LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te gi kelimesini içeren 362 kelime bulundu...

a'mak-ı hafa / a'mâk-ı hafâ

  • Gizlilik derinlikleri.
  • Gizli derinlikler.

abiştgah / abiştgâh

  • Gizlenecek yer, gizli yer. (Farsça)

adab-ı duhul / âdâb-ı duhul

  • Giriş kuralları.

ağdiye

  • Gıdalar.

ahkam-ı mesture / ahkâm-ı mesture

  • Gizli hükümler.

alenen

  • Gizli olmayarak, açıktan.

an-be-an

  • Gittikçe, yavaş yavaş, zaman ilerledikçe.

anbean

  • Gitgide, gittikçe.

ane / âne / انه

  • Gibi anlamını verecek şekilde sıfat ve zarf yapan son ek. (Farsça)

anfeanen

  • Gitgide, zamanla.

asa / âsâ / آسا

  • Gibi. (Farsça)

asar-ı hafiye / âsâr-ı hafiye

  • Gizli eserler.

asay

  • Gibi. (Farsça)

avret

  • Gizlenmesi gereken şey.
  • Gizlenmesi gereken, dinen görünmesi haram sayılan organlar.

azb

  • Gizli kalma. Görünmez olma.

azimet / azîmet / عزیمت

  • Gitme, yola çıkma. (Arapça)
  • Azimet etmek: Gitmek. (Arapça)

batınen / bâtınen

  • Gizili içe ait, olarak.

bed-reftar

  • Gidişi ve hareketi fenâ olan. (Farsça)

bervech-i / بروجه

  • Gibi. (Farsça - Arapça)

beşaret-i gaybiye / beşâret-i gaybiye / بَشَارَتِ غَيْبِيَه

  • Gizli, gaybî olan müjde.

bu'd-i mesafe

  • Gidilen yolun uzaklığı.
  • Gidilen yolun uzaklığı.

büjhan

  • Gıpta etme, imrenme. (Farsça)

bül'um

  • Gırtlak, hançere.

came / câme / جامه

  • Giysi. (Farsça)

casus

  • Gizli sırları haber veren, ajan.

cessas

  • Gizli şeyleri araştıran, gizli şeylere merak eden. Tecessüs sâhibi.

cevasis / cevâsis

  • Gizli şeyleri araştıranlar.

çu / çû

  • Gibi.

cübbe

  • Giyilmesi sünnet olan, bilhassa namazda giyilen uzun ve bolca bir giysi.

çün

  • Gibi.

cüret-i teşebbüs

  • Girişimcilik; bir işi yapmak için cesaret etme.

da'cele

  • Gitmekte ve gelmekte tereddütlü olmak.

dahc

  • Gizlemek, örtmek.

dahl

  • Girme, etki.

def etme

  • Giderme, uzaklaştırma.

def etmek

  • Gidermek, uzaklaştırmak.

dehalet / dehâlet

  • Girme, sığınma.

delalet-i zımniye / delâlet-i zımniye / دَلَالَتِ ضِمْنِيَه

  • Gizli olarak, içten içe delil olma.

dellal-ı muzhir / dellâl-ı muzhir

  • Gizli güzellikleri ortaya çıkararak ilân eden.

derece

  • Gitgide yükselen durumların her biri, kerte.

dereke

  • Gitgide alçalan durumların her biri.

desise

  • Gizli hile, oyun.

dibace / dîbâce / دیباجه

  • Giriş, önsöz. (Farsça)

duhul / duhûl / دخول

  • Girme, katılma, gelme.
  • Girme, dahil olma.
  • Girme.
  • Giriş, içeri girme. (Arapça)
  • Duhûl etmek: Girmek, içeri girmek. (Arapça)

duhuliye / duhûliye / دخوليه

  • Giriş ücreti. (Arapça)

ehl-i gıybet

  • Gıybet eden, arkadan çekiştiren kimseler.

elbise / البسه

  • Giysiler. (Arapça)

elgıbta

  • Gıpta olunur, gıpta ederim.

elhannas / elhannâs

  • Gizli şeytan.

emr-i gaybi / emr-i gaybî

  • Gizli emir.

emval-ibatına / emvâl-ibâtına

  • Gizlenmesi mümkün olan altın, gümüş ve ticâret eşyâsı cinsinden olan zekât malları.

esbab-ı inkişaf / esbâb-ı inkişaf

  • Gizli kalmış hakikatlerin ortaya çıkmasını sağlayan sebepler.

esrar-ı hafiyye

  • Gizli ve saklı sırlar.

esrarengiz / esrârengiz / esrârengîz / اسرارانگيز

  • Gizli ve sırlı olan.
  • Gizemli. (Arapça - Farsça)

esvab / esvâb / اثواب

  • Giyecekler.
  • Giysiler. (Arapça)

fenn-i iaşe / fenn-i iâşe

  • Gıda bilimi.

fikr-i muzmer

  • Gizli kalmış ve dışarı vurulmamış fikir.

fünun-u hafiye

  • Gizli ilimler.

fürce

  • Girilecek yer, delik.
  • Girecek yer, yarık.

fuzuh

  • Gizli işlerin zahir olup açığa çıkması.

gayb

  • Gizli, görünmeyen, belirsiz.

gaybet

  • Gıybet.

gayr-ı mahrem

  • Gizli olmayan.

gayr-i mahrem / غَيْرِ مَحْرَمْ

  • Gizli olmayan.
  • Gizli olmayan.

genc-i nihan

  • Gizli hazine.

gıbta-aver / gıbta-âver

  • Gıbta ettiren, imrendiren. (Farsça)

gıbta-ferma / gıbta-fermâ

  • Gıpta verici, imrendirici. (Farsça)

gıda-bahş

  • Gıda veren, besleyen.

gıdai / gıdaî

  • Gıdayla ilgili.
  • Gıda olabilen. Gıda cinsinden.

gidişat / gidişât

  • Gidişler, işlerin yürüyüşü.

girizgah / girizgâh

  • Giriş yeri.

gıza

  • Gıda, besin.

haceb

  • Gırtlak.

hachace

  • Gizlenmek.

hafa / hafâ / خفا

  • Gizlilik. Gizli olmak. Saklılık.
  • Gizlilik, kapalılık.
  • Gizlilik.
  • Gizlilik.
  • Gizlilik. (Arapça)

hafagah / hafagâh / hafâgâh / خفاگاه

  • Gizlenilecek yer, gizlenme yeri, siper. (Farsça)
  • Gizlenilecek yer. (Arapça - Farsça)

hafaya / hafâyâ / خفایا

  • Gizli şeyler, sırlar.
  • Gizli şeyler. (Arapça)

hafi / hafî / خفى / خفي / خَف۪ي

  • Gizli.
  • Gizli, kapalı.
  • Usûl-i fıkıh ilminde, mânâsı açık olduğu hâlde söyleyenin maksadını ifâde etme husûsunda kapalı, gizli söz.
  • Tasavvufta âlem-i kebîrdeki beş latîfeden biri.
  • Gizli, saklı.
  • Gizli (Arapça)
  • Gizli.
  • Gizli.

hafiye

  • Gizli çalışan, casus.

hafiyy ü celi / hafiyy ü celî

  • Gizli ve âşikâr.

hafiyyat / hafiyyât / خفيات

  • Gizli şeyler. Gizlilikler.
  • Gizli şeyler. (Arapça)

hafiyye / خفيه

  • Gizli polis. (Arapça)

hafiyyen / خفيا

  • Gizlice, saklı olarak, gizliden. Aşikâr olmıyarak.
  • Gizlice. (Arapça)

hafiyyeten

  • Gizlice, gizli ve saklı olarak.

hakaik-i hafiye

  • Gizli hakikatler.

hall

  • Giren, dâhil olan. İnen.

halveti / halvetî

  • Gizliliğe önem veren bir tarikatın mensubu.

hançere

  • Gırtlak, boğaz.
  • Gırtlak.

hancere / حنجره

  • Gırtlak, hançere. (Arapça)

harc

  • Gider, vergi.

hasife / hasîfe

  • Gizlenen kin, hased ve düşmanlık.

haşş

  • Girmek, dühul etmek.

hediye-i gaybi / hediye-i gaybî

  • Gizli hediye.

helezon

  • Gittikçe daralan iç içe daireler.

hemanend / hemânend / همانند

  • Gibi. (Farsça)

hemçü / همچو

  • Gibi. (Farsça)

hemsen

  • Gizli sesle. Gizli ses. Savt-ı hafi.

henme

  • Gizli ses.

hesmele

  • Gizli söz.

hetmele

  • Gizli kelâm, gizli söz.

hibale-i telbisat

  • Gizli, kamufleli tuzak.

hıfz-ı gaybi / hıfz-ı gaybî

  • Gizli koruma.

hissiyat-ı hafiyye

  • Gizli hisler, duygular.

hoşreftar

  • Gidişi, yürüyüşü güzel. Güzel gidişli. (Farsça)

hükm-ü zımni / hükm-ü zımnî

  • Gizli, kapalı, örtülü hüküm.

hulul / hulûl

  • Girme, geçme.

hulul etmek / hulûl etmek

  • Girmek, yer etmek; bir cismin başka bir cisme girmesi, iki şeyin birleşmesi. Allahü teâlânın kula girmesi sûretiyle onun ilâhlaştığını kabûl edenlerin bozuk ve yanlış görüşü.

hüsn-ü mahfi / hüsn-ü mahfî

  • Gizli güzellik.

hutu'

  • Gitmek.

ictinan

  • Gizlenmek.

iddihal

  • Girme, duhul etme, dahil olma.

idgam

  • Gizleme.

idhal

  • Girme.

ifşa / ifşâ

  • Gizli olanı açıklama.

igtiyab

  • Gıybet etmek. Zemmetmek. Yermek.

ihfa / ihfâ / اخفا

  • Gizleme.
  • Gizleme, saklama.
  • Gizleme, saklama. (Arapça)

ıhmar

  • Gizli etmek, saklamak.

ıhtiba'

  • Gizlenmek, örtünmek.

ihtifa / ihtifâ / اختفا

  • Gizlenme. Saklanma.
  • Gizlenme.
  • Gizlenme. (Arapça)

ihtital

  • Gizli söylenen sözü dinleme. Kulak kabartma.

ikdam / ikdâm / اقدام

  • Girişim. (Arapça)

ikman

  • Gizleme, saklama, örtme.

iksa

  • Giydirmek. Giyecek vermek.

iktidar-ı kamin / iktidar-ı kâmin

  • Gizli güç.

iktiman

  • Gizlenme, saklanma.

iktisa / iktisâ / اكتسا

  • Giyinmek, giymek.
  • Giyinme.
  • Giyme, giyinme.
  • Giyinme, bürünme. (Arapça)
  • İktisâ etmek: Giymek (Arapça)

ilbas / ilbâs

  • Giydirme.

ima / îmâ / ا۪يمَا

  • Gizli işaret.

imaen / îmaen

  • Gizli ve ince bir mânâyı göstererek, işaret ederek.

imai / îmâî

  • Gizli işaret.

imza-yı gaybi / imza-yı gaybî

  • Gizli bir imza.

inhifa

  • Gizlenip saklanma.

inkitam

  • Gizli tutulma, saklı tutulma.

insilal

  • Gizlice savuma, sıvışma, sıyrılma.

işaret-i gaybiye / işâret-i gaybiye / اِشَارَتِ غَيْبِيَه

  • Gizli işaret.

islab

  • Giderme, selbetme. Kapıp götürme.

istibtan

  • Gizliliğe, bir kimsenin iç işlerine vakıf olmak.

istihfa'

  • Gizlenme, saklanma.

istiknan

  • Gizlenme, saklanma.

istiktam

  • Gizlemeğe çalışma. Saklamak için uğraşma.

istinbat etmek

  • Gizli mânâyı ortaya çıkarmak.

istitar

  • Gizlenme, perdelenme.

iyab ü zehab

  • Gidiş - geliş.

iyabüzihab / iyâbüzihâb / عياب و ذهاب

  • Gidiş geliş. (Arapça)

izaa-i esrar

  • Gizli sırları açığa vurma, açıklama.

izale / izâle / ازاله / اِزَالَه

  • Giderme, def etme, yok etme.
  • Giderme, ortadan kaldırma.
  • Giderme.
  • Giderme.
  • Giderme.

izale eden

  • Gideren, ortadan kaldıran.

izale etme / izâle etme

  • Giderme, ortadan kaldırma.

izmar / izmâr

  • Gizleme, saklama.

kabil / kâbil / kabîl / قبيل

  • Gibi, tür, çeşit.
  • Gibi, benzeri. (Arapça)
  • Kâbil olmak: Mümkün olmak, elvermek. (Arapça)

kābil / kābîl / قَابِلْ

  • Gibi.

kahin / kâhin

  • Gizli şeyleri bildiğini iddiâ eden. Falcı.

kalori

  • Gıdaların vücuda ısı vermesi bakımından değeri.

kamine / kâmine

  • Gizli, belirsiz olan.

kamuflaj

  • Gizlenme, örtme. Aldatma gayesiyle yapılan tertibat. Daha ziyade harp zamanlarında araçlar ile insanların, bulundukları mekâna göre kılığa girmeleri. (Fransızca)

kasd-ı mahsus

  • Gizli ve özel maksat.

katib-i sırr / kâtib-i sırr

  • Gizli şeyler yazdırılan kâtip, sır kâtibi.

kelam-ı mahrem / kelâm-ı mahrem

  • Gizli kelâm. Mahrem söz.

kemn

  • Gizlemek, gizlenmek.

kemy

  • Gizlemek, ketmetmek.

kenz-i mahfi / kenz-i mahfî

  • Gizli hazine.
  • Gizli hazine.

keşf-i raz / keşf-i râz

  • Gizli bir şeyi meydana çıkarma.

keşfetmek

  • Gizli birşeyi ortaya çıkarmak.

keşif

  • Gizli ve bilinmeyen birşeyin ortaya çıkarılması, buluş.

keşşaf zaman

  • Gizli şeyleri ortaya çıkaran zaman, keşfedici zaman.

ketm / كتم

  • Gizleme.
  • Gizleme, sır tutma, söylememe.
  • Gizleme, saklama. (Arapça)

ketmetmek

  • Gizlemek.

kin

  • Gizli düşmanlık.
  • Gizli düşmanlık. Garaz. Buğz. Adâvet. (Farsça)
  • Gizli düşmanlık.

kin-i muzmer / kîn-i muzmer

  • Gizli kin.
  • Gizli kin.

kinedar / kinedâr

  • Gizli düşmanlık besleyen.

kisve / كسوه / كِسْوَه

  • Giyecek. Nafaka vermekle vazîfeli kimsenin bakmakla mükellef bulunduğu kimselere te'min etmekle yükümlü olduğu giyecek.
  • Giysi. (Arapça)
  • Giyecek.

kıyas-ı hadsi-i hafi / kıyas-ı hadsî-i hafî

  • Gizli olan hükmün illetine (sebebine) güçlü bir sezgi ile (zihnin hemen intikali olan hads ile) ulaşmak sûretiyle yapılan kıyas; yani peygamberlik sebebi olan bütün peygamberlerdeki esasların Peygamber Efendimizdeki (a.s.m.) esaslar ile kıyaslanmasıdır ki, zihin bu esasların Peygamber Efendimizde da

kıyas-ı hafi

  • Gizli, belirsiz kıyam.

kubun

  • Gitmek.

künuz-u mahfiye / künûz-u mahfiye

  • Gizli hazineler.
  • Gizli hazineler.

kut / kût

  • Gıda.
  • Gıda, azık.
  • Gıda.

labis / lâbis / لابس

  • Giyinmiş. Giyen.
  • Giyen, giyinen.
  • Giyinmiş.
  • Giyen. (Arapça)
  • Lâbis olmak: Giymek. (Arapça)

lahn-ı hafi / lahn-ı hafî

  • Gizli hatâ olup, ancak tecvîd ilmi ile uğraşanlar bilir.

ledün

  • Gizli ilim, marifetullah.

libas / لباس

  • Giysi. (Arapça)

lübs

  • Giyme.

mahfi / mahfî / مخفى / مَخْف۪ي

  • Gizli.
  • Gizli.
  • Gizli, saklı.
  • Gizli, saklı.
  • Gizli. (Arapça)
  • Gizli.

mahfiyat / mahfiyât / mahfîyât

  • Gizlilikler, gizli şeyler.
  • Gizlilikler, gizli olanlar.

mahfiyat-ı san'at

  • Gizli san'atlar.

mahfiyyen / مخفيا

  • Gizlice. Gizli ve saklı olarak.
  • Gizlice. (Arapça)

mahrem / مَحْرَمْ

  • Gizli olan, herkese söylenmeyen, gizli sır.
  • Gizli, yasak, başkasına haram olan, evlenilmesi haram olan akraba.
  • Gizli.

mahrem-i esrar

  • Gizli sırlara vakıf olan çok yakın kimse. Gizli sır söyleyen kimse.

mahremane

  • Gizli ve saklı olarak. Mahrem bir tarzda. (Farsça)

mahremiyet / مَحْرَمِيَتْ

  • Gizlilik.

mahremiyyet

  • Gizlilik. Mahrem olma hali.

mahy

  • Gidermek.

manend / mânend / مانند

  • Gibi. (Farsça)

masarifat / masârifât

  • Giderler.

masraf

  • Gider, harcama.

medhal

  • Giriş.
  • Giriş, etki.

mehmuse / mehmûse

  • Gizli okunan harfler.

mehmusen

  • Gizli olarak.

mekmun

  • Gizli. Saklı.

meknun / meknûn

  • Gizli, örtülü.
  • Gizli, saklı.

meknuz / meknûz

  • Gizli define.

mektum / mektûm / مكتوم

  • Gizli, saklı.
  • Gizli, saklı.
  • Gizli. (Arapça)

melabis / melâbis / ملابس

  • Giysiler. (Arapça)

melbes

  • Giyecek şey. Elbise.
  • Giyim kuşam.

melbes ü me'kel

  • Giyecek ve yiyecek.

melbusat / melbusât / melbûsat / melbûsât

  • Giyilecek şeyler. Elbiseler.
  • Giyecekler, elbiseler.
  • Giyecekler.

meslek

  • Gidilen yol, usul.

meşreben

  • Gidişatça.

mevadd-ı gıdaiye / mevadd-ı gıdâiye

  • Gıda maddeleri.

meyelan-ı gıybet / meyelân-ı gıybet

  • Gıybete meyletme, başkalarının ardından konuşma eğilimi.

mezheb

  • Gitmek, tâkib etmek, gidilen yol. Mutlak müctehîd denilen dinde söz sâhibi âlimlerin, müslümanların yapmaları gereken hususlarla ilgili olarak dînî delîllerden (Kur'ân-ı kerîm, hadîs-i şerîfler ve İcmâ'dan) hüküm çıkarma usûlleri ve çıkarıp bildirdik leri hükümlerin hepsi.
  • Gidilen yol, dinin esaslarında aynı ayrıntılarında farklı görüşler.

misali / misâli

  • Gibi. (Arapça - Türkçe)

misillu / misillû

  • Gibi, benzer.
  • Gibi, benzer, eş değer.

misillü

  • Gibi, benzeri.
  • Gibi. (Arapça - Türkçe)

mu'teref

  • Gizlenmeyip söylenmiş. İtiraf olunmuş.

mu'tezim

  • Giden, i'tizam eden.

muavenet-i gaybiye

  • Gizli yardım.

müda'mes

  • Gizli, saklı.

müdahale / müdâhale / مُدَاخَلَه

  • Girme, karışma.

müdahmes

  • Gizli, saklı.

müdehmes

  • Gizli, saklı.

mudiyyen

  • Giderek, geçerek.

mugaddi / mugaddî

  • Gıdalı, besleyici.

mugaddilik / mugaddîlik

  • Gıdalı olma, besleyicilik.

mugayyebat

  • Gizli, görünmez şeyler.

mugayyebe

  • Gizli şey. Görünmeyen ve saklı olan nesne.

mugtab

  • Gıybet söyleyici, gıybet eden.

mugtebıt

  • Gıbta olunmuş, hâli iyi olan kimse.

muhtefi

  • Gizlenen.

mukaddeme / مُقَدَّمَه

  • Giriş, başlangıç.

müktinn

  • Gizlenen, saklanan. Başkasınca gizlenip saklanmış olan.

münasebat-ı dakika-i hafiye / münâsebât-ı dakika-i hafiye

  • Gizli ve ince münasebetler, bağlantılar.

münasebat-ı hafiye / münâsebât-ı hafiye

  • Gizli münasebetler.

münasebat-ı hafiyye / münâsebât-ı hafiyye

  • Gizli münasebetler, bağlantılar.

münasebet-i hafiye

  • Gizli münasebet, ilişki.

müntemis

  • Gizlenen, saklanan. Gizli.

müsavat-ı zımniye

  • Gizli eşitlik.

müstetir

  • Gizli, örtülü.
  • Gizlenen, gizli, saklanan, saklı.

mütecessis / مُتَجَسِّسْ

  • Gizlice araştıran.
  • Gizlilikleri araştıran.

mütecessisane / mütecessisâne

  • Gizli şeyleri öğrenmeğe çalışarak. Merakla. Mütecessis bir tarzda. (Farsça)

mütegaddi

  • Gıdalanan, gıda alan. Beslenen.

mütegazzi

  • Gıdalanan, tagaddi eden.

mütekellim-i alim / mütekellim-i alîm

  • Gizli ve âşikâr her şeyi bilen ve kendi Zâtına lâyık şekilde konuşan Allah.

mütelebbis / متلبس

  • Giyinmiş, takınmış.
  • Giyinmiş.
  • Giyinmiş, kuşanmış. (Arapça)

müteşebbis

  • Girişimci.

mütezayid

  • Gittikçe artan, çoğalan.

muzmer / مُضْمَرْ

  • Gizli, saklı, örtülü. İzmar edilmiş. İçinde saklı kalmış.
  • Gizli, saklı.
  • Gizli, örtülü, saklı, dışarıya vurulmamış, içte gizli.
  • Gizli, saklı.
  • Gizli.

na-refte

  • Gidilmemiş, geçilmemiş. Kimsenin gidip geçmediği yer. (Farsça)

nagm

  • Gizli kelâm, gizli söz.

nakreşe

  • Gizli his.

neb'

  • Gizli ses.

nefi / nefî

  • Giderici, yok eden, olumsuz yapan.

nesayih-i hafiye / nesâyih-i hafiye

  • Gizli nasihatler, dersler.

nihan / nihân

  • Gizli, saklı.
  • Gizli, saklı.

nihani / nihanî

  • Gizlilik, saklılık. (Farsça)

nisbet-i hafiye

  • Gizli bağ.

nühüftegi / nühüftegî

  • Gizlilik, saklılık. (Farsça)

paberikab / pâberikâb / پابركاب

  • Gitmek üzere, hareket etmek üzere. (Farsça - Arapça)

pak-meşreb

  • Gidişi, yaratılışı temiz. İyi huylu olan.

pejuhende

  • Gizli şeyleri araştıran. Mütecessis. (Farsça)

penam

  • Gizli, saklı. Örtülü. (Farsça)

perde-i hafa / perde-i hafâ

  • Gizlilik perdesi.

pinhan / pinhân / پنهان

  • Gizli, saklı, hafi, mahfi, mestur, müstetir. (Farsça)
  • Gizli.
  • Gizli, saklı.
  • Gizli, saklı. (Farsça)

puş / pûş / پوش

  • Giyen, örten. (Farsça)

raz-ı nihan

  • Gizli tutulan sır.

razan

  • Gizli sırlar, gizlilikler. (Farsça)

recüle

  • Giyiniş ve hareketleriyle kendini erkeklere benzeten kadın.

reft / رفت

  • Gidiş. (Farsça)

reftar / reftâr

  • Gidiş, salınarak yürüyüş. (Farsça)
  • Gidiş.

refte

  • Gitmiş. (Farsça)

refte refte

  • Git gide, azar azar. (Farsça)

reften

  • Gitmek. (Farsça)

reh-i narefte

  • Gidilmemiş yol.

remiz

  • Gizli bir mânâyı ince bir işaretle gösterme.

reşk-saz

  • Gıpta ettiren, imrendiren. (Farsça)

revan / revân / رَوَانْ

  • Giden, akan.
  • Giden, yürüyen.

rikz

  • Gizli söz.

rizz

  • Gizli ses.

ruberah

  • Gitmeğe hazır, yüzü yola doğru. (Farsça)

rumuz / rumûz

  • Gizli anlamlar.

sadegi-i libas / sadegî-i libas

  • Giyim sadeliği.

salik / sâlik

  • Giden, yürüyen.

sarfiyat / sarfiyât / صَرْفِيَاتْ

  • Giderler.

şayan-ı gıbta ve hayret / şâyân-ı gıbta ve hayret

  • Gıpta ve hayrete lâyık.

sedd-i mahfi / sedd-i mahfî

  • Gizli sed, yığınak.

sek'

  • Gitmek.

setr-i gayb

  • Gizlilik perdesi.

sevb / ثوب

  • Giysi. (Arapça)

seyr ü sefer

  • Gidiş-geliş, dolaşma.
  • Gidiş geliş. Trafik.

seyrüsefer

  • Gidiş geliş, yolculuk.

şifre

  • Gizli işaretlerle yazılan yazı.

sinsi

  • Gizli ve kurnaz bir şekilde kötülük için yapılan şey.

sır

  • Gizli gerçek, gizem.
  • Gizlilik, gizli bilgi, kalbî bir his.

şirk-i hafi / şirk-i hafî / شِرْكِ خَف۪ي

  • Gizli şirk; riyâ.
  • Gizli şirk, ortak koşma.
  • Gizli şirk, riyâkârlık.

sırr / سر

  • Giz, sır. (Arapça)

sırr-ı gaybi / sırr-ı gaybî

  • Gizli sır; önceden bilinmeyen sır.

sırr-ı mahrem

  • Gizli sır.

sırran

  • Gizli olarak, gizlice.
  • Gizli olarak, gizlice.

sırran tenevveret

  • Gizli ve sır perdesi altında parlama, hizmeti yaygınlaştırma.

sırren tenevveret

  • Gizli ve sır perdesi altında parlama ve hizmeti yaygınlaştırma.

sırren ve cehren

  • Gizli ve açık olarak.

sivad

  • Gizli söz, sır.

siyab / siyâb / ثياب

  • Giysiler. (Arapça)

siyer

  • Gidişler, yollar, Peygamberimizi anlatan kitap.
  • Gidişât. Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellemin hayâtını, güzel ahlâkını, üstün vasıflarını anlatan ilim dalı; bu hususta yazılmış kitab.

sür'at-i seyr

  • Gidiş hızı.

suret-i telebbüs

  • Giyinme şekli, biçimi.

süvba'

  • Gittikten sonra yine dönmek.

tabaka-i mesturiyet

  • Gizlilik tabakası.
  • Gizlilik tabakası. Örtülü oluş.

tagaddi / tagaddî

  • Gıdalanma, beslenme.
  • Gıda alma, beslenme.

tarik-i hafa / tarîk-i hafâ

  • Gizli olarak zikir yapılan tarikat.

tarz-ı kıyafet

  • Giyim şekli.

tarz-ı libas

  • Giyim tarzı.

tasaddi / tasaddî / تصدی

  • Girişme, başlama, el atma. (Arapça)
  • Tasaddî etmek: Girişmek, başlamak, el atmak. (Arapça)

tayın

  • Gıda, ekmek, yiyecek.

tazarru'en ve hufyeten

  • Gizlenip saklanarak.

tecessüs

  • Gizlice araştırma.
  • Gizlice araştırma.

tecessüskar / tecessüskâr

  • Gizliden araştıran, meraklı. (Farsça)

tedellüs

  • Gizlenme, ihtifâ etme.

tedricen / tedrîcen / تدریجا

  • Gitgide, adım adım, yavaş yavaş. (Arapça)

tegaddi

  • Gıdalanma, beslenme.

tegaddi eden

  • Gıdalanan, beslenen.

tegaddi etmek / tegaddî etmek

  • Gıdalanmak, beslenmek.

teheshüs

  • Gizli ses.

tekammus

  • Giyinme, gömlek giyme.

telbis

  • Giydirme.

telebbüs / تلبس / تَلَبُّسْ

  • Giyinme, giyim.
  • Giyinme.
  • Giyinme. (Arapça)
  • Giyinme.

terkibat-ı nisbet-i hafiye

  • Gizli düşünce ve tasavvurlardan meydana gelen terkibler.

teşebbüs / تشبث

  • Girişme, girişimde bulunma.
  • Girişim. (Arapça)
  • Teşebbüs etmek: Girişmek, girişimde bulunmak. (Arapça)

teşebbüsat / teşebbüsât / تشبثات

  • Girişimler.
  • Girişimler. (Arapça)

tesettür etmek

  • Gizlenmek.

testir

  • Gizleme, saklama, setretme, örtme.

tevari

  • Gizlenme, kaybolup göze görünmeme.

ticaret-i hafiye

  • Gizli ticaret.

tılsım / طلسم

  • Gizli sır, şifre.
  • Gizli sır.

tırak

  • Gitmek.

türab-ı hafa / türab-ı hafâ

  • Gizlilik toprağı.

turuk-u hafiyye

  • Gizli tarikler, yollar, tarikatlar. Gizli zikir yapan tarikatlar.

ükile

  • Gıybet.

ulum-u esrariye / ulûm-u esrariye

  • Gizli ilimler.

ulum-u hafiye / ulûm-u hafiye

  • Gizli ilimler. Ancak veraset-i Nübüvvet muhakkiklerince veya bir kısım hakikatların esrarına vakıf âlimlerce bilinen ilimler.
  • Gizli ilimler, ancak peygambere ve bir kısım hakikatlerin sırlarını bilen alimlerce bilinen ilimler.

ürd

  • Gibi, benzer. (Farsça)

üssü'l-esas-ı meslek

  • Gidilen, sülûk edilen yolun temel prensibi.

vakıf-ı esrar / vâkıf-ı esrar

  • Gizli şeyleri, sırları bilen.

vakıf-ı esrar-ı sübhan / vâkıf-ı esrar-ı sübhân

  • Gizli sırları bilen, her türlü eksiklikten sonsuz derecede yüce olan Allah.

var / vâr / وار

  • Gibi, benzer. (Farsça)

vari / vârî / واری

  • Gibi. (Farsça)

veş / وش

  • Gibi (mânâsına teşbih edatı.) Mah-veş : Ay gibi. (Farsça)
  • Gibi. (Farsça)

veznedar / veznedâr / وزنه دار

  • Gişe görevlisi. (Arapça - Farsça)

vücub-u teşebbüs

  • Girişimin gerekliliği.

vüluc

  • Girme, sokulma, duhul etme.

vürud / vürûd / ورود

  • Giriş, geliş. (Arapça)
  • Vürûd etmek: Girmek, gelmek. (Arapça)

zahib / zâhib

  • Giden, gidici.

zahip olmak

  • Gitmek, bir görüş veya fikre kapılmak.

zahr-ı gayb

  • Gıyabında, kendisi hâzır olmadan.

zalik

  • Giden, gidici.

zehab

  • Gitme.
  • Gitme, bir fikre kapılma.

zehap

  • Gitme; bir düşünce ve fikire sahip olma.

zemm-i zımni / zemm-i zımnî

  • Gizliden ayıplama, dolaylı kötüleme.

zerrat-ı gıdaiye

  • Gıda zerreleri, gıdalı zerreler.

zevah

  • Gitmek.

zımnen / ضِمْنًا

  • Gizli olarak, îmâ ile.

zımnen cemiyet

  • Gizli cemiyet, dernek.

zımni / zımnî / ضِمْن۪ي

  • Gizli, örtülü.
  • Gizli olarak, içten içe.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR