LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te genel ifadesini içeren 251 kelime bulundu...

adet-i kavmiye ve muhitiye / âdet-i kavmiye ve muhitiye

  • Yerel ve genel çerçevede âdet olan uygulama.

aff-ı umumi / aff-ı umumî

  • Genel af.

ağleb / اغلب

  • Çoğunlukla, genellikle, sık sık. (Arapça)

ağleben

  • Çoğunlukla, genellikle.
  • Ekseriyetle, genellikle.

ağlebi / ağlebî

  • Yaygın, genel.

aheng-i umumiye / âheng-i umumiye

  • Genel ahenk, uyum.

ahir zaman / âhir zaman

  • Dünyânın son zamânı, son devresi. Genel olarak Peygamber efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) teşriflerinden, özel olarak hicrî bin senesinden sonraki zaman.

ahlak-ı umumiye / ahlâk-ı umumiye

  • Genel ahlâk.

ahval-i umumiye / ahvâl-i umumiye

  • Genel haller, durumlar.

akide-i umumiye

  • Genele ait iman, inanç esasları.

akl-ı küll / عقل كل

  • Doğadaki genel uyum.
  • Cebrail.

alay

  • Genel olarak üç taburdan oluşan askerî birlik.

ale'l-ekser

  • Çoğunlukla, genellikle.

alelıtlak / alelıtlâk / على الاطلاق

  • Genellikle. (Arapça)
  • Rastgele. (Arapça)

alelumum / alelumûm / على العموم

  • Genellikle, bütünüyle.
  • Genellikle.
  • Genellikle, genelde, genel olarak. (Arapça)

amiriyet-i külliye / âmiriyet-i külliye

  • Genel âmirlik, emredicilik.

amm / âmm / عام

  • Umumi, genel.
  • Genel.
  • Umumî, genel.
  • Genel, yaygın. (Arapça)

amme / âmme

  • Genel, umumi.

ammeten

  • Umumi olarak, herkese ait olarak, genel tarzda.

amnezi

  • Psk. Hafıza kaybı, erken bunama, ihtiyarlık bunaması, histeri, beynin zedelenmesi gibi hâllerde meydana gelir. Hafıza kaybı kısmî veya umumi (genel) olabilir. Hasta, belli bir olaydan öncekini (retrofrat), yahut sonrakini (anterofrat) hiç hatırlamaz, yahut tamamen hafızasını kaybeder.

ankara emniyet-i umumi müdürü / ankara emniyet-i umumî müdürü

  • Ankara Emniyet Genel Müdürü.

ankara emniyet-i umumisi / ankara emniyet-i umumîsi

  • Ankara Emniyet Genel Müdürlüğü.

ankara emniyet-i umumiye müdürü

  • Ankara Emniyet Genel Müdürü.

arzu-yu umumi / arzu-yu umumî

  • Genel arzu; herkesin istediği.

bedel-i iştim'al / bedel-i iştim'âl

  • Geniş ve genel anlamlı bir sözün bir noktasını açıklayan cümle.

bil'umum

  • Bütün, genel olarak.

bilumum

  • Genel olarak, bütün, hep.

camiiyet-i lafziye / câmiiyet-i lâfziye

  • Sözün kapsamlılığı, çok geniş ve genel mânâları içine alması.

cazibe-i umumi / câzibe-i umumi

  • Genel çekim gücü.

cazibe-i umumi kanunu / cazibe-i umumî kanunu

  • Genel çekim kanunu.

cazibe-i umumi-i vatani / cazibe-i umumî-i vatanî

  • Vatana ait genel çekim gücü.

cazibe-i umumiye / câzibe-i umumîye

  • Genel çekim kanunu.

cazibe-i umumiye-i islamiye / câzibe-i umumiye-i islâmiye

  • İslâm dininin genel çekim gücü.

cazibe-i umumiye-i kainat / cazibe-i umumiye-i kâinat

  • Kainatın her yerinde olan genel çekim özelliği.

cebr-i umumi / cebr-i umumî

  • Genel zorlama, bütün herkesi zorlama.

cereyan-ı ahval

  • Hal ve durumların akışı, genel gidişatı.

cereyan-ı umumi / cereyan-ı umumî

  • Genel akış.

cereyan-ı umumiye / cereyan-ı umumîye

  • Genel cereyan, akım, hareket.

Deist

  • Deizm veya Yaradancılık, tüm dinleri reddeden tek Tanrı inancıdır. Deizm genel olarak Dünya'ya veya Evren'in işleyişine müdahale etmeyen tek tanrı olduğuna inanır.

Deizm

  • Deizm veya Yaradancılık, tüm dinleri reddeden tek Tanrı inancıdır. Deizm genel olarak Dünya'ya veya Evren'in işleyişine müdahale etmeyen tek tanrı olduğuna inanır.

desatir-i külliye

  • Her yerde ve konumda geçerli olan genel kurallar, prensipler, kanunlar; evrensel kanunlar.

desatir-i umumiye / desâtir-i umumiye

  • Genel prensipler.

deveran-ı umumi / deveran-ı umumî

  • Genel dönüş, akış; birinin diğerine sebep zannedilecek biçimde iki şeyin devamlı bir şekilde var ve yok sanılması.

düstur-u külli / düstur-u küllî

  • Büyük ve genel prensip.

düstur-u külliye-i meşhude

  • Görünen büyük ve genel prensip.

düstur-u umumi / düstur-u umumî

  • Genel prensip.

düstur-u umumiye / düstur-u umumîye

  • Genel düstur, kural.

eamm / eâmm / اعم

  • Daha umumi ve daha genel.
  • Pek umumi, en genel.
  • Genelde, yaygın haliyle. (Arapça)

ef'al-i umumiye-i muhita / ef'âl-i umumiye-i muhîta

  • Herşeyi kuşatan genel fiiller, işler.

efkar-ı amme / efkâr-ı âmme

  • Genel düşünce, kamuoyu.

efkar-ı umumi / efkâr-ı umumî

  • Kamuoyu; genelin fikir ve düşünceleri.

efkar-ı umumiye / efkâr-ı umumiye

  • Kamuoyu, genelin fikir ve düşünceleri.

ekser-i mutlak

  • Genel çoğunluk.

emanet-i hilafet / emanet-i hilâfet

  • Peygamberimizin (a.s.m.) vekili olarak Müslümanların din ve dünya işlerinin tedbirini gören genel başkanlık emaneti.

emniyet-i umumiye / emniyet-i umûmiye

  • Genel güvenlik.
  • Genel emniyet, güvenlik.

emniyet-i umumiye müdürü

  • Emniyet Genel Müdürü.

emniyet-i umumiye reisi

  • Emniyet Genel Müdürü.

erkan-ı harbiye-i umumiye reisi / erkân-ı harbiye-i umumiye reisi

  • Genelkurmay Başkanı.

erkan-ı harbiyye-i umumiyye / erkân-ı harbiyye-i umûmiyye / اركان حربيهء عموميه

  • Genel kurmay başkanlığı.

erkan-ı harp reisi / erkân-ı harp reisi

  • Genel Kurmay Başkanı.

errahmanirrahim / errahmânirrahîm

  • Bütün varlıklara genel olarak ve her bir varlığa özel olarak rahmet tecellîleri olan Allah.

evamir-i umumiye-i külliye / evâmir-i umumiye-i külliye

  • Her bir şeyi kapsayan genel emirler.

fahişehane / fâhişehâne / fâhişehane / فاحشه خانه

  • Genelev.
  • Genelev. (Arapça - Farsça)

fazilet-i külliye

  • Genel üstünlük, erdem.

ferec-i umumi / ferec-i umumî

  • Genel ferahlık, sıkıntıdan kurtulma.

feyz-i amm / feyz-i âmm

  • Umumî, genel bolluk.

fihriste-i umumiye

  • Genel içerik.

filcümle

  • Genellikle, bütünüyle.

gaflet-i umumiye

  • Genel vurdumduymazlık.

garaz-ı külli / garaz-ı küllî

  • Genel hedef, bütün unsurları içine alan kapsamlı gaye.

gazete

  • Genellikle günlük çıkan ve büyük boy olan neşriyat organı. (Fransızca)

gulüvv-i amm / gulüvv-i âmm

  • Genel ayaklanma, umumi isyan.

hacet-i amme / hâcet-i âmme

  • Genel ihtiyaç.

hadise-i umumiye

  • Geneli ilgilendiren ve her tarafı kuşatan olay.

hakem

  • Her şey hakkında küllî ve genel hükmü veren ve her şeyi küllî hükme göre adalet ve denge ile yaratan Allah.

hakem-i zülcelal / hakem-i zülcelâl

  • Herbir şey nasıl olacaksa onun keyfiyeti hakkında genel hükmü veren sonsuz haşmet sahibi Allah.

hakimiyet-i amme / hâkimiyet-i âmme

  • Genel hâkimiyet, egemenlik.

hakimiyet-i umumiye

  • Genel hâkimiyet, hükümranlık, egemenlik.

halas-ı umumi / halâs-ı umumi

  • Umumî, genel kurtuluş.

harb-i umumi / harb-i umumî

  • Genel harp, umumî savaş. 1914 senesinde başlayan Birinci Cihan Harbi.

hata-yı umumi / hatâ-yı umumî

  • Genelin yaptığı hatâlar; genele yönelik yapılan hatâlar.

hatem-i vahidiyet / hâtem-i vâhidiyet

  • Varlık dünyası üzerinde genel olarak Allah'ın birliğini gösteren mühür.

hatib-i umumi / hatîb-i umumî

  • Genele hitap eden, seslenen hatip.

hayat-ı amme / hayat-ı âmme

  • Genel hayat, hayatın genel mânâsı.

hayat-ı umumiye

  • Umuma ait, genel hayat.

hey'at / hey'ât

  • Birşeyin hâl ve keyfiyetleri, yani birşeyin durum, vaziyet, özellik, nitelik, kalite, şekil gibi bütüncül olarak genel yapısı.

heyet

  • Bir şeyi oluşturan unsunlar, bileşenler, genel yapı.

heyet-i mecmua / هيئت مجموعه

  • Ferdlerinin toplamından meydana gelen heyet, genel yapı.
  • Genel, tüm.

heyet-i mecmua-i insaniye

  • İnsanın genel yapısı.

heyet-i umumiye

  • Genel yapı, bütün.

hilafet / hilâfet

  • Halifelik; Peygamberimizin vekili olarak din ve dünya işlerinde genel reislik.

hiss-i amme / hiss-i âmme

  • Genelin hissi.

hiss-i umumi / hiss-i umumî

  • Umumî his, genel ortak duygu.

hiss-i umumiye / hiss-i umumîye

  • Umumun hisleri, genelin duyguları.

hissiyat-ı cumhur

  • Genel halk kitlelerinin hisleri, algılamaları.

hitab-ı amm / hitab-ı âmm

  • Genel sesleniş.

hıyar

  • Hayırlılar.
  • (Çoğulu: Hıyârât) Huk: Bir işi yapıp yapmamada serbestlik. Genel olarak bir anlaşmadan vaz geçme. Hususi bir sözleşmenin fesh veya tasdiki. Muhayyerlik. Kendisinde böyle muhayyerlik bulunan kimse, yaptığı bir akdi diğer tarafın rızasına hâcet kalmaksızın bozabilir.

hormon

  • yun. Salgı bezlerinden çıkıp kana katılan maddelerin genel adı.

hornito

  • İsp. Küçük fırın.
  • Jeo: Genellikle patlamalar neticesinde meydana gelen, lâv fışkırmalarının volkan selleri yüzeyinde meydana getirdiği kabarcık.

hukuk-u umumiye ve hususiye

  • Kişisel ve genel haklar.

hukuk-u umumiye-i kainat / hukuk-u umumiye-i kâinat

  • Genel kâinat hukûku; kâinattaki bütün varlıkların hakları.

hurde tezyinat

  • Tezhibde küçük süsleme motiflerine verilen genel isim.

hürriyet-i umumi / hürriyet-i umumî

  • Genel serbestlik ve özgürlük.

idare-i umumi / idare-i umumî

  • Genel idare.

ihsanperver

  • İhsan edici. İyiliği çok sever. (İhsan ihsandır, eğer nev'e olsa veya muhtaca ve fakire olsa. Sehavet o vakit tam sehavettir, eğer millet için olsa, yahut milleti tazammun eden bir ferde olsa güzeldir. Şayet muhtaç olmayan şahsa olsa, şahsı tembel eder. Çingeneliğe alıştırır. Elhasıl, millet bâkidir (Farsça)

iman-ı icmali / iman-ı icmâlî

  • İcmâl-i iman; Resûl-i Ekrem‘in (a.s.m.) tebliğ ettiği detaya girmeden genel olarak inanma.

imarat

  • (Tekili: İmaret) İmaretler, genel aşevleri.

imkan-ı örfi / imkân-ı örfî

  • Bir şeyin olabilirliğinin genel kabul görmesi.

işaret-i amme / işaret-i âmme

  • Genel işaret.

ism-i umumi / ism-i umumî

  • Genel isim.

istibdad-ı manevi-i umumi / istibdad-ı mânevî-i umumî

  • Genel mânevî baskı, zorbalık ve despotluk.

istikra / istikrâ

  • Birey veya olayları tek tek inceleyerek onlardaki ortak vasıfları tesbit etmek sûretiyle çıkartılan genel sonuç; tümevarım, endüksiyon; yani peygamberleri tek tek araştırıp "peygamberliğin sebebi olan küllî esaslar"ı tespit etmek bir istikra işlemidir. İşte bu esaslar Peygamber Efendimizde en mükemm
  • Ayrı ayrı olaylardan genel bir hüküm çıkarma.

istikraen / istikrâen

  • Eldeki verilerden hareketle genel bir hüküm verme şeklinde.

istirahat-i umumi / istirahat-i umumî

  • Genelin rahatı, umumun huzuru.

istirahat-ı umumiye

  • Genel huzur ortamı.

itikad-ı umumi / itikad-ı umumî

  • Genelin inancı.

itikadat-ı umumiye

  • Çoğunluğun, genelin inançları.

ıtlak etmek

  • Belli bir sınır getirmeden genelleme yapma; Allah'ın kitap gönderdiği bir peygambere ve dine inanan insanları, yani Hıristiyan ve Yahudileri de hükmün kapsamı altına almak.

ittihad-ı umumi / ittihâd-ı umumî

  • Genel birlik, herkesin bir noktada birleşmesi.

jandarma umum kumandanı

  • Jandarma Genel Komutanı.

kabati / kabatî

  • (Tekili: Kıbtî) Çingeneler.

kabul-i amme / kabul-i âmme

  • Genelin kabulü.

kabul-ü umumi / kabul-ü umumî

  • Bir fikrin genel kabul görmesi.

kaide-i külliye

  • Genel, kapsamlı kural; kendisine cüz'î, detay meselelerin tatbik edilebildiği genel kural.

kaide-i külliyye

  • Açık, sarih olan hükümler, genel kurallar.

kalb-i külli / kalb-i küllî

  • Genele ait kalp, toplumun duyguları.

kalb-i umumi / kalb-i umumî

  • Genele ait kalp, toplumun ortak yüreği.

kalb-i umumi-i müşterek-i millet / kalb-i umumî-i müşterek-i millet

  • Milletin genel olarak kalbi.

kanun-u umumi / kanun-u umumî

  • Genel kanun.

katib-i umumi / kâtib-i umumî

  • Genel sekreter.

kavaid-i külliye / kavâid-i külliye

  • Bütün fertleri içine alan kapsamlı, genel kurallar, prensipler.

kavaid-i külliyye / kavâid-i külliyye

  • Genel kaideler, kurallar.

kavanin-i umumiye-i içtimaiye / kavânin-i umumiye-i içtimaiye

  • Genel sosyal kanunlar, prensipler.

kesb-i külliyet

  • Kapsamlılık, genellik özelliği kazanma.

kıbtiyan

  • (Tekili: Kıbti) Kıbtiler, çingeneler.

kıpti

  • Avrupanın bazı cihetlerine Hintten gelerek yerleşen çingenelere verilmiş isim. Çingene.

kıyamet-i umumiye

  • Genel, herşeyi içine alan kıyamet.

kıyas

  • Bir şeyi bir şeye benzeterek veya ona göre tutarak hüküm verme.
  • Benzetme, genel kurala uydurma.
  • Hakkında âyet ve hadis olan benzerlerine göre hükmetme.

kıyas-ı istikrai / kıyâs-ı istikrâî

  • Tüme varım; ayrı ayrı hâdiselerden yola çıkarak bir genelleme yapma.

kıyasi / kıyasî

  • (Kıyâsiyye) Benzetme ile olan.
  • Genel kaideye uygun ve muvafık olan.

küll

  • Bütün, genel.

külli / küllî / كلى

  • Genel, bütün, çok, tümel.
  • Bütün fertleri ihtiva eden genel kavram, genel, kapsamlı.
  • Genel. (Arapça)
  • Çok. (Arapça)

külli kaide / küllî kaide

  • Belli bir sınıf veya türe ait genel kanun ve kural.

küllileştirmek / küllîleştirmek

  • Genelleştirmek, kapsayıcı hale getirmek.

külliyat-ı umur

  • Genel, evrensel işler.

külliye

  • (Külliyet) Bütünlük, umumilik, genellik.
  • Bolluk, çokluk, ziyadelik.
  • Tar: Osmanlı İmparatorluğu zamanında Arap vilâyetlerinde bazı medreselere, üniversite karşılığı verilen ad.

külliye ise

  • Kapsamlı ve genel ise; hüküm bir sınıf veya türün bütün fertlerini kapsıyor ise.

külliyet

  • Bütünlük, genellik, kapsamlılık.
  • Bütün ferdleri içine alan, kapsamlılık, genellik.
  • Genellik, bütünlük, çokluk.

külliyet-i kaide

  • Kuralın genelliği, kapsamlılığı.

kültür

  • Bir milletin maddî ve mânevî varlıkları, yaşayış ve davranış şekli, kazanılan genel bilgi.

kuva-yı umumiye / kuvâ-yı umumiye

  • Kâinatın genelinde işleyen güçler, kuvvetler.

lafz-ı umumi

  • Genel söz.

makam-ı külliye / makam-ı küllîye

  • Genele bakan kapsamlı makam.

mana-yı hilafet / mânâ-yı hilâfet

  • Hilâfetin anlamı; Peygamberimizin vekili olarak Müslümanların din ve dünya işlerinin tedbirini gören genel başkanlık makamının anlamı.

marife / mârife

  • Arapça'da genellikle başına belirlilik takısı "elif-lâm"ı alan ve belirli bir şeyi gösteren kelime.

maslahat-ı umumiye

  • Genel fayda ve yarar.

matem-i umumi / matem-i umumî

  • Herkesin yas tutması, genel hüzün.

matemhane-i umumiye / matemhâne-i umumiye

  • Genel yas evi.

mebde-i ruh

  • Ruhun başlangıç ve çıkış noktası; ruhun başlangıç noktası olan kâinattaki genel hayat; kâinatın ruhu.

medeniyet-i am / medeniyet-i âm

  • Genel medeniyet.

medrese-i umumi / medrese-i umumî

  • Genele ve herkese açık olan medrese.

menafi-i umumiye / menâfi-i umumiye

  • Genel yararlar, herkesin yararına olan şeyler.

menfaat-i umumi / menfaat-i umumî

  • Genelin menfaati, yararı.

menfaat-ı umumiye

  • Toplumun genelini ilgilendiren fayda.

menfur-u umumi / menfur-u umumî

  • Genelin nefretini kazanan.

mesalih-i umumiye / mesâlih-i umumiye

  • Genele ait menfaatlar, yararlar.

mesele-i umumi / mesele-i umumî

  • Genel mesele, problem.

meyelan-ı amme / meyelân-ı âmme

  • Genel eğilim, umumun isteği, eğilimi.

migfer

  • Ateşli silâhların icadından evvel, muharebede kılıç, mızrak ve ok gibi harp âletlerinden korunmak için başa giyilen bir nevi başlık idi. Miğfer, zırh ile beraber bir bütün teşkil ederdi. Osmanlı miğferleri çeşitli şekillerde olmakla beraber genel olarak iki kısma ayrılırdı. Bir kısmı ince bakırdan,

mufarakat-ı umumiye

  • Umumî ayrılıklar, genel göç.

müfettiş-i umumi / müfettiş-i umumî

  • Genel müfettiş.

muhabbet-i umumiye

  • Toplum genelinde meydana gelen sevgi.

muhaceret-i umumi / muhaceret-i umumî

  • Genel göç.

mürşid-i umumi / mürşid-i umumî

  • Herkese her yönden doğru yolu gösteren, genel mürşid.

musalahat-ı umumiye / musalâhat-ı umumiye

  • Genel barışlar.

müsellemat-ı şer'i / müsellemât-ı şer'î

  • Doğruluğuna şüphe olmayan, şeriatın hükümleri; kabul ve tasdik edilmiş genel düsturları.

musibet-i amme / musibet-i âmme

  • Geneli içine alan felâket.

mutbik

  • (Tıbk. dan) Genel ve umumi olan. Değişmeyip devam eden. Bütün. Tam.
  • Bir şeyin etrâfını örten, bürüyen.

mutlak kemal / mutlak kemâl

  • Genel mânâda kemâl, olgunluk; yani kemâl kelimesinin teklik, çokluk veya nitelik gibi şeylerine bakmaksızın konulduğu genel mânâsına, "mutlak kemâl" denir.

muvazene-i amme / muvazene-i âmme

  • Umumi, genel denge.

muvazene-i cereyan-ı umumi / muvâzene-i cereyan-ı umumî

  • Genel gidişat ve hareketin dengesi.

muvazene-i umumiye

  • Genel denge, ölçü.

narkotik

  • yun. Afyon, morfin gibi uyuşturucu maddelerin genel adı.

nazar-ı amme / nazar-ı âmme

  • Umumun bakışı, genel bakış.

nazar-ı umum

  • Genelin bakışı.

nazar-ı umumi / nazar-ı umumî

  • Genelin bakışı, görüşü.

nazır-ı umumi / nâzır-ı umumî

  • Genel gözetici.

nefret-i amme / nefret-i âmme

  • Umumun, genelin nefreti.

nefret-i umumiye

  • Genel nefret, kamunun nefreti.

neşr ü tamim / neşr ü tâmim

  • Herkese yayarak genelleştirme.

nizam-ı umumi / nizam-ı umumî

  • Varlıkları kaplayan nizam, genel düzen.

nizamat-ı umumi

  • Genel düzen ve kanun.

nokta-i hilafet / nokta-i hilâfet

  • Peygamberimizin (a.s.m.) vekili olarak Müslümanların din ve dünya işlerinin tedbirini gören genel başkanlık noktası.

nübüvvet-i mutlaka

  • Genel olarak peygamberlik.

örfünas

  • İnsanlar arasındaki genel anlayış.

rağbet-i amme / rağbet-i âmme

  • Genel kabul görme.

rızk-ı amm / rızk-ı âmm

  • Genel rızık; herkesin faydalandığı rızık.

rüşvet-i umumi / rüşvet-i umumî

  • Genel rüşvet.

sa' / sâ'

  • Genelde tahıl ve yiyeceklerde kullanılan yaklaşık olarak 3 kg. ağırlığında ölçü birimi.

sahife-i efkar / sahife-i efkâr

  • Düşünceler sayfası; kamuoyu, insanlığın genel düşünce sayfası.

şamil / şâmil

  • Kaplayan, çevreleyen, içine alan, genel.

sanayi-i umumiye

  • Genel sanayi, endüstri.

sani-i hakem-i hakim / sâni-i hakem-i hakîm

  • Her bir varlığın bütün keyfiyetleri hakkında genel hüküm veren ve o hükme göre sebepleri ve eşyayı hikmetle sevk edip san'atla yaratan Allah.

şaz

  • Kural dışı, kurala uymayan, genel düzenden ayrılmış olan.

seccade

  • Genellikle üzerinde secdeye varmakta yâni namaz kılmakta kullanılan küçük halı, kilim cinsinden sergi.

şekl-i umumi / şekl-i umumî

  • Genel şekil.

sermaye / sermâye / سرمایه

  • Anapara. (Farsça)
  • Genelev kadını. (Farsça)

sual-i umumiye / sual-i umumîye

  • Genel soru.

sükunet-i umumiye / sükûnet-i umumiye

  • Genel sakinlik.

sulh ve müsalemet-i umumiye

  • Genel barış ve huzur.

sulh-u umumi / sulh-u umumî

  • Genel barış, dünya barışı.

sulh-ü umumi / sulh-ü umumî

  • Genel barış, dünya barışı.

suret-i mesele

  • Bir meselenin sûreti, genel yapısı; asıl yapısı.

suret-i umumiye

  • Genel görünüm, şekil.

ta'mim / ta'mîm / تعميم

  • Umumileştirme, herkese bildirme, genelge.
  • Genelleştirme. (Arapça)
  • Genelge. (Arapça)
  • Genelleştirme, yayma. (Arapça)
  • Genelleştirilme, yayılma. (Arapça)

ta'mimen / ta'mîmen / تعميما

  • Genelleştirerek. (Arapça)
  • Genelge ile. (Arapça)

taammüm / تعمم

  • Umumileşme, genelleşme.
  • Yayılma, genelleşme.
  • Genelleşme, yayılma. (Arapça)
  • Taammüm etmek: Genelleşmek, yayılmak. (Arapça)

tahsis

  • Hâs kılma, özelleştirme; genel bir mânâ ve hüküm ifade eden bir sözü, belirli bir hükme mahsus kılma, belirli bir mânâda kullanma.

takyid

  • Sınırsız, genel bir mânâ ifade eden bir sözü, nitelik, durum, gaye bakımından belirli şartlara bağlı olarak bir mânâya gelecek şekilde sınırlama.

tamim / tâmim / tâmîm

  • Genelleştirme, genelge.
  • Umumileştirme, genelleme; bir hükmü aynı cinsin bütün fertlerine verme.

tamimen lilfaide / tâmimen lilfâide

  • Faydalanmayı genelleştirme.

tasarruf-u amm / tasarruf-u âmm

  • Genel tasarruf; bütün kâinatta görülen faaliyet ve icraat.

teavün-ü umumi / teavün-ü umumî

  • Genel yardımlaşma.

tecrübe-i umumi / tecrübe-i umumî

  • Genele ait tecrübe, umumî deneyler ve incelemeler.

telakkiyat-ı amme / telâkkiyât-ı âmme

  • Genel kabul gören anlayışlar.

tesamu-u umumiye / tesâmu-u umumîye

  • Genel duyuş, halkta oluşmuş yaygın kanaat.

teşkilat / teşkîlât / تَشْك۪يلَاتْ

  • Şekillendirilmiş genel yapı.

teşmil

  • Genelleştirme, kaplama.

umum / umûm / عموم

  • Genel olma, hep, herkes.
  • Bütün, genel, herkes.
  • Genel. (Arapça)
  • Halk. (Arapça)
  • Tüm. (Arapça)

umumen / umûmen / عموما

  • Hepsi, genel olarak.
  • Genellikle. (Arapça)

umumhane / umûmhâne / عموم خانه

  • Genelev. (Arapça - Farsça)

umumi / umumî / umûmî / عمومى

  • Umumî, herkese ait, herkesle ilgili, genel.
  • Genel.
  • Genel.
  • Genel, herkesle ilgili.
  • Genel. (Arapça)

umumi af / umumî af

  • Genel af.

umumi alem / umumî âlem

  • Genel dünya, evren.

umumi hitap

  • Genel hitap.

umumileşmek / umumîleşmek / umûmîleşmek

  • Genelleşmek.
  • Genelleşmek.

umumiyet / umûmîyet

  • Umumilik, genellik.
  • Genellik.

umumiyet-i ihvan

  • Kardeşlerin geneli.

umumiyetle

  • Genellikle.
  • Umumi olarak. Genel olarak.

umumiyetli

  • Genel, kapsayıcı.

umumiyyet / umûmiyyet / عموميت

  • Genellik. (Arapça)
  • Umûmiyyetle: Genellikle. (Arapça)

umumü'l-belva / umûmü'l-belvâ

  • Umuma yayılmış, genelleşmiş belâ; kaçınılması mümkün olmayan umumî problem.

umumun

  • Genelin, bütünün.

uruc-u külli / urûc-u küllî

  • Genel mânâda kâinat çapında bir yükseliş.

üslub-u mücerret / üslûb-u mücerret

  • Sade, basit üslûp (Bu üslûpta tabiîlik, akıcılık, kısalık, mânâ ve maksada yetecek kadar izah nitelikleri vardır. Ders kitaplarında, günlük hayatta ve konuşmalarda genellikle bu üslûp kullanılır).

vaiz-i umumi / vâiz-i umumî

  • Umumî, genel vaiz.

vazife-i umumiye

  • Genel görev.

vekil-i umumi / vekil-i umumî

  • Genel vekil.

zabtiye

  • Bk. zabtiyye
  • Zabtiye nâzırı: Emniyet genel müdürü.
  • Zabtiye nezâreti: Emniyet genel müdürlüğü.

zabtıyye nazırı / zabtıyye nâzırı

  • Emniyet genel müdürü.

zemin-i icmali / zemin-i icmâlî

  • Genel alt yapı.