşmemiş kimsenin hâli.

neşr-i suhuf

  • Haşir zamanı amel defterlerinin meydana çıkarılıp herkesin hesabının görülmesi.

nezr-i muayyen

  • Hastam iyi olursa, Allah için şu kadar sadaka vermek ve sevâbını falan velîye bağışlamak adağım olsun diye bir şarta bağlanarak yapılan adak.

nüks

  • Hastalığın geri dönmesi, depreşmesi.

nümune-i haşir

  • Haşir nümunesi, dirilme örneği.

peyam-ı hasret

  • Hasret, özleyiş haberi.

rencur / rencûr / رنجور

  • Hasta. (Farsça)

resanehar / resanehâr

  • Hasret çekici. (Farsça)

reşk-aver / reşk-âver

  • Hasede düşüren, kıskanmayı uyandıran. (Farsça)

sabah-ı haşr

  • Haşir sabahı.

şafi / şâfi

  • Hastaya şifa veren Allah.

şafi-i hakiki / şâfî-i hakikî

  • Hastalıkları iyileştiren, gerçek şifâ verici olan Allah.

şafi-i hakim-i zülcelal / şâfî-i hakîm-i zülcelâl

  • Hastalara şifa veren, her şeyi hikmetle, belli bir gaye ile yaratan ve sonsuz haşmet sahibi olan Allah.

sahib-fıraş

  • Hasta. Yatağa düşmüş. (Farsça)

sakam

  • Hastalık.
  • Hastalık, bozukluk.

sakamet

  • Hastalık.

sakim / sakîm / sâkim / سقيم / سَق۪يمْ

  • Hastalıklı, kötü.
  • Hasta, sakat.
  • Hastalıklı, sakat. (Arapça)
  • Hastalıklı.

sakim akıl / sakîm akıl

  • Hasta, ileriyi göremeyen akıl.

şehab-ı şaşaanisar / şehâb-ı şâşaanisâr

  • Haşmet, görkem saçan parlak yıldız, parlak meteor.

sekam

  • Hastalık.
  • Hastalık. İllet. Bozukluk.
  • Hastalık.

sekamet

  • Hastalık.

seveban

  • Hastalığın iyileşmesi.

şevket

  • Haşmet, ululuk.

şifa / şifâ

  • Hastalıktan iyi olma, iyileşme. Hastalıktan kurtulma.
  • Hastalıktan kurtuluş.
  • Hastalıktan kurtulma, iyileşme, iyi olma.

şifa-i acil / şifa-i âcil

  • Hastalıktan çabuk kurtulma.

şifahane / şifâhane / شفاخانه

  • Hastahane. (Farsça)
  • Hastane. (Arapça - Farsça)

subh-u haşir

  • Haşir sabahı.

ta haşre dek / tâ haşre dek

  • Haşre kadar.

tahassul

  • Hâsıl olmak. Üremek. Husule gelmek. Bir araya birikip sâbit ve bâki olmak. Netice olarak çıkmak.
  • Hasıl olma, çıkma, meydana gelme.

tahassür / تَحَسُّرْ

  • Hasret çekme.

tahassürane / tahassürâne

  • Hasretle, özlemle.

tahasüd

  • Hased edişmek, düşmanlık etmek.

tahsis

  • Hâs kılma, özelleştirme; genel bir mânâ ve hüküm ifade eden bir sözü, belirli bir hükme mahsus kılma, belirli bir mânâda kullanma.

tahsis-i hikmet

  • Has kılınmanın hikmeti, namaza ait olmasının sırrı.

tahşiye / تحشيه

  • Haşiyelendirme, dipnot yazma.
  • Haşiye yazma. (Arapça)
  • Tahşiye edilmek: Haşiye yazılmak. (Arapça)
  • Tahşiye etmek: Haşiye yazmak. (Arapça)

tahtaha

  • Hastalıktan veya zayıflıktan sesin değişmesi.

talil

  • Hasır.

tantil

  • Hasta olan uzuv üstüne sıcak su ve yağ dökmek.

tasdik-i haşir

  • Haşri, öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah'ın huzurunda toplânmayı kabul etme.

tavassub

  • Hastalanıp perişan olma.

tefsire

  • Hastaların bevlini koyacak şişe. Sidik kabı.

tehasüd

  • Hasetleşme, çekişme.

tehasum / tehâsum

  • Hasımlaşma, düşmanlık.

tehaşün

  • Haşin davranma. Zorluk gösterme. Sert muamelede bulunma.

teşhis-i illet

  • Hastalığın teşhisi.

teşhis-i maraz

  • Hastalığın teşhisi.

vasıb

  • Hasta.

yan

  • Hastanın sayıklaması. (Farsça)

yevm-i haşir

  • Haşir günü.

zahk

  • Hastalıktan dolayı tilkinin tüyü dökülüp derisi açılması.

zamin

  • Hasta ve kötürüm kimse.

zat-ı zülcelal / zât-ı zülcelâl / ذَاتِ ذُوالْجَلَالْ

  • Haşmet sâhibi olan zât (Allah).

zembil

  • Hasırdan örülerek yapılan kulplu torba, sepet.