LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te halka ifadesini içeren 108 kelime bulundu...

ahene

  • Demir halka. (Farsça)

amiyane / âmiyâne / عَامِيَانَه

  • Sıradan halka yakışır şekilde.

arazi-i mevat / arazi-i mevât

  • Huk: Hiç kimse tarafından kullanılmayan ve halka verilmeyen, meskun mahallerden biraz uzakta bulunan taşlık ve kıraç arazi.
  • İşlenmemiş toprak.

atol

  • Mercan adası. Mercan iskeletlerinin birikmesiyle meydana gelmiş olan halka biçiminde ve ortasında bir göl bulunan adacık.

atvak

  • (Tekili: Tavk) Tasmalar. Gerdanlıklar, boyuna takılan mücevherler.
  • Tâkatler, kuvvetler.
  • Boyundaki halka çizgiler.

avamperestane nümayiş

  • Avamca gösteriş, halka hoş görünmek için farklı tarzlara yeltenme.

badame

  • İpek kurdu. (Farsça)
  • Zincir halkası. (Farsça)
  • Et beni. (Farsça)
  • Nazarlık. (Farsça)
  • Süslü şey. (Farsça)
  • Eski hırka. (Farsça)

bende-i halka-beguş / bende-i halka-begûş

  • Kulağı halkalı olan köle, esir.
  • Mc: İtaatli, muti'.

besbese

  • Haberi yaymak.
  • İşini halka bildirmek.

bezre

  • Koltuk kılının az olması. Yüzük halkası.

bülten

  • Halka bilgi veren, özet olarak yazılmış resmi yazı. (Fransızca)
  • Bir müessesenin, kurumun faaliyetlerini tanıtan ve belli zaman aralıklarıyla yayınlanan mevkute. (Fransızca)

büre

  • (Çoğulu: Bürât-Bürâ-Bürin) Deve burnuna takılan halkalar.
  • Bilezik gibi olan halkaların her birisi.

burjuva

  • Orta halli olup, ne çok zengin ve ne de çok fakir olan halk. Eskiden Avrupa'da köylü ve asilzade olmayıp şehirde yaşayan halka denirdi. Kendi başına işi ve malı olan, ücretle çalışmayan, ferde bağlı iş hayatını güden sınıftan olan. (Fransızca)

cebe

  • Zincir veya halkadan örme zırh. Cevşen.

çelenk

  • Eskiden kadınların süs için başlarına taktıkları mücevher veya madenlerden yapılmış sorguç. Halka şeklinde çiçek veya yapraklı dal demeti. (Cenazelere çelenk göndermek İslâm âdeti değildir, israftır.) (Farsça)

çenber

  • Daire, def ve kalbur gibi şeylerin tahtadan olan dairesi. (Farsça)
  • Fıçı ve tekerlek gibi şeylere takviye edip, dağılmalarını önlemek için etrafını çevirecek tarzda geçirilen demir veya tahta halka. (Farsça)
  • Başa ve boyna bağlanan yemeni. (Farsça)
  • Esirlik, bağlılık, kölelik. (Farsça)
  • Geo: Bir düz (Farsça)

cerre çıkma

  • Eski zamanda medrese talebelerinin, mübarek üç aylar olan Receb, Şaban ve Ramazanda köylere dağılıp halka, ahaliye dini nasihatlarda bulunmak, namaz kıldırmak veya müezzinlik etmek suretiyle para ve erzak toplamaları.

daire-i irşad

  • Doğru yolu gösterme dairesi, halkası.

daire-i zikr

  • Zikir halkası.

derek

  • Urgan ucuna eklenip, kovanın kulpuna bağlanan ip parçası (urgan suya değmesin diye)
  • Kiriş uçlarında olan halka (yayın başlarına geçirirler.)

dirha

  • Süngü ile oynadıkları halka.

edb

  • Ziyafet verip, halka yemek yedirmek.

eglal

  • (Tekili: Gull) Halkalar. Kelepçeler. Mahkemenin cezaya müstehak kılıp mahkum ettiği kimselerin boyun ve ayaklarına vurulan zincirler.
  • (Galel) Ağaçlar arasında korulukta akan sular.

esham-ı umumiye

  • Tanzimat devrinde devletin, halka borç karşılığı olarak verdiği hisse bedelleri.

fakha

  • Her nebatın yeni açmış çiçeği.
  • Bir yıldız adı.
  • Dübür halkası.

fakis / fakîs

  • Çiftçilerin kullandığı âletlerden halka gibi bir demir.

feris / ferîs

  • (Çoğulu: Fersâ) Ağaç halka, çenber.
  • Yaralı. Maktul.

fetha

  • (Çoğulu: Füteh-Fütuh-Fethât) Kaşı olmayan halka yüzük.
  • Büyük yüzük.
  • Tavşancıl kuşu.

girit madalyası

  • Tar: Biri Sultan Aziz diğeri Sultan II.Abdülhamid devrinde olmak üzere ihdas olunan madalyalar. Her ikisinin de altun ve gümüş olmak üzere iki türlüsü vardı. Girit işinde hizmeti görünen devlet ricaline altun, ikinci derecedeki memurlarla halka, gümüş olanı verilirdi.

gudruf-u halkavi / gudruf-u halkavî

  • Tıb: Kıkırdak halka.

hakeme

  • (Çoğulu: Hakemât) Damak geminin halkası.

halahil

  • (Tekili: Halhal) Arap kadınlarının süs olarak ayak bileklerine taktıkları halkalar. Bunlar altun veya gümüşten yapılır.

halak

  • (Tekili: Halka) Halkalar.

halakat

  • Halkalar.

hale / hâle

  • Parlak daire, halka; ayın etrafındaki parlak halka.

halhal

  • Eskiden kadınların süs için ayaklarının topuklariyle baldırları arasına yani ayak bileklerine taktıkları altundan veya gümüşten yapılmış halka. Ayak bileziği.
  • Kadınların ayak bileklerine taktıkları altın veya gümüş halka, ayak bileziği.

halka / حلقه

  • Halka. (Arapça)

halka-i ders

  • Ders halkası.

halka-i envar

  • Nurlar halkası.

halka-i hakikat

  • Hakikat halkası; gerçeğin dünyasında kurulan halka.

halka-i irşad

  • İrşad halkası.

halka-i kübra / halka-i kübrâ

  • Büyük halka.

halka-i kübra-yı zikir / halka-i kübrâ-yı zikir

  • Büyük zikir halkası.

halka-i tahmidat-ı ahmediye

  • Peygamber Efendimizin (a.s.m.) halkla beraber Allah'a hamdettiği hamd halkası.

halka-i tedris

  • Öğrenim, ders halkası.

halka-i tevhid

  • Tevhid halkası, Allah'ın bir olarak bilinip, ilân edildiği tevhid halkası.

halka-i zikir

  • Zikir halkası.

halka-i zikr

  • Zikir halkası.

halkabeguş

  • Kulağı küpeli, kulağı halkalı. (Farsça)
  • Mc: Köle, esir. (Farsça)

halkavi / halkavî

  • Halka şeklinde.

halkazen

  • Kapı çalan, kapı halkasını vuran. (Farsça)

halta

  • Köpeklere takılan boyun halkası. Tasma.

harizme

  • Azgın hayvanların ağzına ve ayının dudağının üstüne geçirilen demir halka.

hatme-i ahmediye

  • Peygamberimizin (a.s.m.) geniş halk kitleleriyle beraber belirli dua ve zikirleri yapıp bitirdiği oturum veya zikir halkası.

hatme-i kübra

  • Büyük ve geniş bir topluluğun belirli zikir ve duaları okuyup bitirdikleri oturum veya zikir halkası.

hatme-i muazzama-i muhammediye / خَتْمَۀِ مُعَظَّمَۀِ مُحَمَّدِيَه

  • Hz. Muhammed'in (a.s.m.) geniş halk kitleleriyle beraber belirli dua ve zikirleri yapıp bitirdiği oturum veya zikir halkası.
  • Çok büyük bir zikir halkasında Peygamberimizin (asm) yaptığı şekilde belirli zikirleri okuma.

havk

  • "Halka" denilen yuvarlak.

hekm

  • Halka şerle taarruz etmek.

helu'

  • Sabrı az, hırsı çok olan. Sabırsız olup her halini halka şikâyet eden insan.

henabik

  • Halka nasihat edip, dediğini kendi yapmayan kimse.

hidam

  • (Tekili: Hizmet) Hizmetler. Vazifeler.
  • (Hademe) Devenin ayaklarına bağlanan halkalar, kayışlar. Ayak bilezikleri, ayak köstekleri.

hırızma

  • Azgın hayvanların ağzına veya ayının burnuna takılan demir halka.

hırs

  • (Hurs) Takdir, kıyas.
  • Altın veya gümüşten halka.

hışt

  • Küçük mızrak şeklinde, ortasında ipten örtülü bir halka olan ve orta parmağa geçirilerek atılan eski bir savaş âleti.
  • Kerpiç.
  • Tuğla.

hitabet

  • Cemaate, topluluğa veya birisine karşı söz söylemek. Güzel ve faideli söz konuşmakla halka dinletmek. Güzel söz söyleme san'atı. Hutbe okuma. Nutuk irâdetmek.
  • Man: Makbul ve zannî mukaddemelerden terekküb eden kıyas.

hıyasa

  • Kulak halkası.
  • Dar etmek, darlaştırmak.
  • Dikmek.

huluka

  • (Çoğulu: Ahlâk-Halkân) Eski olmak.

hurs

  • (Çoğulu: Hursân) Altından ve gümüşten olan halka.
  • Kulağa taktıkları küçük halka.

ihtikar / ihtikâr

  • İnsan ve hayvan için lüzumlu gıdâ maddelerini şehre girmeden yâhut girince halka satılmadan toplayıp, stok edip, pahalandığı zaman satmak.

kelebçe

  • Yakalanan suçluların iki bileğine birden takılan demir halka. Demir bilezik.

kezame

  • (Çoğulu: Kezâyim) İki kuyu arasındaki yarıklar ve delikler. (Su birinden birene akar).
  • Terazi iplerinin kendinde toplandığı halka.

lale

  • Lâle denen meşhur çiçek.
  • Vaktiyle suçluların ve delilerin boynuna takılan halka.
  • İncir koparmak için ucu çatallı değnek.

lüane

  • Halka çok lânet eden kişi.

lule

  • Çeşme, musluk gibi şeylere takılan küçük boru. (Farsça)
  • Lüle. Halka gibi dürülmüş şey. (Farsça)

mahzum

  • Burnunun halkasıyla tutulan sığır ve deve.
  • Her delinmiş nesne.

merdüm-azar

  • İnsanları inciten. Halka eziyet veren. (Farsça)

mesrude

  • Ulaştırmak.
  • Zırh halkalarının birbirine girmesi.

mi'van

  • Ahâliye yardım eden, halka yardımı çok olan kimse.

mishelan / mishelân

  • Geminin iki tarafındaki iki halka.

mu'tezile

  • Hicrî ikinci asırda Vâsıl bin Atâ tarafından kurulan ve aklı, nakilden yâni dînî delillerden önde tutan bozuk fırka. "Büyük günâh işleyen kimse ne kâfirdir, ne de mü'mindir, iki menzile (yer) arasında bir menzilededir (yerdedir)" diyen Vâsıl bin Atâ, hocası Hasen-ül-Basrî'nin ders halkasından ayrıld

mukabele

  • Karşılık, karşılamak.
  • Mücadele.
  • Karşılaştırmak. Karşılıklı yapılan iş, karşılıklı yapılan okuma.
  • Camide Kur'ân-ı Kerimi okuyup halka dinletmek.
  • Yüz yüze olmak.
  • Düşmanın şerrinden kurtulmak ve onun şiddetini kaldırmak için onu yıldıracak tedbirde bulunm

mükebbire

  • Büyük camilerde müezzinlerin, son cemaat yerlerinde namaz kılan halka, imamın tekbirlerini tekrar etmek üzere bulundukları çıkıntılı balkonlara verilen addır.

müselsel

  • (Silsile. den) Teselsül eden, birbirine bağlı olan, bir sırada devam eden. Zincir halkaları gibi bir sırada olan.
  • Edb: Bütün mısraları kafiyeli manzume.

müserred

  • Halkaları birbirine girmiş olan zırh.

mutavvak

  • (Tavk. dan) Boynu halkalı, zincirli.
  • Boynuna gerdanlık vs. takılmış. Boynuna halka olan.

mutavvaka

  • Halka biçimi boynunda tüyler olan güvercin kuşu.

nehabik

  • Bildikleriyle amel etmeyip halka da öğretmeyen.

palaheng

  • Yular, dizgin. (Farsça)
  • Av veya suçlu bağlanacak kement. (Farsça)
  • Kemer. (Farsça)
  • Tazı boynuna geçirilen ağaç halka. (Farsça)

perhun

  • Pergelle çizilmiş çember, dâire, halka. (Farsça)

pranga

  • İng. Eskiden ağır cezalı mahkûmların ayaklarına takılan kalın zincir.
  • Halkalarıyla beraber iki okka yüz dirhem ağırlığındaki demire verilen addır.
  • Umumi hapishanelerde, hapishanenin iç nizamını bozan ve taşkınlık gösteren mahkûmların ayaklarına da pranga vurulurdu.

raiyyet-perver

  • Halka iyi bakan, iyi idare eden. İnsanların ihtiyacını te'min eden, onların iyiliğini seven ve onlar için iyilik isteyen. (Farsça)

rasia

  • (Çoğulu: Rasâyi) Halka.

redane

  • Tentelerin kenarlarında açılan ufak deliklerin yırtılmaması için o deliklere geçirilen mâdeni halka.

serd

  • Sözü muttasıl ve güzel bir eda ile söylemek.
  • Halkaları birbirine geçirmek.
  • Delmek.
  • Dikmek.
  • Vurmak.

silsil

  • Kapı halkası.

silsile-i kainat / silsile-i kâinat

  • Kâinat halkası, varlıklar zinciri.

silsile-i nurani / silsile-i nurânî

  • Nurlu halka, zincir.

sivcar

  • Tazı ve köpeğin boynuna halka geçirmek. Tasma takmak.

sükne

  • Kuş sürüsü.
  • Boyna takılan heykel ve halka. Boyna vurulan demir.

tasme

  • Kayış halka. Tasma. (Farsça)

tavk-ı lanet / tavk-ı lânet

  • Lânet halkası.

tefekkük

  • Zincir halkası gibi birbirinden ayrılma.

tekalif-i devlet / tekâlif-i devlet

  • Devletin halka yüklediği yükler; vergiler ve saireler.

tesmia

  • Halka ibadetini ve amelini işittirme, duyurma.

tıksar

  • Halka biçiminde taç.
  • Kaınların boyunlarına yaptıkları bağ.

üsvet

  • Beraberlik.
  • Halka reis olmak.
  • Dert ortağı. Sâdık arkadaş. Manevî tabib.
  • Nümune ve örnek tutulacak olan insan.

vaizin / vaizîn

  • (Vâizûn) Vâizler. Halka nasihat verenler.

zerd

  • (Zered) (Çoğulu: Zürud) Halka halka örülmüş savaşçı zırhı.
  • Yutmak.
  • Boğmak.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın