LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te harab ifadesini içeren 46 kelime bulundu...

alem-i kevn ü fesad / âlem-i kevn ü fesad

  • Cismani âlem. Bir taraftan vücuda gelip, diğer taraftan da harab olan fâni âlem.

amir

  • Mâmur eden, harâbelikten kurtaran, şenlendiren.
  • İmâr olunmuş.
  • Devlete âit, mirî.

ba'de harab-il basra

  • Basra harab olduktan sonra.
  • Mc: İş işten geçtikten sonra.

biran

  • Viran, harab, yıkık, dökük, eski. (Farsça)

daşte

  • Köhne, harab olmuş, eskimiş, yıpranmış. (Farsça)
  • Mâlik olmuş. (Farsça)

daşten

  • Tutmak, elde etmek, mâlik olmak, zimmetine geçirmek. (Farsça)
  • Zabtetmek, gasbetmek, almak. (Farsça)
  • Görüp gözetlemek. (Farsça)
  • Eskimek, yıpranmak, harab olmak, köhneleşmek. (Farsça)

deskere

  • (Çoğulu: Desâkir) Dağ başında olan harab kale.
  • Küçük köy.

enkaz

  • Yıkıntı, yıkılmış şeyin artıkları. Harabenin parçaları.
  • Yıkıntı, harabenin parçaları.

harab / harâb / خراب

  • Yıkık, harap. (Arapça)
  • Fitil gibi sarhoş. (Arapça)
  • Harâb etmek: Yıkmak, bozmak, tahrip etmek. (Arapça)
  • Harâb olmak: Yıkılmak, bozulmak, kırılmak. (Arapça)

harab-abad

  • Harabiyetle dolu olan yer. Tam harabe. (Farsça)

harabat / hârâbat

  • Harabeler. Viraneler. Meyhâneler.
  • Harabeler, viraneler, meyhaneler. (Ziya Paşa'nın meşhur antolojisi).

harabe / harâbe / خرابه

  • Harab yer. Şehir veya ev yıkıntısı. Perişan yerler.
  • Yıkıntı, harabe. (Arapça)

harabenişin

  • Viranelerde, harabelerde oturan. (Farsça)

harabezar / harabezâr

  • Harabe olmuş yer, viranelik.

harabiyet

  • (Harabî) Yıkılma. Yıkılış. Parçalanıp dağılış. Zillet ve sefalet içinde

harib

  • Yıkan, harab eden.
  • Haydut.

havi / hâvî

  • Yıkık dökük, ıssız, harabe.

haviye

  • Şenliksiz olan yer. Harabe. Issız, boş yer.
  • Sâkıt. Göçük, çökük.

hedm

  • Yıkmak, harab etmek. Parçalamak, mahvetmek.
  • Birisine vurup belini kırmak. (Râgibâ, düşmanın aldanma tevazularına.Seyl, divârın ayağın öperek hedmeyler.)(Râgıp Paşa)

hirbiz

  • (Çoğulu: Harâbize) Mecusilerin ateşinin hizmetkârı.

i'mar

  • Yapmak. Tâmir etmek. Şenlendirmek. Mâmur kılmak. Harabilik ve ıssızlıktan kurtarmak.

ıhrab

  • Viran etmek, harabe haline getirmek.

ihrab

  • Harâb etme, perişan etme.

inhidam

  • Yıkılma, harab olma.

istibdal / istibdâl

  • Değiştirmek. Hâkimin harâb olmuş vakıf binâsını satıp, semeni (bedeli) ile başkasını alarak mütevellîye (vakfın idârecisine) teslim etmesi.

kagşar

  • Yıkılmak üzere. Yıkılıp harabolmaya yüz tutmuş.

kalb-i harab / kalb-i harâb

  • Harab olmuş gönül.

kıyamet

  • Dünyanın yıkılıp harab olması. Her şeyin mahvolması. Dünyanın sonu ve mahşer meydanına bütün insanların dirilip toplanacağı zaman.
  • Mc: Büyük belâ.
  • Fazla sıkıntı.

levh-i mahv

  • Mahvolma levhası, bir şeyin harab oluşu ve yıkılışını gösteren manzara.

mahrub

  • Harabedilmiş, dağıtılmış.

mahv

  • Harab olma. Yıkılma. Ortadan kalkma. Çökme. Bozulma.
  • Tas: Beşeri noksanlıklardan kurtuluş hâli.

medain

  • (Medayin) Şehirler, medineler. Büyük memleketler.
  • Şimdi harabe olup İslâmiyyetten evvel yaşamış Kisralıların Nuşirevan zamanında kurdukları merkez-i hükümetleri olan büyük şehir. Peygamber Hz. Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'ın doğduğu gece bu şehirdeki büyük sarayın eyvanları yıkılm

mest-i harab / mest-i harâb / مست خراب

  • Körkütük sarhoş. (Farsça - Arapça)
  • Mest-i harâb olmak: Körkütük sarhoş olmak. (Farsça - Arapça)

muharrib / مُخَرِّبْ

  • Tahrib eden. Harâb eden. Yıkan. Bozan. Perişan eden.
  • Harab eden, yıkan.

muharribin / muharribîn

  • (Tekili: Muharrib) Yıkıp yok edenler. Harab edenler.

muhrib

  • Tahribeden. Yıkan. Muharrib. Harâb eden.

muhribin / muhribîn

  • (Tekili: Muhrib) Muhribler. Yıkıp yok edenler. Harâb edenler.

münderisat / münderisât

  • Yıkılıp mahvolmuş olan harâbeler.

münhedim

  • (Hedm. den) Yıkılmış, inhidam olmuş, harab olmuş.

müşrif-ül harab / müşrif-ül harâb

  • Harab olmağa ve yıkılmağa yüz tutmuş.

tahrib

  • (Çoğulu: Tahribât) Harab etme, edilme. Yıkma. Bozma.

tahribat / tahribât

  • (Tekili: Tahrib) Tahribler, yıkıp bozmalar, harab etmeler.

tebah-kar / tebah-kâr

  • (Çoğulu: Tebâhkârân) Mahveden, harab eden, bitiren. (Farsça)

tebehkar

  • (Çoğulu: Tebehkâran) Mahveden, harab eden. Bitiren. (Farsça)

viran / vîrân / ویران

  • Yıkık, harap olmuş. (Farsça)
  • Yıkıntı, harabe. (Farsça)
  • Vîrân etmek: Yıkmak, harap etmek. (Farsça)
  • Vîrân olmak: (Farsça)
  • Yıkılmak, harap olmak. (Farsça)
  • Perişan olmak. (Farsça)

virane / virâne

  • Harabe. Yıkılmağa yüz tutmuş eski yapı. (Farsça)
  • Harap, harabe yapı.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR