LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te gezi ifadesini içeren 72 kelime bulundu...

as'as / as'âs

  • Gece çok gezip dolaşan kimse.
  • Kurt.

asc

  • Gezi topluluğu.

ass

  • Gece gezip dolaşmak.

baru / bârû

  • Kale duvarı, tabyanın gezinti yeri, hisar burnu, sur. (Farsça)
  • Sığınak, siper. (Farsça)

beray-ı tenezzüh / berây-ı tenezzüh

  • Tenezzüh için, gezinti için.

bervaze

  • Gezinti için hazırlanan yemek. (Farsça)

cevelan / cevelân / جولان

  • Dolaşma, gezinti. (Arapça)
  • Cevelân etmek: (Arapça)
  • Dolaşmak, akmak. (Arapça)
  • Gezinmek. (Arapça)

cevelangah / cevelângâh / جولانگاه

  • Gezip dolaşılan yer.
  • Gezip dolaşılan yer. Cevelân yeri. Tâlim meydanı.
  • Gezinti yeri, mesire yeri. (Arapça - Farsça)
  • Dolaşım yeri. (Arapça - Farsça)

devr-i alem / devr-i âlem

  • Dünya seyahati, dünya gezisi, dünyayı gezmek.
  • Dünya seyahati, gezisi.

devr-i ebvab

  • Kapı kapı gezip dolaşmak.

devriy

  • (Devriyye) Geceleri gezen kol takımı, gezici karakol.
  • Bülbül, karatavuk, sığırcık ve bu gibi kuşların dahil olduğu sınıf.

ebrkar / ebrkâr

  • Şaşkın, sersem, ne yapacağını bilmeyen adam. (Ebr'in "bulutun" yerinde durmayıp gezici olmasından kinâye olarak, bu mânayı aldığı sanılmaktadır.) (Farsça)

ecsam-ı camide-i seyyare / ecsâm-ı câmide-i seyyâre

  • Gezici ve cansız gök cisimleri.

ecsam-ı seyyare / ecsâm-ı seyyare

  • Gezici cisimler.

efuk

  • Gezi ufanmış ok.

fukve

  • (Çoğulu: Fukâ) Ok gezi.

füvk

  • (Çoğulu: Efvâk) Ok gezi.
  • Rum meliklerinden birinin adı.

geşt / گشت

  • Dolaşma, gezinti. (Farsça)

geşt ü güzar / geşt ü güzâr

  • Gezip tozma, gezme.

geştügüzar / geştügüzâr / گشت و گزار

  • Dolaşma, gezinti, gezip tozma. (Farsça)

gülgeşt

  • (Gül-geşt) Gül gezintisi, gül seyri. (Farsça)

güverte

  • Geminin anbar veya kamaralarının üstü, gezilecek kısmı.

hareket-i ruhaniye

  • Ruhen yapılan gezinti ve hareket.

i'tisas

  • Gece gezip dolaşma, devriye vazifesini görme.

kale-i seyyar

  • Gezici kale.

küzr

  • Yay gezi.

medrese-i seyyare

  • Gezici medrese; seyyar okul.

menzehe

  • Gezinti yeri.

mescid-i seyyar / mescid-i seyyâr / مَسْجِدِ سَيَّارَ

  • Gezici mescid.
  • Gezici mescid.

mesire / mesîre / مسيره / مَس۪يَره

  • Seyredilecek, gezilecek yer. Tenezzüh ve gezme yeri.
  • Seyir.
  • Seyredilecek, gezilecek yer.
  • Gezinti yeri.
  • Gezinti yeri. (Arapça)
  • Gezinti yeri.

mesiregah / mesiregâh / mesîregâh

  • Gezinti yeri.
  • Gezinti yeri.

mesken-i seyyar

  • Gezici yer, mekân.

mevcudat-ı seyyare / mevcudât-ı seyyare / مَوْجُودَاتِ سَيَّارَه

  • Gezici varlıklar.

müteferric

  • (Çoğulu: Müteferricîn) (Ferc. den) Gezinen, dolaşan. Gezip eğlenmeğe giden.

müteferricin / müteferricîn

  • (Tekili: Müteferric) Gezinenler, dolaşanlar, hava almağa eğlenmeğe gidenler.

mütenezzih

  • Tenezzüh eden, gezip eğlenen.
  • Tenezzüh edip düşünen.
  • Nezih, temiz olan.

mütenezzihane / mütenezzihâne

  • Tenezzüh edercesine, gezip eğlenircesine. Mütenezzihcesine. (Farsça)

mütenezzihat / mütenezzihât

  • (Tekili: Mütenezzih) Gezintiye, tenezzüh etmeğe çıkanlar.
  • Tenezzüh edip düşünenler.
  • Temize çıkanlar.

mütenezzihin / mütenezzihîn

  • (Tekili: Mütenezzih) Gezintiye çıkanlar, tenezzühe çıkanlar.

nücum-u seyyare

  • Seyyar, gezici yıldızlar.

nüzhet / نزهت

  • Gezinti, gezip dolaşma. (Arapça)

nüzhet-gah / nüzhet-gâh

  • Seyir yeri, gezinti, eğlence yeri.

nüzhetgah / nüzhetgâh

  • Gezi ve dinlenme yeri.

pervaze

  • Kır gezisi için hazırlanan yemek. (Farsça)
  • Altun ve gümüş yaprakların kırıntısı. (Farsça)

piyade

  • Narin yapılı bir çeşit kayık adıdır. Eskiden ekseriyetle İstanbul ve civarında kullanılan bu kayıklar, pek makbul gezinti vasıtası idi.
  • Ask: Orduda tüfekle teçhiz edilmiş olan ve muharip sınıfların asli unsuru bulunan efrada da bu ad verilir. Yaya askeri.
  • Yaya.

sayfiye

  • Yazlık. Gezinecek ve yazın yaşanacak yer.

sefer

  • Yolculuk, seyahat, gezi. Savaşa gitme. Savaş, muharebe.

seyahat / seyâhat / سياحت

  • Yolculuk, gezi.
  • Gezme, gezinti.
  • Gezi. (Arapça)

seyehan

  • Gezi, seyahat.
  • Gölgenin güneşle birlikte dönmesi.

seyeran / seyerân

  • Gezinme.
  • Seyahat, gezinme.

seyir

  • Yolculuk, gezinti.

seyr / سير

  • Yürüyüş.
  • Eğlenme ve ibret için bakma. Gezip görme.
  • Görülecek şey ve yer.
  • Uzaktan bakıp karışmama.
  • Yolculuk.
  • Etrafa bakınarak gezinme.
  • Seyir. (Arapça)
  • Yürüme. (Arapça)
  • Gezi. (Arapça)
  • İzleme. (Arapça)
  • Seyr etmek: İzlemek. (Arapça)

seyr ü seyahat etme

  • Gezip dolaşma.

seyr-i ruhani / seyr-i ruhânî / seyr-i rûhânî

  • Ruhanî ve mânevî âlemlerdeki seyir, ruhî gezinti.
  • Ruhanî ve mânevî âlemlerdeki seyir, ruhî gezinti.

seyran / seyrân / سيران

  • (Aslı: Seyeran) Gezme, gezinme. Bakıp görme.
  • Hareket etme.
  • Açılma, ferahlanma, teferrüc.
  • Gezinti.
  • Gezinme. (Arapça)

seyrangah / seyrangâh / سيرانگاه

  • Güzel manzaralı gezinti yeri.
  • Gezinti yeri.
  • Gezinti yeri. (Arapça - Farsça)

seyrangah-ı daimi / seyrangâh-ı daimî

  • Devamlı gezinti yeri.

seyrüsefer

  • Gezinti ve yolculuk.

seyyahin / seyyahîn

  • (Seyyahûn) Seyyahlar. Gezip âlemi seyredenler. Turistler, dolaşanlar, gezenler.

seyyar / seyyâr / سَيَّارْ

  • Hareketli, gezici.
  • Gezici.

seyyar medrese

  • Gezici, seyyar okul.

siyahat

  • (Seyyehân - Siyâh - Süyuh) İbret, terehhüb ve ibadet için yer yüzünde gezip yürümek. (Dervişlerin seyahatı bundandır.)

sufar

  • Ok gezi. (Farsça)
  • İğne deliği. (Farsça)

teferruc

  • (Ferec. den) Ferahlanmak. İç açılmak.
  • Gezintiye çıkmak. Seyr.

teferrüc / تفرج

  • Gezinti. (Arapça)

teferrücgah / teferrücgâh / تفرجگاه

  • Gezinti yeri. (Arapça - Farsça)

tefvik

  • Tar: Okçulukta, yayın sol el ile yukarıya kaldırılması.
  • Okun gezini yayın kirişine koymak.

temaşagah / temaşagâh

  • Gam ve kederi defetmek için gezip seyredilecek yer. Eğlence mahalli. (Farsça)

temeşşi etmek / temeşşî etmek

  • Gezinmek, yürümek.

tenezzüh / تنزه / تَنَزُّهْ

  • Uzaklaşmak.
  • Gezinti. Bağ ve bahçe gibi yerlere gam ve kederi izale için çıkmak.
  • Kusur, pislik ve ayıptan uzak olmak.
  • Gezinti.
  • Temizlik, gezinme.
  • Gezinti. (Arapça)
  • Tenezzüh etmek: Gezinti yapmak, gezinmek. (Arapça)
  • Gezinti.

tenezzühgah / tenezzühgâh

  • Seyir ve gezinti yeri.
  • Gezinti yeri.

vasıta-i seyir

  • Gezinti aracı.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR