LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te gecmiş ifadesini içeren 203 kelime bulundu...

a'sar-ı salife / a'sâr-ı sâlife

  • Geçmiş yüzyıllar. Geçmiş asırlar.

agunde

  • Hallaç elinden geçmiş pamuk, atılmış pamuk. (Farsça)

ahbar / ahbâr

  • Haberler. Haberin çokluk şekli.
  • Bir kavim, kabîle, şahıs, ülke, bölge, şehir veya bir hâdise hakkında nakledilen bilgiler.
  • Allahü teâlânın, Kur'ân-ı kerîmde, geçmişte olanlara, gelecekte ve âhirette olacaklara dâir bildirdiği şeyler.

ahbar-ı evvelin ve ahirin / ahbar-ı evvelîn ve âhirîn

  • Geçmiştekilerin ve gelecektekilerin haberleri.

ahval-i mazi / ahvâl-i mâzi

  • Geçmişteki haller.

ahval-i maziye / ahvâl-i maziye

  • Geçmişteki haller.

akdemin / akdemîn

  • Daha evvelce yaşamış olanlar. Geçmişler. İleride ve daha mühim kimseler.
  • Eksikler.

alam-ı maziye / âlâm-ı mâziye

  • Geçmiş zamanın elemleri, acıları.

allam-ül guyub / allâm-ül guyub

  • Esma-i Hüsnadandır. Bütün gaybları, geçmişi, geleceği, hazırda olmayanı, dünyadakileri, âhirettekileri ve her şeyi bilen Cenab-ı Hak.

anif / ânif

  • Yakında geçen. Pek yakın geçmişte.

asar-ı sabıka-i nuraniye / âsâr-ı sâbıka-i nuraniye

  • Geçmiş dönemlerde yazılan nurlu eserler, kitaplar.

ateş-dide

  • Ateş görmüş, ateşten geçmiş. (Farsça)
  • Mc: Büyük ıztırab çekmiş ve tecrübe geçirmiş adam. (Farsça)

ayat-ı mensuha / âyât-ı mensuha

  • Sâbık olan, geçmişte olan hükümleri beyân eden âyetler.

babur

  • (Zahirüddin Muhammed) Hindistan'da büyük Müslüman Türk devletinin kurucusu ve Timur'un beşinci göbekten torunudur. Fergana Emiri olan babası Ömer Şeyh'in ölümünden sonra tahta geçmiştir. (1494)

bastan / bastân

  • Tarih. (Farsça)
  • Mazi, geçmiş zaman. (Farsça)
  • Eski. (Farsça)

bastan-şinas / bastân-şinâs

  • Geçmiş zaman, tarih. (Farsça)

bedmest

  • Kendinden geçmiş derecede sarhoş. (Farsça)

beyanat-ı sabıka

  • Geçmiş açıklamalar, önceden yapılan izahlar.

bi-hod / bî-hod

  • Çılgın, kendinden geçmiş olan, ne yaptığının farkında olmayan. (Farsça)
  • Bayılmış. (Farsça)

bilinçaltı

  • Psk: Şuur altı. Geçmişte yaşadığımız ve etkisi altında kaldığımız hâdiselerden şimdi hatırlayamadıklarımız, şu anda da varlığımızda meydana gelen hadiselerden bilgisine sahip olmadıklarımızın hepsi. İnsan şuurlu hareket ettiği gibi şuuraltı etkilerle de hareket eder. İnsan şuuraltının etkisiyle hare (Türkçe)

cayife / cayîfe

  • Karın içine geçmiş olan yara.

cehennem

  • Allah yerine, tabiat, madde, sebepler vb. yaratılmış şeyleri ilâh kabul eden; Allah'a kul olacaklarına, arzularına ve heveslerine, başka insanlara ve mahlukata kul olanların işledikleri cürüm ve suçtan dolayı İlâhi adaletle ceza görecekleri yer. Cehennem'in varlığını bütün geçmiş peygamberler ve onl

cemaziyel evvel

  • Arabi ayların beşincisidir.
  • Bir kişinin mazisi, geçmişi.

cezbekarane / cezbekârâne

  • Kendinden geçmiş olarak.

cifir

  • Harflere verilen sayı kıymetiyle ibarelerden geçmişe veya geleceğe ait işâretler çıkarmak, tarih düşürmek.

dasitan / dâsitân

  • (Dâstân) Destan, sergüzeşt. Geçmiş hâdiseleri anlatan nesir veya nazım halinde yazı. (Farsça)
  • Şöhret. (Farsça)

demode

  • Modası geçmiş, kimse kullanmaz hâle gelmiş olan. (Fransızca)
  • Modası geçmiş.

devir

  • (Devr) (Çoğulu: Edvâr) Nakil. Birisinin uhdesinden diğerinin uhdesine geçirmek.
  • Bir şeyi sonuna kadar okuyup bitirmek. Geçmiş dersleri hatırlama.
  • Bir şeyin çevresinde dolaşmak. Dönme.
  • Seyahat. Bir memleketi dolaşmak.
  • Bir şeyin kendi mihveri üzerinde dönmesi.

devlet-i mütemeddine-i salife / devlet-i mütemeddine-i sâlife

  • Geçmişteki medenî devlet.

devr-i sabık / devr-i sâbık

  • Bir önceki hükümet. Geçmiş devir.

ebna-yı mazi / ebnâ-yı mazi

  • Geçmişin insanları, geçmişte yaşayan insanlar.

ecdad-ı izam / ecdâd-ı izâm

  • Büyük ecdat; geçmiş büyüklerimiz.

ehl-i istiğrak

  • Mânevî bir coşku ve heyecan ile kendinden geçmiş hâle gelen zâtlar.
  • Manevi bir coşkunlukla kendinden geçmiş hâle giren zatlar.

ehl-i nakil

  • Geçmiş bilgileri nakledenler.

emek-dar

  • Emeği geçmiş, kıdem ve mükafâta hak kazanmış memur, hizmetçi. Eski ve sadık hizmetçi. (Farsça)

emevi devleti

  • Dört halife devrinden sonra devlet idaresi Beni Ümeyye hanedanına geçmiştir. Buna nisbetle bu devlete "Emevi Devleti" adı verilmiştir. (Mi: 661-750) seneleri arası Emevi Devletinin saltanat devresidir. Muâviye bin Ebi Süfyan'dan başlamak üzere 14 halife gelip geçmiştir. Son halife Muhammed bin Merva

enbiya-yı sabıka

  • Geçmişteki peygamberler.

enbiya-yı salife / enbiya-yı sâlife

  • Geçmişteki peygamberler.

endeme

  • Mazideki sıkıntıları hatırlama, geçmişdeki ıztırabları tahattur etme. (Farsça)

ergen

  • (Bâliğ) Çocukluk çağından gençlik çağına geçmiş olan, aklı ermeğe başlamış, bâliğ.Erginlik çağına gelen müslüman genç, namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek gibi Allah'ın farz kıldığı emirlerini yerine getirmeğe mükellef (yükümlü) olur. Küçük yaştan itibaren derece derece gerekli dini bilgiyi öğre

esbak

  • Geçenki, geçen, evvelki, önceki. Daha önce geçmiş olan. Evvel gelen.

eslaf / eslâf / اسلاف

  • (Tekili: Selef) Selefler, evvelkiler, geçmişler.
  • Selefler, geçmişler. (Arapça)

eslaf-ı müfessirin / eslâf-ı müfessirîn

  • Eski müfessirler, geçmiş müfessirler.

etave

  • Gelmiş, geçmiş, gelen, misafir, garib, gariban, kimsesiz, biçare.

eyyam-ı maziyye

  • Geçmiş günler.

ezel / ازل

  • Öncesizlik, geçmişe doğru sonsuzluk. (Arapça)

ezelden ebede

  • Sonsuz geçmişten sonsuz geleceğe kadar.

ezmine-i maziyye / ezmine-i mâziyye

  • Geçmiş zamanlar.

ezmine-i selase / ezmine-i selâse

  • Üç dönem; geçmiş, bugün ve gelecek zaman.

farig

  • İşini bitirmiş, boş kalmış, alâkasını kesmiş, rahat, vazgeçmiş, çekilmiş.
  • Fık: Tasarrufu altında olan mülkün kullanma ve tasarruf hakkını başkasına devreden.

fariğ / fâriğ

  • Vazgeçmiş, çekilmiş.
  • Rahat, âsûde.
  • Boş, işini bitirmiş, işsiz.

farıt

  • Geçmiş, önceki, önde bulunan. Sâbık, mukaddem.

fasl-ı zamanın sahife-i selasesi / fasl-ı zamanın sahife-i selâsesi

  • Geçmiş, şimdiki ve gelecek zaman.
  • Asr-ı saadetten evvelki devir, Asr-ı saadet ve ondan sonraki zamanlar.

felaket-i mazi / felâket-i mazi

  • Geçmişte yaşanan felâket.

fi'l-i hikaye / fi'l-i hikâye

  • Gr: Geçmiş zamanda olmuş fakat konuşan kimsenin görmüş olduğu bir işi anlatan fiil. Meselâ: Okumuş idi, yazmış idi, vurdu gibi.

fiil-i mazi / fiil-i mâzi

  • Gr. geçmiş zaman fiil kalıbı, kipi.

fiil-i mazinin hey'eti / fiil-i mazînin hey'eti

  • Gr. geçmiş zaman fiiline ait mânâlar.

fıkarat-ı anife / fıkarât-ı anife

  • Mezkur cümleler, yukarıda geçmiş olan cümleler.

gamus yemini / gamûs yemîni

  • Geçmişteki bir hâdise için, bile bile yalan söyleyerek, yemîn etmek.

gaybi i'caz / gaybî i'câz

  • Geçmiş zamanda gelecekte gerçekleşecek hâdiselerin bir mu'cize olarak haber verilmesi.

geçmiş olsun makamı

  • Bir kişinin başına gelen sıkıntıdan dolayı "geçmiş olsun" deme konumu.

güzaşte

  • Geçmiş, geçmiş olan. (Farsça)

güzeran-ı hayat / güzerân-ı hayat

  • Hayatın geçmesi; hayatın geçmiş seyri.

güzeşte

  • Geçen, geçmiş.
  • Geçen. Geçmiş. Geçmiş olan. (Farsça)

güzeşte-gan / güzeşte-gân

  • (Tekili: Güzeşte) Önden gelmiş olanlar, geçmişler.

hadisat-ı maziye / hâdisât-ı maziye

  • Geçmişte meydana gelen olaylar.

hadisat-ı ümem-i salife / hâdisât-ı ümem-i sâlife

  • Geçmişteki milletlerin başına gelen hâdiseler.

hakk

  • (Bâtılın zıddı) Doğru. Gerçek. Vâcib ve lâzım olan. Her sâbit ve doğru olan şey. Adalet. Herkesin meşru olan salahiyeti, iktidarı, bir şey üzerindeki mâlikiyyeti.
  • Dâva ve iddia.
  • Hakikate uygunluk.
  • Geçmiş, harcanmış emek. Pay, hisse.
  • Münasib
  • Din. İslâmi

halefiyyet

  • Haleflik, birinin yerine geçmiş olma.

hallak-ı alim / hallâk-ı alîm

  • Küçük büyük, gizli açık, geçmiş ve gelecek her şeyi hakkıyla bilen ve kâinatta her şeyi yaratan Allah.

harekat-ı maziye / harekât-ı mâziye

  • Geçmişteki hareketler.

havl-i havelan / havl-i havelân

  • Zekâtın lüzumu için; bir mal üzerinden, bir sene geçmiş olması.

hayz

  • Sıhhatli bir kızın veya âdet zamânı son dakikasından îtibâren tam temizlik (hiç kan gelmeden en az on beş gün) geçmiş olan kadının önünden çıkan ve Hanefî mezhebine göre en az üç gün (ilk görülmesinden îtibâren yetmiş iki saat), en çok on gün devâm eden kan.

hissiyat-ı mütevarise / hissiyat-ı mütevârise

  • Geçmiş ecdaddan yeni nesle intikal edip gelen hisler. (Hürmet ve hayâ hisleri gibi)
  • Nesilden nesile miras kalan, geçmişten gelerek yeni nesle geçen duygular.

hoşgüzeşte

  • Hoş geçmiş tatlı zaman. (Farsça)

hudud-u maziye ve müstakbele / hudud-u mâziye ve müstakbele

  • Geçmiş ve gelecek zamanın sınırları.

hukukperver

  • Geçmişi unutmayan, haklara hürmetkâr kimse. Vefalı ve sâdık dost. (Farsça)

humar-alud / humar-âlud

  • Süzgün ve baygın göz. (Farsça)
  • Kendinden geçmiş, şaşkın. (Farsça)

ibda'

  • Cenab-ı Hakkın âletsiz, maddesiz, zamansız, mekânsız yaratması ve icâdı.
  • Misli gelmemiş bir eser meydana koymak, icâd, ("İbda', ihdâs, ihtirâ, icâd, sun', halk, tekvin" kelimeleri birbirine yakın mânâdadırlar.)
  • Edb: Geçmişte benzeri olmayan şiiri söylemek.

icma'

  • Toplanma. Dağınık şeyleri toplamak.
  • Hazırlamak.
  • Azm ve kasdeylemek.
  • Topluluk. Fikir birliği. Bir mes'eleden âlimlerin ittihad etmesi.
  • Fık: Sahabe-i Güzin Hazretlerinin (R.A.) ittifakları üzere akaid hükmüne geçmiş umur-u diniyenin tamamı.

ihbar-ı evvelin / ihbar-ı evvelîn

  • Geçmişte yaşamış topluluklar hakkında haber verme.

ihbar-ı gaybi / ihbar-ı gaybî

  • Gayıbdan verilen haber. Geçmiş zamandan veya gelecekten verilen haber.

ihbarat-ı gaybiye-i kur'an / ihbârât-ı gaybiye-i kur'ân

  • Geçmiş ve gelecek zamana ait olan haberleri bildiren Kur'an.

ilm-i muhit-i ezeli / ilm-i muhit-i ezelî

  • Allah'ın, geçmiş ve gelecek bütün zamanları ve herşeyi kuşatan sonsuz ilmi.

imam-ı mübin / imâm-ı mübîn / اِمَامِ مُب۪ينْ

  • İlâhî ilim ve emrin bir ünvanı; gayb âlemine bakan, eşyanın geçmiş ve geleceğe ait kaidelerinin yazıldığı kader defteri.
  • Her şeyin vukūundan evvel ve sonra yazılı olduğu kader defteri; Allahın şimdiki zamandan ziyâde, geçmiş ve geleceğe bakan ilmi.

insa-yı mazi

  • Geçmişi unutturma.

kader

  • Cenâb-ı Hakk'ın kâinatta olmuş ve olacak her şeyin evsafını ve havassını ve sâir geleceğini ve geçmişini ezelden bilip, levh-i mahfuzunda takdiri ve yazması. Takdir-i İlâhî.
  • Ezelî kısmet.
  • Tali'. Baht. Şans.

kane / kâne

  • (Kevn. den) İdi, oldu...mânasında, fiilin geçmiş zamanı.

kart

  • Tazeliği geçmiş, katılaşmış.
  • Gençliği geçmiş, geçkin, yaşça büyük.

kaziye-i muhkeme

  • Tam, sağlam hüküm. Temyizin tasdikinden geçmiş, değişmez hâle gelmiş mahkeme kararı ki, böyle bir karara mazhar olan herhangi birşey hakkında tekrar dava açılamaz; dâva mevzuu yapılamaz. Aksi takdirde kanun namına kanunsuzluk yapılmış olur. Buna "Kaziye-i mahkumun bihâ" da denir.

kehl

  • Otuz yaşını geçmiş, saçına aklık karışmış kimse.
  • Bit.

kitab-ı mübin / kitâb-ı mübîn / كِتَابِ مُب۪ينْ

  • Kaderde olan her şeyin gerçekleşmesinde esas tutulan kānunların bütünü; Allahın geçmiş ve gelecekten ziyâde, şimdiki hâle bakan ilmi.

köhne

  • Eski, eskimiş. (Farsça)
  • Zamanı geçmiş. Demode olmuş. (Farsça)

kühen

  • Eski, zamanı geçmiş. Demode olmuş. Yıpranmış. (Farsça)

kurun-i salife / kurun-i sâlife

  • Geçmiş asırlar.

kurun-u salife / kurun-u sâlife / kurûn-u sâlife

  • Geçmiş asırlar.
  • Geçmiş çağlar.

kütüb-i salife / kütüb-i sâlife

  • Geçmiş, eski kitaplar.

kütüb-ü sabıka-i mukaddese

  • Geçmişteki (Kur'ân'dan önceki) mukaddes kitaplar.

kütüb-ü salife / kütüb-ü sâlife

  • Kur'ân'dan önce gelen Tevrat, Zebur ve İncil gibi geçmiş semavi kitaplar.
  • Geçmişteki eski mukaddes kitaplar.

lağv yemini

  • Geçmiş birşey için zan ile boş yere yapılan yemîn.

lezaiz-i maziye / lezaiz-i mâziye

  • Geçmişteki lezzetler.

lübed

  • Çok mal mânasınadır ki sanki birbiri üstüne yığıla yığıla keçe gibi birbirine geçmiştir.

lut

  • Hz. İbrahim'in kardeşi Harran oğlu Lut (A.S.) onunla beraber Bâbil diyarında Şam yakasına geçmişti. Sodom nahiyesine peygamber oldu. Bu nâhiyenin ahalisi ehl-i küfr ve fücur idi. Yolsuz giderlerdi ve hiçbir kavmin yapmadığı fuhşiyatı yapalardı. Hz. Lut, onları doğru yola dâvet etti, dinlemediler ve

ma'lumat-ı sabıka / ma'lûmât-ı sâbıka / مَعْلُومَاتِ سَابِقَه

  • Geçmiş bilgiler.

ma-kabl

  • Öndeki. Üstteki. Geçmişteki.

maaşir-i beşer

  • İnsanoğlunun toplulukları; gelmiş geçmiş tüm insanların bulunduğu dev topluluklar.

magşi

  • (Gaşy. den) Baygın. Gaşyolmuş. Kendinden geçmiş.

makabl / mâkabl

  • Geçmişteki, önceki.

malumat-ı sabıka / malûmât-ı sâbıka

  • Geçmişteki bilgiler.

mameza

  • Geçen veya geçmiş şey. Geçmiş zaman. Mazi.

marr / mârr

  • Geçen, geçmiş, yürüyen.

marr-ül beyan / mârr-ül beyan

  • Beyânı yukarıda geçmiş olan.

marr-üz zikr / mârr-üz zikr

  • Yukarıda zikri geçmiş olan, yukarda bahsedilmiş olan.

masabak / mâsabak / ماسبق

  • Geçen, geçmiş. (Arapça)

masebak / mâsebak / ماسبق

  • Geçen, geçmiş olan, geçmişteki.
  • Geçen, geçmiş. (Arapça)

maselef

  • Evvelki, geçmiş.

matekaddem

  • (Mâtekaddem) Geçmiş zaman, mâzi.
  • Sâbık. Geçen şey.
  • Önceleri.

mazi / mazî / mâzi / ماضى / ماضي / mâzî / مَاض۪ي

  • Geçmiş zaman. Geçen, geçmiş olan.
  • Gr: Bir işin geçen zamanda yapıldığını bildiren fiil. Fiil-i mâzi. Mazi sigası.
  • Geçen, geçmiş olan, geçmiş zaman.
  • Geçmiş zaman.
  • Geçmiş zaman.
  • Geçmiş, geçmiş zaman. (Arapça)
  • Geçmiş.
  • Geçmiş.

mazi kıt'ası / mâzi kıt'ası

  • Geçmiş zaman ve dönemler.

mazi sigası / mâzi sigası

  • Gr. geçmiş zaman kipi, kalıbı.

mazi ve müstakbel

  • Geçmiş ve gelecek.

maziyat / mâziyat / mâziyât

  • Geçmişler. Geçen zamanlar.
  • Geçmişe ait şeyler, hâdiseler.
  • Geçmiş zamanlar.

mebhus

  • Bahsolunan. Bahsolunmuş. Evvelce bahsi geçmiş.

mebhus-u anha

  • Sözü geçmiş, bahsedilen şey.

mebhus-ün anh

  • Sözü geçmiş şey. Bahsolunan şey.

mebrur

  • Hayırlı. Makbul. Beğenilmiş. Sadık olmakla makbule geçmiş olan.

mecnun / مَجْنُونْ

  • Deli, şiddetli aşkla kendinden geçmiş.

meczub / meczûb

  • Başkasının te'siri ile hareket hâlinde olan. Cezbedilmiş. Aklı gitmiş olan. Aşk-ı İlahî ile kendinden geçmiş.
  • Deli. Divane. Mecnun.
  • Allahü teâlânın sevgisi ile kendinden geçmiş olan.
  • Cezbeye tutulmuş, çekilmiş tasavvuf yolcusu.

meczup

  • Kendinden geçmiş.

meftunane

  • Meftuncasına, kendinden geçmiş olarak, tutkuncasına. Şaşarak, hayrancasına.

melahime / melâhime

  • Geçmiş ve gelecek devirlere âit haberler, târihî bilgiler ve bunları anlatan kitablar. Harb târihi.

menkul / menkûl

  • Nakledilmiş, taşınmış.
  • Ağızdan ağıza geçmiş söz.

merkum

  • (Rakam. dan) Yazılmış. Adı geçmiş. Rakamla söylenmiş. Sayılmış.
  • Basit ve âdi insan.

mersum

  • (Resm. den) Yazılmış, çizilmiş. Alâmetli, işaretli.
  • An'ane, gelenek, örf ü âdât.
  • Adı ve bahsi geçmiş. Bahsedilmiş.

meş'urat

  • (Tekili: Meş'ur) şuur hâlinde geçmiş şeyler.

mesbuk / mesbûk

  • Geçmiş.
  • Sebkedilmiş. Arkada bırakılmış. Başkasından geri kalmış.
  • İlmihalde: Evvelce imamla namaza durmamış olup, sonradan imama uyan.
  • Geçmiş, geçen.
  • Geçmiş, arkada kalmış.
  • Önde bulunan, ondan evvel geçmiş.
  • Önce namaza durmuş, sonra imama uymuş.
  • Geçmiş, geri kalmış.

mesbuk-ul emsal / mesbuk-ul emsâl

  • Benzerleri ve emsali önceleri de görülmüş ve geçmiş.

mesbuk-ül hidme

  • Hizmet ve emeği geçmiş.

mesbuk-üz zikr

  • Adı ve zikri geçmiş, bahsedilmiş.

mesfur

  • Yazılmış, adı geçmiş. (Bu tabir, eskiden daha ziyade hakaret görmesi icabeden aşağılık kimseler hakkında kullanılırdı.)

mesnun

  • Sünnet olan. Sünnet olmuş olan.
  • Âdet edilen şey.
  • Bilenmiş bıçak.
  • Üzerinden ömürler geçmiş olan.
  • Şekillendirilmiş.
  • Kalıba dökülmüş.
  • Kokusu değişmiş.

mest

  • Kendinden geçmiş.

mevcudat-ı maziye / mevcudat-ı mâziye

  • Geçmişteki varlıklar.

mezkur / mezkûr

  • Zikri geçen. Zikredilmiş. Evvelce bahsi geçmiş olan.

mukayyed

  • Kayıtlı, bağlı, bağlanmış.
  • Bir işe önem veren.
  • Kaybolmuş, deftere geçmiş.
  • Kayıtlı. Serbest olmayan. Sınırlı. Bağlı.
  • Deftere geçmiş, kaydedilmiş olan. Bağlanmış. El veya ayağında zincir, kelepçe bulunan. Mevkuf olan.
  • Bir işe ehemmiyet veren. İşine önem verip bakan.

mündefi'

  • İndifâ etmiş, geçmiş, atlatılmış. Def olunmuş.

münsecil

  • (Sicil. den) Mahkeme defterine yazılmış, sicile geçmiş.

mürted

  • Din değiştiren, İslâm dinini bırakarak eski dinine veya başka bir dine geçmiş olan.

müseccel

  • (Secl. den) Kayda geçmiş, sicilli.
  • Mahkeme defterine geçirilmiş.
  • Kimseden men'olunmayan mübah nesne.

mütekaddim / متقدم

  • Geçmiş, eski. (Arapça)

mütekaddimin / mütekaddimîn

  • Evvelkiler, geçmiştekiler.
  • Eskiden gelmiş İslâm allâmeleri.

mütekadim

  • Geçmiş bulunan, tekadüm eden.

müzmin

  • Eskimiş. Üzerinden zaman geçmiş. Zamanla yerleşmiş olan (hastalık).

nadib

  • Geçmiş.
  • Hafif adam.
  • Yas tutan.

naib-i fail / naib-i fâil

  • Meçhul fiilin mevzuu olan kelime ki, harekesi merfu olur. (Küsirel kalemü: "Kalem kırıldı" cümlesinde " kalem", "Naib-i fâil" olmuş ve fâilin yerine geçmiştir.)

netice-i ni'met-i sabıka / netice-i ni'met-i sâbıka / نَتِيجَۀِ نِعْمَتِ سَابِقَه

  • Geçmiş ni'metin neticesi.

netice-i nimet-i sabıka

  • Geçmişte verilmiş nimetin sonucu.

nevcah

  • Bir makama veya memuriyete yeni geçmiş olan. (Farsça)
  • Tahta yeni oturmuş (padişah). (Farsça)

ömr-ü güzeşte

  • Geçmiş ömür. Geçmiş hayat.

sabık / sâbık

  • Geçmiş. Önceki.
  • Zamanca veya rütbece ileride olan.
  • Eskiden işlenmiş suç.
  • Önceki, geçmiş.
  • Önceki, geçen, geçmiş.

sabık-ul beyan / sâbık-ul beyân

  • Yukarıda söylenillmiş, zikri geçmiş.

sabıka / sâbıka / سابقه

  • Geçmişte kalan suç. (Arapça)
  • Bir insanın geçmişteki hali. (Arapça)

sabıkta / sâbıkta

  • Eskiden, geçmişte.

sabıkun / sâbıkûn

  • (Tekili: Sâbık) Sâbıklar. Öncekiler. Geçmişler.

sahih kan / sahîh kan

  • Sekiz yaşını bitirip, dokuz yaşına bastıktan birkaç gün veya ay, yâhut seneler sonra, sıhhatli bir kızın veya âdet zamânı son dakikasından îtibâren tam temizlik (on beş gün) geçmiş olan kadının önünden çıkan ve Hanefî mezhebine göre, en az üç gün (ye tmiş iki saat) devâm eden kan; hayız ve aybaşı ka

salif

  • Evvelce geçen, geçmiş. Mukaddem.
  • Geçen, geçmiş.

salif-ül arz

  • Dünyanın ve arzın evveli veya geçmiş zamanı.
  • Evvelce arz olunan.

salif-ül beyan

  • Bildirilmiş, beyanı geçmiş.

salifü'l-arz / sâlifü'l-arz

  • Önceden arz edilen; geçmişte arz olunan.

şani'

  • Adavet etmek, kin tutmak mânasına "şeneân" dan ism-i fâil olup, buğz eden, kin tutan demektir. Esas murad ise; buğz edip geçmiş olan değil, buğzunda devam ve ısrar eden demektir.

şeddad

  • Kâfir.
  • Çok eskiden Yemen'de Âd Kavminin hükümdarı Allah'a isyan ederek Cennet'e benzetmek iddiasiyle İrem bağını yaptırmış, bu bağdaki köşke girmeden kavmi ile yani taraftarlariyle birlikte gazaba uğramış, çarpılmış, yerin dibine geçmiştir.

selif

  • Eski zamanda geçmiş olan.

sermest

  • Başı dönmüş, kendinden geçmiş. (Farsça)
  • Başı dönmüş, kendinden geçmiş.
  • Kendinden geçmiş.

sevabık

  • (Tekili: Sâbıka) Geçmiş şeyler. Geçmiş haller. Geçmişte işlenmiş suç ve kabahatlar.

sevabik

  • Daha önceden geçmiş olan.

sevalif

  • (Tekili: Sâlif ve Sâlife) Geçmişler. Geçmiş insanlar.

seyyiat-ı mazi / seyyiat-ı mâzi

  • Geçmişe ait kötülükler.

seyyiat-ı sabıka

  • Geçmiş dönemlerde işlenen kötülük ve günahlar.

sibak

  • (Sebk. den) Bir şeyin öncelik hali. Birisinden ileri geçmek. Bir şeyin geçmişi.
  • Bağ, bağlantı.
  • Geçmiş, önceki.
  • Bir şeyin üst tarafı, geçmişi.
  • Bağ, bağlantı, sözün gelişi.

siga-i mazi / sîga-i mâzi

  • Gr. geçmiş zaman kipi.

süllaf

  • (Tekili: Selef) Selefler. Önce gelip geçmiş olanlar.

tarih-i hayat

  • Hayat tarihi, özgeçmiş.

tarih-i hayat-ı hürriyet

  • Hürriyet hayatının tarihi, tarihi geçmişi.

tarihi / tarihî

  • Tarihe geçmiş, oldukça önemli.

tebelleş

  • Birbirine geçmiş, karmakarışık, karışmış.

tekaddüm

  • Geçmiş bulunma.
  • Öne geçme. İlerleme.
  • Birine gelmesi muhtemel bir zararın def'i için evvelceden iş'ar ve tenbih eylemek.
  • Fık: Mürur-u zaman olmak. Zamanı geçmiş bulunmak.

tekadüm

  • Geçmiş bulunma.
  • Mürur-u zaman olma.

telafif / telâfîf

  • Örgü gibi iç içe geçmiş ince mânâ katmanları.

tenasüh / tenâsüh

  • Ölen kimsenin rûhunun başka bir bedene geçtiğine dâir, bâtıl, asılsız bir inanış. Bilhassa, Hindûlar ve geçmiş milletler arasında yaygın idi.

tesavir-i mütedahile / tesâvir-i mütedahile

  • İç içe geçmiş tasvirler, resimler.

ulum-u evvelin ve ahirin / ûlum-u evvelîn ve âhirîn

  • Geçmiş ve gelecek insanların sahip olduğu ilimler.

ümem-i salife / ümem-i sâlife

  • Geçmişteki milletler.
  • Geçmişteki ümmetler. İslâmiyetten evvel diğer Peygamberlere tâbi olmuş ümmetler.

umur-u gaybiye

  • Gaybi olan ve hissiyâtımızla bilinmeyen işler. Geçmiş zamana yahut geleceğe dâir olan ve hazırda mevcut olmayan işler.

vaki' / vâki'

  • Olan, düşen, konan. Mevcud ve var olan.
  • Geçmiş olan, geçen.

velayet-i meczubane / velâyet-i meczubâne

  • İlâhî aşkta kendinden geçmiş şekildeki evliyalık.

vukuat-ı mazi / vukuat-ı mâzi

  • Geçmişteki olaylar.

yemin-i gamus / yemîn-i gâmûs

  • Günâha ve Cehennem'e sokan yemin. Geçmişteki bir şey için, bile bile yalan söyleyerek, yemin etmek.

yemin-i lağv / yemîn-i lağv

  • Boş yere yemîn. Geçmiş bir şey için zan ile yanlış yemîn etmek. Bunda günah ve keffâret yoktur.

zaman-ı mazi / zaman-ı mâzî

  • Geçmiş zaman.

zaman-ı sabık

  • Geçmiş zaman.

zaman-ı salif / zaman-ı sâlif

  • Geçmiş zaman.

zaman-ı salife / zaman-ı sâlife

  • Geçmiş zaman.

zamir-i fiili / zamir-i fiilî

  • Gr: Geçmiş zaman fiillerinin sonuna gelen -dim, -din, -Di, -dik, -diniz, -diler... gibi eklerdir.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR