LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te geçme ifadesini içeren 299 kelime bulundu...

a'raf / a'râf

  • Cennet ile Cehennem arasında yer alan ve birinin te'sirinin diğerine geçmesine mâni olan sûrun (engelin) yüksek kısımları.

ablukayı bozmak

  • Muhasara hattını yarıp geçmek.

abr

  • Rüya tabir etmek. Düş yormak.
  • Yaş akıtmak. Sudan veya başka yerden geçmek.
  • Söylemeden bir şeyi düşünmek.

adem

  • Yokluk, varlığın zıddı.
  • Tasavvufda sâlikin (tasavvuf yolcusunun) kendisini kaplayan mânevî hal sebebiyle kendinden geçmesi hâli.

afv-i anilkat'

  • Huk: Azalarından biri kesilen bir şahsın, buna karşılık hak kazandığı diyet veya kısas davalarından vaz geçmesi.

alem-i istiğrak ve sekir / âlem-i istiğrak ve sekir

  • Kendinden geçme ve mânâ alemindeki sarhoşluk âlemi.

an-karib

  • Yakından, çok zaman geçmeden.

ankarib / ankarîb / عن قریب

  • Yakında, yakından, çok geçmeden. (Arapça)

bast

  • Yayma, açma.
  • Özellikle hurufilikte cezbe ve tefekkür içinde kendinden geçmeyi ifade eder.

bevh

  • Kızgınlık ve hiddetin geçmesi.
  • Ateşin sönmesi.

bevs

  • Acele, ileri geçme, ileri gitme.
  • Bıktırıncaya kadar israr etme.
  • Bir kimseden kaçıp gizlenme.
  • Bir şeyin rengi.

bey'-i bil vefa / bey'-i bil vefâ

  • Vefa ile satış. Alıcı ve satıcının, satıştan vazgeçmek hakkına sâhip olduğu alış-veriş.

bihod / bîhod / بيخود

  • Baygın. (Farsça)
  • Kendine olmama, kendinden geçme. (Farsça)

bil'intikal

  • Geçerek, geçmekle.

büdur

  • İleri geçme, hızla geçme.

cari

  • Akan, akıcı.
  • Geçmekte olan.
  • İnsanlar arasında mer'i ve muteber ve mütedavil olan.

caymak

  • Vazgeçmek. Sözünden dönmek. (Türkçe)

cedd

  • Babanın babası veya ananın babası.
  • Büyüklük, azimlik.
  • Kat'edip geçmek.
  • Tâli'li olmak.
  • Kesmek.

cenab-ı lemyezel / cenâb-ı lemyezel

  • Yok olması, gelip geçmesi imkansız olan Allah.

cezbe / جَذْبَه

  • Allah sevgisiyle kendinden geçme hâli.
  • Allah sevgisiyle kendinden geçme hâli.
  • Coşup kendinden geçme.

cim secavendi / cim secâvendi

  • Kur'ân-ı Kerim'deki durma yerlerinden biri. Bu secâvendde durmak veya geçmek caizdir.

cıvata

  • Arkası iri başlı ve ucu somun geçmek üzere yivli vida. Başlıca potrelleri, demir ve tahtaları birbirine bağlamaya yarar.

cülus / cülûs / جلوس

  • Oturma. (Arapça)
  • Tahta geçme. (Arapça)
  • Cülûs etmek: Tahta geçmek. (Arapça)

dagal

  • Hile. (Farsça)
  • Geçmez akçe, kalp para. (Farsça)
  • Hileci, hile yapan, dolandırıcı. (Farsça)
  • Çerçöp. (Farsça)

debib

  • Yürümek.
  • Harekete geçmek.

delef

  • Tekaddüm etmek, ileri geçmek. Önde bulunmak.

devre

  • (Çoğulu: Devrât) Dönüş dönme, dönem.
  • Birkaç yıldan meydana gelen zaman süresi.
  • Elektrik devresi. Üzerinden elektrik akımı geçmekte olan bir iletken yolun tamamı.

dımar

  • Cehalet devrinde Arabistanda bir sanem (put) ismi.
  • Bir daha sâhibinin eline geçmesi ümid edilmeyen zâil olmuş mal.
  • Sonraya bırakılan vâde. Müddeti hudutsuz borç.
  • Gizli.

düruc

  • Dürmek.
  • Geçmek.
  • Koymak.

düsse

  • Başa soğuk geçmek.

ehl-i sekr

  • Aklı ile hareket edemeyip hissi ve zevki ile hareket eden, sarhoş. (Farsça)
  • Tas: İlâhî bir tecelli ile istiğrak halinde olanın kendinden geçmesi hali. (Farsça)

ehl-i zevk / اَهْلِ ذَوْقْ

  • İlahî sırların ruh ve kalbten, nefis ve hislere geçmesiyle bundan zevk alan kimseler.

eşebb

  • Arasından geçmek mümkün olmayan ağacın sıklığı.

evvel

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Herşeyin başlangıcı olan, varlığından önce yokluk geçmeyen, hiç bir şey yok iken, vâr olan.

fasid temizlik / fâsid temizlik

  • Sahîh olmayan temizlik.Kadınlarda hayız kanının kesilmesinden sonra on beş gün geçmeden önce kan görme hâli.

fena

  • (Beka'nın zıddı) Yokluk. Yok olma.
  • Geçici dünya.
  • Geçip gitme.
  • Tas: Kendi varlığından geçmek.
  • Kötü.
  • Devamlı olmayan.
  • Çok kocamış olmak.

fena fillah makamı / fenâ fillâh makamı

  • Allah'ın varlığında tamamen yok olma makamı, Onun varlığına dalıp kendinden tamamen vazgeçme makamı.

fena-yı mutlak / fenâ-yı mutlak

  • Kendinden tamamiyle geçme.

fenh

  • Su içerken tamamen kanmadan vaz geçmek.

ferag

  • Vaz geçmek. Hiç bir şeyle meşgul olmayıp dinlenmek.
  • Boşaltma.

ferağ / ferâğ / فراغ

  • Bırakma, terk etme, vazgeçme. (Arapça)
  • Boş durma. (Arapça)
  • Ferâğ etmek: Bırakmak. (Arapça)

feragat

  • Tok gözlülük. Hakkından vaz geçmek, bir şey istememek. Şahsî dâvasından vaz geçmek.
  • Boşalmak, hâlî olmak.
  • Fedakarlık, özveri, kişisel hakkından vazgeçme.

ferağat

  • Fedakarlık, hakkından vazgeçme.

feragat / ferâgat / فَرَاغَتْ

  • Hakkından vazgeçme.

feragat-ı nefis

  • Nefsini geri çekmek, hakkından isteyerek vazgeçmek.

feragat-i nefis

  • Kendi hakkından vazgeçme, özverili olma.

feragat-ı nefs

  • Kendi hakkından vazgeçme.

fevt

  • Bir daha ele geçmemek üzere kaybetmek, elden çıkarma, kaçırma,
  • Ölüm.

fidye

  • Bir şeyin yerine geçmek üzere verilen bedel.
  • Çok yaşlı ve hasta olan kimsenin tutamadığı oruç, ölüm hastalığına yakalananın kılamadığı namaz, vefât etmiş kimsenin namaz ve oruç borçları için ve hacda, ihramlının hastalık özründen dolayı ihramın bâzı yasaklarını işlemesine karşılık vermesi ge

gaşeyan

  • Kendinden geçmek. Kendini kaybetmek. Bayılmak. Gaşyolmak.

gaşy / غشى

  • Bayılma, kendinden geçme.
  • Kendinden geçme.
  • Bayılma, kendinden geçme. (Arapça)

gaşyet

  • Kendinden geçme, bayılma.
  • Örtmek.
  • Hayret.

gaşyolma

  • Kendinden geçme. Kendini bilemez hale gelmek.

gelu-gir

  • Dağ armudu. Ahlat. (Farsça)
  • Boğazdan geçmesi zor olan şey. (Farsça)

geşt

  • Seyretme, dolaşma, gezme, tenezzüh.
  • Geçme.

girift

  • Yakalama, tutma. (Farsça)
  • Dolaşık. Birbiri içine girik. Girintili çıkıntılı, karışık. (Farsça)
  • Motifleri birbirine girik ve içiçe geçme olan tezyinat tarzı. Buna aynı zamanda arabesk de denilir. (Farsça)
  • Türk musikisinin nefesli sazlarından olup, bugün unutulmak üzeredir. Ney'e benzer. Girift ç (Farsça)

güzar

  • Geçiş, geçme. (Farsça)
  • Beceren, halleden, yapan. (Farsça)
  • Geçiren, geçirici mânâlarına gelir ve birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Dem-güzar : Zaman geçiren, vakit öldüren. (Farsça)

güzariş

  • Geçiş, geçme. (Farsça)

güzer

  • Geçiş, geçme.
  • Geçici, geçen.

güzeran / güzerân

  • Geçen, geçici. (Farsça)
  • Geçme. Geçiş. (Farsça)
  • Geçme, geçiş.

güzeran-ı hayat / güzerân-ı hayat

  • Hayatın geçmesi; hayatın geçmiş seyri.

güzeşt

  • Geçme, geçiş. Geçen. (Farsça)

hakk-ı takaddüm

  • Öncelik, öne geçme, önde bulunma hakkı.

halef an-selef

  • Seleften halefe geçme. Geçen ve gidenden, gelene kalma. Babadan evlâda geçme.

halet-i istiğrakkarane / hâlet-i istiğrakkârâne

  • Kendinden geçme hâli.

halet-i sahve / hâlet-i sahve

  • Kendinden geçme hâlinin sona ermesi.

hamide / hâmide

  • Uzun müddet geçmesi sebebi ile rengine tegayyür ve siyahlık gelip eskimiş olan.
  • Nebatsız kuru yer.
  • Yanmış kül olmuş.

hareket-i devriye

  • Dairesel hareket; birinin gidip yerine başkasının geçmesi.

havelan-ı havl / havelân-ı havl

  • Zekâtı verilecek bir malın üzerinden bir kamerî yılın geçmesi.

havelan-ül havl

  • Senenin geçmesi. Senenin değişmesi.

havl

  • Güç. Kuvvet.
  • Muhit, etraf.
  • Yıl, sene.
  • Tahavvül, inkılâb.
  • Geçmek.
  • Bir hâlden bir hâle dönmek.
  • Rücu etmek.
  • Sıçramak.
  • Hile.

hidad

  • Dul olan bir kadının mâtem tutup süsten vazgeçmesi.

hilafet / hilâfet / خِلَافَتْ

  • Bir kimseye halef olmak ve onun yerine geçmek.
  • Din ve dünya işlerinde umumi reislik. İmam-ül Mü'minîn olan zât, şer'î hükümlerin icrasında Peygamberimiz Hz. Muhammed'e (A.S.M.) halef olduğu için hilafet vazifesini alana Halife denmiştir. Buna İmamet-i Kübra da denir.Hilafet, 1517 (Hi
  • Birinin yerine geçme, Peygamber vekili olarak âlem-i İslama reislik etme.

hıyar

  • Hayırlılar.
  • (Çoğulu: Hıyârât) Huk: Bir işi yapıp yapmamada serbestlik. Genel olarak bir anlaşmadan vaz geçme. Hususi bir sözleşmenin fesh veya tasdiki. Muhayyerlik. Kendisinde böyle muhayyerlik bulunan kimse, yaptığı bir akdi diğer tarafın rızasına hâcet kalmaksızın bozabilir.

hükm / حكم

  • Hüküm, emir, kesin karar. (Arapça)
  • Hükmünde: Yerinde, gibi. (Arapça)
  • Hükmünü almak: Yerine geçmek, gibi olmak. (Arapça)

hulul / hulûl

  • Girme, geçme.

hunus

  • Rücu etmek, vazgeçmek, geri dönmek.
  • Örtülü olmak.
  • Tehir etmek, sonraya bırakmak.

i'cal

  • Acele ettirme, çabuk yaptırma.
  • Öne geçme.

i'tida

  • Sesini yükseltmek.
  • Zulmetmek.
  • Haddinden geçmek.

i'zab

  • Suyu temizleme.
  • Vazgeçme.
  • Azaba düşürme veya düşürülme.

ibra / ibrâ

  • Alacağından vaz geçmek.

iç kale

  • Kale duvarlarıyla çevrilmiş şehir ve kasabaların bazılarının ortasında ve en yüksek yerinde yapılan küçük kaleler. Bu çeşit kalelere "bâlâ hisâr" da denilirdi. Bu iç kaleler, düşmanın, surları geçmesi hâlinde veya şehirde bir isyân çıktığı zaman, hükümdar veya kumandanın çekilip kendini müdafaa etme (Türkçe)

ictiyaz

  • Geçmek, mürur.

idale

  • Bir şeyin elden ele geçmesi.

iddet

  • Bekleme süresi. İslâm hukukunda kocasından boşanan bir kadının 100 gün, kocası ölen bir kadının 130 gün bekleme müddeti. Bu müddet geçmeden başkasıyla evlenemez.

idrab

  • (Darb. dan) Rüc'u etmek, vaz geçmek. Bir şeyi yapmaktan yüz çevirmek. Mukim olmak.
  • Bir kimse üzerine kırağı yağmak.
  • Sıcak yel eserek yerdeki suyu kurutmak.
  • Ekmeğin pişmesi. (Kamus'tan alınmıştır.)

ifras

  • Fırsat ele geçme.

ifrat

  • Haddinden geçmek. Pek ileri gitmek.
  • Takatinden ziyade iş vermek. (Tefrit'in zıddı)

iğfal / iğfâl / اغفال

  • Aldatma, kandırma. (Arapça)
  • Irza geçme. (Arapça)
  • İğfâl edilmek: (Arapça)
  • Aldatılmak, kandırılmak. (Arapça)
  • Irzına geçilmek. (Arapça)
  • İğfâl etmek: (Arapça)
  • Aldatmak, kandırmak. (Arapça)
  • Irzına geçmek. (Arapça)

igma'

  • Bayılma, baygınlık, kendinden geçme.

ihbat

  • Mahveylemek. Battal ve geçmez hale koymak.
  • Kuyunun suyu çoğalmak veya bitmek.
  • İşin karşılığını vermek.
  • Amelin sevabını giderip, hiçe indirmek.

ihcam

  • Bir şeyden korkarak vaz geçme, dönme. cayma. Men olunma.

ihtizaz

  • Hafif titremek. Deprenmek.
  • Şevk ile meyil ve hareket. Harekete geçme.
  • Sallanma, sıçrayıp oynama.

ihtizaza gelmek

  • Titremek, harekete geçmek.

ikaf

  • (Vakf. dan) Vakfetme, malını vakıf şekline koyma.
  • Bir işten vaz geçme, durdurma.

iktidab

  • Bir şeyi kendisi için kesmek.
  • Henüz öğretilmemiş deveye binmek.
  • İrticâlen söz söylemek.
  • Edb: Şâir, kasidesinden teşbihi keserek maksadına, yani medhettiğinin medhine geçmek.

ilik

  • t. Elbisenin düğme geçmeye mahsus deliği.
  • Kemiğin içinde bulunan madde.

imam

  • Öne geçmek.
  • Önde ve ileride olan. Delil ve rehber.
  • Cemaate namaz kıldıran.
  • İçtihad sahibi zat. Mezheb sahibi olan.
  • Bir mahallenin lüzumlu işlerine ve içtimaî vazifelerine nezaret eden.
  • Müslümanların imamı olan halife ve askerlerin başı. Sultan. Hâkim.

inabe / inâbe

  • Günahlardan vazgeçip Hak yola dönmek.
  • Bir mürşidden el alıp yerine geçme.

inad

  • Israr, muannidlik, ayak direme, dediğinden vazgeçmeme.

indimac

  • Kenetlenme. Dürülüp birbirine geçme.

indira'

  • Bir işe girişme, bir şeye teşebbüs etme.
  • Öne geçme.
  • Buluttan kurtulma.

infisal

  • Olduğu yerden ayrılma. Yeni bir fasıla geçme.
  • Yerini bırakıp gitme.
  • Azledilme.

inha'

  • Vazgeçme.
  • Yöneltme, tevcih etme.

inhidad

  • (Hadde. den) Keskinleşme, incelme, sivri olma.
  • Basılıp ezilme, haddeden geçme.

inhimad

  • Ateşi sönmeyip alevi geçme.

inkılab / inkılâb

  • Başka tarza değişme. Bir hâlden diğer hâle geçme. Başka türlü olma.
  • Altüst olma.

inşibak

  • Şebeke şeklinde olma.
  • Balık ağı gibi birbirine geçme.

intidam

  • Kolayca ele geçme. Kolay bir şekilde elde etme.

intikal / intikâl / انتقال

  • Bir yerden bir yere nakletmek. Tebdil-i mekân etmek.
  • Göçmek, geçmek.
  • Sirâyet. Bulaşmak.
  • Bir şeyin miras olarak kalması.
  • Bir mes'eleden diğer bir hususu veya neticeyi anlamak.
  • Geçme, anlama.
  • Göçme, taşınma. (Arapça)
  • Kavrama. (Arapça)
  • Miras geçmesi. (Arapça)
  • İntikal etmek geçmek: (Arapça)

intikal etme

  • Yer veya konum değiştirme, bir halden diğerine geçme.

inzicar

  • Çekilmek, vazgeçmek.

irsen

  • Miras olarak, anadan, babadan geçmek yolu ile.

irtiaf

  • İleri geçme, ilerleme.

isa

  • Dört büyük peygamberden birisidir. Hakiki Hristiyanlık dininin peygamberidir. Kur'an-ı Kerim'de meziyet ve senası geçmektedir. İncil, mukaddes kitabıdır. Vahiy ile kendine gönderilmiştir. Ancak kendisinden sonra Havarileri tarafından yazılmıştır.

iştibak

  • Karışıklık; birbirine geçme.
  • (Şebeke. den) Örülmek. Örgülenmek.
  • Karşılıklı birbirine geçmek.
  • Perişanlık.
  • Zâhir olmak.
  • Koz: Güneş battıktan sonra gökte kum taneleri gibi görünen karışık yıldızlar.

istiglaz

  • Bir şeyi galiz saymak, galiz bilmek.
  • Satın almaktan vazgeçmek.

istigrak

  • Gark olmak, dalmak.
  • Dalgınlık.
  • Ist: Seraba kapılmak. Manevî bir hal ile hayret ve taaccübden bayılmak derecesine gelmek.
  • Tas: Dalgınlıkla, zihni bütün bütün meşgul olmak. Aşk-ı İlâhî ile dünyayı unutup kendinden geçmek.
  • Gr: "El" harf-i ta'rifinin, isimleri umu

istiğrak / istiğrâk / استغراق

  • Bir şeyi baştan aşağı kaplamak. Tasavvuf erbabının vecde gelip kendinden geçmesi.
  • İstiğrak lâmı: Bir cinsin bütün bireylerini içine alan belirtme edatı, lâm-ı tarif, diğer adıyla harfi tarif.
  • İlâhî aşka dalıp coşarak kendinden geçme, esrime.
  • Dalma, gömülme. (Arapça)
  • Boğulma. (Arapça)
  • Kendinden geçme. (Arapça)

istiğrak-ı mutlak

  • Allah aşkı ile tamamen kendinden geçmek.

istiğrak-ı ruhani / istiğrak-ı ruhanî

  • Tasavvufta Allah aşkından dolayı ruhen kendinden geçme hali.

istiğraki / istiğrâkî

  • Allah aşkıyla kendinden geçme.

istihale / istihâle

  • Bir hâlden başka hâle geçme, biçim değiştirme.

istihale-i latife / istihale-i lâtife

  • Çok ince ve hoş bir şekilde bir halden başka bir hâle geçme; lâtif ve ince dönüşüm.

istihase

  • Organik maddelerin, şekillerini muhafaza ederek zamanla taş hâline geçmesi. Fosilleşme.

istikdam

  • Önde bulunma, öne geçme.
  • Çok ayaklı olma. Ayaklarının adedi fazla olma.

istinaa

  • Yürüyüşte bir kimseyi geçme.

istislaf

  • (Selef. den) Birinin yerine geçme. Selef olma.

itla'

  • Başkasını geçme.
  • Te'hir etme.

itrak

  • Bırakma, vazgeçme, terkettirme.

kaim / kâim / قائم

  • Ayakta. (Arapça)
  • Yerine geçen. (Arapça)
  • Dik. (Arapça)
  • Kâim olmak: Yerine geçmek. (Arapça)

kampanya

  • Sıkı bir iş ve çalışma devresi.
  • Maksatlı uğraşma. Bir maksad için faaliyete geçme.

kariben

  • Bir zaman sonra, yakın vakitte. Çok zaman geçmeden.
  • Sülâlece ve soyca yakın olan.

kasid / kâsid

  • İşlemez, revâçsız, kıymetsiz. Çarşıda pazarda geçmez olan para.

kasr-ı yed

  • El çekmek, ferâgat etme, vazgeçme.

kat

  • Kesme, geçme.

kat'

  • Kesme, ayırma.
  • Geçme. Yol almak. Yüzerek geçmek.
  • Delil ve bürhan ile ilzam etmek.
  • Edb: Sözün te'sirini arttırmak ve dinleyenin anlayışına bırakmak için söz bitmeden kesivermek."İmtihan geliyor. Çalışın, yoksa..."Görmüyor gittiği yanlış yolu zannım çoğunuz Size rehberl

kat'-ı merahil / kat'-ı merâhil

  • Merhaleleri, durak yerlerini geçme. Yol alma, ilerleme.

kat'-ı meratib

  • Mertebeleri aşıp geçme.

kat'-ı nazar

  • Bir şeye bakmaktan vazgeçme, ondan ilgisini kesme.

kebir / kebîr

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Varlığından önce yokluk geçmemiş olan.

kebn

  • Kova ağzını iki kat edip dikmek.
  • Udul etmek, dönmek, vazgeçmek.
  • Besili ve semiz olmak.
  • Kaybetmek.

keff

  • Vaz geçme, el çekme, çekinmek, men'etme, imtinâ etmek, sâkit olmak.
  • Avuç, el, avuç içi.
  • Nimet.

kerr ü fer

  • Muharebede geri çekilerek tekrar hücuma geçme.

kesid

  • Sürümsüz, geçmez, aranmaz. Bayağı, aşağı.

keyd

  • Tuzak. Kötülük, hile.
  • Men'etmek.
  • Kusmak.
  • Çakmağın tezce ateşi çıkmayıp geçmek.
  • Cenk etmek, dövüşmek.
  • Karganın ötmesi.

keyfiyet-i meczubane / keyfiyet-i meczubâne

  • Cezbeye kapılıp kendinden geçme hâli.

kudum

  • Uzak ve uzun bir yoldan gelmek.
  • Ayak basmak.
  • İleri geçmek. İlerilik.

kürur-u a'vam

  • Senelerin birbirini takib etmesi. Yılların ard arda geçmesi.

küsud

  • Çekilme, vaz geçme. Ric'at. Gayeye varmadan geri dönme.

kutu'

  • Sudan veya bir yoldan geçme.
  • (Kuşlar) göç etme.
  • (Tekili: Kat') Kesintiler.

loça

  • Geminin baş tarafında ve iki yanda demir zincirin geçmesine mahsus delikler.

mahv ve sekir

  • Fenafillâh makamında kendi varlığını hiç görmek ve bu mânevi hâlin zevk ve te'sirinden ruhi bir coşkunlukla kendinden geçme hâli.

makam-ı nüfuz / makam-ı nüfûz / مَقَامِ نُفُوذْ

  • Sözü geçme, i'tibar makamı.

merr

  • Geçmek. Mürur etmek.
  • İp.
  • Bel dedikleri âlet.
  • Demir külünk.

mesag

  • Açlık.
  • Geçmesi kolay olan.
  • İtibar, değer.
  • İzin. Müsaade. Ruhsat, cevaz.

meşreb-i aşk ve istiğrak

  • Allah aşkıyla kendinden geçme yolu.

mest-i müstağrak

  • Dalarak kendinden geçme.

metab

  • Tevbe etmek.
  • Rücu etmek, geri dönmek, caymak, vazgeçmek.

metali'

  • Matla'lar. Tulu' edecek yerler veya zamanlar. Güneş veya benzerinin doğduğu yerler.
  • Ast: Herhangi bir yıldızın i'tidal-i rebii (Arz'ın güneş etrafındaki gezmesinde, 20 Mart'ta bulunduğu) noktasından geçmek üzere başlangıç kabul edilen daire ile bu yıldızın semavî istiva dairesi üzeri

meylü't-tecavüz

  • Haddi aşma, başkasının hakkına geçme meyli.

meyz

  • Ayırmak, birşeyi denklerinden üstün tutmak.
  • Bir yerden bir yere geçmek.

mi'ber

  • Suyu geçmeğe yarıyan kayık, sal gibi vâsıtalar.
  • Köprü. Su geçme geçidi.

mücaveze

  • Haddinden ileri geçmek. Normali aşmak. Bir şeyin, hadd-i itidâli geçmesi.
  • Birini suç ve günahı ile muâheze eylemeyip görmemezlik ile afv ve müsamaha eylemek.

müna

  • (Minâ) Arzular.
  • Birinin yerine kaim-i makam olmak, birinin yerine geçmek.
  • Suya giden yol.
  • Mekke-i Mükerreme'de hacıların kurban bayramında kurban kestikleri ve şeytan taşladıkları mukaddes yer.

munsarif / منصرف

  • Vazgeçen. (Arapça)
  • Munsarif olmak: Vazgeçmek. (Arapça)

murakabe

  • Kontrol etmek. İnceleyip vaziyeti anlamak. Teftiş etmek.
  • Kendini kontrol etmek. İç âlemine bakmak. Gözetmek.
  • Hıfz etmek.
  • Beklemek. İntizar.
  • Dalarak kendinden geçmek.
  • Tas: Kendisini tamamen nâfile ibâdet ve itaate vermek için mâbede kapanmak.

müruk

  • Okun yaydan çıkıp nişanın diğer tarafına geçmesi.
  • Dinden huruç etmek, mürtedlik.

murur / murûr

  • Murûr etmek: Geçmek.

mürur / mürûr / مرور / مُرُورْ

  • Geçmek, gitmek. Bir taraftan girip öteden çıkmak.
  • Sona erme, nihâyet bulma.
  • Geçme.
  • Geçme, geçip gitme, geçiş. (Arapça)
  • Mürûr etmek: Geçmek. (Arapça)
  • Mürûr eylemek: (Arapça)
  • Geçmek. (Arapça)
  • Uğramak. (Arapça)
  • Geçme.

mürur u ubur / mürûr u ubûr

  • Gelip geçme, geçip gitme.

mürur ve ubur / mürur ve ubûr

  • Geçmek ve atlamak.
  • Geçiş ve gelip geçme.

mürur-ı zeman / mürûr-ı zemân

  • Zaman aşımı, zaman geçmesi.

mürur-u a'sar / mürur-u a'sâr / mürûr-u a'sâr / مُرُورُ اَعْصَارْ

  • Asırların geçmesi.
  • Asırların geçmesi.

mürur-u zaman / mürûr-u zaman / مُرُورِ زَمَانْ

  • Zamanın geçmesi.
  • Zamanın geçmesi.
  • Bir iş ve dâva hakkındaki belli bir zamanın geçmesiyle o iş ve dâvanın hükümden düşmesi.
  • Zamanın geçmesi.
  • Zamanın geçmesi.

müşaat

  • (Şe'v. den) İleri geçme.
  • Yarış etme.

müsabakat / müsâbakat

  • Yarışma; birbirini geçme gayretleri.

müsaraa

  • (Çoğulu: Müsâraât) Acele etmek. Bir şeye doğru koşmak. Sür'atle teşebbüse geçmek.

musırr

  • Direnen. Ayak direyen. Vaz geçmeyen. Sebat eden. Sözünden dönmeyen.

mütesabık

  • Müsabaka eden. Birinden üstün gelmek için çalışan.
  • İleri geçmek için yarışmak, birisinden ileri geçmek.

na-makbul

  • Makbule geçmez, kabul olmayan. Kabul edilmeyen. (Farsça)

na-mesbuk

  • Benzeri hiç olmamış, geçmemiş. (Farsça)

na-refte

  • Gidilmemiş, geçilmemiş. Kimsenin gidip geçmediği yer. (Farsça)

namesbuk / nâmesbûk / نامسبوق

  • Olmamış, geçmemiş, cereyan etmemiş. (Farsça - Arapça)

nebehrece

  • Geçmez bakırlı para. Sahte akçe.
  • Her nesnenin kötüsü.

nefaz

  • Geçme, işleyip öte tarafa geçme.
  • Sözü geçme, sözü dinlenme.

nefiz

  • Okun geçmesi gibi içe geçmek, işlemek.
  • Sözü geçer olmak.

nekabet / nekâbet

  • Dönme, vazgeçme, cayma.
  • Yapılan satış sözleşmesinden dönmek, vazgeçmek.

nekb

  • Musibet ve kedere uğrama.
  • Meyletmek, eğilmek.
  • Udul etmek, vazgeçmek, haktan dönmek.

nüfuz / nüfûz

  • Sözü geçer olmak, sözü dinlenmek.
  • Vücudundan işleyip geçmek. İçine alan.
  • İçe geçme, sözü geçer olma.

nüfuz etme

  • İçe geçme, işleme.

nükul / nükûl

  • Vazgeçme, geri dönme, cayma.
  • Dönme, cayma, vazgeçme; bir malı satın aldıktan sonra vazgeçerek satıcıya geri verme.

pot

  • t. Irmakları geçmek için kullanılan sal.
  • Dikişin bir tarafında görülen kumaş kabarığı.

rabia-i adeviye

  • (Hi: 95 - 185) Basra'lı bir hatun. Bütün hayatını dine hizmet için vakfetmiş, zengin kimseler evlenmek teklifinde bulundukları halde; "Allah'ı anmaktan, dine hizmetten beni alıkor" fikri ile reddetmiş, fakirliği ve istiğnayı kabul edip dine hizmetten vaz geçmemiştir. Talebe okutmuş meşhur bir veliye

rakib

  • Başka biri ile aynı şeyi isteyen.
  • Bir işte çalışanlarla yarış ederek ileri geçmek isteyenlerden her biri.
  • Murakabe eden, kontrol eden.

rekabet

  • Başkalarını geçmeye çalışmak, benzerleriyle üstünlük yarışına çıkmak.
  • Kıskanmak.
  • Hıfzetmek.
  • Gözetmek.
  • Terakkub üzere olmak, başkalarından ileri geçmeğe çalışmak, benzerleriyle üstünlük yarışına çıkmak.
  • Kendi işini yürütmeğe çalışmak.

revc

  • (Revac) Geçmek.
  • Rüzgârın karışık esmesiyle ne taraftan geldiği belli olmaması.

ric'at

  • Geri dönme, vazgeçme.
  • Erkeğin, boşadığı kadını, iddet süresi bitmeden tekrar nikahlaması.
  • Geri dönme, çekilme, kaçma, vazgeçme.

rihlet

  • Geçmek. Göç etmek, göçmek. Ölmek.

rücu'

  • Geri dönme, vazgeçme, cayma. Sözünden dönme.
  • Edb: Bir fikri daha kuvvetli anlatmak için söylenilen sözden caymış gibi görünmek.

rüya / rüyâ

  • Düş. İnsanın kalbinin ve duyu organlarının dünyâ işleriyle olan meşgûliyetinin kısmen kesildiği, uyku, bayılma ve istiğrak (mânevî coşkunlukla kendinden geçme) gibi hallerde gördüğü şeyler.

sabae

  • Bir dinden bir dine geçmek.

sadaret

  • Vezirlik, başvezirlik. Osmanlı Devleti zamanında Başvekillik makamına verilen isim.
  • Öne geçme, başta bulunma.

safbeste-i hareket

  • Harekete geçmek üzere saf bağlayıp hazır olan.
  • Harekete geçmek üzere saf bağlayıp hazır olan.

sahib-i tertib / sâhib-i tertîb

  • Tertîb sâhibi. Üzerinde kazâya kalmış namaz borcu bulunmayan veya kazâya kalmış namazların toplamı beş vakti geçmemiş bulunan ve namazda sırayı gözetmesi gereken kimse.

sahv

  • Ayıklık; uyanıklık; tasavvufta kendinden geçme hâlinin sona ermesi.
  • Ayılma, ayıklık, aklı başında olmak.
  • Hastanın iyileşmesi.
  • Tas: Kendinden geçme hâlinin sona ermesi, his âlemine tekrar dönmek.
  • Uyanıklık.

sak'

  • Horozun ötmesi. Bir kimseye vurmak.
  • Udul etmek, geri dönmek, vazgeçmek.

sarf-ı nazar / صَرْفِ نَظَرْ

  • Bir şeyden vazgeçme, cayma.
  • Nazar-ı itibare almama.
  • Bir şeyden vazgeçme, cayma.
  • Bakışını çevirme, vazgeçme.

sari

  • (Sâriye) Sirayet eden, bulaşıcı, geçici olan. Genişleyip başkasına da geçmeğe, yayılmağa müstaid olan.

sayfufet

  • Udûl etmek. Yoldan çıkmak, vazgeçmek.

şe'v

  • Geçmek, takaddüm eylemek.
  • Son, nihayet.
  • Devenin yuları.
  • Zembil.
  • Kuyudan kazıp toprak çıkarmak. Kuyudan çıkan toprak.
  • Kaygan.

sebat / sebât / ثبات

  • Yerinden kımıldamama, kararından vazgeçmeme. (Arapça)

sebk

  • İleri geçme, ilerleme. Öne göçme.
  • Vâki olma.
  • Koşuda kazanan hayvan.

sebkat / سبقت / سَبْقَتْ

  • İlerleme, geçme.
  • Geçmek, ilerlemek.
  • Önceden geçme, zikredilme.
  • Geçme. (Arapça)
  • Geçme.

sebkatiyet / سَبْقَتِيَتْ

  • Geçmeklik.

sekerat / sekerât

  • Ölüm hâli, kendinden geçmeler, esrimeler.

sekerat-ül mevt

  • Ölüm halindeki kimsenin kendinden geçmesi, can çekişmesi hali.

sekir

  • Sekr, kendinden geçme hâli, sarhoşluk, esrime.

sekr

  • Kendinden geçme hâli, sarhoşluk, esrime.

selef

  • Eskiden olan, önce bulunmuş olan.
  • Yerine geçirilen.
  • Önde olmak, ileri geçmek.
  • (Self) Eskiden olan. Evvelce bulunmuş olan.
  • Yerine geçilen.
  • Önde olmak, ileri geçmek.
  • Eski adam.

ser / سر

  • Baş. (Farsça)
  • Başkan. (Farsça)
  • Uç. (Farsça)
  • Serden geçmek: Başından vazgeçmek, ölümü göze almak. (Farsça)

sereyan

  • Yayılma, dağılma.
  • Geçme, sirayet.

sermest-i cam-ı aşk / sermest-i câm-ı aşk

  • Allah aşkıyla kendinden geçmek.

sermest-i hayran

  • Hayranlıktan dolayı kendinden geçme.

sermest-i vahşet

  • Vahşilik. İslâmiyet ve insaniyet dışı zevkle kendinden geçme hali.

şevk u cezbe

  • Şiddetli arzu ve istek ve kendinden geçme.

şezb

  • Ağaçtan budanan kuru odun.
  • Geçmek, intikal etmek.
  • Sınır. (Bu mânâya Çoğulu: Eşzâb)

sibak

  • (Sebk. den) Bir şeyin öncelik hali. Birisinden ileri geçmek. Bir şeyin geçmişi.
  • Bağ, bağlantı.

şiddet-i istiğrak

  • Şiddetli şekilde Allah aşkıyla kendinden geçme, derine dalma.

sırat köprüsü

  • Cennet'e gidebilmek için herkesin üzerinden geçmeğe mecbur olduğu ve Cehennem üzerine kurulmuş olan köprü.

sirayet / sirâyet / سرایت

  • Yayılmak, bulaşmak, geçmek.
  • Geçme, bulaşma, yayılma.
  • Bulaşma, geçme. (Arapça)
  • Sirâyet etmek: Geçmek, bulaşmak. (Arapça)

sirayet etme

  • Geçme, bulaşma.

sübha

  • Uyku, nevm.
  • Fâriğ olmak, vazgeçmek, çekilmek. İşi bitirmek.

süda'

  • Geçmek.

sukut etme

  • Düşme, düşmanın eline geçme.

ta'bir

  • (Tâbir) İfade, anlatma. Söz. Mânası olan söz. Deyim.
  • Terim.
  • Rüya yorma. (Ubur. dan) Herhangi bir şeyden ve hâdiseden, başka bir hak ve faydalı mânaya geçmek, intikal etmek ve ibretlendirmek ve ders almak.

ta'kibat / ta'kibât

  • Suç işleyene karşı harekete geçmek ve suçluluk derecesini araştırmak.

taaddi / taaddî

  • Geçme, öteye geçme, saldırma.
  • Zulmetme, adaletsizlik.
  • Örf, âdet ve kanunların sınırını aşma.
  • Arapça'da lâzım bir fiili müteaddî yapmak.

taayyünat

  • Meydana çıkmalar. Belli olmalar. Belli başlı adam sırasına geçmeler.

tahaşhuş

  • Deprenmek, harekete geçmek.

tahatti / tahattî / تخطى

  • (Hatve. den) Bir şeyi atlayıp geçmek.
  • Sınırı aşmak.
  • Saldırış.
  • Haddini bilmeme, sınırı geçme, çizgiyi geçme. (Arapça)

tahavvül

  • (Hâl. den) Birinden diğerine geçmek. Tebdil olunmak, değişmek. Dönmek. Bir hâlden başka bir hâle geçmek.

takaddüm / تقدم

  • (Kıdem. den) Önde bulunma. İleri geçme.
  • Zaman veya mevki bakımından ileride olma.
  • Öncelik, öne geçme.
  • Önce gelme.
  • İleri geçme.
  • Öncelik. (Arapça)
  • Öne geçme. (Arapça)
  • Takaddüm etmek: Öne geçmek. (Arapça)

takadüm

  • Üzerinden zaman geçmek.

talak-ı bayin / talâk-ı bâyin

  • Yeniden evleniyorlarmış gibi kadının rızası ile tekrar nikâh edilmedikçe geri alınamayacağı talâk. Kadın istemiyorsa erkek zorla alamaz. İddet sırasında kadın, erkeğin evinde kalmaz. Erkek üçüncü defa verdiği bâin talaktan sonra, üzerinden hulle geçmeden karısını bir daha (kadın istese de) alamaz.

tarik-i amm / tarîk-i âmm

  • Herkesin geçmesine mahsus yol.

tarik-i istiğrakkarane / tarîk-i istiğrakkârâne

  • Allah aşkıyla kendinden geçme yolu.

tasaddur

  • (Sadr. dan) En başta oturma. Başa geçme.
  • Öğretmek.
  • Yücelik talep etmek, yükseklik ve ululuk istemek.

tasnif

  • Bir âlimin, te'lif etmeden, kendi usûlünce daha önce benzeri olmayan bir kitâb yazması.
  • Hadîs ilminde tedvîn edilen yâni toplanıp bir araya getirilen hadîs-i şerîflerin konularına ayrılması, kitablara geçmesi.

tayy

  • Bükmek, sarmak, dürmek.
  • Kaldırmak.
  • Geçmek.
  • Açmak.
  • Çıkarmak. Bir haberi ketmetmek. Kasten açtırmak.
  • Atlama, üzerinden geçme.

tayy-i mekan / tayy-i mekân

  • Mekânı, mesâfeyi katetme, geçme, mesâfelerin dürülmesi. Allahü teâlânın izniyle az zamanda çok uzak yerlere gitme.

tayy-i meratib

  • Birden üst mertebeye geçmek. Birden mertebeleri aşıp, geçip gitmek.

tayyetmek

  • Geçmek, atlamak, kaldırmak.

tayyızaman

  • Bir zamandan birdenbire başka zamana geçmek.

tebadül / tebâdül

  • Birbirinin yerine geçmek. Karşılıklı değişmek. Trampa.
  • Birbirinin yerine geçme, yer değiştirme.

tebadür

  • Ani olarak zihne girmek.
  • Hâdis olmak.
  • Barışmak.
  • Öğretmek.
  • Diğerini geçmek için sür'atlenmek, hızlanmak.

tebahhurat / tebahhurât

  • Buharlaşmalar. Buğu haline geçmeler.

tebyiz

  • Karalama şeklinde yazılan bir yazıyı temize geçme.

tecavüz / tecâvüz / تجاوز

  • Haddini aşma. Söz veya hareketle ileri gitme.
  • Aleyhine hareket etme.
  • Zorlama.
  • Geçme.
  • Sataşma, saldırma, sarkıntılık.
  • Haddini aşma, sınırı geçme. (Arapça)
  • Sarkıntılık etme. (Arapça)
  • Tecâvüz etmek: (Arapça)
  • Sınırı geçmek, başkasının haklarını hiçe saymak. (Arapça)
  • Irza geçmek. (Arapça)

tecelcül

  • Deprenmek, harekete geçmek.

tederdür

  • Katı deprenmek.
  • Gamdan ve korkudan dolayı kendinden geçmek.

teebbüh

  • Kibirlenme, böbürlenme, gururlanma.
  • Alicenaplık ve göztokluğu ile bir şeyden vazgeçme.

teferrug

  • (Ferâg. dan) Vaz geçme, fârig olma.
  • Bir işi bitirip kurtulma.
  • Satın alınan bir mülkün tapusunu kendi üzerine çevirme.

tefettü'

  • Rücu etmek, geri dönmek, vazgeçmek.

tegaşşi

  • (Gışâe. den) Örtünme, bürünme.
  • (Gaşy. den) Kendinden geçme.

tegayyür

  • Hâlden hâle geçmek, değişmek.
  • Bozulmak.
  • Zıt olmak.

tehavvül

  • Değişme. Bir hâlden başka bir hâle geçme.

tekaddüm / تَقَدُّمْ

  • Öne geçme, ileride olma.
  • Geçmiş bulunma.
  • Öne geçme. İlerleme.
  • Birine gelmesi muhtemel bir zararın def'i için evvelceden iş'ar ve tenbih eylemek.
  • Fık: Mürur-u zaman olmak. Zamanı geçmiş bulunmak.
  • Öne geçme.
  • Öne geçme.

telmih / telmîh

  • (Çoğulu: Telmihât) Lâyıkiyle ve kâmilen keşfedip nazara arzetmek.
  • Bir şeyi açıkça söylemeyip başka bir mâna ifade için söz arasında mânalı söylemek. İmâ ile söz arasında başka bir mânayı ifade etmek.
  • Edb: İbârede bahsi geçmeyen bir kıssaya, fıkraya, ata sözüne veya meşhur bir
  • Bir şeyi açıkca söylemeyip ibarede bahsi geçmeyen bir kıssaya, bir fıkraya, bir ata sözüne veya meşhur bir şiire, bir söze işaret etmek. Kapalı söylemek.

tema'dün

  • (Ma'den. den) Maden haline geçme.

temazüç

  • Kaynaşma; iç içe geçme.

temkin / temkîn

  • Tasavvufta değişmekten, hâlden hâle geçmekten kurtulup, huzur ve sükûna kavuşma.

tenakkul

  • (Nukl. den) Bir yerden başka bir yere geçme.
  • Nakletme.
  • Bir makamdan başka makama intikal etme.

tenasuh

  • Bir ruhun bedenden bedene geçmesi, reankarnasyon.

tenasüh / tenâsüh / تَنَاسُخ

  • İslâmdan hariç olan batıl bir fırkaya göre, ruhun bir bedenden başka birinin bedenine intikâl eder diye olan batıl inanışları.
  • Miras sahibinin ölümü ile malının vârisine geçmesi.
  • Ruhun bedenden bedene geçmesi, sapık bir inanç.
  • Ruhun bir bedenden başka bir bedene geçmesi.

teracu'

  • (Rücu. dan) Bir yere veya bir kimseye dönme.
  • Birinden ayrılma.
  • Dönme, vazgeçme.

terekkün

  • (Rükn. den) Rükünleşme, erkân sırasına geçme, erkândan olma.
  • Mânen kuvvet bulma.

terfi' / terfî' / ترفيع

  • Yükselme. Yukarı kaldırma. İ'lâ etme.
  • Talebenin sınıf geçmesi.
  • Rütbe alma. Rütbe verme.
  • Yükseltme. (Arapça)
  • Rütbesini yükseltme. (Arapça)
  • Bir üst sınıfa geçme. (Arapça)
  • Terfî' etmek: (Arapça)
  • Yükselmek. (Arapça)
  • Rütbesi yükselmek. (Arapça)
  • Bir üst sınıfa geçme. (Arapça)

terk / ترک

  • Bırakma, salıverme, vazgeçme.
  • Boşama. Bakmama. İhmal etme.
  • Bırakma, vazgeçme.
  • Bırakma. (Arapça)
  • Vazgeçme. (Arapça)
  • Ayrılma. (Arapça)
  • Terk edilmek: (Arapça)
  • Bırakılmak. (Arapça)
  • Vazgeçilmek. (Arapça)
  • Terk etmek: (Arapça)
  • Bırakmak. (Arapça)
  • Vazgeçmek. (Arapça)
  • Ayrılmak. (Arapça)

terk-i hesti / terk-i hestî

  • Kendinden geçmek, varlığını terketmek.

tertib sahibi / tertîb sâhibi

  • Üzerinde kazâya kalmış namaz borcu bulunmayan veya kazâya kalmış namazların toplamı beş vakti geçmemiş bulunan ve namazda sırayı gözetmesi gereken kimse.

tesa'su

  • Çok yaşlanmak.
  • Artık gün geçirmek.
  • Bir nesnenin ekserisinin geçmesi.

teşeffu'

  • Şafiî mezhebine geçmek. şafiî olmak.

tesennün

  • Halinden dönmek.
  • Üzerinden yıl geçmek.
  • Yaşlı olmak, yaşlanmak, ihtiyarlamak.
  • (Sinn. den) Diş çıkarma.

tevarüs

  • Mirasa konmak, birisine diğerinden irsen geçmek. Miras yemek.
  • Miras yoluyla geçme.

tevarüsat / tevarüsât

  • (Tekili: Tevarüs) Tevarüsler, mirasa konmalar.
  • İrsen geçmeler, irsî olarak geçmeler.

tezavür

  • (Çoğulu: Tezâvürat) Birbirini ziyâret etme, gidip görme.
  • Vazgeçme, yoldan çıkma, udul etmek.
  • Eğilip meyletme.

tufuh

  • Kap ağız ağıza dolma.
  • Yukarı kalkma.
  • Çabuk geçme.

ubur / ubûr

  • Geçmek. Atlamak.
  • Zorlamak.
  • Suyun öte kıyısına geçmek.
  • Öte tarafa geçme, bir taraftan diğer tarafa geçme.
  • Geçme.

udul / udûl / عدول

  • Yoldan çıkma, dönme, sapma.
  • Vazgeçme.
  • (Tekili: Âdil) Âdiller, âdil olanlar.
  • Dönme, vazgeçme.
  • Vazgeçme. (Arapça)
  • Udûl etmek: Vazgeçmek. (Arapça)

vaziyet-i bihuş / vaziyet-i bîhuş

  • Kendinden geçme hali.

vecd

  • Tasavvuf yolunda bulunan bir kimsenin çok zikretmesi (Allahü teâlâyı anması) veya bir başka sebeb netîcesinde hâsıl olan mânevî lezzetleri tadarak rûhunun coşması, kalbinin gayr-i ihtiyârî (elinde olmadan) kendinden geçmesi, taşması hâli.
  • İlâhî aşka dalarak kendinden geçme.
  • Aşk, muhabbet.
  • Kendinden geçmek, kendini unutacak kadar aşk hâli.

veraset

  • Miras sahibi olma. Ölen bir kimsenin mallarının Allah'ın (C.C.) emrine göre, şeriatça mirasçılara geçmesi.
  • İrsiyet. Varislik, mirasçılık. Mirasta hak sahibi olma.

vicdan

  • İnsanın içindeki iyiyi kötüden ayırabilen ve iyilik etmekten lezzet duyan ve kötülükten elem alan manevî his.
  • Kendinden geçme, dalma.
  • Bir şeyi bir halde görme, bulma.
  • Duyma, duygu.
  • İnanç.
  • Şuur.
  • Bâtın ile Hakkı tanımak.
  • Din.

zapta geçme

  • Resmî kayıtlara geçme.

zeca'

  • Hüküm geçmek.
  • Kolaylık.

zehk

  • Helâk olmak, mahvolmak.
  • Bâtıl olmak.
  • Okun nişanı aşıp geçmesi.
  • Çıkmak, huruç.
  • Derin kuyu.

zeveban etmek

  • Fiz: Sıcaklığını artırarak bir cismin, katı hâlden sıvı hâline geçmesi. Erimiş olması.

zımar

  • Ele geçmesi mümkün olmayan kaybolmuş mal. Alacak veya yeri bilinmeyen mal.
  • Gizli kalmış hazine, iş veya şey.