LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te hücre ifadesini içeren 59 kelime bulundu...

acbü'z-zeneb

  • Kuyruk sokumundan bulunan ve insanın tekrar yaratılışında çekirdek görevini görecek olan hücre; bir tür genetik şifre.

akmadde

  • Anatomi: Omuriliğin dış; beynin iç tabakasını meydana getiren sinir lifleri. Beyin hücrelerinin çoğunu, akmadde teşkil eder.

akson

  • yun.Tıb: Sinir hücrelerinden çıkan uzantıların en önemlisi.

alaka / alâka / عَلَقَه

  • Zigot; döllenmiş hücre.
  • Ana rahmi duvarına tutunmuş asılı bir hücre topluluğu, insan yaratılışının ilk safhası.

bakteri

  • Basit, çekirdeksiz, bölünerek çoğalan tek hücreli canlılara verilen addır. Çeşitli şekilleri vardır: Kürevî (coccus), çubuk şeklinde (basil), virgül şeklinde (vibriyon), burmalı (spiril).Bakteriler ya tek tek, ya da birkaçı bir arada bulunmalarına göre de ayrı adları vardır. Havanın oksijeni ile yaş (Fransızca)
  • Tek hücreli bir canlı.

barotaksi

  • Bazı tek hücreli canlıların basınca göre hareketleri. (Fransızca)

berhun / berhûn

  • Çember, daire, ortası boş olan yuvarlak nesne. (Farsça)
  • Hisar, varoş, duvar veya bostan kenarlarına ve tarla aralarına çalıçırpı ve diken ile yapılan çit. (Farsça)
  • Küçük ev, oda, hücre. (Farsça)

cürsume

  • (Cürsâm) Kök, asıl, temel. Bir tohumun özü. İlk hücrelik.
  • Gırtlak kapağı.
  • Karınca yuvası.

ebedi haps-i münferit / ebedî haps-i münferit

  • Sonsuza kadar tek başına kalınacak olan hapis, hücre hapsi; Cehennem.

eknan

  • (Tekili: Kinân) Mahfazalar, perdeler.
  • Evler, odalar, hücreler. Çadırlar.

fagosit

  • yun. Organik yahut inorganik maddeleri alıp sindirebilen hücre.

gamet

  • Cinsiyet hücresi.

habs-i münferid

  • Tek başına olan hapis. Hapishanede bir kişilik hücre.
  • Ehl-i dalâlet için olan ölüm ve kabir.

halvet

  • Yalnız kalma, tenhaya çekilme.
  • Tenha yer, ibadet için tenha hücre.

haps-i münferid / حَپْسِ مُنْفَرِدْ

  • Tek başına olan hapis; hücre hapsi.
  • Hücre hapsi.

haps-i münferit

  • Tek başına hapis, hücre hapsi.

hücerat

  • (Hücürat-Hücrât) Hücreler. Hüceyreler. Gözler, odacıklar.

hüceyrat / hüceyrât / حجيرات

  • Hüceyreler. Hücrecikler. Küçük odacıklar.
  • Hücreler.
  • Hücrecikler.
  • Hücrecikler. (Arapça)

hüceyrat şehri

  • Küçük hücreciklerden meydana gelen şehir.

hüceyrat-ı bedeniye / hüceyrât-ı bedeniye

  • Beden hücreleri.

hüceyre / حجيره

  • Hücre.
  • Küçük delik, oyuk.
  • Odacık, hücrecik.
  • Hücrecik. Canlı varlıkların veya nebâtatın vücudunu teşkil eden küçük küçük odacık halinde ve içi vücuda lüzumlu madde ile dolu hücrecik. En küçük canlı parça.
  • Küçük delik ve oyuk.
  • Hücre.
  • Hücrecik. (Arapça)

hüceyre-i beden

  • Bedeni oluşturan hücrecik.

hüceyre-i kübra / hüceyre-i kübrâ

  • En büyük hücre; maddî yapısı çok küçük olmasına rağmen, değeri çok büyük olan insan.

hücrat

  • (Tekili: Hücre) Hücreler, gözler, odacıklar.

hucre

  • (Bak: Hücre)

hücre / حجره

  • Odacık, göz.
  • Dokuların, organların en küçük parçası, hücre.
  • Odacık. (Arapça)
  • Hücre, canlı organizmaların en küçük yapıtaşı. (Arapça)

hücre-i insani / hücre-i insanî

  • İnsan hücresi.

hücre-i talim

  • Eğitim hücresi.

hücrevi / hücrevî

  • Hücre gibi, hücre ile alâkalı, hücreye dâir.

hucurat

  • (Tekili: Hücre) Hücreler, odacıklar.

hücürat / hücürât / حجرات

  • (Tekili: Hücre) Hücreler, odacıklar, gözler.
  • Hücreler. (Arapça)

ilkah

  • Döllenmek. Döllemek. Gebe bırakmak. Aşılamak.
  • Tıb: İki ayrı cins hücrenin birleşmesi.

kabr-i haps-i münferit

  • Tek başına kabir hapsi, kabirdeki hücre hapsi.

kabr-i seadet / kabr-i seâdet

  • Peygamber efendimizin mübârek kabr-i şerîfleri. Hücre-i seâdet de denir.

kangren

  • Yun: Canlı vücudun belirli bir kısmında hücrelerin ölmesiyle meydana gelen bir hastalık.
  • Hücrelerin ölmesiyle oluşan bir hastalık.

kisve-i şerife / kisve-i şerîfe

  • Resûlullah efendimizin medfûn bulundukları hücre-i seâdet üstündeki kubbe üzerine serilen örtü.

küreyvat-ı beyza

  • Kandaki beyaz renkte ve çok küçük kürecikler. Kan ve lenf gibi vücud mâyilerinde bulunan çekirdekli ve yuvarlak hücreler. Kırmızı küreciklere nisbetle azdırlar. Vazifeleri hastalık gibi düşmanlara karşı asker gibi müdafaadır. Ne zaman müdafaaya girseler Mevlevi gibi iki hareket-i devriye ile sür'atl

küreyvat-ı hamra

  • Kırmızı kan kürecikleri. Kana kırmızı rengini veren, çekirdeksiz, yuvarlak, küçük hücrecikler olup kanın her mm.küpünde beş milyon kadar bulunurlar, beden hücrelerine erzak dağıtırlar ve bir kanun-u İlâhî ile hücrelere erzak yetiştirirler. (Tüccar ve erzak memurları gibi)

kusare

  • Hususi hücre.
  • Gemilerde güvertelerin en üstündeki yarım güverte.

loca

  • İtl. Bazı toplantı yerlerinde bir veya birkaç seyirciye mahsus hususi odacıklar.
  • Hücre, küçük bölme.
  • Masonların toplandıkları yeri.

madde-i musavvire

  • Tıb: Kanın küreciklerinden başka gıda maddesinden olup, azot ve sair maddeleri içine alan sulu cisim. Canlı hücrelerin vücudunu teşkil eden ve içinde çoğunun çekirdek bulunan albüminli madde. Protoplazma.

meşaki

  • (Tekili: Mişkât) İçerisine lâmba, kandil gibi şeyler koymak üzere duvarda yapılan küçük hücreler, oyuklar.

mirbed

  • (Çoğulu: Merâbid) Ev içinde olan küçük hücre (içine esvap koyarlar).
  • Davar ahırı.
  • Davar duracak yer.
  • Hurma kuruttukları yer.

mişkat / mişkât

  • İçine lâmba konan küçük hücre. Duvarda içine ışık konulan yer.
  • Kandil.
  • Kandil, içinde lamba olan küçük hücre.

mudga

  • Et parçası; embriyo; döllenmiş hücrenin, bütün organlar oluşuncaya kadar geçirdiği dönem.

münferid

  • (Münferit) Tek başına, tek, yalnız, kendi başına.
  • Hapishânede tek kişilik hücre.

muvacehe-i seadet / muvâcehe-i seâdet

  • Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem mübârek kabrinin bulunduğu Hücre-i Seâdetin (odanın) kıble tarafında ziyâret sırasında önünde durulan duvar.

nesc

  • (Nesic) Dokunuş, dokuma.
  • Canlı mahluklardaki hücrelerin, Allah'ın (C.C.) kudretiyle ve kanunu dâiresinde yanyana gelip birleşerek uzuvların yapılışı. (Meselâ: Hayvanlarda deri, kemik, et vesâir kısımların yapılışı gibi)

nutfe

  • Duru ve sâfi su.
  • Meni. Rahimde iki yarım ve ayrı cinsten hücrelerin birleşmişi.
  • Taşmış, dökülmüş su.
  • Deniz.

pervaz

  • Kanat açmak, uçmak. Uçan, uçucu. (Farsça)
  • Nur. (Farsça)
  • Karargâh. (Farsça)
  • Saçmak. (Farsça)
  • Hücre. (Farsça)
  • Saçak. (Farsça)
  • Ayna. Dolap. (Farsça)
  • İnce, uzun tahta. (Farsça)
  • Uçan, uçucu gibi mânâlara gelerek birleşik kelimeler yapılır. (Farsça)

savmaa

  • (Savmea) (Çoğulu: Savâmi') İbadet yeri, hususan Yahudilerin ibadet ettikleri yer.
  • Hücre.

şebeke-i seadet / şebeke-i seâdet

  • Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem mübârek kabrinin bulunduğu Hücre-i seâdet denilen yerin dış duvarı etrâfında yerden Mescid-i Nebî'nin tavanına kadar yükselen demir parmaklık.

tagaddi-i hüceyrat / tagaddî-i hüceyrât

  • Hücrelerin gıda alması, beslenmesi.

tecrid koğuşu

  • Tek kişilik hücre.

tecrid-i münferit

  • Tek kişilik hücre hapsi.

tecrithane

  • Yalnız bırakılan yer, hücre evi.

zerrat-ı asliye ve esasiye

  • Asıl ve temel zerreler, hücreler, atomlar.

zerrat-ı cisim / zerrât-ı cisim

  • Bedenin zerreleri, hücreleri.

zerrat-ı vücudiye / zerrât-ı vücudiye

  • Vücudun hücreleri.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR