LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te gada ifadesini içeren 58 kelime bulundu...

agdiye

  • (Tekili: Gada ve Gıda) Yenip içilecek gıdalar.

akl-ı küll / عقل كل

  • Doğadaki genel uyum.
  • Cebrail.

atrese

  • şiddetle ve zorla almak.
  • Gadap etmek.

bertame

  • Gadaptan müntefih olmak, hiddetlenmek.

ceyar

  • Gadaptan ve açlıktan dolayı göğüste olan hararet.

ezame

  • (Çoğulu: Ezamât) Hışım ve gadap etmek. Kızmak, hiddetlenmek.

gad

  • (Gadâ, gaden) Yarın, ertesi.

gada

  • (Tekili: Gazâ) (Gadat) Dağ armudu ağaçları. Dikenli ağaçlar.
  • Ateşi uzun müddet devam eden seksek ağacı.

gadire / gadîre

  • (Çoğulu: Gadâir) Saç örgüsü.
  • Çulha çukuru.

gayz

  • Hiddet, kin, öfke, gadab. Dargınlık. Hınç.

gazab

  • (Bak. GADAB)

gudruf

  • (Çoğulu: Gadârıf) Kıkırdak, kıkırdak kemiği.

guzbe

  • Tez gadaplanan, çabuk kızan.

hamt

  • Misvak ağacı.
  • Ekşimiş süt.
  • Koyunun derisini yüzüp kebap yapmak.
  • Gadap etmek, kızmak.
  • Kibirlenmek, tekebbürlenmek.

hardan

  • Kızgın, hiddetli, gadaplı.
  • Kast ve men'edici, engel olan.

haşm

  • İncitmek.
  • Gadaplandırmak, hiddetlendirmek.

hiddet

  • Öfke. Kızgınlık. Gadab. Dargınlık. Hışım.
  • Keskinlik.

hıfze

  • (Çoğulu: Hafâyiz) Gadap etmek, hiddetlenmek, kızmak.
  • Gayret etmek.

hişmet

  • Hürmet. Heybet ve utanmak, istihyâ. Bozulup kalmak.
  • Gadap ve şiddet. Hiddet.

igdab

  • Gadablandırmak, kızdırmak, öfkelendirmek.

isaf

  • Eseflendirmek. Esef vermek.
  • Hışım ve gadab etmek. Öfkelenmek.

kaat

  • Gadap, hiddet, öfke.
  • Darlık.
  • Yaşlı koyun.
  • Davar memesi.
  • Bağırma ve çığlık şiddeti.

kafs

  • Zorla birşey almak.
  • Gadap, hiddet.
  • Mevt, ölüm.

kuva-yı selase / kuvâ-yı selâse

  • Üç kuvvet. (Kuvve-i şeheviye, kuvve-i gadabiye ve kuvve-i akliye.)

lian

  • Lânetleşmek. İki kişinin birbirini lânetlemesi.
  • Fık: Zevc ile zevcenin hâkim huzurunda şer'i usulüne uygun olarak dörder defa şahitlikte bulunduktan sonra, nefislerine lânet ve gadab okumak suretiyle olan yeminleri. Buna: Mülâene, telâun, iltiân da denir.

maaz

  • Şiddetle gadap etmek, çok fazlasıyla hiddetlenmek.
  • Bir nesne güç gelmek, zor gelmek.

magdub

  • Hiddet ve gadaba uğramış. Doğru ve hak dini tanıyamamış ve rahmetten mahrum kalmış. Lütf-u İlâhîden mahrum olmuş.
  • Fık: Gasbolan mal.

magduben

  • (Gadab. dan) Öfke ve hiddet ile. Gadap ile.

manga

  • Ask. Tek bir kumandanın kolaylıkla sevk ve idare edebileceği kadar erden kurulu küçük askerî birlik. (Yaklaşık olarak on erden kurulabilecek olan mangada birkaç makinalı tüfek veya tabanca ile avcı erleri bulunur.)
  • Savaş gemilerinde erlerin yattığı koğuş.

migdad

  • Çok gadaplı, çok kızgın.

mugazıb

  • Gadap etmek, kızmak, hiddetlenmek.

mugidd

  • Gadap edici, kızgın, hiddetlenici.

muhrenzim

  • Gadaplı, hışımlı, kızgın.

mümkut

  • Hışım ve gadap olunmuş, kızılmış kişi.

müragame

  • Gadap etmek, hiddetlenmek, kızmak.

müzmehhir

  • Gadabı şiddetli olan. Çok kızıp hiddetlenen.

müzmetih

  • Hiddetli, kızgın. Gadaplı.

nagr

  • Gadap etmek, hiddetlenmek, kızmak.
  • Kin tutmak.
  • Çömlek kaynamak.

nakir

  • Gadaplı, kızgın.

nar

  • (Çoğulu: Niran, envar, niyere, niyâr) Ateş. Cehennem.
  • Bir meyve adı.
  • Mc: Allahın gadabı.
  • Yakıcı, azab verici her şey. Şer. Dalâlet. Sefâhet.

nefs

  • (Nefis) Can, kişi, kendi, öz varlık. Bir şeyin zatı olan, kendisi.
  • Göz.
  • Şehvet ve gadabın mebdei olan kuvve-i nefsaniye. Fıtri meyil, bedenin hissi istekleri.
  • Ruh, hayat, asıl.
  • Maya.
  • Hamiyet.

nik

  • (Çoğulu: Niyâk) Dağın yüksek yeri, dağ tepesi.
  • Kızgın, hiddetli, gadaplı kimse.

nühbe

  • Gadapla ve kahirle cebren alınan mal.

saht

  • Hışım, hiddet, kızgınlık, gadap.

şecaat

  • Yiğitlik, cesurluk. Korkulu anda kalb kuvveti ile cesaretini muhafaza etme. Kuvve-i gadabiyenin vasat mertebesidir.

şeka'

  • Maraz, hastalık.
  • Hiddet, kızgınlık, gadap.
  • İncelemek.

sertem

  • Uzun, tavil.
  • Yumuşak sözlü kişi.
  • Hışmını ve gadabını süratle yenen kimse.

setv

  • (Çoğulu: Setavât) Hamle etmek.
  • Kahretmek.
  • Hiddetlenmek, kızmak, gadap etmek.

suht

  • Kızgınlık, gadab. (Rızânın zıddı)

tecerru'

  • (Cur'a. dan) Yudum yudum ve süzerek içmek.
  • Hışmını ve gadabını yutup def'etmek. Hiddetini yenmek.

tefa'

  • Hiddet ve gadap etmek, öfkelenmek, kızmak.

tegaddüb

  • (Gadab. dan) Hiddetlenme, öfkelenme, gazaba gelme, kızma.

tehevvür

  • Korkusuzlukla düşünmeden hareket etmek. Sonunu düşünmeden birden bire karar vermek.
  • Kuvve-i gadabiyenin ifrat mertebesi; maddi mânevi hiçbir şeyden korkmamak hâleti.
  • Çok kızmak, çok öfkelenmek, sertlik; hilmin (yumuşaklığın) zıddı. Gadabın, kızmanın aşırısı. Atılganlık.

teraggum

  • Gadap etmek, hiddetlenmek, kızmak.

tezaggum

  • Gadap etmek, hiddetlenmek, kızmak.

zahh

  • Hışım ve gadap etmek, öfkelenmek, kızmak.
  • Kovmak, def'etmek.

zamzam

  • (Çoğulu: Zamâzim) Büyük ve kuvvetli arslan.
  • Gadaplı ve kızgın kimse.

zemec

  • Gadap etmek, hiddetlenmek, kızmak.
  • Doldurmak.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR