LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te harman ifadesini içeren 37 kelime bulundu...

adm

  • (Çoğulu: İdâm) Yay tutamağı.
  • Deve kuyruğu.
  • Saban eğiği ki, ucunda demiri vardır.
  • Harman savurdukları yaba.

aremet

  • Savurmak için dövülüp toplanmış harman.

ben-van

  • Harman, tarla, ekin bekçisi. (Farsça)

besek

  • (Besdek) Esneme. (Farsça)
  • Harman yerinde toplanılarak demet yapılan arpa ve buğdaylar. (Farsça)

bevaşe

  • Çiftçilerin harman savurmakda kullandıkları çatal şeklindeki tahta kürek, yaba.

beyadir

  • Harmanlar.

beyder

  • Ekin harmanı. (Farsça)
  • Doğru lügat. (Farsça)
  • Harman yeri.
  • Harman.

beyderi / beyderî

  • Harmancı.

çeç

  • Hububat elenen kalbur. (Farsça)
  • Harman savurmakta kullanılan yaba. (Farsça)

cürn

  • (Çoğulu: Cüren) Hurma kurutulan ve harman yapılan yer.

darim

  • Yanmış nesne.
  • Dövülmemiş harman.
  • Odun ufağı.

dirase

  • Kitab okumak.
  • Elbiseyi eskitmek.
  • Gizli yol.
  • Harmanda buğday döğmek.
  • Uyuz olan deveyi katranlamak.

ender

  • (Nâdir. den) Çok az, pek az bulunan, daha nâdir.
  • (Çoğulu: Enâdir) Harman yeri.

engüşte

  • Ekincilerin harman savurdukları âlet, yaba. (Farsça)

fina / finâ

  • Şehir kenarı, büyük mezarlıklar (fabrika, mektep, kışlalar) ve kasabadakilerin harman yapmak, hayvan koşturmak, eğlenmek için devamlı kullandıkları yerler.

harmen / خرمن

  • Harman. (Farsça)

harmengah / harmengâh / خرمنگاه

  • Harman yeri. (Farsça)

hirmen

  • Harman. (Farsça)

husale

  • Harman yerinde arta kalan tane.

huşeçin / hûşeçîn

  • Başak toplayan; harman sonunda tarlada kalan başakları toplayan.

imsal

  • Boşuboşuna sarfetme, lüzumsuz yere harcama. Har vurup harman savurma.

kahban / kâhban

  • Harman bekçisi. (Farsça)

kamara

  • Vapurlarda mevki sayılan odalar ve salonlar.
  • Gemide kaptan gibi erkâna mahsus odalar.
  • Buğday ve arpa gibi mahsul demetlerinden harman yerinde yapılan küme.
  • Avrupa devletlerinde millet meclisi.

küds

  • Dövülmemiş harman.

medas

  • Harman yeri.

medase

  • Harman yeri.

mevat arazi / mevât arâzi

  • Ölü arâzi. Bir kimsenin mülkünde bulunmayan, mer'a, baltalık ve harman yeri olarak kimseye verilmemiş olan ve gür sesli bir kimsenin köy ve kasaba evlerinin son bulduğu yerden bağırıp sesi duyulmayacak derecede köy ve kasabadan uzak yâni tahmînen yarım saatlik uzaklıkta olan dağlık, taşlık, kıraç, o

mirazza

  • Harmanı sürecek döven.

mısvele

  • (Çoğulu: Mesâvil) Harman süpürgesi.

müdevvis

  • Harman dövecek ve yumuşatacak âlet.
  • Cilâ âleti.

musale

  • Kuyudan ince akan damla.
  • Harman sonunda kalan kesmik.
  • Arpa ve buğday kapçığı. (Tane onun içinde olur.)

müzarea şirketi / müzârea şirketi

  • Zirâat ortaklığı. Harman yapılan ürünleri yetiştirmek için, tarla yâni toprak birinden, çalışma, işçilik diğerinden olmak ve mahsûlü sözleşilen nisbette (miktârda) aralarında paylaşmak üzere, kurulan şirket.

patini / patinî

  • Harman yabası. (Farsça)

rakis

  • Yol gösteren, kılavuz.
  • Harman yerinde harmanı döğerken öküzün dönmesi.

rifa'

  • Ekini tarladan getirip harman yerine ilettikleri vakit.

sarim

  • Kesilmiş.
  • Biçilmiş ekin, döğülmemiş harman.

tekdis

  • Harman etmek.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın