LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te geze ifadesini içeren 68 kelime bulundu...

aba' / âbâ' / آباء

  • Babalar. (Arapça)
  • Gezegenler. (Arapça)

ameysel

  • Arslan.
  • Şişman, büyük deve.
  • Kaftanını yere sürüyerek gezen tembel kimse.
  • Uzun kuyruklu geyik.
  • Enli nesne.
  • Kerim, şerif nesne.

asakir-i seyyare

  • Gezegen denen askerler.

avare

  • Başıboş, serseri, boş gezen. İşsiz güçsüz. (Farsça)

bad-peyma

  • Başıboş, boş gezen, âvâre, serseri. (Farsça)

bahr-i muhit-i havai / bahr-i muhit-i havâî

  • Hava okyanusu; yıldızların, gezegenlerin içinde dolaştığı geniş feza denizi.

bercis

  • Müşteri denilen gezegen.
  • Bol sütü olan deve.

berid-i felek

  • Satürn (Zühal) gezegeni.

caibe

  • (Çoğulu: Cevâib) Halkın ağzında gezen haber.

cevaib

  • Halk arasında gezen haberler.

cevelan eden / cevelân eden

  • Dolaşan, gezen.

cihan-gerd

  • Dünyayı dolaşan, cihanı gezen. (Farsça)

cihan-nevred

  • Cihanı gezen, dünyayı dolaşan. (Farsça)

dabure

  • Yer yüzünde gezen hayvanât.

deh-sal

  • Gezegen, seyyare, yıldız. (Farsça)

derya-neverd

  • Denizde dolaşan, denizde gezen. (Farsça)

devende

  • Seyyah. Seyahat eden, gezen, dolaşan. (Farsça)

devriy

  • (Devriyye) Geceleri gezen kol takımı, gezici karakol.
  • Bülbül, karatavuk, sığırcık ve bu gibi kuşların dahil olduğu sınıf.

devvar

  • Durmayıp dönen, devreden. Devredip gezen.
  • Gerdân.
  • Kâbe-i Muazzama'nın bir adı.
  • Haremden alıp beraber tavaf edilen taş.

effak

  • Ticaret için bütün dünyayı dolaşıp gezen tüccar adam.

eflak / eflâk

  • Felekler, gökler.
  • Her gezegene ait gök tabakaları.

enahid

  • Venüs gezegeni. Zühre seyyaresi. (Farsça)

erendiz

  • Müşteri gezegeni. Jüpiter yıldızı.

ferengis / ferengîs

  • Zühre yıldızı, Venüs gezegeni, çoban yıldızı. (Farsça)

giti-neverd / gîtî-neverd

  • Dünyayı gezen, dünyayı dolaşan. (Farsça)

heft-ahter

  • Yedi gezegen. Yedi seyyâre. (Farsça)

hindu

  • Satürn (Zühal) gezegeni. (Farsça)
  • Benek, ben. (Farsça)
  • Hind'in Brahman ahalisinden olan. (Farsça)
  • Hindliler gibi pek esmer adam. (Farsça)

hubesa

  • (Tekili: Habis) Habisler, pis şeyler.
  • Abdestsiz, gusülsüz gezen pis kâfirler.

hükema-i meşaiyyun / hükemâ-i meşaiyyun

  • Aristo felsefesi yolunda olan ve derslerini gezerek veren meşaiyyun filozofları.

hüsn-ü ta'lil

  • Edb: Herhangi bir hâdisenin hakiki sebebini saklayarak, güzel ve hayalî bir sebep göstermeye hüsn-ü ta'lil denir. Bu gösterilen sebep hakiki olmamalı, fakat güzel olmalıdır.Bağ-ı âlemde yüzün menendi bir gül isteyüp.Cüst ü cu idüp gezer gülzarı bülbül şah şah. (Fatih Sultan Mehmed)Bülbülün, gül bahç

ictima-i a'zam

  • Ast: Bir çok gezegenin burç mıntıkalarının aynı noktasına tesadüf etmiş gibi görünmeleri.

ictima-i sakineyn / ictima-i sâkineyn

  • İki sessiz harfin yanyana bulunması.
  • Ast: İki gezegenin yan yana gelmesi.

idbar

  • Geriye gitmek. Geri dönmek.
  • İşlerin ters gitmesi.
  • Talihsizlik.
  • Bir gezegenin diğer oniki burcun tertibine zıt olarak hareketi. (Asıl tertibe göre gitmesine de ikbal denir.)

ihtirak

  • Yanmak, tutuşmak, yanıp kül olmak.
  • Koz: Bir gezegenin güneşe yaklaşması.

iktiran-ı kevakib

  • Ast: İki gezegenin zâhiren birbirine yakın bir mevziye gelmeleri veya aynı burçta bulunmaları.

kevakib / kevâkib

  • Gezegenler,.

keyvan

  • Satürn (Zuhal) gezegeni. (Farsça)

kıran / قران

  • (Çoğulu: Kırânât) Yakınlık, mukarenet.
  • Ayrı iki şeyin birleşmesi.
  • İki gezegenin bir burçta bulunması.
  • Yakınlık.
  • İki gezegenin bir burçta bulunması.
  • Yakınlaşma. (Arapça)
  • İki gezegenin aynı burçta birbirine yaklaşması. (Arapça)

küre-i ahar / küre-i âhar

  • Başka gezegen.

mahrek

  • Koz: Bir gezegenin bir devrede üzerinden gittiği farzedilen dâirevi hat, hareket yeri. Mermi yolu.
  • Hareketli bir noktanın takip ettiği yol.
  • Bir gezegenin bir devrede üzerinden gittiği farzolunan dairevî hat, yörünge.

mahrek-i senevi / mahrek-i senevî

  • Bir gezegenin bir sene boyunca döndüğü daire, hareket yolu, yıllık yörüngesi.

medar

  • Sebeb, vesile.
  • Bir şeyin etrafında döneceği nokta. Bir şeyin devredeceği, üzerinde hareket edeceği yer.
  • Gezegenlerin gezerken hareket noktalarının çizdiği dâire. (Dünya, güneş etrafında seyrederken medar-ı senevîsi bir dâireyi andırır.)
  • Bir şeyin döneceği yer, etrafında hareket edilen nokta.
  • Yörünge, gezegenin güneş etrafında dönerken çizdiği daire.

merih

  • Bir gezegen.

meşşaiyyun

  • Meşşâiler. Derslerini gezerek veren, peygamberlere uymayarak yalnız akıl ve fikir ile hakikatı bulmaya çalışan ehl-i dalâlet. Dinsizlik yolunu açanlar, sadece akla itimad eden ve vahye tâbi olmayan imânsızlar.

müşteri

  • Jüpiter gezegeni.
  • Bir gezegen.

mütenezzih

  • Tenezzüh eden, gezen, seyreden.

nesimi küre / nesîmî küre

  • Atmosferi olan küre, yerküre gibi atmosferi olan gök cismi, gezegen.

neverd

  • Dönen, gezen, dolaşan. (Farsça)

nevred

  • Gezen, yol alan, dolaşan. (Farsça)

nücum-u seyyare

  • Gezen yıldızlar, gezegenler.

peşşegir

  • Sinek avlıyan. (Farsça)
  • Mc: İşsiz güçsüz, boş gezen kimse. (Farsça)

sa'd yıldızı

  • Jüpiter veya Çoban yıldızı da denilen Venüs gezegeni.

sair / sâir / سائر

  • Diğer. (Arapça)
  • Gezen. (Arapça)

sairfilmenam / sâirfilmenâm / سائر فى المنام

  • Uyurgezer. (Arapça)

sayibe

  • (Çoğulu: Siyeb) Adak için ayrılıp üstüne binilmeyen ve sütü içilmeyen dişi deve.
  • "Ümm-ül bahire" adı verilen ve peşpeşe üç dişi deve doğuran deve. Bu deveye de binilmez, sütü sağılmaz. Yabana salarlar, ölünceye kadar gezer.

seb'a-i seyyare

  • Yedi gezegen.

serseri

  • Ötede beride gezen, başı boş. İşi gücü olmayıp boşta dolaşan, haylaz, derbeder, avare. (Farsça)
  • Boş söz. (Farsça)

sevam

  • Yabanda otlayıp gezen hayvan.
  • (Tekili: Sâmme) Zehirli hayvanlar.

seyrfilmenam / seyrfilmenâm / سير فى المنام

  • Uyurgezer. (Arapça)

seyyah

  • (Siyâhat. tan) Seyahat eden, dolaşan, gezen. Turist, yolcu.

seyyahin / seyyahîn

  • (Seyyahûn) Seyyahlar. Gezip âlemi seyredenler. Turistler, dolaşanlar, gezenler.

seyyar / سيار

  • Bir yerde durmayıp yer değiştiren.
  • Gökte veyâ güneş etrâfında dolaşan yıldız. Gezegen.
  • Kervan, kafile.
  • Otomobil.
  • Dolaşan, gezen.
  • Taşınabilir. (Arapça)
  • Gezen. (Arapça)

seyyarat / seyyarât / seyyârât / سيارات

  • (Tekili: Seyyare) Seyyareler, gezegenler.
  • Seyyareler, gezegenler.
  • Gezegenler.
  • Gezegenler. (Arapça)

seyyarat-ı seb'a / seyyarât-ı seb'a

  • Yedi gezegen.

seyyare / seyyâre / سياره / سَيَّارَه

  • Gezegen.
  • Güneş etrafında dolaşan gezegen.
  • Gezegen.
  • Gezegen. (Arapça)
  • Gezegen.

sivil

  • Asker olmayan. (Fransızca)
  • Başı bozuk. (Fransızca)
  • Mülkî. (Fransızca)
  • Tebdil-i kıyafetle gezen polis. (Fransızca)
  • Medeni. (Fransızca)

süda

  • Kendi kendine çobansız gezen hayvan.
  • Bir şeyi kendi kolayına bırakmak.

utarid

  • Merkür, güneşe en yakın olan gezegen.
  • Araptan bir kabile adı.
  • Merkür gezegeni.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın