LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te gur kelimesini içeren 74 kelime bulundu...

afil / âfil

  • Gurub eden, batan.

ajirak

  • Gürültü, ses. Bağırış. (Farsça)

alamet-i gurur / alâmet-i gurur

  • Gurur ve kibiri belli eden alâmet.

arbede

  • Gürültülü patırtılı kavga.

arbede-sazi / arbede-sâzî

  • Gürültücülük, kavgacılık. (Farsça)

aşub-gah / aşûb-gâh

  • Gürültülü patırtılı yer. Kargaşalık ve karışıklık yeri. (Farsça)

asul

  • Gururlu, mütekebbir, zâlim kimse.

barimetre

  • Gürültünün şiddetini ölçmeğe yarıyan âlet. (Fransızca)

benlik

  • Gurur.

cadil

  • Gürbüz, kuvvetli, kavi, metin.

cemh

  • Gururlanmak, kibirlenmek.

dağdağa / dâğdağa

  • Gürültü patırtı.

daire-i gurbet

  • Gurbet dairesi.

debdebe

  • Gürültü, patırtı. Gösteri için yapılan gürültü. Tantana. Haşmet.

demdeme

  • Gürültü, yüksek ses.

diyar-ı gurbet / diyâr-ı gurbet / دِيَارِ غُرْبَتْ

  • Gurbet yurdu.
  • Gurbet diyarı. Yabancı memleket. (Farsça)
  • Gurbet yurdu.

eceşş

  • Gür sesli.

efl

  • Gurub etmek, batmak.

fahr

  • Gurur, övünme.

farfara

  • Gürültücü, övüngen.

fevc

  • Gurup, topluluk.

garib / garîb / غَر۪يبْ

  • Gurbette olan.

garibü'd-diyar / garibü'd-diyâr / غریب الدیار

  • Gurbette. (Arapça)

gurbetzede / غربت زده

  • Gurbete düşen.
  • Gurbet elde yaşayan. (Arapça - Farsça)

gürültühane / gürültühâne

  • Gürültü yapılan yer.
  • Gürültülü yer.

gururkarane / gururkârâne / gurûrkârâne

  • Gururlu bir şekilde.
  • Gururlu bir biçimde.

harrare

  • Gürleyerek, çağlayarak akan su.

hengame / hengâme

  • Gürültü patırtı.

hilaş

  • Gürültü, kavga, patırtı, şamata. (Farsça)

hiss-i gurur

  • Gurur duygusu.

hisse-i gurur

  • Gurur payı.

hüzn-ü gurubi / hüzn-ü gurûbî

  • Gurubla gelen hüzün.

ihtiyal

  • Gururlanma, enaniyetlenme, kibirlenme.

intırak

  • Gürleme. Patlama.

izzet-i mağrurane / izzet-i mağrurâne

  • Gururluca izzet, şeref.

küfr-ü mağrurane / küfr-ü mağrurâne / küfr-ü mağrûrâne / كُفْرِ مَغْرُورَانَه

  • Gururla yapılan küfür.
  • Gurura dayalı inkâr.

kupal / kûpal

  • Gürz. Demir topuz. (Farsça)

kürbet-i gurbet

  • Gurbetten dolayı olan keder.

küşti / küştî / كشتى

  • Güreş. (Farsça)

lebt

  • Güreşmek.

mağrur / mağrûr / مغرور / مَغْرُورَ

  • Gururlu.
  • Gururlu.
  • Gururlu.
  • Gururlu.
  • Gururlu, kendini beğenmiş. (Arapça)
  • Mağrûr olmak: Gururlanmak. (Arapça)
  • Gururlu.

magrurane

  • Gururlanarak. Kendini beğenircesine. Kibirlenerek. Güvenilmesi boş olan şeye güvenip kendini aldatırcasına. (Farsça)

mağrurane / mağrurâne / mağrûrane / مغرورانه / mağrûrâne / مَغْرُورَانَه

  • Gururlu bir şekilde.
  • Gururluca.
  • Gururlanarak, kendini beğenerek. (Arapça - Farsça)
  • Gururlanarak.

mağruren

  • Gururlanarak.

mağruriyet

  • Gururluluk, kibirlilik.

medar-ı fahir ve gurur

  • Gurur ve övünme sebebi.

medar-ı gurur

  • Gurur sebebi.

menfaat-i cüz'iye-i gururiye / menfaat-i cüz'iye-i gurûriye

  • Gurura dayanan küçük ve kişisel menfaat.

mest-i gurur

  • Gururla sarhoş olan.

meta-ul gurur

  • Gurur metaı. İnsanı aldatıp Allah yolundan alan dünya zevki veya menfaatı, insanlara riyakârlık için kullanılan dünya malı.

muravaga

  • Güreşme.

musarea

  • Güreşçilik.

mütegarrir

  • Gururlanan, güvenilmeyecek şeye güvenen.

nahhat

  • Gururlu, kibirli.

nihvar

  • Gururlu, kibirli, kendini beğenmiş adam. (Farsça)

pehlivan

  • Güreşçi.

raid

  • Gürleyen, gürüldeyen.

sahhab

  • Gürültücü, patırtıcı.

serab-ı gurur

  • Gurur serabı; çöldeki aldatıcı su görüntüsü gibi insanları aldatan gurur.

şeves

  • Gururdan dolayı göz ucuyla bakma.

seyl-i dalalet / seyl-i dalâlet

  • Gürültü ve şiddetle akan inançsızlık, sapkınlık seli.

sıla-i rahim

  • Gurbette bulunanın memleketine gelip akrabasına kavuşması.

şur-engiz

  • Gürültü çıkaran, şamata yapan. (Farsça)

tantana / طنطنه

  • Gürültü, ses.
  • Gürültü patırtı ile gösteriş yapma. (Arapça)

tavaif / tavâif

  • Guruplar, bölükler.

tesaru'

  • Güreşme. Birbiriyle güreş etme.

teşavüs

  • Gururlanıp gözücuyla bakmak.

tiflis

  • Gürcistanda bir şehir.

tübban

  • Güreşçilerin donu.

ünzuha

  • Gurur, kibir, büyüklük.

velvele / ولوله / وَلْوَلَه

  • Gürültü, patırtı. Birbirine karışık bağrışmalar. Şamata.
  • Gürültü, patırtı, şamata.
  • Gürültü patırtı. (Arapça)
  • Gürültü.

velvele-alud / velvele-âlûd

  • Gürültü patırtı içinde kalmış.

velvele-endaz / velvele-endâz

  • Gürültü patırtı eden. Gürültücü. (Farsça)

velvele-engiz

  • Gürültü koparan, gürültü çıkaran. (Farsça)

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın